ZEHRA ÖMEROĞLU: “SIRADAN BİR KARİKATÜRLE GENEL AHLAKIN BOZULABİLECEĞİNİ SAVUNMAK, KARİKATÜRÜN KENDİSİNDEN ÇOK DAHA KOMİK”

Bu söyleşiyi 5 Mayıs’a denk getirebilmeydi isterdim zira 5 Mayıs tüm dünyada Karikatüristler Günü olarak kutlanıyormuş! Varsın denk gelmesin! Gücünü kaleminden, hayallerinden, kadın olmaktan alan bir karikatürist var bu defa karşımda. Bundan dört yıl önce “Pandemide Seks” isimli karikatürü nedeniyle davalık olan ve üç yıla yakın hapsi istenen Zehra Ömeroğlu… Onunla elbette yalnızca bu davayı değil, geçtiğimiz aylarda çıkan yeni kitabı “Psikoloji Karikatürleri” üzerine söyleştik. Sansürden Freud’a, çocukluğundan Türkiye’de kadın karikatürist olmaya pek çok şeyi konuştuk.
SÖYLEŞİ: NİLÜFER TÜRKOĞLU
Kişisel instagram hesabında kitabı “Psikoloji Karikatürleri”ni şöyle özetliyor Zehra, “Terapi, türlü ruh halleri, gündelik absürtlüğe adapte olmaya çalışırken hissettiklerimiz… Kısacası çok ciddiye aldığımız her şeyin mizah filtresinden geçerek sunulmuş hali.” Ajandakolik’e ise “Ben çizerken hafifliyorum, umarım bu, kitabı okuyanlara da geçer” diyor. Leman dergisinde haftalık çizimler yapan sanatçı, pandemi döneminde çizdiği bir karikatür nedeniyle müstehcen bulunarak mahkemelik olmuştu. Sürekli ertelenen dava kasım ayında yeniden görülecek ancak o artık bununla yaşamaya alışmış bile. Diyor ki “Ben artık bu davayla yaşlanacağımı düşünmeye başladım.”
Söyleşimize başlarken öncelikle bizim toplumda “genel ahlaka uygun olma”nın tanımını yapmanı istesem… Neler söylerdin?
Genel ahlak son derece muğlak ve gücü elinde bulunduran, egemen olan her kimse onun ahlak tanımını yansıtan bir kavram ne yazık ki. Özellikle bizim gibi yasanın esnetildiği toplumlarda içeriği tamamen keyfi olarak değiştirilebiliyor.
Pandemi döneminde Leman’da yayımlanan bir karikatürün nedeniyle yargılanıyorsun. Neydi o karikatür, Ajandakolik okurları için anlatır mısın?
Pandeminin başlarında, covidin semptomlarını yeni yeni öğrendiğimiz zamanlarda bir çiftin ilişkisi üzerinden tat koku kaybını mizahi bir dille anlattığım bir karikatürdü. Ve bence çok sıradan bir karikatürdü. Çok stresli, ağır zamanlardı hepimiz için. Her zamanki gibi bu kasveti mizah filtresinden geçirip biraz hafifletip insanları güldürmek için çizdim. Dava açılsa şaşırmayacağım çok karikatürüm var ama bu beklemediğim yerden geldi. Dergiden haber vermek için aradıklarında şaka yaptıklarını düşündüm.
Ve Muzır Neşriyat Kurulu, karikatürün”genel ahlaka aykırı olduğunu”na karar verdi. Hazırladığı iddianamede 3 yıla kadar hapis ve 5 bin güne kadar adli para cezası talep etti senin için. Ancak o dava şimdi bir kez daha ertelendi. Adalet ertelendi yani… Kasımda sanırım duruşma, öyle değil mi? Tüm bu olan biteni nasıl değerlendiriyorsun? Neler hissediyorsun? Zor bir süreç olmalı!
Üç buçuk yıl oldu dava açılalı. Ortada ne pandemi kaldı ne tat koku kaybı ama ben bu davayla hâlâ uğraşıyorum. Toplanacak delil yok, delil yalnızca Leman Dergisi, Muzır Neşriyat Kurulu’ndan rapor geldi, hatalı ve keyfi bir rapor, karar vermelerinin önünde hiçbir engel yok fakat ısrarla erteleniyor karar duruşması. Bunun da bir yıpratma taktiği olabileceğini düşünüyorum çünkü bu belirsizlik ve sürekli bir tehditle karşı karşıya olmak gerçekten çok yıpratıcı. Türlü ahlaksızlığın kol gezdiği bir ortamda son derece sıradan bir karikatürle genel ahlakın bozulabileceğini savunmak karikatürün kendisinden çok daha komik.
“BU DAVAYLA ROMANTİK BİR BAĞ KURDUM, YOL ARKADAŞI OLDU BANA”
“PSİKOLOJİ KARİKATÜRLERİ ASLINDA KENDİ TERAPİ SÜRECİMLE BİRLİKTE BAŞLADI”
Çok geçmiş olsun diliyorum. Adaletin bir an önce yerini bulmasını temenni ederek… O zaman şimdi biraz güzel şeylerden bahsedelim. Senin son karikatür kitabın “Psikoloji Karikatürleri”nden mesela… Terapi, ilişkiler ve türlü ruh halleri üzerine komik olduğu kadar üzerine düşünülecek karikatürlerin yer aldığı, dolu dolu bir kitap bu. Elimden düşürmedim okurken. Yaratım sürecinden bahseder misin?
Çok teşekkür ederim. Ben artık bu davayla yaşlanacağımı düşünmeye başladım. Romantik bir bağ kurdum, yol arkadaşı oldu bana… Okurlar göremiyor ama gülüyorum şu anda. Ne yapayım, avunuyorum.
Psikoloji Karikatürleri aslında kendi terapi sürecimle birlikte başladı. Uçağa binemediğim için Ukrayna’ya Potemkin Merdivenleri’ne gitmek üzere yük gemisine binmeye çalışıp alınmayınca bu fobiyle ilgili bir şeyler yapmam gerektiğine karar verdim ve terapiye başladım. İki sene devam ettim. Uyum sağlamak çok zordu benim için ama değişik bir dünya olduğu için bırakmadım. Uçak fobisiyle ilgili bir ilerleme kaydedemedim ama ortaya bu kitap çıktı. Çocukluğumdan beri psikolojiye, insan davranışlarına, ruh hallerine fazlasıyla ilgili duyuyorum ve gözlemliyorum. Ve çizdiğimde insanların, “Aaa evet ya ben de aynı böyleyim!” demesi çok hoşuma gidiyor. Sürekli iç dünyamı dinliyorum ve bunun için bol bol yalnız kalmam gerekiyor.
Kapakta Freud, hemen ikinci sayfada Freud’un o meşhur piposu karşılıyor okuru. Peki içeride okuru neler bekliyor?
Divanın altına saklanmış kızı da unutmayalım! O kız biziz aslında. Hepimizin zaman zaman olduğu yer orası. Yüzleşmekten korktuğumuz veya belki fazla anlam yüklediğimiz şeylerin aslında o kadar da ciddi olmadığını görebileceğiniz bir kitap bu. Hayal kırıklıkları, ilişkiler, asla oynanamayan bıktığımız roller, yüceltmeler, yüzleşmeler, tabular, cinsellik, yetersizlikler, ve tüm acımasızlığıyla gerçekler… Biraz eğilip bükülmüş ve mizah sosuna batırılmış şekilde bulabilirler kitapta. Ben çizerken hafifliyorum, umarım bu, kitabı okuyanlara da geçer.
“İNSAN PSİKOLOJİSİNİ ANLAMAYA ÇALIŞMASAYDIM HAYAT BENİM İÇİN ÇOK SIKICI OLURDU”
Eminim geçer, bana geçti mesela! O zaman kitapla ilgili biraz ipucu vereyim ben o zaman: “İnovasyon Köşesi – Travmalarından Eşleştiren Dating Uygulaması”ndan torun isteyen babaanneye, yeni doğum yapmış annelerden evliliğini küçük sürprizlerle süsleyenlere… Bol terapili ve her türden ruh halli insanın doluştuğu bir kitap. Yani aslında hepimizin kitabı… İnsan psikolojisini anlamamak belki de en iyisi, ne dersin?
Ne güzel söylediniz, hepimizin kitabı. Ben de tam olarak bunu hissediyorum. Ortaklaştığımızı hissediyorum bu karikatürlerle, çünkü temelde aynı duyguları paylaşıyoruz hepimiz hayatta. Birlik olup etrafı tiye alan ergen ruh hali bu aslında. Bunu okurla birlikte hissetmek hoşuma gidiyor. İnsan psikolojisini anlamaya çalışmasaydım hayat benim için çok sıkıcı olurdu. İnsanların girdiği türlü ruh halleri beni bazen çok eğlendiriyor. Sevilmek isteyen basit canlılarız, bunun için türlü taklalar atıyoruz ve her şey buna temelleniyor gibi geliyor.
“HAYATIN CİDDİYETİNDEN KAÇMAK İÇİN 8 YAŞINDA ÖĞRENDİĞİM YÖNTEMİ KULLANIYORUM”
Peki hikayeyi en başa saralım ve karikatürle ilk tanışmanı, nasıl karikatürcü olduğunu dinleyelim…
Babam Milli Eğitim Müdürü’ydü, çok ciddi bir çalışma ortamı vardı. Benim çocukluğumda yani 90’larda politik olarak çok gergin bir ortam vardı, sürekli toplantılar olur, takım elbiseli ciddi adamlarla son derece ciddi konular konuşulur, ben de tüm o ciddiyetin içinde babamın yanında maskot gibi gezerdim. Her gün babamın işyerine hatta o zamanki devlet memuru ağzıyla “daireye” giderdim. Tüm o ciddiyetin içinde toplantı masasının bir kenarına oturur kağıt kalemle hem kendimi hem de babamı eylerdim. Büyükler güldükçe daha çok çizerdim. Bu mesleğin tohumları o zaman atılmış aslında. Ciddiyetten kaçmanın yolu… Ve hâlâ aynı yerdeyim. Hayatın ağırlığı ve ciddiyetinden kaçmak için 8 yaşında öğrendiğim yöntemi kullanıyorum. İşe yarıyor gibi… Yıllar sonra kendimi Leman’da buldum. Sende mizahçı damarı var dediler, devam ettim. Ve şimdi yaklaşık 12 yıl oldu Leman’da başlayalı. Hâlâ Türkiye’de, Fransa’da ve Amerika’da bir çok dergi ve televizyonda çizmeye devam ediyorum.

“KADIN OLUNCA DEVLET OTUR BAKALIM SEN, BULAŞMA BU İŞLERE DİYOR”
Arka kapak olumlaması var kitapta. Diyorsun ki: Türkiye’de kadın karikatürcü olmak için bir ormanda 40 kaplan gücünde olmak gerek. Türkiye’de neredeyse dişi sinek bile olmak zorken kadın karikatürcü olmanın ne gibi zorluklar yaşattığını senin ağzından duymak isterim.
Arka kapak yazısını yayınevi yazdı benim için ama tamamen katılıyorum. Toplum kadını her zaman daha fazla ve daha acımasızca yargılıyor. Bu çizdiğim tat koku kaybı karikatürünü erkek bir meslektaşım çizseydi yargılanacağını hiç sanmıyorum. Kadın olunca devlet otur bakalım sen, bulaşma bu işlere, çocuk kitabı falan çiz, fazla girme bu konulara yoksa hapsi boylarsın diyor. Bundan daha ağır ne olabilir. Bu benim işim ve işimi yapmak için bile sürekli savaş halinde olmam gerekiyor. Çok yorucu. Yüksek lisans tezimde bir çalışma yapmıştım. Aynı örnek olayın baş kahramanını değiştirmiş, bir gruba erkek bir gruba kadın karakter olarak okutmuş ve davranışlarını değerlendirmelerini istemiştim. Her şey tamamen aynı olmasına rağmen kadın olan karakter çok daha saldırgan, itici ve güvenilmez değerlendirilmişti. Kadınlardan da daha az görünür, daha sessiz ve kendini daha fazla gizleyen insanlar olması bekleniyor. O zaman toplumda daha fazla kabul görüyorsunuz. Ama kırıyoruz bunları, her şey çok değişiyor artık. Daha da değişecek.
Bu politik iklimde karikatürlerine otosansür uygulamak zorunda kalıyor olmalısın. Bir sanatçı, bir mizahçı için bu daha da zor olmalı. İfade özgürlüğünün neredeyse hepimizin hayatından çalındığı bir gerçek. Bu konuda benim de bir davam yaklaşık 8 yıldır bekliyor, sana öyle söyleyeyim… (Ne yazık ki hala sonuçlanamadı, ertelendikçe ertelendi.) Sence sansürsüz, baskısız, daha özgür ve aydınlık günler için umut var mı? Sence kazanır mıyız?
Ah, size de çok geçmiş olsun. Yazıp çizen insanların davası olmadığında şaşırıyorum artık,öyle bir hal aldı ifade özgürlüğü. Baskının azalacağına dair umudum gittikçe azalıyor çünkü baskı sadece iktidardan, sadece devletten gelmiyor artık. Hükümetler değişir, hakim görüş şekil değişir ve belki bu konulardan yargılanmayız. Ama o kadar çok baskı unsuru var ki, hangi birinden kendimizi sıyırıp yazıp çizmeye devam edeceğiz bilemiyorum. Halk da çok baskıcı, sosyal medya arena gibi oldu, herkes birbirini linçliyor. Adalete güven azaldıkça herkes kendi adaletini sağlamaya çalışıyor ve bu da birçok çarpıklığa sebep oluyor. Politik doğruculuk da mizaha söz söyletmiyor. Ne çizerseniz çizin bir grup karşınızda ne yazık ki. Benim linç yemediğim grup kalmadı sanırım. Dava da pastanın üstündeki vişne oldu.
Peki yargılandığın karikatürü bir erkek çizseydi yine yargılanır mıydı?
Çok güzel bir soru. Az önce de cevabını vermiş oldum aslında, hiç sanmıyorum. Geçmişte bildiğim örnekleri var. Müstehcenlikten yargılanan erkek meslektaşım olmuş fakat bu dönemde ne yazık ki sadece kadınların yargılandığı bir suça dönüştü neredeyse. Bunu sadece karikatür özelinde söylemiyorum.
“Angutlara Rağmen Hayatı Sevme Sanatı” da bir kitap olmalı bence. (Düşüncelerin…)
İşte o kitap karikatür kitabı bence. (Gülüyor.) Ben mizahla tahammül ediyorum hayata ve “angutlara”. Kesinlikle işe yarıyor!
“Angut aslında çok harika ve eşine sadık iyi huylu bir kuş, size hiç yakıştıramadım!!” diye bir linç başlayabilir mesela, hazır olalım! (Gülüyor.) Angutlara Rağmen Hayatı Sevme Sanatı karikatürüne gelen eleştirilerden biriydi bu.
Freud ile karşılaşsan ona ne sormak ya da ne söylemek isterdin?
Gülmek ve güldürmenin gücü nereden geliyor Bay Freud? Ve bir de bu uçak fobisini ne yapacağım Allah aşkına ?
Sen hep çiz sen hep yaz… Daha nice kitaplarını okumak dileğiyle. Ajandakolik’te konuğum olduğun için teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim. Psikoloji Karikatürleri 2’de görüşmek dileğiyle…