banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

Logo üzeri reklam

NADİR GÖKTÜRK: “BU HIZLI TÜKETİM ÇAĞINDA ŞİİR GİBİ ‘BOŞ İŞLER’LE UĞRAŞAN GENÇ İNSANLAR BANA UMUT VERİYOR”

Fotoğraf: Caner Bilgin


Tam bir yıl sonra sevgili Nadir Göktürk ile yeniden söyleşi yapacağımızı tahmin edemezdim. Evet tam bir yıl sonra yine 18 Nisan’da düzenlediğim söyleşi, 19 Nisan’da yayında… Üstelik bu defa müzisyenliğinin yanında şairliğini de alıp başıma koyduğum, gönülden sevdiğim Nadir Göktürk ile yıllarını verdiği müzik grubu Ezginin Günlüğü’nden değil de ilk şiir kitabından söz ediyoruz. Buyrun dostlar, bu defa söz, şarkılardan ziyade “Evde Kalmış Şiirler”in…

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu
nilufer@ajandakolik.com 

İlk şiirlerinizi ne zaman yazmaya başladınız? Ne tür şiirlerdi bunlar?

Biraz tuhaf görünecek ama, ben ilk şiirimi 5 yaşındayken yazdım. Daha ilkokula bile başlamadan yani. Çocukluğumun ilk yılları Urfa’da geçmişti. Daha sonra da annem ilkokul öğretmeni olduğu için Bursa’ya tayin olduğu zaman, ilk senemiz Bursa’nın İzvat köyünde geçmişti. 5 yaşımdayken de Bursa’ya taşındık. Daha önceki yıllarda hep köy ortamlarında bulunmuştuk, ilk defa şehre taşınınca annem de pencerelere, daha önce hiç alışık olmadığımız bir tür perde astı. Bu perdelere “tül perde” deniyordu. Ben de o yaşta çok şaşkınlıkla izlemiştim bu değişimi. Çünkü pencerede perde olmasına rağmen sokağı görebiliyorduk, ama sokaktan bizi göremiyorlardı. Bu garip durum bana şu şiiri yazdırmıştı:

“PERDE

Pencerede tül perde

Anne perde nerde?”


Şimdi diyeceksiniz ki “Canım o yaşta çocuk şiir mi yazarmış”. Ama ben o yaşlardayken, dönemin başbakanına bile mektup yazmışım, hâlâ da arşivimde durur: “Adnan Menderes, şeker bulamıyoruz” diye… (Yukarıda o mektubu görebilirsiniz.) Tabii sesli harfleri falan yazmaya pek gerek duymamışım. Galiba o dönem memlekette şeker darlığı varmış.

Bu kadar küçük yaşta şiirle nasıl haşır neşir oldunuz?

Babam edebiyat öğretmeni olduğu için, dilinden hiçbir zaman çeşitli şairlerden dizeler eksik olmazdı. Yani biraz kulak dolgunluğum vardı herhalde. Zaten daha sonra da, ben ilkokul yıllarındayken, babamın bir anlamda sekreterliğini yapmıştım. O yıllarda babam 5-6 tane şiir kitabı yazmıştı. Buradaki şiirleri yazarken de beni oturturdu masanın başına, o söyler ben yazardım. O genellikle odada dolaşarak şiir yazardı. Belki ben de o aşamada bir tür çıraklık eğitiminden geçmişimdir farkında olmadan, kim bilir…


“BU ŞİİRLERİ YAYINLAMAK HİÇBİR ZAMAN AKLIMA GELMEDİ” 

Başka kimler, neler ilham verdi; çok aşık oldunuz mu mesela?

Daha sonra, lise yıllarında müziğe merak sardığım için, şiirle çok fazla uğraşmadım. Bu sefer şarkı sözü yazmaya başlamıştım çünkü. Bu durum askerden dönüşüme kadar devam etti. Ama 20’li yaşlardan itibaren tekrar şiire döndüm. Biraz, o dönemki yakın arkadaşlıklarımın da bunda etkisi oldu sanıyorum. Mevlânâ’dan Ece Ayhan’a, Shakespeare’den Aragon’a, Nâzım Hikmet’ten Can Yücel’e çok çeşitli şairler ve şiir türleriyle haşır neşir olduk. Aşık da olduk tabii ki… Ve bir yandan biz de yazmaya çabaladık, ama hiçbir zaman aklımıza gelmedi bunları yayınlamak. Bir tür boşalımdı galiba bu bizim için, bu da bize yetiyordu. Yazdığımız şiirleri birbirimize okuyup eğleniyorduk aslında.

Mahçup ve duygusal bir adam izlenimini yaratıyorsunuz bende. Gençliğinizde o şarkılar, şiirler yazılırken nasıl bir adamdı Nadir Göktürk? Duyarlı ve hisli olmak, canınızı çok acıttı mı?

Siz öyle algıladıysanız öyleyimdir muhtemelen. Duyarlıydım tabii ki, ama duyarlı olmak, beni aynı zamanda asi olmaya itti galiba. Gene o yıllarda yazmış olduğum “UYARI” isimli şiirimi okursanız ne demek istediğimi daha iyi anlayabilirsiniz.

Bu kitapta o ilk döneme ait şiirlere rastlıyor muyuz? Hangi dönem yazılmış şiirler bunlar?

Bu kitapta son yıllarda yazmış olduğum şiirler de var, yirmili-otuzlu yaşlarda yazdığım şiirler de. Biraz rastgele seçtiğim şiirler bunlar. Yani bir bu kadar şiir daha var aslında birikmiş. Zaten bu yüzden “Evde Kalmış Şiirler” bunlar.

Bu şiirlerin bestelenme ve şarkıya dönüşme maceraları neden olmadı? Yani asıl soru: Evde ve “elde kalmaları” neden? 

Şimdi, şiir ve şarkı sözü aslında birbirinden çok farklı şeyler. En baştan ‘şarkı sözü’ diye işe giriştiğiniz zaman iş farklı bir şekilde ilerler. Genellikle şarkı sözü olarak tasarlananlar, müzik olmadan pek bir anlam ifade etmezler. Oysa ki şiir, zaten kendi başına var olmaya yeter. Birçoğu da müziğe hiç elverişli değildir zaten. Müziklemeye çok uygun bulduğunuz şiirlerde bile size zorluk çıkaran bölümler bulunabilir. Ufak tefek değişiklikler yaparsanız, bu da haklı olarak şairinin hoşuna gitmez. Çok zor bir iştir yani şiir müziklemek. Belli bir melodinin üstüne şiiri oturtan uyduruk işlerden söz etmiyorum tabii. Evde kalmalarının nedeni de, belki taliplerinin çıkmamasındandır.

Nadir Göktürk’ün, Sia Kitap’tan çıkan ilk şiir kitabı “Evde Kalmış Şiirler” ve yanında kahvesi.

 

E o zaman “Evde Kalmış Şiirler” de bir gün şarkı olur mu?

Elbette ki olabilir. Bu iş biraz seçimle falan ilgili bir şey, Nilüfer. Hani “elektrik almak” diye bir tabir vardır, çeşitli durumlarda kullanılır, bu iş de onun gibi bir şey…

“KENDİME ASLA ŞAİR SIFATINI YAKIŞTIRAMAM”

Ezginin Günlüğü’nün bugün dinlediğimiz o nadide şarkılarının her biri başlı başına bir şiir gibi. Hatta sizinle yaptığım bir önceki söyleşide sizi bir şair olarak gördüğümden bahsetmiştim. Siz kendinizi şair olarak nitelendiriyor musunuz yoksa müzisyen olmak sizin için daha mı ağır basıyor?

Şiir yazan her kişiye şair deniyor. Ama, bence bu konuda çok acele etmemek lazım. Geçmişe dönüp baktığımız zaman; insanoğlu yazılı bir şeyler bırakmaya başladığından beri kim bilir ne şiirler yazılmıştır defterlere, ama bugünlere hangileri kalmış ona bakmak lazım. Yani bu işi sadece zaman gösterir. Onun için ben kendime asla şair sıfatını yakıştıramam. Sadece, ara sıra şiir de karalayan birisiyim kendimce. Bu da benim hoşuma gidiyor. Bu yazdıklarımı paylaşmış olmam, aklınıza başka bir şey getirmesin.

Estağfurullah ne demek Ama siz benim için öylesiniz zaten. Peki, her söz yazan elbette şair değil ama şiir gibi şarkılar var. Sizce bir şarkı sözünü şiirleştiren ne olabilir? Nasıl bir ortaklık, benzerlik bu?

Şiirin de iyisi vardır, şarkı sözünün de. Önemli olan işin gereğinin yapılmasıdır bence. Eğer insanların aklında, fikrinde, ruhunda, artık hangi kapıları varsa, orada, bir ışık olabiliyorsanız, bu yeterlidir. Bence bu durum her iş için geçerli bir şey.

Bir yanım bu kitabın biraz geç kalmış bir ilk kitap olduğunu söylüyor. Bir yanım da tam zamanı diyor. Pandeminin bu kitabın ortaya çıkmasında rolü büyük gibi sanki, ne dersiniz? Nasıl karar verdiniz o saklı kalmış şiirleri kitaplaştırmaya? Sizin düşünceniz miydi bu?

Vallaha, belki bu pandemi denen illetin etkisi olmuş olabilir. Nasıl karar verdim, ya da nasıl cesaret edebildim bilemiyorum. Kusurum varsa af ola..! Ama bu konuda kitabımın basılmasını sağlayan Sia Kitap’a da teşekkür etmem gerek. Sonuç olarak, birileri basmasa, kitap basılamaz kendi kendine.

Aralarında en sevdiğiniz şiirin dizelerine Ajandakolik’e not düşer misiniz?

En sevdiğim diye bir ayrım yapabileceğimi sanmıyorum. Kitabın arka kapağında şu dizeler var:

“Sen hiç terk edilmedin bilmezsin Bir savaştan arta kalmış milyonlarca sakat gibiyim karşında kiminin gözü yok kiminin bacağı Ama hepsinin de yüreği var ve sızlamakta”

Nadir Göktürk, 1980’ler.

Günümüz şairlerini takip ediyor musunuz? Yakın dönemde bildiğiniz, sevdiğiniz şairler var mı? 

“Günümüz şairleri” derken ne kastettiğinizi tam olarak anlamadım. Çünkü yaş ilerledikçe bazı kavramlar farklılaşıyor. Benim, “daha dün” diye gördüğüm bazı şeyler, kimileri için “tarih öncesi”ne tekabül edebiliyor. Ama ben, her dönemde, elimden geldiğince şiir mecrasını takip etmeye çalışıyorum. Bu hızlı-tüketim ve alış-veriş çağında, şiir gibi “boş işler”le uğraşan genç insanları gördükçe, insanoğlunun geleceğine olan umutlarım, biraz olsun olumluya dönüşebiliyor.

Ezginin Günlüğü’nün bugün Ezginin Günlüğü olmasında Behçet Aysan’dan Can Yücel’e pek çok şairin dizelerini bestelemesi de var hiç kuşkusuz. Şiir okumayana bile şiiri sevdirdiğinizi söyleyebilir miyiz grup olarak?

Onu ben bilemiyorum. Bu konuyu dinleyicilere sormak lazım aslında.

Bence öyle! Peki, hâlâ yazıyor musunuz? Yeni şiirler ve şarkılar olacak mı?

Elbette ki yazıyorum. Bizim de elimizden başka bir şey gelmiyor zaten. Hani bir şiir vardı, Eluard’ın, 2. Dünya savaşı yıllarında, her taraf bombalarla uçak sesleriyle dolmuşken yazdığı bir şiir:

“KARARTMA

Kapılar tutulmuş neylersin

Neylersin içerde kalmışız

Yollar kesilmiş

Şehir yenilmiş neylersin

Açlıktır başlamış

Elde silah kalmamış neylersin

Neylersin karanlık bastırmış

Sevişmezsin de neylersin”

Biz de yazıyoruz haliyle…


Bir de blogunuz var sanırım, yazmaya çizmeye orada da devam mı?

Blog değil de, bir web sayfam var. Ara sıra birşeyler ekliyorum, ama çok da aktif sayılmam bu konuda. Biraz özürlü de sayılabilirim bu dijital mecralara karşı.

Nadir Göktürk, 1978.

Bu arada sağlığınız nasıl? 

Sağlığımda ciddi bir değişim yok. İdare ediyoruz yani. Soranlara da “Ölmedik, yaşıyoruz” diyorum.

“DEVLETİN, MÜZİSYENLER İÇİN BİRTAKIM DÜZENLEMELER YAPMASI GEREKİYOR” 

Pandemi sürecinde müzisyenlerin yaşadığı sıkıntılarla ilgili acı bir tablo çıktı karşımıza. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?

Ülkemizde son 2 yıldır müzisyenler gerçekten de çok zor bir dönemden geçiyorlar. Çünkü her türlü çalışma ortamları kapalı, bu yüzden hiçbir gelirleri de yok. Zaten müzisyenlik bir meslek olarak da kabul edilmez hem toplumda hem de devlet katında. Hani “Kıza dikkat etmezsen ya davulcuya ya da zurnacıya kaçar” denir ya, bu tür avantajlarının dışında, hiçbir güvencesi yoktur. Bunda tabii ki müzisyenlerin çalışma koşullarının payı büyük. Genellikle her akşam farklı bir yerde, farklı koşullarda çalıştıkları için örgütlenmeleri ve mesleki haklarını birlikte aramaları imkanı da pek yok ki. Bu yüzden ne sigortalılıkları ne iş garantileri ne emeklilikleri, sosyal ve ekonomik yönde hiçbir kazanımları yok. İşte, böyle dönemlerde görüyoruz işin gerçek yüzünü. Devletin bütün bunları dikkate alarak bu konuda birtakım düzenlemeler yapması gerekiyor.

Çok teşekkür ederim hem bir yıl sonra yeniden konuğum olduğunuz hem de Evde Kalmış Şiirleri bizlerle buluşturduğunuz için. Çok yaşayın siz!

Ben de size teşekkür ediyorum. Hepimize temiz havalı günler diliyorum…

***

NADİR GÖKTÜRK İLE İLGİLİ BU YAZI VE SÖYLEŞİ DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR: 

NADİR GÖKTÜRK YAZDI: “MİNİK SERÇE”

Nadir Göktürk: “Ezginin Günlüğü’nün yazılmamış bir anayasası var”

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media