Advertisement Advertisement
ayak analizi

DİSLEKSİYE SANATSAL BİR BAKIŞ KAZANDIRAN SERGİ: “HARFLERİN ÖTESİNDE: ALGININ, HAFIZANIN VE FARKLI ÖĞRENME BİÇİMLERİNİN GÖRSEL DİLİ”

 


Google’da aradığınızda disleksinin kelime anlamı zekâ düzeyi normal veya üzerinde olan bireylerde okuma, yazma ve dil becerilerini etkileyen nörogelişimsel bir öğrenme bozukluğu olarak geçiyor. Peki Türkiye’de disleksiyi tam olarak ne kadar biliyoruz, tanıyoruz. Disleksiye yönelik toplumsal farkındalık oluşturmayı amaçlayarak kurulan Disleksi Sanat İnsiyatifi, bugün Ankara’da başlayacak olan “Harflerin Ötesinde: Algının, Hafızanın ve Farklı Öğrenme Biçimlerinin Görsel Dili” isimli sergiyle sanat severleri farklı bir yolculuğa çıkarıyor. Disleksi Sanat İnsiyatifi’nin kurucusu ressam Aylin Menekşe ile 14 Haziran’a kadar Ankara’daki Valens Sanat Galerisi’nde yer alacak olan sergilerini konuştuk.

SÖYLEŞİ: NİLÜFER TÜRKOĞLU
nilufer@ajandakolik.com 

Sevgili Aylin Hanım merhaba, öncelikle Disleksi Sanat İnisiyatifi ne zaman, nasıl kuruldu?
Merhaba Nilüfer Hanım. Disleksi Sanat İnsiyatifi 2025 yılında kuruldu. Türkiye’de Disleksi Sanat İnsiyatifi bir ilk olması dolayısıyla önemli bir sanat oluşumu. Bu sanat oluşumun kurucusu olarak disleksi ile oğlumdan dolayı tanıştım. Bir anne, öğretmen olarak oğluma disleksi tanısı konulması aile olarak durumu kabullenmemiz zor oldu. Eğitim hayatında yaşadığı zorluklar, okulda ötekileştirilmesi gibi durumlar oğlumu ve bizi çok zorladı.Disleksinin ne olduğunu önce öğrenmeye çalıştım. Okullarda bu durumu yaşayan öğrencileri görüyorduk ancak disleksiyi oğlumda yaşayınca ne olduğunu ayrıntılı olarak anlamak istedim. Sempozyumlara, kongrelere, konuyla ilgili seminerlere katıldım. Farklı mesleklerden, farklı yaşlardan disleksi olan kişilerle tanıştım. Disleksi yaş büyüdükçe geçmiyor ancak baş etme yöntemleri buluyorlar. Türkiye’de resmi olmayan kaynaklara göre nüfusun %30 una yakın bir kısmı bu durumu yaşıyor. Ancak bu durumu yaşayan insanlar ve aileleri ne yazık ki saklıyor ve gizliyorlar. Bir resim sanatçısı olarak ne yapabilirim diye düşünürken sanatın disleksiye bir farkındalık yaratabileceğini düşündüm. Sanatçı arkadaşlarıma disleksi ile ilgili sergi projelerimi anlattım. 2024 yılında İstanbul’da iki sergi açtık. Disleksi Sanat Sergilerinden sonra sanatsal bir oluşum yapabileceğimizi konuştuk. Sanatçı arkadaşlarımız da bu insiyatif oluşumuna olumlu bakmalarıyla. Disleksi Sanat İnsiyatifi’ni kurmuş olduk.

Ben bir öğretmenim. Ben bir anneyim. Disleksi ile yalnızca akademik bir kavram olarak değil, hayatın içinde, evin sessiz odalarında, ödev masalarının başında, kaygı ve umut arasında büyüyen bir deneyim olarak tanıştım. Bir çocuğun harflerle kurduğu mücadeleyi, kendini anlatmak isterken yanlış anlaşılmasının yükünü ve buna rağmen vazgeçmeyen yaratıcılığını yakından gördüm.

Bu yolculuk bana bir soruyu sürekli sordurdu: Ya farklı öğrenen zihinleri eksiklik üzerinden değil, potansiyelleri üzerinden görmeye başlasaydık? Disleksi Sanat İnisiyatifi bu sorudan doğdu. Bir tanıdan değil, bir farkındalık arayışından. Bir eksiklik söyleminden değil, çeşitliliğin gücüne duyulan inançtan. Çünkü biliyoruz ki disleksi bir kusur değildir. Zihinlerin dünyayı algılama, yorumlama ve ifade etme biçimlerinden yalnızca biridir.

Disleksinin ne olduğunu genel hatlarıyla sizden dinlemek isterim.
Disleksi, bireyin zekâ düzeyiyle ilgili olmayan, nörogelişimsel temelli bir öğrenme farklılığıdır. En çok okuma, yazma ve harf-ses eşleştirme süreçlerinde kendini gösterir. Disleksili bireyler harfleri veya kelimeleri algılarken, okuduklarını akıcı şekilde işlerken ya da yazıya dökerken bazı zorluklar yaşayabilirler. Ancak bu durum onların öğrenemeyeceği anlamına gelmez. Uygun eğitim yöntemleri, destekleyici ortamlar ve doğru farkındalıkla disleksili bireyler akademik, sanatsal ve profesyonel yaşamlarında oldukça başarılı olabilirler. Günümüzde disleksi, bir eksiklikten çok, farklı bir öğrenme ve bilgi işleme biçimi olarak değerlendiriliyor.

Toplumda bu bir hastalık olarak mı görülüyor? Toplumun disleksiye bakışı nasıl? Sizin ve oğlunuzun deneyimlerinden bize neler aktarırsınız?
Toplumda disleksi hâlâ zaman zaman bir hastalık, yetersizlik ya da zekâ problemi gibi yanlış algılanabiliyor. Oysa bilimsel olarak disleksi bir hastalık değildir; beynin dili işleme biçimindeki farklılıktan kaynaklanan bir öğrenme farklılığıdır. Son yıllarda yapılan çalışmalar, eğitim faaliyetleri ve farkındalık kampanyaları sayesinde bu konuda bilinç artıyor. Ancak özellikle eğitim hayatında disleksili bireyler bazen “yeterince çalışmıyor”, “dikkatsiz” ya da “başarısız” gibi önyargılarla karşılaşabiliyor. Bu nedenle toplumun disleksiyi doğru tanıması, bireylerin güçlü yönlerini görmesi ve kapsayıcı yaklaşımlar geliştirmesi büyük önem taşıyor. Farkındalık sergileri de tam olarak bu noktada önemli bir rol üstleniyor; insanların disleksiyi daha yakından anlamalarına ve önyargıların azalmasına katkı sağlıyor.

Oğlum eğitim hayatında çok zorlandı. Günümüzde farklılıklara toplumun, sosyal medyanın bakışı olumsuz. Oysa farklı olmak hayata farklı bir bakış açısı sağlıyor. Oğlum ilkokulu hatırlamak bile istemiyor. Okul oğlumun kötü anılarını hatırlatıyor. Oğlum şimdi tiyatro ile yaralarını sarıyor. Sanat iyileştirir. Sanat insanın daha geniş bir açıdan bakmasını sağlar. Sanatın her dalı insanın kendini ifade etmesine yardım ediyor.

 

AMA ANNE, DENİZALTINDA ÖTEKİLEŞTİRME YOK” 

Sergide sanatın farklı dallarından eserler yer alıyor. Sanatçıları tanımak isteriz. Kimler, hangi eserleriyle katılıyor?
Ben, Aylin Menekşe, bu sergiye resimlerimle katılıyorum. Eserlerimin çıkış noktası, oğlumun bir gün bana söylediği yalın ama derin bir cümle oldu: “Ama anne, denizaltında ötekileştirme yok.” Denizaltı dünyasında her canlı kendi rengi, biçimi ve hareketiyle vardır. Farklılık, ayrışmanın değil, yaşamın doğal ritminin bir parçasıdır. Resimlerimde yer alan balıklar, mercanlar ve görünmeyen akıntılar; yalnızca sualtını değil, dünyayı farklı algılayan, farklı öğrenen ve kendi yolunda ilerleyen çocukların hikâyelerini anlatır. Disleksi bana farklılığın bir eksiklik değil, özgün bir bakış biçimi olduğunu öğretti. Bu nedenle eserlerimde kusursuz benzerlikleri değil, çeşitliliğin yarattığı uyumu arıyorum. Birbirine benzemeden bir arada var olabilmenin, kendi rengini koruyarak bütüne ait olabilmenin izini sürüyorum. Çünkü inanıyorum ki; kapsayıcılık, farklılıkları değiştirmeye çalışmakta değil, onları olduğu gibi kabul edebilmektedir. Ve belki bir gün yeryüzü de denizaltı kadar kapsayıcı olabilir.

Sergide, TRT’nin deneyimli spikerlerinden ve aynı zamanda heykel sanatçısı olan Aslı Noyan, duygu ve düşünceyi üç boyutlu formlarla buluşturan heykelleriyle yer alıyor. Uluslararası alanda çalışmalarıyla dikkat çeken İranlı fotoğraf sanatçısı Aida Navidi, insanın iç dünyasına ve algı katmanlarına dokunan fotoğraflarıyla sergiye katkı sunuyor.

Renk, biçim ve anlatıyı özgün bir yorumla tuvale taşıyan Belgin Altaç, resimleriyle serginin görsel dilini zenginleştirirken; heykellerinde yaşamın izlerini ve insan deneyimini estetik bir yaklaşımla ele alan Sevgi Köksoy da seçkide yer alıyor. Sanatsal üretiminde duyarlılığı ve özgün anlatımı öne çıkan Ümit Dilek Aydoğan, eserleriyle serginin çok katmanlı anlatısına eşlik ediyor. Serginin küratörlüğünü üstlenen Şebnem Ersoy ise yalnızca küratöryel yaklaşımıyla değil, aynı zamanda resimleriyle de bu anlamlı buluşmanın bir parçası. Ersoy’un eserleri, serginin temel çıkış noktası olan farkındalık, empati ve farklılıkların zenginliği kavramlarıyla güçlü bir diyalog kuruyor. Bu değerli sanatçıların farklı disiplinlerde ürettikleri eserler, disleksiye ilişkin farkındalığı sanatın evrensel dili aracılığıyla görünür kılarak izleyiciyi yeni bakış açıları geliştirmeye davet ediyor.

Serginin ismi de bu farkındalığı oldukça üç ortaya koyuyor. Peki sanatçılar arasında disleksi olan var mı?
Evet, sanatçılarımız arasında disleksi deneyimine sahip isimler de var. Bu nedenle sergi, disleksiyi dışarıdan anlatan bir proje olmanın ötesine geçiyor; farklı öğrenen ve farklı algılayan bireylerin kendi sesleriyle kurdukları bir anlatıya dönüşüyor. Sanatın en güçlü yanı da burada ortaya çıkıyor: Farklılıkları görünür kılmak değil, onların değerini hatırlatmak.

Peki sergiyi Ankara’dan başka şehirlerde de görme imkanımız olacak mı?
Bu sergi, bir son değil; farkındalığın sanatla kurduğu uzun soluklu bir yolculuğun dördüncü durağıdır. Disleksiye ve farklı öğrenme biçimlerine dair görünürlüğü artırmayı amaçlayan bu buluşma, gelecek yıl Ayvalık’ta, 2027 yılında İstanbul’da ve Türkiye’nin farklı şehirlerinde yeni sanatçılar, yeni disiplinler ve yeni hikâyelerle yoluna devam edecek.

Resim, heykel, fotoğraf ve farklı sanat dallarından eserler; söyleşiler, atölye çalışmaları ve yaratıcı karşılaşmalarla zenginleşerek daha fazla insana ulaşacak. Her şehirde yeni bir diyalog kurulacak, her eserde farklılığın değeri yeniden hatırlanacak. Çünkü sanat, yalnızca bakmayı değil, görmeyi öğretir. Ve biz, farklılıkların ayrıştırılmadığı; her bireyin kendi rengi, sesi ve varlığıyla kabul gördüğü bir dünyanın mümkün olduğuna inanıyoruz. Bu yolculuk, farklılıkların görünür olduğu değil, değer gördüğü bir geleceğe doğru atılmış ortak bir adımdır.

Ajandakolik’te konuğum olduğunuz için teşekkür ederim. Eminim Disleksi Sanat İnisiyatifi ve “Harflerin Ötesinde: Algının, Hafızanın ve Farklı Öğrenme Biçimlerinin Görsel Dili” serginiz, toplumun disleksiye olan bakışında bir değişim yaratacaktır. Bir yıl sonra serginizle Ayvalık’ta görüşmek üzere…
Röportaj için çok teşekkür ediyorum. Ankara Valens Galeri’deki Disleksi Sanat Sergimizin açılışı 06.06.2026 saat:18.00 de tüm sanatseverleri bekliyoruz. Sergimiz 6-14 Haziran 2026 tarihlerinde görülebilir.

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media