DİLGE GÜNEY: “ANLATICININ KIZ ÇOCUĞU OLDUĞU HİKÂYELERİM, KENDİ ÇOCUKLUĞUMLA BULUŞTUĞUM KUYTU KÖŞELER GİBİ”


Çocuklar için kaleme aldığı kitaplarını severek takip ettiğim bir başka yazarla sohbette sıra… Daha önce yine TUDEM Yayınları’ndan çıkan “1 GB Adalet” kitabı için söyleştiğimiz Dilge Güney, en yeni romanı “İçimdeki Kurbağa”da midesine kazara yerleşen (!) bir kurbağa ile yaşamaya çalışan Turna’nın hikayesini hem neşeli hem de bi’ tutam hüzünle anlatıyor. Gül Sarı’nın resimlediği kitabı okurken siz de bazen benim gibi gülümseyecek bazen de içinizde bir şeyler burkulur gibi olacak… Yazar Dilge Güney ile yaptığım söyleşimize kulak verin…

SÖYLEŞİ: NİLÜFER TÜRKOĞLU
nilufer@ajandakolik.com 

Yine karşımda üretken bir kalem var. Öncelikle çocuk edebiyatına bunca kitapla emek veren bir yazara teşekkür ederek söze başlamak isterim. Son olarak TUDEM Yayınları’ndan İçimdeki Kurbağa kitabın çıktı. Daha ilk sayfalarda büyük ilgiyle okuduğumu ve hikâyeye kapıldığımı söylemeliyim. O zaman zamanı geri saralım ve “İçimdeki Kurbağa”nın hikâyesi nasıl ortaya çıktı, yazma süreci nasıldı, senden dinleyelim…
Ben teşekkür ederim güzel sözlerin için. İlgiyle okumuş olmana da ayrıca sevindim. Bu kitabı yazmaya karar vermem biraz da eski alt komşumuzun sayesinde oldu. Bir sabah erkenden kalkıp bilgisayarın başına geçmiştim. Benim de üyesi olduğum Eksi 18 Edebiyat Topluluğu’nun çıkardığı Kıpırtı Çocuk Dergisi’nin Bilim Kurdu sayfasını o dönem ben hazırlıyordum ve  “İribaştan Prense: Kurbağanın Masalsı Yaşam Döngüsü” başlıklı yazımı bitirmek üzereydim. Tamamen önümdeki işe odaklanmışken, komşumuzun köpeğine bağırışıyla yüreğim “hop etti”. İşte Turna’nın korktuğunda içinde bir şeyin zıplaması ve kurbağanın duyguları temsil etmesi fikri de böyle ortaya çıktı. Sonra tek tek duyguların bedenimizdeki yansımaları üzerine düşündüm, özellikle çocukların duygulandıklarında bedenlerindeki anlık değişimleri nasıl açıklamaya çalıştığını araştırdım. Bir konuyu yazmaya ileti düşünerek başlamıyorum ama henüz duygularının onlara yaşattıklarını anlamlandıramayabilecek küçük okurlarıma edebiyatın ve mizahın gücünü kullanarak rehberlik etmek istemiş de olabilirim.

Turna çok tatlı bir karakter! Bir an önce büyümek istiyor ve hınzır abisi Mehmet Ali’nin onu “kandırmasıyla” bir an önce büyüyeceğini sanıyor. Çok neşeli ve “yaramaz” bir kitap aynı zamanda bu. Konusundan biraz bahseder misin? Hani şu Turna’nın içindeki kurbağadan!
Turna’yı ben de çok sevdim, bazı karakterle başka türlü bir yakınlık kurabiliyor insan. Turna, abisinin verdiği kurbağa yumurtasını yutuşuyla beraber içinde bir kurbağanın büyüdüğüne inanmaya başlıyor. Onunla kısa sürede öyle sıkı bağlar kuruyor ki ona bir isim bile veriyor. Böylelikle Kıpırdak adını alıyor kurbağacık. Bu arada bir yandan babasının sırtındaki kambura üzülüp onun sırrını öğrenmeye çalışırken öte yandan Mehmet Ali ile sınıf arkadaşı Ceren’in zorbalıklarıyla mücadele etmeye çalışıyor. Neyse ki biricik arkadaşı Sinan onun daima yanında ve karşılaştığı zorluklarla baş edebilmesine yardım ediyor. Bir de Turna Sinan’la, Kıpırdak’ı dışarı çıkarmak için yaptıkları komik deneyleri anlatıyor bize. Bütün bu olayların ve çabanın sonunda neler olduğunu da okura bırakalım.


Elbette! Bu arada ağabeyin Turna’ya yaptığı tatsız bir şaka var ortada! Düşünüyorum da benim başıma gelse o yaşta, aman neler düşünür neler yaşardım! Turna adeta evcil hayvan olarak gördüğü kurbağasını içinde büyütürken bir yandan da onunla uğraşmak zorunda kalıyor. Kurbağayı romanında bir motif olarak mı kullandın? Neler diyeceksin?
Ben ailenin tek çocuğuyum, bu nedenle kardeşlik ilişkilerine dayalı kişisel deneyimim yok. Ama büyük kardeşlerin küçüğe zorbalık ettiğiyle ilgili çok fazla hikâye dinledim. Tabii bunun da nedenlerine bakmak lazım. Evin kralı, kraliçesi durumundayken kardeşinin gelişiyle tahtını kaybeden bir çocuğun ya da Mehmet Ali gibi babası tarafından sürekli azarlanan bir çocuğun, onu zorlayan duyguları “yaramazlık” olarak dışa yansıması da olağan geliyor bana.

Turna’nın içindeki kurbağanın her hareketi başka bir duyguyu temsil ediyor. Korktuğunda hopluyor, üzüldüğünde yemek borusuna tırmanıp boğazını düğümlüyor ya da kıskandığında onu kemiriyor. Yani diğer evcil hayvanlarda olduğu gibi Turna’nın da kurbağayla yaşamasının bazı zorlukları var. Yine de Sinan onu teşvik etmese bu onu çıkarmaya çalışır mıydı bilmiyorum, başta Kıpırdak’ın içinde olmasından pek de şikâyetçi değildi aslında.

Büyüme çağındaki çocuklar için kitap yazarken en çok dikkat ettiğin unsurlar neler?
Benim için çocuklara yazarken öncelik onları eğlendirmek, merak uyandırıp kitabı zevkle okumalarını sağlamak. Bu nedenle ilginç fikirler, kurgular üretmeye, dilin ve anlatımın tüm olanaklarını kullanmaya gayret ediyorum. Medya ile seçenekleri günden güne çoğalan çocuklara, harcadıkları emeğe ve ayırdıkları zamana değecek güçlü alternatifler sunmak gerektiğine inanıyorum. Bunun yanı sıra çocuklara farklı bakış açıları kazandırmak gibi bir derdim de var. Suça sürüklenen çocuklar, Roman çocuklar, göçmen çocuklar, zorbalığa uğrayan çocuklar gibi kolayca ötekileştirilebilen kesimlerden karakterler hikâyelerimde bazen kendiliğinden beliriveriyor. Belki de bir nedenle ötekileştirilen kesimlere, gelecek neslin bakış açısını değiştirerek, başka bir ihtimalin kapısını aralayabileceğimizi düşünüyorum.

“İçimdeki Kurbağa”nın hikayesini oluştururken seni en çok etkileyen ne oldu?
Toplum olarak duygularımızı tanımak ve yönetmek konusunda pek iyi değiliz. Hatta insanların duygularıyla hareket etmesi zayıflık kabul ediliyor. Oysa duygularımızı tanımak, duyguları yönetmeyi öğrenmenin ve onlardan güç almanın ilk adımı.  Bu hikâyede beni en çok etkileyenlerden biri Turna’nın babasının içine düştüğü durum oldu. Babanın sırtında aniden beliren kambur ile temsil edilen işsiz kalmaktan duyduğu utancı ve bunu saklamaya çalışmasını hüzünlü buluyorum. Turna’nın babasının gözyaşlarına tanık olduğu sahneyi düşününce içleniyorum.

Küçük bir kızın duygularını yazarken kendi çocukluk sandığından da anılar çıkarıyor musun?
Kız çocuklarının anlatıcı olduğu kitaplar yazmak çok hoşuma gidiyor. Kurgularım bir bütün olarak gerçek hayattan kesitlerden oluşmuyor ama aralarda kendi küçük anılarımı kesip biçip yepyeni hikâyeler yaratabiliyorum. Anlatıcının kız çocuğu olduğu hikâyelerim, benim kendi çocukluğumla buluştuğum kuytu köşeler gibi.

Peki çocuklar için yazmaya ne zaman karar verdin?
Oğluma çocuk kitapları okurken ve hatta onunla çizgi film izlerken bu fikre gizli gizli hazırlanmışım. Oğlum benim içimde derinlerde bir yerde uyuttuğum çocukluğumu derin uykusundan uyandırdı sanırım. Şimdi de o çocuk susmak bilmiyor, bana sürekli yeni hikâyeler anlattırıyor.

Kendi kendime ilk çocuk öykülerimi karalamaya başladığım dönemde yetişkinler için çocuk edebiyatı atölyesine katıldığım Nevzat Süer Sezgin ile karşılaştım.  Onunla tanıştıktan kısa süre sonra da ilk kitabım yayımlandı, üzerimde emeği çoktur.

Şu cümleyi tamamlar mısın? İyi ki çocuklar için yazıyorum çünkü…
Zor soru ve pek çok yanıt vermek de mümkün ama her şeyden önce bana çok iyi hissettiriyor diyebilirim.

Çalışma masanda okunmayı bekleyen kitaplar hangileri?
Yakın zamanda üç yazar arkadaşımla başladığımız Çocuklar Kitaplar Ejderhalar isimli podcast serimizde bahsedeceğim için Alan Gratz’den “Bu Kitabı Yasaklayın“ı bitirmek üzereyim, sırası gelmişken söyleyeyim çok beğendiğim bir kitap oldu. Ayrıca Ediz Dikmelik’in felsefe okuma grubuna katıldığım için grupla beraber “Sokrates’in Savunması”nı okuyorum.

Ufukta yeni bir kitap var mı? Biraz ipucuya hayır demeyiz sanki!
Daha önce yazdığım 1 GB Adalet adlı ilk gençlik romanımın geçtiği turuncu ve yeşil bölgelerden oluşan alternatif gerçeklikte geçen bilim kurgu türünde bir  roman daha yazdım. Editoryal çalışması devam ediyor şu sıralar.  Adı henüz netleşmedi ama içinde “Piyon” kelimesi geçecek gibi görünüyor.


“İçimdeki Kurbağa”ya yeniden dönecek olursak kitabın çizimleri de oldukça ilham verici ve eğlenceli! Kuşkusuz “İçimdeki Kurbağa”nın neşesine neşe katıyor. Kitabını resimleyen Gül Sarı’nın metnine uyum içinde eşlik ettiğini söylemek mümkün. Ajandakolik aracılığıyla ona bir şeyler söylemek ister misin?
Sevgili Gül Sarı’nın gözünden Turna’yı görmek çok hoşuma gitti. Resimleri görür görmez anladım ki kelimelerim onun kalbine ulaşmış. Onun çizgileri ve renkleri de benim kalbime ulaştı. Bu sayede Turna sıcacık ve capcanlı bir karakter olarak ortaya çıkmış oldu. Elbette ona emekleri için özel olarak teşekkür etmiştim ama bir kez de buradan teşekkürlerimi ve sevgilerimi gönderiyorum.

Ajandakolik’in klasik bir sorusu var. Ajandan ya da not defterin var mı? Varsa içlerinde neler var?
Ben aslında yazı yazmayı pek sevmiyorum. Bilmiyorum belki de yazım çok güzel olmadığındandır. Okulda da not tutmayı sevmezdim, dinleyerek öğrenenlerdenim. Bazen aklıma gelenleri unutmamak için not almak istediğim de oluyor tabii. Dijital araçlar bana daha iyi geliyor. Telefonumun not defterine aklıma düşen ilginç fikirleri not ediyorum.

Yıllar sonra yeniden Ajandakolik’te konuğum olduğun için teşekkür ederim. Okurun bol olsun! 
Ben de davetin ve bu keyifli sohbet için teşekkür ederim.

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media