banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

Logo üzeri reklam

RESSAM – YAZAR ASUMAN PORTAKAL İLE “PICASSO’NUN GÖZLERİ” ÜZERİNE BİR SÖYLEŞİ

Fotoğraf: David Douglas Duncan


Hayata, Picasso’nun gözleriyle bakmak…  Çocuk edebiyatının değerli yazarlarından Asuman Portakal, son kitabı “Picasso’nun Gözleri” ile hem 20. yüzyılın dahi ressamının çok yönlü sanatçı kişiliğinin hayatından hem de Guernica gibi başyapıtlarından izler taşıyan öyküleri, küçük okurlarla buluşturuyor. Portakal ile Picasso’nun dehasını, eserlerini ve sonsuza kadar sürecek ölümsüzlüğünü öyküleri vesilesiyle konuştuk.

 

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu
nilufer@ajandakolik.com

 

Son kitabınız “Picasso’nun Gözleri”ni yazarken ve ünlü ressamın resimlerinden öyküler kurgularken hangi resimlerden yola çıktınız ve bunları neye göre belirlediniz? Kitabın oluşum sürecinden bahseder misiniz?

Sanatın dünyayı, insanı, kendini anlama ve anlamlandırma yolculuğunda vazgeçilmez bir rehber olduğuna inanıyorum. Bu nedenle çocuk ve gençler için yazdığım bazı kitaplarda değişik sanat disiplinlerine göndermeler yapmayı seviyorum. Çeşitli etkinliklerde yaptığım sunumlarda mutlaka resim ve heykel sanatının özgün yapıtlarına yer veririm. Çocukların sanatla beslenmesini önemsediğim için birkaç yıldan bu yana usta ressamların eserlerinden kurguladığım öyküler yazıyorum. Bu amaçla yaptığım ilk çalışma, ressam Marc Chagall’ın büyülü dünyasını anlatmaya çalıştığım Şagali’nin Düşleri kitabıdır. Hemen ardından modern resim sanatının büyük ustası Pablo Picasso’nun resimlerini öyküleştirme sürecine girdim. Guernica dışında, sanatçının değişik dönemlerinde ürettiği onca yapıtın içinden seçim yapmak kolay olmadı. Kitaplardan, internetten yüzlerce resim inceledim. O mu bu mu derken, Picasso’nun şu sözleri imdadıma koştu:

“İnsanların, bir sanatçının evrimi hakkında konuştuğunu duyduğumda, onun, birbiriyle yüz yüze gelen iki aynanın arasında durduğunu ve imgesini sonsuz sayıda yeniden ürettiğini böylece bir aynanın ardışık görüntülerini tasarladıklarını düşünüyorum. Onun geçmişi ve geleceği olarak diğer aynanın görüntülerini onun gerçek görüntüsü gibi alırlar. Hepsinin farklı düzlemlerde aynı görüntü olduğunu düşünmezler.”

Sonunda Mavi, Pembe, Afrika, Kübizm ve Sürrealizm dönemlerinden seçtiğim birer yapıtı Picasso’nun Gözleri ismiyle oluşturduğum klasöre attım ve yazmaya başladım. Bu seçimi yaparken sanatçıyı derinden etkileyen kişisel ve toplumsal olayların sonucunda ürettiği resimlerin yanı sıra çocukların hayal gücünü de harekete geçirecek yapıtlar olmasına özen gösterdim.


“Picasso’nun Gözleri”, Taklacı Miko, Yapabilirim, Büyük Kakuru, Guernica, Picasso’nun Fırçası ve Bııııyyyyssss! Isimli beş öykünüzden oluşuyor. Açıkçası ben tüm bu öyküleri okurken yola çıktığınız Picasso resimlerini de kitabın içinde görmek istedim. Resimlere yer vermemeyi bilinçli mi tercih etmediniz?

Kitap yayıma hazırlanırken editörle yaptığımız görüşmede öykülere konu olan resimlerin fotoğraflarını da kitaba koymaya karar verdik. Telif hakları konusunda titiz davranan yayınevinin bu konudaki girişimleri ne yazık ki olumlu sonuçlanmadı. Özellikle eserin orijinalini elinde bulunduran bir özel koleksiyonere ulaşmak mümkün olmadı. Bu yüzden resimlerin fotoğraflarını kitaba koyamadık. Sonunda tablet, PC, akıllı telefon kullanan dijital çağın çocuklarına ve öykülerin onlarda uyandıracağı merak duygusuna güvendik. Okurların bu resimleri kolayca internetten bulup inceleyebileceklerini düşünüyorum. Böylece kitapta öyküleri bulunmayan Picasso’nun diğer resimlerini de görme fırsatı yakalayabilirler.

Picasso’nun dehasında ve güçlü kişiliğinde sizi en çok etkileyen şeyler neler oldu?

Üstün yeteneği ve dehası sayesinde çok genç yaşlarda akademik resmin inceliklerini kavrayan Picasso, sahip olduğu ustalığın ona getirdiği başarıyla yetinmemiş. Sanatında tırmandığı zirvelere çakılıp kalmadan yeni arayışların peşine düşmüş. O zirvelerde tek olmanın verdiği ayrıcalıklı duyguyla adeta dalga geçmiş ve her seferinde yaptıklarının üstüne bir sünger çekerek yeniden başlamış. Bu, sanatla uğraşan insanların kolay kolay göze alabileceği bir şey değil. Yaptıklarını korkusuzca bozması, bilinmezliklerle mücadele etme gücü ve sürekli yeni olanın peşinde koşması övgüye değer.

“PICASSO’NUN SAHİP OLDUĞU ÜNÜ EN AZ ESERLERİ KADAR İNCELEMEYE DEĞER BULUYORUM” 

Özellikle ressamların eserleri öldükten sonra değer kazanır ve inanılmaz paralara alıcı bulur. Picasso’nun henüz 40 yaşına gelmeden zengin bir sanatçı olmasını neye bağlıyorsunuz?

Endüstri devrimiyle Avrupa’da gelişip güçlenen burjuvazinin içinden çıkan bazı önemli koleksiyoncular, özellikle 20. yüzyılın başında gelişen modern resim akımlarını ve sanatçıları çok desteklemişler. 1917 Ekim devrimi öncesinde ünlü Rus tekstil fabrikatörleri Sergei Shchukin ve Ivan Mozorov, Picasso’nun ve Henri Matisse’in birçok tablosunu alıp Moskova’ya götürmüş. Devrim sonrası kamulaştırılan bu koleksiyonlar, zamanla Puşkin ve Hermitage Müzeleri’ne yerleştirilerek halka açılmış.

Avrupa’nın kültürel ve sanat ortamının zenginliği Amerikalı koleksiyoncuları da Paris’e çekerek, sanat piyasasını daha da hareketlendirmiş. Özellikle Leo ve Gertrude Stein kardeşler ile Claribel ve Etta Cone kardeşler, Picasso’nun birçok yapıtını satın alarak sanatçıya erken yaşlarda ekonomik güç kazandırmışlar.

Picasso’nun sahip olduğu ünü ise en az yapıtları kadar incelenmeye değer buluyorum. On dokuz yaşındayken beş parasız Paris’e gelip on yıl içinde parasızlıktan kurtulan sanatçı, otuz sekiz yaşından itibaren zengin bir adam olarak hayatına devam etmiş. Sanatındaki başarının yanı sıra renkli kişiliği, modern dünyanın ölçütlerini iyi kavrayıp keskin bir iş zekâsıyla hareket etmesi onun daha da zenginleşmesini sağlamış. Üstelik bunu yaparken sanatından en ufak bir taviz vermeyerek sanatçı masumiyetini korumayı da bilmiş. Ayrıca heykel, seramik, illüstrasyon, kostüm ve sahne tasarımı çalışmalarıyla sanatın her alanında önemli işler yapması, hakkında çıkarılan efsaneleri desteklercesine yaşaması ününe ün katmış. Ünlendikçe daha çok kazanan Picasso, İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra Fransa’nın güneyinde, bir tablo karşılığında 17. yüzyıldan kalma bir malikâne satın almıştır. Zenginleştikçe daha da ünlenen sanatçının yapıtları dünyanın dört bir yanında alıcı bulmuş.

Bir ressamın ölümünden sonra eserlerinin büyük değer kazanması ancak gerçek sanatçılar için söz konusudur. Bir tablonun değerini artıran onun eskiliği ya da bir kez yapılabilir olması değildir. Sanat tarihinde tüm zamanları aşabilecek özgünlükte eser üretebilen dehalar çok ender görülür. Picasso da o sanatçılardan biridir.

“Picasso’nun Gözleri” bu dünyada sizce neleri gerçekten iyi görmüş ve anlamış? Ne dersiniz?

Yazdığım kitaptan söz ediyorsanız, bu sorunun yanıtını ancak okurların verebileceğini düşünüyorum.

Picasso’nun en ünlü eseri “Guernica”, İspanya İç Savaşı sırasında Nazi Almanyası’na ait 28 bombardıman uçağının 26 Nisan 1937’de İspanya’daki Guernica şehrini bombalamasını anlatan, 7,76 m eninde ve 3,49 m yüksekliğinde anıtsal tablodur.


Hayır, Picasso’nun gözlerinden… 

“Her çocuk bir sanatçıdır. Sorun büyüdükten sonra sanatçı kalabilmekte,” sözleriyle toplumsal kuralların yaratıcı ve özgür düşüncenin önünde bir engel olduğunu vurgulaması önemlidir.

İki büyük dünya savaşı gören Picasso, çağın sorunlarına kafa yormuş ve ülkesi İspanya ile Avrupa kıtasını kana boğan faşist yönetimlere ve savaşa karşı korkusuzca tepki göstermiştir. 1937 yılında yaptığı Guernica tablosu dünyanın en önemli savaş karşıtı resimdir. Kitabımda, bu resmi ve hikâyesini Picasso’nun Fırçası isimli öyküyle anlatmaya çalıştım.

İkinci Dünya Savaşı’nda Nazilere direnen Fransız direniş hareketini sonuna kadar destekleyen Picasso, 1940 yılında Nazilerin Paris’i işgal etmesiyle zor günler geçirmiş ama pes etmemiştir. Atölyesi sık sık Nazi subayları tarafından basılıp kendisine gözdağı verilmesine ve eserlerinin yoz kültür olarak nitelenip aşağılanmasına rağmen yoluna devam etmiştir.

En son serginiz üzerinden çok zaman geçmiş gibi… Aynı zamanda bir ressam yazar olarak yeni sergi çalışmalarınız olacak mı?

Yakın zamanda bir sergi açmayı düşünmüyorum ama resim yapmaya devam ediyorum.

Bu kitapla birlikte resimlerden öykülere adeta bir yolculuk yapıyor okur. Picasso ile başladığınız bu yolculuğun devamı gelecek mi? Başka ressamların eserlerinden ilham alacağınız yeni öyküler olacak mı?

Yukarıda da belirttiğim gibi, 2019 yılında Altın Kitaplar Yayınevinin yayımladığı Marc Chagall’ın resimlerinden kurguladığım öykülerden oluşan Şagali’nin Düşleri isimli kitabım var. Bugünlerde modern resmin diğer dev ismi Henri Matisse’in yapıtlarından yola çıkarak yazdığım bir öykü kitabı üzerinde çalışıyorum. Salvador Dali, Rene Magritte, Joan Miro, Paul Klee’nin resimlerini de öyküleştirmeyi düşünüyorum.

Sanatçıyı ölümsüz kılan eserleridir ancak her sanatçı ölümsüz olamıyor. Bazıları ne yazık ki unutuluyor. Bunun nedeni yeniliğin peşinden koşmamaları olabilir mi? Sanatçının ve eserlerinin ölümsüzlüğünü sağlayan şeyler neler?

Güzel Sanatlar Akademisinde Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun son öğrencilerinden biriydim ve onun sözleri, yürüdüğüm yolda bana rehberlik etmeye devam ediyor. Hocamız, sanatla uğraşmayı belalı bir oyuna benzetir ve günde ortalama en az sekiz saat tezgâh başında, meslek emrinde olmamızı, hatta uykuda bile sanat düşünmemizi söylerdi. Nasıl ki bilim insanı laboratuvarına kapanıp ömrünü bilime adıyorsa, sanatçı da kendini sanatına adamak zorunda bence. Bu alanda önemli ve kalıcı işler yapabilmek için yetenek, hayal gücü, yaratıcılık, işini aşkla sevmek, bilgi ve sürekli çalışma elzemdir. Sanatçı inişli çıkışlı ve bilinmezliklerle dolu bir yolda yürür ve bu yolda ilerleyebilmek için güçlü bir iradeye sahip olmak zorundadır. Sanat aynı zamanda özgürlüğe sevdalıdır ve bir çevre işidir. Ressamların, şairlerin, yazarların, heykeltıraşların serbestçe sanatın sorunlarını tartıştığı ortamlar bütün sanatçıları besler ve beslemiştir. Buna en güzel örnek 20. yüzyılın başındaki Paris sanat çevresini gösterebiliriz. Picasso, Cezanne’ın akıl yorduğu konuları ressam arkadaşı George Braque ile birlikte ele alarak çözmeye çalışmış ve sonunda Kübizmi geliştirmiştir. Sanatçıların aynı zamanda alçak gönüllü olmaları gerektiğine inanıyorum, çünkü bu özellik onları başarı ve başarısızlığın travmalarından koruyarak yollarını açık eder.

Bir sanat yapıtının ölümsüzlüğünü sağlayan ise daha önce hiç söylenmemiş, yapılmamış ve insanları farklı bir algı eşiğine taşıyacak güce sahip olmasıdır. Özgün ve yaşayan yapıtların sanatçıları da ölümsüzdür.

Çocuk edebiyatı üzerine onlarca kitabınız var. Hepsini siz mi resimlediniz? (Kapaklarını ve kiminin içindeki resimleri…) Bir kitabın hem yazarı hem çizeri olmak, o duyguyu ve hikâyeyi verme konusunda daha mı kolay?

Küçük yaş grupları için yazdığım resimli kitapları ben resimliyorum. Çoğu zaman öykülerden önce resimler oluşuyor zihnimde ve hikâyeyi o görüntülerle birlikte oluşturuyorum. Diğer yaş grupları ve ilk gençlik kitaplarımı genellikle illüstratör arkadaşlar resmediyor ve ben bundan büyük mutluluk duyuyorum. Çok yetenekli, metnin ruhunu yakalama konusunda çok başarılı illüstratörlerimiz var, birlikte güzel işler üretmek bana sevinç veriyor.

Yazdığım kitaba son noktayı koyduktan sonra çoğu zaman heyecanım da son buluyor. Ben aşkla yazabilen biriyim, beni heyecanlandırmıyorsa tek cümle bile yazamam. Metne son noktayı koymama rağmen, heyecan devam ediyorsa resimleri de yapıyorum. Editör de uygun görürse sadece yazar olarak değil, ressam olarak da o kitaba adım yazılıyor.

Çocukların resmi sevmesi ve sanatçıları tanıması için tıpkı “Picasso’nun Gözleri” gibi kitapları okumaya ihtiyacı var. Sizce bu konuda yeterince kitaplar yazılıyor mu? Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kitap söz konusu olunca hiçbir zaman yeterli diyemem, çünkü ne kadar çok nitelikli kitap üretilirse kültürel alanda o hızla gelişeceğimize inanıyorum. Ülkemizde sanatla ilgili daha çok yabancı yayınevlerinin çeviri kitapları var. Bunların bazıları kurgu kitaplar ve çok da başarılı yapıtlar. Bir kısmı ise sanatçıların biyografilerinden oluşan kısa metinler. Bu alanda büyük bir boşluk olduğunu düşünüyorum. Sanatın gerektiği kadar önemsenmediği ve gündelik ihtiyaçlar listesinde ilk sıralara konulmadığı toplumlarda sanat kitaplarının çok satılmayacağını düşünen yayınevlerinin bu konuda daha cesur davranması gerektiğine inanıyorum. Sanat sevmeyen, sanattan haz duymayan, sanatın bir gereklilik olduğunu görmezden gelen toplumların ne sanatı ne de sanatçısı olur. Hayal kurmak, özellikle yaratıcı hayaller kurmaktan yoksun olmak, insanın ve toplumların mutluluğu ve geleceği için büyük şanssızlıktır.

Bugünlerde üzerine çalıştığınız yeni bir kitap var mı?

Fovizm akımının kurucusu Henri Matisse’in muhteşem resimlerinden öyküler kurguluyorum son günlerde. Umarım yazdığım öyküler çocukların düşlerine, gözlerine ve Matisse’in o rengârenk resimlerine layık olur.

Çok teşekkür ederim bu güzel söyleşi için, ellerinize sağlık. Okuru bol olsun!

Ben teşekkür ederim. Sanatla kalın.

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media