“DRAMA” FİLM ELEŞTİRİSİ: ZEHİR ZEMBEREK BİR AŞK!

Kristoffer Borgli’nin yeni filmi “Drama” (The Drama), sinemanın revaçta isimlerinden Robert Pattinson ve Zendaya’yı bir araya getiriyor. Ülkemizde 3 Nisan tarihiyle vizyona giren film evlilik aşamasındaki bir çiftin yaşadığı beklenmedik soru işaretlerine odaklanıyor. Borgli’nin İlgi Manyağı’ndan (Sick of Myself, 2022) aşina olduğumuz psikolojik gerilimle harmanlanan sıcak tavrı hikâyenin gücünü aldığı unsurlardan.
YAZI: AHMET DUVAN
ahmetduvan15@gmail.com
Çoğumuz için tiksinti duygusu akla ilk başta kötü bir nedenin sonucu olarak gelir. İçgüdüsel bir reflekse benzer aslında. Dilimize değenlerle anlarız neyin tehlikeli olduğunu, bazense tanık olduklarımızla. Gördüğümüz anda yaklaşmaktan ziyade uzakta kalmayı yeğlediğimiz şeylerden tiksiniriz genellikle. Zira gözlerin de bir bağışıklık sistemi vardır en nihayetinde. Midemizi bulandıracak etkenler kadar tehlikeli duran her nesne de bizi bu hissiyata sürükleyebilir. Ancak bazen tiksintiye giden yolu oluşturan şey, iğrenme dürtüsü değildir. Sadece göğsümüze sıkıştırdığımız korkunun kendisidir. Çünkü korku da en az zehir kadar bulaşıcıdır. Çoğu zaman içten içe zehirlendiğimizi o an içerisinde anlamayız. Nefesimizi tutmamız gerektiğini nefessiz kaldıktan sonra öğreniriz. Açık unutulmuş bir ocak misali havaya karışan gaz, tüm odalara ulaşmak için bir müddet ister. İnsan beyni içgüdüsel olduğu kadar bilinçaltında da böyle çalışır. Yönetmen Kristoffer Borgli de günümüzün sorgulamalarla dolu sosyolojik iklimine buna yakın bir yerden yaklaşır. The Drama’da evlilik arifesindeki Emma ve Charlie yakın arkadaşlarıyla bir itiraf oyunu oynarlar. Sıra Emma’ya geldiğinde dudaklarından dökülenler Charlie için havaya karışmış bir zehre dönüşür. Charlie, bu gaz bulutunun nasıl büyüdüğünü kendi gözleriyle görür. Zehir, yavaşça odanın içerisinde süzülür… Charlie’nin burun deliklerinden içeriye doğru usulca sızar. Emma değildir Charlie’nin karşısındaki artık. Zihninin içerisinde sıkışanlarla görebilir onu. Gözleriyle gördüğü ise Emma’dan başkasıdır. Peki ya bir insan zihnine sıkışmış zehri nasıl çıkarabilir? Onu bir daha görmeyerek mi? Yoksa tıkılı kalmasına izin vererek mi? Drama, tiksintiye yol açan zehrin neden olduğu bilişsel bir zehirlenmenin gösterimi. Charlie’nin panzehriyse yine görebildiklerinin oldukça uzağında, kendi gözlerinin hemen arkasında saklı.
PARANOYANIN EĞLENCESİ
Drama, tercihleriyle ve kurduğu ilişki şemalarıyla oldukça anlaşılabilir bir denklem içerisinde. Kristoffer Borgli, film boyunca birbirini takip eden tartışma alanları yaratmaya çalışıyor. Romantik komedinin, psikolojik gerilimin alışılagelen dilinden besleniyor. Ortaya çıkardıklarını sıklıkla estetize kurgu biçemleriyle yansıtmayı hedefliyor. Evlenme aşamasındaki bir çiftin arasında beliren güven temelli bir paradoksu ele alıyor. İkilinin ortasında açtığı bu yarayı, oluşturduğu tüm etkenlerle kaşımaya çalışıyor. Müziğin ritmini diş sıkma refleksiyle aynı rahatsızlıkta tuttururken Charlie’nin Emma’ya olan kuruntularını çağrışımsal imgelerle yansıtıyor. Bunu yaparken geçmişi ve bugünü ele alıyor. Fakat iki dönemin temelli ayrıştığı bir anlatımı da hedeflemiyor. Drama’da kurgu, senaryo ve perspektif açısından her şey olabildiğince iç içe. Bu eklektik tavır, filmi besleyen bir araç değil de anlatının rahatsız edici tavrını büyüten bir tarafı. Kültürel etkenlerle de etrafı çevrilmiş bir konumda. Borgli, hikâyenin yarattığı sorgulamaları bu iç içe geçmiş arzunun arkasında tutuyor olabildiğince. Bu sıkıca bütünleşmiş, birbirine sıkıştırılmış işin itici gücünü ise oyuncuların doldurduğu alanlar oluşturuyor. Zendaya ve Pattinson doğrudan kendi oyunculuk melekelerini kullandıkları basit anlarda bile anlatının enerjisini sağlayan ivmeyi üretebiliyorlar.
İtiraf sahnesi filmin yönünü ve belki de antagonizmasını yaratan kısım. Bu sahnede Emma, çocukken az kalsın bir toplu okul katliamında bulunacağından bahsediyor. Charlie’nin şaşkınlığı haricinde masadakiler bu duruma oldukça sinirleniyorlar. Karakter, o an sükûnetini korusa da daha sonrasında Emma’yı silah üzerinden çeşitli çağrışımsal ifadelerle hayal etmeye başlıyor. Borgli, bireyin en yakınındakine karşı takınmak zorunda kaldığı paranoyaya dem vuruyor. Charlie, evlilik konuşmasındaki empati kelimesinden başlayarak Emma hakkındaki tüm olumlu düşüncelerini silmeye başlıyor. Onu zamanla bir korku figürü gibi görüyor. Bireyin düşüncelerini ele geçiren korkuyu ve ehemmiyeti hakkındaki endişelerini izliyoruz. Silahlarla kurulan ilişkinin Emma’nın çocukluğundaki yalnızlıkla ilgisi olduğunu öğreniyoruz. Bir konum elde etme, kendini ifade etme içgüdüsüyle yansıtılan bir dışavurum gibi gelişiyor bu şiddet dürtüsü. Ancak filmin stilize kurgusu, rejisi ve anlatım biçimi burada yadsınamayacak derin bir boşluğu dolduramıyor. O da Charlie’nin yaşadığı korkunun kendi karakteri içerisindeki açıklaması.
SIKIŞTIRILMIŞ ALANLAR VE ESTETİZE DİL
Borgli, film boyunca sunduğu çoğu şeyin yalnızca performatif kalibresine odaklanabiliyor. Tüm fikirlerin, motivasyonların ve tasarımların neden gerçekleştiğinden çok nasıl durduğuyla ilgilenmemizi istiyor. İtirafta bulunan Emma’nın çocukluğuna inerek onu ekranda bir nevi kişiselleştirirken anlatı boyunca korkularıyla boğuşan Charlie’nin aynı oranda kişiselleşmesine imkân tanımıyor. Ancak meselenin psikolojik yönünde ön planda kalmasını istediği kişiyi de Charlie olarak seçiyor. Bu noktada bir diğer sorunlu kısım yönetmenin evlilik kavramını fazlasıyla yücelten bakış açısı oluyor. Karakterlerin geleceğe yönelik kaygıları, beklentileri romantik komedinin gerçeküstüne kayan formundan besleniyor. Fakat bu durum Charlie’nin kuruntulu ve her an patlamaya hazır mermiyi andıran gerginliğini yeterince geliştirmiyor. Hatta içsel bir dürtünün “slapstick” düzleme kaymasına neden oluyor neredeyse. Evliliğe, birlikteliğe yönelik soru işaretleri meselenin doğal akışından farklılaşarak anakronik gerçekliğin esiri oluyor. Sorulan soruların aktarıldığı halüsinatif, karanlık gösterimler meselenin bağlamından uzaklaşıyor. Hikâye, finaline doğru klasikleşen “kaçınılmaz felaket” anlatısına doğru tam gaz ilerliyor. Her şeyin rayından çıkmasını isterken lastiklerin hangi rayın üzerinde ilerlediğini önemsemiyor. Tıpkı Pattinson’un kanlar içerisindeki dansını arzuladığı ve bu sahnenin bağlamını önemsemediği gibi.
Charlie ve Emma çifti tökezledikçe her seferinde yeniden tanışmaya çalışır. Zira hayat oldum olası rastlaşmaları sever. Karşılaştığımız insanlar bir gün içsel dünyamız üzerinden evrensel bir farkındalık uyandırabilir. Ne var ki böyle hikâyelerde ruhumuza iyi gelen şeylerden birisi benimsenmektir. Borgli, hikâyesinde bir içsel çatışma üzerinden oluşan dışsal kabullenmeyi resmeder. Ancak neden tekrar tanışmaya ihtiyaç duyduğumuzu söylemeyi es geçer. Böylelikle Drama’da, yeniden tanışmak için bize perdeden el uzatabilir yalnızca.