Advertisement Advertisement
ayak analizi

SEVİM AK İLE YENİDEN YAYIMLANAN GÖKKUŞAĞI YAZI İLE ADA VE ADAM KİTAPLARINI KONUŞTUK


Bitmek bilmeyen enerji ve hayal gücüyle yazmayı sürdürmeye devam eden ve edebiyatımızda önümüzdeki yıl 40. yılını dolduracak olan çocuk edebiyatının en sevilen yazarlarından Sevim Ak, yıllar sonra yeniden “Ada ve Adam”, “Gökkuşağı Yazı” kitaplarının yayımlanmasıyla yeni nesil okurla buluşmaya devam ediyor. Her zaman toplumsal meseleleri sırtlayan romanlarıyla öne çıkan yazar, bir kez daha Ajandakolik’te konuğumuz. Onunla sohbet etmek ise her zaman ufuk açıcı…

SÖYLEŞİ: NİLÜFER TÜRKOĞLU
nilufer@ajandakolik.com 


Sizinle yeniden Ajandakolik’te bir araya gelmek ne güzel. Bu ay Ada ve Adam ve Gökkuşağı Yazı kitaplarınız yeni illüstrasyonlarıyla bu defa Can Çocuk etiketiyle yayımlanıyor. Yıllar sonra yeniden bu iki kitabınızın basılmasına nasıl karar verdiniz? Size yeni kitap heyecanı gibi bir duygu veriyor mu, ne dersiniz?
İki kitabım da 10 yıldır Günışığı kitaplığından okurlara ulaştı. Kitaplarımın oradaki sayılarını arttırmayı beceremeyince o ikisini 35’ten fazla kitabımın olduğu Can Çocuk’a çağırmak istedim. 10 yıl sonra onları editör arkadaşlarımızla tekrar gözden geçirdik, kapaklarını yeniledik, yeni kitap heyecanı yaşayarak yayına hazırladık. Ada ve Adam’ın kapak desenini Müjde Başkale, Gökkuşağı Yazı’nı Yusuf Tansu Özel hazırladı.

Bu iki kitabınız daha önce bir sürü çocuğa ulaştı ve şimdi yine yeniden yeniden yeni kuşakların hayallerine yeni hayaller ekleyecek. “Ada ve Adam”, kardeş sahibi olmanın yarattığı karmaşık duyguları bir çocuğun gözünden anlatıyor. Kitabın ana karakteri Ada, evin tek çocuğu olma halinden çıkınca hayatının bir anda değişmesiyle neye uğradığını şaşırıyor. Ada aslında kardeşi olunca başta pek de mutlu olmayan pek çok küskün çocuğu simgeliyor. Sizden dinleyelim isterim.
Bu kitapta bir parkta yolları kesişen insanların birbirine değen hikayeleri katman katman açıla açıla anlatılıyor. Ada tek çocuk saltanatı yaşarken yeni doğan kardeşi ve annesinin abartılı “ev” ve “annelik” algısı yüzünden sarsılan güvenli oda fikrinden kopuşla parkta kendine yer arayan bir çocuk. Yalnız bir çocuk değil, arkadaşlarının birlikte zaman geçirmekten hoşlandığı, mizah yeteneği gelişmiş, sevilen bir karakter ayrıca. Evde, kaotik ortama tepkisini konuşmayarak, sessizleşerek veriyor. Parktaki gizemli çadırdan çıkan Adam ise gırtlak kanseri operasyonu geçirmiş bir veteriner, o da konuşamıyor; beden dili, çizimler, yazılar kendini ifade aracı. Kişisel imkanlarıyla kurduğu sokak hayvanları barınak-sağlık merkezini baba mesleğinden kalan malzemelerle sessiz sedasız geliştirmeye çalışıyor. Ada’nın amcası Kutlu bilgisayar programlayıcısı, günleri bilgisayar başında, konuşmadan geçiyor. Karakterlerin “konuşmama” ortaklığı dezavantaj değil, sorunları çözmede engel değil, güçlü bir kesişim alanı aynı zamanda. Hikayeler birbirine dokundukça, karakterlerin sıkışmışlıktan, çözüm arayışlarından feraha ulaştıran yolları da bulmaları için de kapılar aralanıyor. Parktaki çocuklar, komşular, sokak satıcıları, park bekçisi.. vs dinamik bir hayatın akışının temsili ayrıca.

Sizin kardeşiniz Behiç Ak ile aranızda yalnızca iki yaş var. Muhtemelen o doğduğunda yaşadığınız duyguları hatırlamıyor olsanız gerek. Peki sonrasında kardeşlik duygusuyla büyüyen Sevim Ak’ın hayatında Behiç’in yaşattığı duygular nelerdi? Hafızanızda neler var?
Biz yaşları yakın 3 kardeştik. Çocukluğumuzda rekabet, kıyaslanma, kıskançlık gibi olgularla şekillenen ilişkiler yaşadığımızı hatırlamıyorum. Ada ve Adam’daki Ada karakterini de benim çocukluğumla ilişkilendirerek kurmadım. Gençlik yıllarımız Türkiye’nin zor dönemlerinde, darbe yıllarında geçti, adaletli hayatı, eşit hakları savunduğumuz, dayanışma ruhumuzu diri tutuğumuz, birbirimize destek olduğumuz yıllardı. Sivil toplum çalışmalarına katılarak daha iyi bir dünya hayaliyle neler yapabileceğimizi düşünerek, emek vererek, kendi iç zenginliğimizi keşfetmeye çabalayarak yaşadık. Benim kendime sakladığım öykülerimin görünür olması, dergilerde yayımlanması, kitap olması için ilk destek de kardeşimden gelmiştir.

Ne güzel ne anlamlı bir destek! Bir diğer kitabınız “Gökkuşağı Yazı”nda ise okur, otizmli kardeşini hayatının odak noktası yapan bir çocuğun hikayesinin peşinden gidiyor. Bu romanı yazarken sizi en çok etkileyen ne oldu?
Bu kitap bir büyüme hikayesine tanıklık ediyor. Kitaptaki karakterleri oluştururken bir arkadaşımın iki kızından esinlenmiştim. Yarı otistik, karar tutmaz kardeş ve onu sürekli kollayan, başına bir kaza gelmesin diye kollayan ablası. Ben neden varım, neden bu ailedeyim, nasıl yaşamalıyım, gibi soruları sorarak büyürken kapasitemize ağır gelen misyonlar yüklendiğimiz zamanlar olur. Melisa da yaşlı dedesi, otistik kardeşi, gözleri görmeyen arkadaşı için kendine koltuk değneği misyonu yüklemiş. Başına gelen kaza ve yeni tanışıklıklar alışkın olduğunun dışında bir pencereden hayata bakma, kendi gücünü anlama, yeteneklerini tanıma, çevresindekilerin daha önce fark etmediği güçlü yanlarını keşfetme sürecine onu çeker. Burada da hikayeler yoluyla yakınlaşan insanların düşünce evreninin zenginlenişine tanık oluyoruz.

Edebiyatta 39. yılın içindesiniz. Onlarca kitap yazdınız. Kendinizi tekrarlamaktan nasıl kaçındınız?
2027’de ilk kitabım Uçurtmam Bulut Şimdi’nin 40.yılı olacak. Epey uzun süren bu yolculukta her aşamada çocuklarla etkileşimde kalmayı, daha çok okumayı, daha çok çocuk dünyasının sorunlarına dalmayı alışkanlık haline getirdim. Çocuk edebiyatının bana kazandırdığı en büyük değer beni kendi ülkemin mezralar kadar küçük yerleşim birimlerindeki çocuklardan büyük kentlere farklı profillerdeki çocuklarla tanıştırması, sorunlarıyla karşılaştırması oldu. Anadolu’nun farklı yörelerden çocuklarla mektuplaşırken, günlüklerini okurken, ailemin bir ferdiymiş gibi sorunlarını düşünür içselleştirirken kendimi yeni okumaların, yeni bir dosyanın başında buldum. Gerçek hayattan kaynağını alan hikayelerin çeşitliliği tekrarı önlüyor sanırım.

Çocuklara didaktik olmadan da bir şeyler anlatabilmeyi başarmak için bir yazar nelere dikkat etmeli, nasıl bir yol izlemeli?
Öncelikle “Ben bir yetişkinim, deneyim sahibiyim, çocukların neyi nasıl öğrenmesi, yaşaması gerektiğini iyi bilirim,” gibi ön yargılardan arınarak bu işe girişilmesini öneririm. Yetişkin yazarın çocuğun iç dünyasını, dilini, dış dünyayla kurduğu iletişimi bire bir algılaması pek de mümkün değildir. Yaşlara göre dil ve anlatım biçimleri farklılaşır üstelik. Çocuğun bakış açısını, hayal evrenini hissederek, çocuk deneyimsizliğinin içinde birlikte yavaş yavaş keşfetmeyi göze alarak yazma eylemine girişilmesini öneririm. Çocuklar gibi bildiklerimizin az olduğunu düşünerek bilgimizi kanıtlama ihtiyacı duymadan, şüphelerimizi, korkularımızı bastırmadan birlikte öğrenerek yazabiliriz.

Siz sık sık genç yazarlarla da bir araya geliyorsunuz. Yeni nesil yazarların kitaplarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Toplumsal konuları yeterince ele aldıklarını, bunları dert edindiklerini düşünüyor musunuz?
Genç yazarların çocuk yazınıyla ilgilenmesini olumlu buluyorum. Yalnız çocuk kitabı ile çocuk edebiyatını birbirinden ayırmak gerekir. “Herkes çocuk kitabı yazabilir” mottosuyla açılan atölyelerde üretilen resimli kitap metinleri yayınevlerinin portföylerine girmeye başladı. Birbirine çok benzeyen, özgün dili ve üslubu oluşmamış, içerik, biçim ve çizimleri yapay zekâ üretimi benzeri örneklerle sık karşılaşıyoruz artık. Toplumsal konuları sağlıklı bir şekilde tartışmaya açan, sorgulatan çocuk edebiyatı kitapları ise henüz yeterli sayıda değil. Oysa çocuk, edebiyat yoluyla gündelik hayatında karşılaşmadığı durumlardaki yaklaşımları görür, korkularıyla yüzleşir, kendini karakterlerle tartışır ya da onaylarken bulur. Edebiyat ötekini ve kendini tanıma, gücünü, zayıflıklarını keşfetme, düşünce evrenini geliştirme aracıdır. Çocuk edebiyatı öğretim aracı işlevi görmez. Çocuğa hap bilgiler verip öğretmeyi amaçlamaz. Olaylar, karakterler aracılığıyla eleştirel düşünme ve sorgulamaya kapı açar, sorularının yanıtlarını aramaya zemin hazırlar. Çocuk yazını eğitim aracı gibi görünürse, var olan sorunlar yok sayılarak suya sabuna dokunmayan metinler ön plana çıkarılırsa, sorunları dert edinip işleyen kitapların sayısı ve niteliği de düşer.

Sevim Ak hiç durmaz, hep çalışır, hep üretir hep yazar. Şu sıralar üzerine yazıp çizdiğiniz yeni bir şeyler var mı? Bilgisayarımda çalışmaya açık birkaç dosyam olur. Bir dosyayı çalışırken benzer konulara daha önce değinilmiş iyi örnekleri araştırır, bulur, okurum. Yer verdiğim sorunlarla ilgili sosyolojik, psikolojik okumalar yapar, filmleri seyrederim. Kendime özgü bir anlayış ve yaklaşımın arka planını iyi bir şekilde kurabilmek için bunlara ihtiyacım olur. Yine bu çalışmalarla iç içe bir süreçteyim.

Son dönemde okuyup da en çok etkilendiğiniz kitaplar neler?
Laetitia Colombani’nin “Uçurtma” adlı kitabı. Geçmişinden kurtulmak isteyip Hindistan’a öğretmenlik yapmaya gelen Lena ile acılı kederiyle geleneklere sıkışıp kalmış küçük bir kızın birlikte iyileşme ve kendilerini var etme yolculuğu bu.

EDEBİYATTA 35. YILINI KUTLAYAN SEVİM AK İLE SON KİTABI “KUŞLU KÖY” ÜZERİNE SÖYLEŞTİK

SEVİM AK: “İNSANA İNANCIMI GİDEREK YİTİRDİĞİM BİR DÖNEMDEYİM”

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media