UÇAN SÜPÜRGE’NİN DÖRDÜNCÜ VE BEŞİNCİ GÜNÜNDE NELER OLDU?


27. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nde Bilge Olgaç Başarı Ödülü’nü alan oyuncu Tülin Özen, festivalin dördüncü gününde sinema severlerle bir araya geldi. Özen, “Uçan Süpürge gibi birliktelik, beraberlik, güç ve dayanışmayla alınan bir yerden bir ödül almak müthiş” şeklinde konuştu. 

Uçan Süpürge Vakfı’nın düzenlediği 27. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nde dün 10 film gösterimi, bir panel ve söyleşi yapıldı. Festivalde sinemaseverler “Kuşunu Arayan Kafes”, “Ev Karadır”, “Sultan’ın Rüyası”, “Yük”, “Sauna Kızkardeşliği”, “Kızlar Bildiğiniz Gibi”, “Sevgili Öğrencilerim”, “Faruk” “Yeşil Hudut” ve “Gloria” filmlerini izledi.

Festivalde Bilge Olgaç Başarı Ödülleri’nden birine layık görülen, açılış törenine katılamayan oyuncu Tülin Özen, Erden Kıral’ın yönettiği “Yük” filminin ardından ödülünü festivalin Sanat Direktörü Dilek Metin Sert’ten aldı. 2023 yılında Bilge Olgaç’ın belgeselini seslendiren, 2024’te ise Bilge Olgaç’ın adına verilen ödülü alan Özen, Olgaç’la ilgili şunları söyledi:

“Ne kadar büyük bir meslek sevgisi ne kadar büyük bir inat ne kadar büyük bir mücadele ne kadar güzel bir ruh. Böyle bir isimle alınmak müthiş. Uçan Süpürge gibi birliktelik, beraberlik, güç, dayanışmayla anılan bir yerden bir ödül almak müthiş.”

“Sorumlular dışarıda, avukatlar hapiste”

Filmin gösteriminin Soma Katliamı’nın 10. yıldönümüne rastlamasına dair Özen, şu ifadeleri kullandı: “Ağır bir filmdi. Soma ve daha niceleri bunun üzerine eklenerek geldi. Her sene, her an. Hele ki böyle filmlerde çalıştıktan sonra algının çok daha açıldığı haberler hiç durmadan geliyor… Biliyorsunuz sorumlular dışarıda, avukatlar hapiste. Çok acı bir gerçek yani. On yıl olmasına rağmen Selçuk Kozağaçlı, Can Atalay içeride. Onları da saygıyla anıyorum bu vesileyle.”

Özen: “Yine erkeklerin dünyasını izledik”
Özen, oynadığı “Yük” filmine dair “Ne kadar zor bir film izlediniz… Gerçekten zor bir deneyim. Erkeklerin dünyasını izledik yine. Zaaflı ve bir türlü kendini var edemeyen erkeklerin dünyasını izledik. O dünyada kadınlara ne olduğunu ve ‘Hayır’ demenin bile ne kadar zor olduğunu, birine ihtiyaç duymanın ne demek olduğunu anlıyoruz filmde” dedi. Kıral’ın, erkeklerin zaaflarını göstermekten çok zevk alan bir yönetmen olduğuna değindi.

“Şiirleri ile hayatı hep başa baş gider”

Bu yıl İranlı şair ve yönetmen Füruğ Ferruhzad’ın “Sen Uçuşu Hatırla” dizesinden yola çıkan 27. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, “Daha Fazlası, Daha Azı Değil: Sen Uçuşu Hatırla” teması kapsamında “Yeşermenin ve Çiçeklenmenin Sonsuz Gündoğumu” başlıklı bir panel düzenledi. Panelin moderatörlüğünü Bilkent Üniversitesi İletişim ve Tasarımı Bölümü’nde Yardımcı Eğitmen Bahar Şimşek üstlendi. Panelde İranlı oyuncu ve aktivist Nastaran Mazal, Bilkent’in İletişim ve Tasarımı Bölümü’nde Yardımcı Eğitmen Gülden Treske’yle şair Buket Düzgen konuşmacı olarak yer aldı.

Gülden Treske konuşmasında Ferruhzad’ın şiirleriyle yaşamının ‘başa baş’ olduğunu “Şiirleri ile hayatı hep başa baş gider. Yani şiirleri o kadar kişiseldir ki hatta bununla da eleştirilir zaman zaman.” diyerek ifade etti.

İranlı oyuncu ve aktivist Nastaran Mazal: “Füruğ, hiçbir şekilde otosansür yapmadı”

İranlı oyuncu ve aktivist Nastaran Mazal, Ferruhzad’ın diğer İranlı şairlerden farklı olduğunu, hiçbir zaman otosansür uygulamadığını belirtti. Mazal, bunu şöyle anlattı:

“Başkaları onun hakkında ne konuşacak ne düşünecek ve insanlar onu nasıl yargılayacak hiç umurunda değildi. Ve o dönem kadın için bu çok güzel bir şey. Füruğ, o dönemin şairlerinin hep yaptığı şeyi yapmadı. Kendisine hiçbir şekilde sansür yapmadı. Sansüre karşıydı. Hatta erkekler bile hep kendilerini sansür ediyorlardı ve bu böyle devam ediyordu. Maalesef kadınlar daha çok bunu yapıyor şiirlerde, filmlerde, sanatsal şeylerde. Bunu yapmadığı için daha da yüksek bir yere geldi çok zor bir şekilde. Hep yalnızdı.”

Ferruhzad’ın ailesinin Şah için çalıştığını kaydeden Mazal, “Ama kendileri hep Şah’ı eleştiriyordular. O zaman eleştiri yapabilirdin. Kimse o şekilde gelip seni hapse atmazdı” dedi.

Oyuncu Tülay Günal’la başrolünü paylaştığı, Özlem Çıngırlar’ın yönettiği “Kayıtsız” filminde yer aldığı için çok mutlu olduğunu söyleyen Mazal, “Senaryoyu okumadan ‘Tamam’ demiştim” ifadelerini kullandı.

“Füruğ hiçbir yere sığdıramayacağımız bir ruh, şair bir kadın.”

Şair Buket Düzgen ise Ferruhzad’la 2015’te TÜYAP Kitap Fuarı’nda kendisinin ilk imza gününde tanıştığını ifade etti. Düzgen, Ferruhzad’ın diğer şairlerden farkına ilişkin şöyle konuştu:

“Füruğ, filozof ve son derece bilge bir kadın. O bilge kadını sınırların ve bilgilerin içine hapsetmemiz imkânsız… Eğer Füruğ’u bir yerden kesersek, bir şeye yakıştırırsak, o diğer parçalar küser. O yüzden Füruğ hiçbir yere sığdıramayacağımız bir ruh, şair bir kadın.”
Moderatör Şimşek, Ferruhzad’ın bir filozof olduğunu düşündüğünü dile getirdi. Şairin kaynaklarının modern İran edebiyatı ile Fransız Yeni Dalga olduğunu aktardı.

Kadınların Hikâyeleri, Uçan Süpürge’de Anlatılıyor

Uçan Süpürge Vakfı’nın düzenlediği, bu sene 27. kez Ankaralı sinemaseverlerle buluşan Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nde dün 14 film gösterimi ve 3 söyleşi yapıldı. Sinemaseverler, festivalde “Gloria”, “Gişe”, “Karatavuk Böğürtlen”, “Kim Mihri”, “Maydegol”, “Kısa Metraj”, “En Sevdiğim Pastam”, “Nefes Alamıyorum”, “Kimera” ve “Hayat Ağacı Çiçeği” filmlerini izledi.


“Tarih boyunca bir şey üretmeye çalışan bütün kadınlara uygulanan şablonu reddettim”

Berna Gençalp’in ressam Mihri Müşfik Hanım’ın yaşamını anlattığı “Kim Mihri” belgeselinin ardından Gençalp, izleyicilerle belgesele ilişkin söyleşi yaptı. Gençalp, belgeseli çekmekte geciktiğini ve Mihri’nin kendisine yönetmenliği kazandırdığını şöyle ifade etti:

“Bana yönetmen olmayı kattı. Çünkü ilk filmim. Filmi yapmakta biraz geç kaldım. Ama yapabildim. Mihri’den haberdar olduğum sene 2001 ya da 2002 sonlarıydı.”

Belgeselde ressamın hayatının bütününü sergilemeye çalıştığını ve çekimden önce onun yaşamıyla ilgili bulduğu her şeyi okuduğunu kaydeden Gençalp, ressamın İstanbul’daki yaşamıyla ilgili daha fazla, diğer ülkelerdeki yaşantısıyla ilgili daha az bilgi olduğunu söyledi. Gençalp, “Hepsini ortaya koymak, onu daha doğru değerlendirmek açısından daha doğru olur diye düşündüm” dedi.

Mihri’yle ilgili ‘trajik bir anlatım’ olduğuna dikkat çekerek, “Berbat bir yaklaşım vardı: ‘Zavallı, uzakta tek başına öldü, mezarı da bilinmiyor.’ Çok trajik bir anlatım. Bu meseleyi hiç öyle hissetmedim. Kadının yaptığı, göze aldığı şeyler ve bunların platonik bir aşk gibi hayalini kurmaması, gerçek adımlar atması bana çok anlamlı geldi. Bu nasıl kötü olabilir ki. Burada trajik bir şey yok” diye konuştu.

Neşeli bir belgesel çektiğinin altını çizen Gençalp, Mihri’ye yaklaşımına dair şu ifadeleri kullandı:

“Mihri’nin devamlı başka şehir, ülke ve kıtalarda kendini tekrar yasal olarak kanıtlamaya soyunması, vazgeçmemesi bana gayet neşeli geliyor. İlgi uyandırıcı geliyor. Hiç de zavallı bir durum yok. O yüzden özellikle Taha Toros’un anlatımıyla Mihri’de ilk başta şekillenen ama tarih boyunca bir şey üretmeye çalışan bütün kadınlara uygulanan bu şablonu reddettim.”

Yönetmen Gençalp: “İçimde bir deprem yarattı”

Gelecekteki çalışmalarından bahseden Gençalp, ‘kent, kadınlar ve şehrin tadını çıkaran kadınlar’ teması etrafında şekillenen belgeseller çekmek istediğini açıkladı. 6 Şubat depreminden etkilendiği için bu temada belgesel çekemediğini “Benim içimde bir deprem yarattı.” diyerek ifade etti.

5 kısa film, 3 yönetmen ve 1 kurgucu Uçan Süpürge’deydi

Festivalde Özge Uçar’ın yönettiği “Yolda”, Yasemin Demirci’nin yönettiği “Onun Kalesinde”, Şirin Bahar Demirel’in yönettiği “Zarafet ve Şiddet Arasında”, Burcu Görgün’ün yönettiği “Ruj” ile Ezgi Ay’ın yönettiği “Maşallah” adlı kısa filmler izleyicilerle buluştu. Gösterimlerin ardından Uçar, Demirci, Ay ve Maşallah’ın kurgucusu Asya Leman seyircilerle bir araya geldi.


Yönetmen Yasemin Demirci: “Fon kaygısı, kaygısızlaştırmaya başladı”

Yönetmenler kısa metrajlı film çekerken kaynak bulmanın zor olduğunu anlattı. Maşallah’ın yönetmeni Ezgi Ay, biriktirdiği parayla filmini çektiğini ve battığını söyledi.

“Onun Kalesinde” filminin yönetmeni Yasemin Demirci ise artık Türkiye’de sadece kısa metrajlı değil uzun metrajlı film çekmenin de zor olduğunu, Avrupa’da kapsayıcı fonlar olduğunu belirtti. Demirci, film yapmanın zorluklarına dair şunları söyledi:

“Fon ve destek bulmak, yapımcıları ikna etmek, bunların hepsi çok zor. Bir kadın olarak bir tık daha da zor. Mesela erkek olsaydık şu kadar uğraşacaksak kadın olarak onun iki katı uğraşmamız gerekiyor ikna etmek için. Bazı arkadaşlarım var ilk filmini yapmış olan veya yapmaya çalışan. Kimi 4 sene uğraştı, kimi 7 sene uğraştı. Bunları düşündükçe ben de biraz korkuyorum süreç nasıl ilerleyecek diye. Gerçekten bu süreç çok zor.”

Fon kaygısının filmdeki hikâyeyi anlatmasını etkilemediğini aktaran Demirci, “Çünkü fon kaygısı ne anlatırsan anlat olacak. Artık öyle bir noktaya geldik ki, fon kaygısı bizi kaygısızlaştırmaya başladı” dedi.

Without Air’ın yönetmeni Katalin Moldovai: “Filmi Macarca yapmak daha rahat hissettirdi”

Festivalin beşinci günündeki son söyleşi, 2023 yılında Varşova Uluslararası Film Festivali’nde En İyi İlk Film ve FIPRESCI ödüllerini kazanan Without Air’ın (Nefes Almıyorum) yönetmeni Katalin Moldovai’yle yapıldı. Filmin gösteriminden sonra seyircilerle buluşan Moldovai, hikâyeyi neden Macaristan’a taşıdığını anlattı. Moldovai, “Romanya’da doğdum, büyüdüm ama Macar bir azınlıkta olduğum için iki dile de hakimim. Bunu Macarca yapmak daha rahat hissettirdi” şeklinde konuştu.

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media