Sanatçılar yürürlüğe giren pandemi genelgesini Ajandakolik’te tartışıyor

ajandakolik

Yalnızca sağlığımız değil, sanat da mı elden gidiyor? Bugün itibariyle yürürlüğe giren yeni bir genelgeyle pandemi sürecinde alınan tedbirlere bir yenisi eklendi. Buna göre açık havada gerçekleştirilecek tüm etkinlikler (konser, oyun, festival gibi…) iptal edildi. Yalnızca sanatçıların değil, sahne arkasında çalışan emekçilerin de ekonomik anlamda zorlandığı bu dönemde, sağlığımızı korumak için alınan bu tedbir paketini (!) sanat dünyasının değerli isimleriyle konuştuk.

Hazırlayan: Nilüfer Türkoğlu

Henüz öğrendik ki 2016 yılından bu yana sahnelerini seyircisine açan Toyİstanbul, pandemi sürecinde yaşadığı sıkıntılar nedeniyle kapılarını kapıyor. Tiyatro Kooperatifi bildiriyor: Özel tiyarolar çöküşte!
Bir yandan #tiyatromuzyaşasın diye haykırırken bir yandan bir tiyatro sahnesini kurtaralım diye oyun afişleri satışa çıkarken , düğünlerin ve camilerin aksine sosyal mesafe kurallarını hiçe saymadan insanların ruhunu iyileştirmek için gerçekleşen açık hava sanat etkinliklerinin iptal edilmesi, sanatın ve sanatçının kırmızı alarm vermesine neden oldu. Kültür sanat emekçileri, hiç olmadığı kadar yalnız bırakıldı, ekonomik olarak zor durumda kaldı. Bu sancılı süreç ve bugün itibariyle uygulanmaya başlanan genelge üzerine kültür sanata gönül vermiş isimler, Ajandakolik’te duygu ve düşüncelerini paylaştı.


SUAVİ (MÜZİSYEN) 

“SANAT SAYENİZDE CAN ÇEKİŞMEKTEDİR, GÖZÜNÜZ AYDIN!”

Bu iktidarın hiçbir zaman samimi, gerçekçi, objektif bir sanat politikası, anlayışı, sorumluluğu ve inancı olmamıştır.
Kimi sanatçılara sahip çıkılıyormuş gibi yaratılan imaj ise aldatmacanın ta kendisidir. Sanatı, sanatçıyı, sanat ile yapılan eleştiriyi, özgürlüğü asla sevmemişlerdir. Bir devlet politikası ve kararlılığı ile sanata asla yatırım yapmamışlardır. Sürdürülebilir bir sanat perspektifleri kesinlikle olmamıştır. Bu anlamda salgını bile kullanmaktadırlar. Sanatı – sanatçıları ve sanat severleri koruyormuş edasıyla getirdikleri engeller ve “sosyal mesafe” uyarıları aslında: tüm sanat disiplinlerine, sanatçılara ve sanat severlere koyulan mesafelerdir!

Uçakların tüm koltukları satılırken, kendi özel mitingleri omuz-omuza yapılırken, Ayasofya’nın açılışına toplu olarak insanlar taşınırken, ibadet yerleri kapsam dışıyken, alışveriş merkezleri faalken, işçiler çalışmaya mecburken, toplu taşıma araçları tehdit olmaya devam ediyorken…

Sanat performanslarını adeta durdurmak, susturmak, bir samimiyetsizlik ve yeni tip bir sansür örneği olarak çırılçıplak ortada durmaktadır. Sanat; sayenizde “can çekişmektedir!” Gözünüz aydın!

ÖNDER FOCAN (CAZ MÜZİSYENİ)

“SANATÇININ RUHUNU DA KORUYABİLMEK İÇİN BİR ŞEYLER YAPILMALI” 

Bir pandemi yaşıyoruz. Dolayısıyla herkes elinden gelen desteği sağlamak ve korunmak durumunda. Ancak sanatçının da bir şekilde korunması ve kollanması lazım. Onun için de alınan önlemlerle birlikte sanatçının da korunmasını gerekiyor. Sadece beden sağlığını korumak için veirlen hizmetlerin dışında sanatçının da ruhunu koruyabilmek için bir şeyler yapılmalı.

MİNE CANGAL (DEVLET SENFONİ ORKESTRASINDA ÇELLİST)

“ÇOK SERT BİR KRİZİN İÇİNDEYİZ” 

Bu sektör çok derin bir yara aldı. Meslektaşlarımızın evlerine aylardır ekmek götüremediği çok sert bir krizin içerisindeyiz. Nasıl çözümleneceğini ya da arkadaşlarımıza nasıl yardımcı olabileceğimizi planlamaya çalışıyoruz.


NİLİPEK. (MÜZİSYEN)

“HAKSIZLIK VE GÜVENSİZLİK HİSSİMİZ İYİCE ARTTI” 

Hastalığın başında “tam karantina” uygulamaya hepimiz hazırdık, çünkü biliyorduk ki gerçekten disiplinli bir süreç ilerleyen zamanlardaki birçok felaketi önleyebilirdi. Tabii ki o zaman da durumlar performans sanatları aleyhineydi; ama ne politikaların ne de desteklerin bu kadar çifte standart göstereceğini tahmin edebildik. Halihazırda haksızlık ve güvensizlik hissimiz  iyiden iyiye arttı.

Tabii ki şunu söylemek lazım, risk oluşturan hiçbir durum kabul edilemez, hele ki sağlık çalışanlarının durumu, hastanelerin doluluğu ve hastalığın ciddiyeti göz önünde bulundurulduğunda. Ama başka bir vurguyla tekrar etmek isterim; risk oluşturan hiçbir durum kabul edilemez. Her şeyi doğru yapmaya, risk oluşturmamaya çalışırken engellendiğimiz ve her yerden aksi yönde, kalabalık, yakın görüntüler izlediğimiz bir dönemdeyiz.

Burcu Görek ve Dilşad Çelebi, “Uyandığımda Sesim Yoktu” oyununu bu sezon da oynayacak. (kapalı alanda)

DİLŞAD ÇELEBİ (YAZAR – OYUNCU) 


“TURKISH CORONA KÜLTÜR SEVİYOR, SANAT SEVİYOR, EĞİTİM SEVİYOR” 

Türk tipi Covid geçirdiği mutasyonla kendisini oldukça geliştirmiş. Turkish Corona kültür seviyor, sanat seviyor, müzik seviyor, tiyatro seviyor, eğitim seviyor, okul seviyor.  Ne tatile, ne  açılışa, ne de mitinge gittiği yok. Varsa yoksa sanat, eğitim…

BURCU GÖREK (OYUNCU)

“KORONADAN MI ÖLECEĞİZ, AÇLIKTAN MI?” 

Öncelikle bu salgın hastalığın değişkenler içermesi, benim şimdi söyleyeceğim şeyleri yarın tamamen ters yüz edebilir. O nedenle alınan karara saygı duymakla birlikte bağımsız olarak fikrimi şöyle ifade edebilirim. En son üç hafta önce Sabancı Müzesi Bahçesi’nde gerçekleşen tiyatro etkinliğine katıldım. Şunu söylemeliyim ki, o ana kadar bulunduğum en steril ortam olabilirdi. Sandalyeler mesafeli yerleştirilmiş, seyirci maskeli ve oldukça bilinçliydi. Oyun bitiminde de seyirciler sessizce alanı terk ettiler. Kalan birkaç kişiyse sohbetini hem mesafeli hem maskeli yaptı. Şimdi ben oraya gittiğim için koronaya mı yakalandım? Hayır. Aksine aylardır eve hapsolmuş ruhum şenlendi. Bir yaşam sevinci buldum.

Açık alan etkinliklerinin yasaklanmasına bu nedenle çok üzüldüm. Benim gözlemim, sanat seyircisi oldukça bilinçli ve nasıl hareket etmesi gerektiğini biliyor. Asıl mesele, bilinçsizlikten kaynaklanıyor. Biz toplum bilincini, korona ile mücadele denilen başlığı eğitimle geliştireceğimiz yerde, buna en çok hizmet edecek alanları kapatıyoruz.

Şimdi kapalı alanlara da aynı kısıtlama gelecek mi bilmiyoruz ama onun da stresi sardı hepimizi. Hem altı aydır işsiz olan bizler, tekrar işimizi yapacağız diye ümit ederken bir yandan da “Acaba ne olacak?” diye endişe ediyoruz. Kapalı alanlarda da aslında tedbirler çok sıkı. Her salonda oynayamıyorsunuz. Salonun havalandırma sistemi uygunsa ve bildiğiniz gibi yarı kapasiteyle oynanabiliyor. Biz buna rağmen oynamaya çalışıp normalleşme adımları atarken, sanat alanına getirilen her kısıtlama işimizi daha da zorlaştırıyor.

Zaten destek almak çok güç. Bizim için işin hem sağlık hem ekonomik boyutu var. Sanat alanına ve işini durdurması gereken diğer sektörlere gerekli destek yapılabilse belki bizler de böyle ikilemde kalmayacağız. Çünkü soru iyice vahimleşiyor; koronadan mı öleceğiz, açlıktan mı?

Okan Bayülgen, Selçuk Yöntem ve Özlem Öçalmaz’ın başrollerini oynadığı Amadeus oyunu, Harbiye Açık hava’da 21-22 Eylül tarihlerinde gerçekleşecekti. Oyun, genelge üzerine iptal olan etkinliklerden yalnızca biri.

ÖZLEM ÖÇALMAZ  (OYUNCU)

“AVM’LER, İBADETHANELER, ADLİYELER, MARKETLER, OKULLAR, OTOBÜSLER, PLAJLAR, KUAFÖRLER TIKLI TIKLIM, KORONA FESTİVALİ GİBİ” 

Aklımızla oynuyorlar. Binbir emeklerle çıkardığımız oyun, aylarlardır bugünü bekliyordu. Açık havada tüm sosyal mesafeli oturma planları, denetimler, hijyen  çalışmaları ve her şey hazırdı. Bir genelgeyle tüm hayaller yıkıldı. Açık hava etkinlikleri yasak ama kapalı salon etkinliklerinin devam ediyor. Onun dışında AVM’ler, ibadethaneler, adliyeler, marketler, okullar, otobüsler, plajlar, kuaförler, kapalı spor salonları her yer tıklım tıklım, korona festivali gibi. Artık mantık da yok oldu. Çocuklar güler bu duruma. Tiyatro ve konserleri sadece eğlence sektörü olarak görüyorlar. Ne yazık. Herkesin anlayacağı şekilde anlatmak lazım. “Bakın kardeşim, biz bu işten para kazanıyoruz, 7 aydır kepenkler kapalı, devlet yardım etmiyor, devlet sadece borç veriyor, bu sektörde evine ekmek götüren çaycısından oyuncusuna kadar herkes çok büyük darbe yemiş durumda. Herkes bi şekilde işine  devam ederken neden SANAT YASAKLANIYOR. ( ! )(?) Gönülleri istediklerini elveriyor, istemediklerine el vermiyor.
Mustafa Kemal’in dediği gibi “SANATSIZ KALAN BİR MİLLETİN HAYAT DAMARLARINDAN BİRİ KOPMUŞ DEMEKTİR.” Devletten göremediğimiz desteği , seyircimizden bekliyoruz, seyircimizin sanata ve sanatçısına sahip çıkması gerekiyor.

YEKTA KOPAN (YAZAR, SESLENDİRME SANATÇISI VE SUNUCU)

“KÜLTÜR SANAT SEKTÖRÜNÜ GÖRMEZDEN GELMEK SANAT ÜRETİMİNİ HİÇE SAYMAK DEMEK”

Açıkhava etkinliklerinin iptali üzerine söylenebilecek tek cümle var aslında: AVM’ler açık! Biraz imalı bir cümle gibi dursa da gerçek bu. Elbette ekonominin çarklarının farkındayız. Ancak merkezi yönetimin o çarkların kültür-sanat sektörü için de dönmek zorunda olduğunu görmesi ve önlemler paketini buna göre oluşturması gerekiyor. Şu anda sahne sanatları ie hayatını sürdürmek zorunda olanlar için dayanma gücü kalmamış durumda; enstrümanını satanından şehir değiştirmek zorunda kalanına kadar çok sayıda üzücü hikâye doğurdu bu süreç. Kültür-sanat sektörünün öncelikli beklentisi en az turizm kadar, inşaat sektörü kadar, perakende sektörü kadar önemsenmek ve acil destek paketleriyle nefes alabilmek. Yerel yönetimlerden, STK’lara kadar bu konuda çalışma yapanların önünün açılması ve merkezi yönetim tarafından desteklenmesi gerekiyor. Bu yasaklar belki kısa süre içinde kapalı mekanları da kapsayacak, salgın belki de bir yıl daha sürecek ve henüz kültür-sanat üreticilerine dair doyurucu bir çözüm yolu paketi sunulmadı. Bu sektörünün bu kadar görmezden gelinmesi, salgına dair bir çözüm olmaktan öte bir ülkenin kültürel varlığını, sanat üretimini hiçe saymak anlamına geliyor.


PEYK (MÜZİK GRUBU)

“NEDEN DEVLET DÜŞMAN GÖRDÜ BİZİ, NE YAPTIK BİZ?” 

Malum genelgeyle engellenen konserimiz belki de kış ayları ve uzun süre boyunca yapacağımız tek ve son konserimiz olacaktı. 25 yıldır müzik yapmaya çalışıyoruz. Neden devlet düşman gördü bizi? Ne yaptık biz? Edebiyat – şiir düşündük ve şarkılar yazdık. Türkiye’de maalesef müzik önemli bir şey değil. Daha önemli davalar var! Daha önemli şeyler var! Onların arasında önemsiz varlıklarız biz. Ama sanat olmadığı zaman da işlerin sarpa sardığını görüyoruz. Biz bu ülkenin sanattan uzaklaşmasını istemiyoruz.

GÜNEŞ ÖZGEÇ (MÜZİSYEN)

“BU KAYGILAR SARMALINDA DAHA NE KADAR DAYANABİLECEĞİZ?”

Geçen hafta İstanbul Caz Festivali kapsamında Maçka Habitat Parkı’nda sahne aldım. Açık hava, sosyal mesafe, kulislerin sırayla kullanımı, tuvaletlerin çok titiz bir şekilde düzenli dezenfekte edilmesi, sanatçı, sahne arkası ve izleyicilerin tüm bu kurallara özenle uyması ve tabii maskelerle birlikte normalde alışık olduğumuzun dışında bir duruma hep beraber uyumlandık. Benim için harika bir konserdi, bu süreçte böyle konserleri sürdüreceğimizi düşünüyordum ta ki 12 Eylül’e kadar.

Bu verilen kararı çok büyük bir şaşkınlıkla karşılıyorum. Salgından ötürü tüm toplu aktiviteler iptal olsa diyecek birşey yok tabii ki ama neden yine ve yalnızca konserler iptal ediliyor, bununla ne amaçlanıyor, bizler maddi manevi nasıl kendimizi var edebileceğiz ve tüm bu kaygılar sarmalında daha ne kadar dayanabileceğiz?

Tiyatro Kooperatifi: “Özel tiyatrolar çöküşte”

Yönetmen Yücel Erten ve bağımsız tiyatrocular karşı karşıya geldi

 

Paylaş ki çoğalsın:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

48. İstanbul Müzik Festivali'nin açılışını 18 Eylül'de ücretsiz izleyebilirsiniz

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen 48. İstanbul Müzik Festivali, 18 Eylül’de festivalin 2019-2022 Açılış Konseri Orkestrası Tekfen Filarmoni Orkestrası ile gerçekleşiyor. “Beethoven’ın Aydınlık Dünyası” temasıyla gerçekleşecek festivalin Açılış Konseri, İKSV […]