banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

Nadir Göktürk: “Ezginin Günlüğü’nün yazılmamış bir anayasası var”

Nadir Göktürk ve oğlu Can Göktürk aynı sahnede…

40 yıldır yazılıyor günlük… Dünden bugüne onlarca müzisyenin emeğiyle yazılıyor, üstelik… İçinde nakış gibi işlenmiş  şarkılarla, türkülerle kocaman bir kitap gibi şimdi. Türk müzik tarihinin en kendine özgü, üretken ve şairane gruplarından Ezginin Günlüğü, çok yakında çıkacak yeni bir tribute / saygı albümünde grubun eski şarkılarını bu defa 20 sanatçıyla bir araya getiriyor. Albüm bahanesiyle Ezginin Günlüğü’nün değişmez usta ismi, klavyecisi, söz ve müzik yazarı Nadir Göktürk ile karantina günlerinde sohbet ettik.

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu

Bugünlerde yazışarak söyleşiler yapmanın bir iyi bir kötü yanı var. İyi yanı, herkes evinde olduğu için cevap almakta pek zorlanmıyor insan. Kötü yanı ise söyleşi sırasında birbirinizi göremediğiniz için doğru düzgün bir diyalog kurulamıyor. Hele ki çok sevdiğiniz, hayran olduğunuz bir isimse bu, kayıp gibi geliyor insana!
Nadir Göktürk, söyleşi önerime hiç duraksamadan evet deyince önce çok mutlu oldum sonra da yaprak gibi titredim. Titredim çünkü en sevdiğim şarkıların sözlerini, müziklerini hep o yazmıştı. Benim için söz ve müzik yazarından öte o bir şairdi. Bugün Ajandakolik’e konuk olurken benimle abümünden çok özel fotoğraflar paylaştığı için kendisine ayrıca teşekkür etmek isterim. Okuyacaklarınız, çay gibi, martı gibi, çocukluk gibi, İzmir gibi bir şey benim için… Öyle değerli… Güzel pazarlar!

Ezginin Günlüğü’nün 40 yılını birkaç cümleye sığdırmak zor olacaktır muhakkak ama özetleseniz bunca yılı nasıl anlatırsınız, neler dersiniz?

Çok hızlı geçti diyebilirim. İnişler ve çıkışlarla. Tıpkı hayat gibi… Sonuç olarak, bu da bir grubun hayatı. Yaşarken güzel anılar biriktirebildiyseniz ne mutlu. Ezginin Günlüğü de, bir anlamda yaşadığımız hayata tanıklık yapıp, onun günlüklerini tutmayı hedefleyen bir grup olduğu için, iyisiyle kötüsüyle çok şeyi kaydettik sanıyorum defterimize. Bu arada 19 tane albüm hazırladık, yüzlerce konserimiz oldu. Ülkemizin, gitmediğimiz tek tük şehri kalmıştır. Yurtdışında da çeşitli konserlerimiz oldu. Yani tıka basa geçen yıllar…

“EZGİNİN GÜNLÜĞÜ TRIBUTE ALBÜM BİR AY İÇİNDE ÇIKACAK”

40 yıl şerefine bir tribute albüm “40 Yıllık Şarkılar” geliyor çok yakında. Günümüzün popüler müzisyenleri, grupları şarkılarınızı yeniden yorumluyor. Albüm hazırlığında siz de müdahil oldunuz mu? Kim hangi şarkıyı söyledi gibi örneğin…

“40 Yıllık Şarkılar” albümü, hem hazırlık hem de üretim safhalarında birçok kişinin emeğiyle oluşturuldu. Özellikle sevgili dostumuz Burhan Şeşen’in sonsuz emeği vardır. Albümün yapımcısı DokuzSekizMüzik, Ahmet Çelenk ve ekibi de çok çalıştılar tabii ki. Açıkçası biz çok fazla müdahil olmadık. Müzik dünyamızdaki gelişmeler konusunda bizden daha fazla bilgi sahibi olan kişilerin fikirleri bizim için daha önemliydi.

Can Bonomodan Gripine, Dilhan Şeşenden Pinhaniye, Nilipeke çok renkli ve genç bir müzisyen kadro var karşımızda. Şarkıların hepsini dinleme şansınız oldu mu, olduysa en çok hangisini beğendiniz?

Tabii ki hepsini dinledik, hatta kayıt sürecinde bile değişik aşamalarda dinlediklerimiz oldu. Şarkılarımızı seslendiren müzisyenlerin arasında yakından tanıdıklarımız olduğu gibi, hiç tanımadıklarımız da vardı. Benim için de çok güzel ve faydalı bir süreçti. Çok güzel isimlerle tanışmış oldum. “En çok hangisini beğendim” konusunda konuşmam için, henüz biraz erken sanıyorum.

Söz ve müziğini sizin yaptığınız Eksik Bir Şey Var”ı albümde seslendiren Zeynep Bastık gerçekten size albümde sizin yazdığınız şarkıların olup olmadığını sordu mu? Twitterda öyle paylaşımlar oldu geçenlerde…

Zeynep Bastık’ın bir canlı yayınında tatlı bir sohbetimiz oldu kendisiyle. Çok başarılı bir şarkıcı olduğu gibi, aynı zamanda çok da sevimli bir programcı. O kadar sıcak bir konuşma oldu ki, aklımda sadece yeni albümle ilgili şeyler ve onun sempatik tarzı kaldı. Ama twitterda falan da öyle şeyler yazmışlarsa, hiçbir şey olmamışsa bile bir şeyler olmuştur demek ki…


Henüz albüm çıkmadığı için bunu biraz da meraktan soruyorum. Bu arada ipucu alsak ne zaman çıktığına dair, olmaz mı? Aralarında Ezginin Günlüğü ruhuna benzer bir ruhla şarkıyı s
öyleyen var mı? Yoksa herkes kendi müzik tarzını, tavrını mı ortaya koymuş, ne dersiniz?

Albüm sanıyorum önümüzdeki bir ay içinde falan çıkacak. Ama, öncelikle bazı şarkılar teker teker bu hafta içinde yayınlanmaya başlayacak. Hatta Dolu Kadehi Ters Tut gurubunun yorumladığı ‘Duvar’ yayınlandı bile. “Ezginin Günlüğü ruhuna benzer bir ruhla” sorunuza gelirsek; bence bu tür bir albümde, doğru olan, herkesin kendi tarzında söylemesidir. Öbür türlü pek bir anlamı, özelliği olmaz. Biz zaten söylemişiz kendi tarzımızda. Önemli olan herkesin, bizim şarkılarımızı kendi tarzında yorumlayarak bir anlamda müziği zenginleştirmesi.

“SON YILLARA MÜZİK PİYASASI CİDDİ BİR BUNALIM İÇİNDE” 

Tabii, mutlaka! 2007 yılında da yine pek çok popüler isim bir araya gelip Ezginin Günlüğü şarkılarını “Çeyrek” albümünde seslendirmişti. “40 Yıllık Şarkılar” ile “Çeyrek”i birbirinden ayıran şey farklı şarkılar ve sanatçılardan oluşması mı? Her ikisi için de tribute albüm diyebiliriz, öyle değil mi?

Evet, her iki albümde de birçok ortak şarkı vardır. Ama yorumcular değişik. Bir anlamda, aradan geçen zamanda oluşan kuşak farklılıklarının müziğimize yansımalarını görmek, kuşakların birbiriyle tanışması, buluşması gibi bir durum…  Biliyorsunuz son yıllarda müzik piyasamız da teknolojik gelişmeler, sosyal değişimler, internet gibi yepyeni paylaşım alanlarının ortaya çıkması gibi çok çeşitli nedenlerle ciddi bir bunalım içinde. Mesela biz, eskiden hemen hemen her yıl bir albüm yaparken, şimdi artık aralıklar epey uzadı. Çünkü müzik sektörümüz bütün bu değişimlere henüz tam anlamıyla adapte olamadı bence. Dolayısıyla bu tür albümler, sektörün canlanması açısından da yararlı oluyor anladığım kadarıyla. Çünkü daha geniş kitlelere hitap ediyor.

Ezginin Günlüğü’nün ilk kadrosu, 1982.

Kesinlikle. Hem daha fazla kişiyi de yakalıyor, hiç kuşkusuz. Peki, siz bu koca 40 yılda Ezginin Günlüğü’nün belkemiğisiniz bir nevi. Daha geçenlerde Sumru Ağıryürüyen ile yaptığım söyleşide Bahçedeki Sandal” albümünüzü anmıştık. Aslında ben biraz o yıllara gitmek istiyorum. Ezginin Günlüğü’nün araba yolculuklarımızda teypte dönüp duran 1985 tarihli Seni Düşünmek” ve 1988de çıkan Bahçedeki Sandal” albümlerinize… O yılları nasıl hatırlıyorsunuz? 

80’li yıllar, bizim için yasaklı yıllardı aynı zamanda. Televizyon ve radyolarda şarkılarımız çalınmazdı. Konserlerimizi oldukça yoğun baskılar ve kısıtlamalar altında gerçekleştirirdik. Ama çok da dinamik bir dinleyici kitlemiz olduğu için bizi hiç yalnız bırakmıyorlardı. Konserlerimizi, albümlerimizi falan her şeyi kendimiz yapıyorduk. Yani, yapa yapa da işi öğrendik aslında. 80’lerin sonuna doğru plak şirketleriyle tanıştık. 90’larda ise özel televizyon kanallarının devreye girmesi dolayısıyla, klip yayınlanması, tabii ki dinleyici kitlemizin artışına sebep oldu. Müzik olarak ise, ilk yıllarımızdaki repertuarımızın önemli bir kısmını halk türkülerimiz oluşturuyordu. Bir de Nazım Hikmet, A.Kadir, Orhan Veli, Ataol Behramoğlu gibi çeşitli şairlerin şiirlerini üstüne yaptığımız çalışmalar… Kendi yazdığımız sözlerle oluşturduğumuz şarkılar, 90’lardan sonra Hüsnü’nün de gruba katılmasıyla başlamıştır.

Ezginin Günlüğü’nün 1994 yılındaki kadrosu: Hüsnü Arkan (vokal), Arzu Bursa (vokal), Fatih Saçlı (flüt), Nadir Göktürk (keyboard), Sedat Yapıcı (gitar), Erkan Gürer (bas), Güven Şancı (davul).

“EZGİNİN GÜNLÜĞÜNDE 100’DEN FAZLA ELEMAN DEĞİŞMİŞTİR AMA RUHUMUZ DEĞİŞMEDİ” 

Ezginin Günlüğü, belki de Türk müzik tarihinde kadrosunda en çok vokal değiştirmiş grubu. Bunu neye bağlıyorsunuz? Bu bir seçim miydi, öyle olması mı gerekiyordu? Yoksa…

Aslında böyle uzun ömürlü gruplardaki eleman değişiklikleri çok olağan bir durumdur. Çünkü zaman içinde insanların beklentileri, umutları, hayatları değişebilir. Bu da bir şekilde insanın çalışma ortamına yansır tabii ki… Ülkemizdeki uzun ömürlü gruplara biraz bakarsanız hepsinde benzer durumları görürsünüz. Tabii vokal, dinleyici açısından en ön plandaki eleman olduğu için en çok o göze batar. Geridekileri fark etmezler bile.. Oysa ki bütün elemanların grup içindeki fonksiyonları eşdeğerdir. Hatta “Orkestrada basçının çaldığını farketmezsiniz, ama çalmadığı zaman fark edersiniz, çünkü araba devrilir” gibisinden bunu anlatan bir laf da vardır… Geriye dönüp baktığınız zaman bizim ekibimizde de, bu yaklaşık 40 yıllık süreçte 100’den fazla eleman değişikliği olduğunu görebiliriz yani. Ama, önemli olan, ruhumuz değişmemiştir.

1980’lerin sonunda İzmir konserinden.

Hayat hikâyenizde “Emekliliği olmayan bir işe girdiğimi ancak yıllar sonra anlayabildim” diyorsunuz. Emekliliği olmayan bir iş bu peki madem yeni Ezginin Günlüğü şarkıları yapacak mısınız?

Söylediğim gibi, bu işin emekliliği yoktur. Taa ki elden ayaktan düşünceye kadar. Şimdilik elim ayağım çalışıyor, ben de şarkı yazmaya falan devam ediyorum dolayısıyla. Ama, gene sağlık sorunlarım nedeniyle bir süredir sahnelerden uzaklaşmak zorunda kaldım, o kadar. Şarkılar birikiyor çekmecede, ama demin söylediğim gibi, sektörün durumundan dolayı fazla yayınlayamıyoruz. Yani üretim var ama, tüketim yok kısacası…

Karantina döneminde kimi sanatçılar sanatsal anlamda bir şeyler üretemediklerinden şikayetçi. Siz bu süreci nasıl geçiriyor ve nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şarkı yazan kişiler, her gün masalarının başına oturup mesailerini yaparlar genellikle. Hem de bu mesai 8 saatle falan sınırlı değildir. Ama tabii ki konser monser yapılamadığı için canı sıkılanlar da çoktur. Bir de sonu belli olmayan bir süreci yaşadığımız için moral olarak da eksiklikler olabilir, bu da elbette insanın üretimine yansıyabilir.

Şimdiye kadar yazdığınız ve yaptığınız besteleri sayıya vurmak istedim, bir süre sonra listenin ucunu kaçırdığımı fark edip saymayı bıraktım. Siz tam sayıyı biliyor musunuz? Bir de insan merak ediyor tamam yetenek var, yaratıcılık var ama işin bir formulü de var mı? İnsan söz yaza yaza, beste yapa yapa bu işin ince sırrını çözer mi?

Ben de sayısını bilmiyorum, hiç de saymadım şimdiye kadar. Unuttuklarım bile oluyor aralarında. Beste yapmanın formülünü ben de bilmiyorum. Ama sanıyorum herkesin farklı motivasyonları vardır muhtemelen. Bunca yıldır şarkı yazmama rağmen her gün yeni yeni şeyler öğreniyorum bu konuda. Bu işin sonunun olmadığını anladım. Hani “Bildiğim tek şey hiç bir şey bilmediğim” demiş ya muhterem… Ben de galiba hiçbir şey bilmiyor konumuna geleceğim yavaş yavaş. İnsan yapa yapa tabii ki kendini geliştirir ama yine de kendi kapasitesi dahilinde…

Söz müzik demişken… Ezginin Günlüğü bugüne dek pek çok şiiri de besteledi. Enver Gökçeden A. Kadire, Sait Faikten Orhan Veliye, Behçet Aysandan Kavafise, Ahmet Ariften Ahmet Erhana çok sayıda şairin dizeleri sizlerin müziğiyle hayatımıza daha da çok girdi. Yanlışsam beni düzeltin lütfen, şiiri bestelenmiş hiç kadın şair yok sanırım, albümlerinizde. Bestelemeyi düşündüğünüz var mı hiç? Ya da şu şiirin bestesi aslında ne güzel olur dediğiniz ya da içinizde kalan?

 Kadın şair pek fazla yoktur yeryüzünde biliyorsunuz.. Ama, demek ki atlamışsınız, bizim bestelerimiz arasında gene de bir tane var: “Benim Sevdiğim Adam” Danimarkalı kadın şair Tove Ditlevsen’in bir şiiri. Orijinal adı “Sonsuz Üç”tür şiirin.

Hemen dinleyeceğim, onu kaçırmışım tüh! Peki, kendi yazdığınız şiirin bestesini yapmak, şiirlere göre daha kolay, değil mi? 

Tabii ki kendi yazdığımız sözlere, müziğin gidişine göre müdahale etmemiz daha kolay. Her türlü değişikliği yapabiliyoruz. Eklemeler, çıkarmalar…
Ama şiirleri fazla ellemek pek mümkün değil. Bazen, çok gerektiği zaman ufak tefek dokunuşlar şeklinde… Tabii bunlar bile şairlerin hiç hoşuna gitmiyordur, tahmin ediyorum. Ama bazen buna mecbur kalıyoruz.

“YENİ SOLİSTİMİZ MAHMUT ÇINAR DA GRUBU ÇOK İYİ TANIYOR”

Bunca yıl hiç değişmeyen isim olmak, Ezginin Günlüğü’nün başta da dediğim gibi belkemiği olmak büyük bir sorumluluk hissettiriyor mu üzerinizde? Bir yandan bundan sonrasını da merak ediyorum. Son konserde yoktunuz. Yeni solist Mahmut Çınar ve ekiple birlikte yola devam edecek misiniz?

Artık sahneye çıkamasam da grupta çalışmaya devam ediyorum. Sorumluluk, aslında grubun bütün elemanları için aynı ölçüde geçerli bir kavram. Şimdiye kadar herkes bunun bilincinde olarak hareket etti. Bütün seçimlerimiz, tercihlerimiz hep bu doğrultuda oldu. Yeni solistimiz Mahmut Çınar da zaten grubu çok iyi tanıyan, her yönüyle grubu benimsemiş bir arkadaşımız. Hep söylediğim gibi, “Her yeni eleman, kendi rengiyle, kendi kimliğiyle gruba katkıda bulunup, grubu daha da zenginleştirmiştir.”  Şimdiye kadar bu, hep böyle oldu.

Ezginin Günlüğü’nün şu anki kadrosu; Deniz Sujana (vokal), Mahmut Çınar (vokal), Cafer İşleyen (flüt), Can Göktürk (sax, klavye), Deniz Bayrak (gitar), Erkan Gürer (bas) ve Güven Şancı (davul).

Sizin popüler olmak gibi bir derdiniz olmadığı gibi sanırım grup içinde hiç ön planda olmayı da tercih etmediniz. Genellikle gruplar içinde hırslardan doğan tartışmalar olur. Siz bunlara maruz kaldınız mı? Grup olmaktan pişmanlık duyduğunuz anlar oldu mu?

Gerçekten de gruplar içinde, söylediğiniz türde sorunlar her zaman çıkabilir. İnsanların beklentileri çok farklıdır genellikle. Ama sanıyorum, Ezginin Günlüğü’nün yazılmamış bir anayasası var ve herkes bunun farkında. Amaçlarımız belli, hedeflerimiz belli, müzik anlayışımız belli, dünyaya bakışımız belli. Ve bütün grup elemanları da tercihlerini yapmakta sonuna kadar özgürdürler.

Eskiye dair hayatınızda özlediğiniz neler var? Oya Bora ile yaptığım bir söyleşide 90ları gerçekten çok özlediklerini söylemişlerdi. Sizin özlediğiniz bir dönem var mı? Varsa neden?

Oya da Bora da benden daha genç arkadaşlar oldukları için 90’lar demeleri normal. Bense özlersem 60’ları özlerim.. Ece Ayhan’ın “Ayıptır söylemesi, vakitsiz Üsküdar’lıyız abiler..” diye bir dizesi vardır. Ben de, söylemesi ayıp, 68 kuşağından biri olduğum içim, özlesem özlesem “60’lar”ı özlerim derim.

Bugünler geçince normalleşir miyiz çabucak? Sizce neler değişecek dünyada ya da değişecek mi?

Dünyada pek bir şeyin değişeceğini sanmıyorum. Her şey hep daha kötüye gitmekte. Bu söylediklerim karamsarlık gibi görünebilir, ama gerçekçi olmak da lazım… Geriye doğru bakıp da biraz düşününce, yaşadığımız süreç içinde, ara sıra ufak tefek umut kıpırdanışları olduysa bile hep geriye doğru gitmişiz. Değişirse ne değişir? Belki Amerika gider Çin gelir, belki Rusya Avrupa’ya el verir falan filan. Yani patronlar değişebilir ama ‘patronluk’ sabit kalır.

Bu yaşadıklarımızın insanoğlu için  bir ders olduğunu düşünenlerden misiniz?

‘İnsanoğlu’ diye adlandırdığımız türün en önemli niteliği açgözlü olmasıdır. Yani hiç doymak bilmez. Bu yüzden de her yaşadığı şeyi nasıl ranta çevireceğini düşünür. Bir de biliyorsunuz “Ademoğlu nisyan ile malûldur” diye bir söz vardır. Yani “Unutmak insanın huyudur” anlamına falan gelen bir laf. Yani, bütün bugün yaşadıklarımızı da kısa bir süre sonra unutup yeniden eski hızımıza kavuşuruz, merak etmeyin…

“ŞARKI SİZE NE HİSSETTİRİYORSA GERÇEK ODUR”

“Terliklerimle gelsem sana, sonunda aşkı bulmuş gibi” Bu sözler nasıl doğdu, nasıl geldi de kondu? Yakın dönemde de pek çok insanın en iyi bildiği şarkılarınızdan biri olan “Eksik Bir Şey”in hikayesi var mı? Bir de yaşadığımız bu çağda en eksik olan şey, şeyler nedir sizce?

Gene zor bir soru sormuşsunuz… Öyle bir şey ki bu, kolay anlatamam… Bir de şöyle bir durum var; “Bu şarkıyı şunun için yazdım” gibisinden açıklamaların, ben hep şarkının hacmini daralttığını düşünürüm. Çünkü bir şarkıda olsun bir şiirde olsun, herkesin bulduğu şeyler birbirinden farklıdır. “Şunu anlatıyorum” derseniz, şarkıyı farkında olmadan bir konuya odaklandırmış olursunuz. Ve insanların bakış açıları da bir noktaya taşınır. Gerçek olan ise, bir şarkıda dinleyicinin bulduğu şeydir.
Yaşadığımız çağdaki eksiklikleri saymaya ise gücüm yetmez benim. En kolayı gene bir şiirden alıntıyla işi özetlemek galiba. Cevat Çapan, Pessoa’nın bir şiirinden çevirmiş: “Topla pılını pırtını, gitmemek için bir yere / Bu insanlarla dolu dünyanın ne ilgisi var seninle.”

Son olarak Bir gül kokar tüm çiçekler ezilir / Bir tel kopar, âhenk ebediyen kesilir.” “Rüya” şarkısının özel bir yeri var mı hayatınızda? Yoksa bu sözler nasıl yazılır?

Öncelikle şunu belirtmem lazım, “Bir tel kopar, âhenk ebediyen kesilir” dizesi Yahya Kemal’e aittir. Sorunuza gelince; benim yazdığım bütün şarkıların hayatımda özel bir yeri vardır aslında. Ama, bazıları belki daha hüzünlüdür, bazıları daha üzüntülüdür. Bazen keyifli olur insan bazen umutsuz olur. Tabii ki yaşadığımız şeyler, ki bunlar bazen somut olaylar da olabilir, şarkılarımıza biçim verebilir. Ama, gerçek olan, dinleyen insanın onunla kurduğu bağlantıdır. Biz onu etkilemek istemeyiz. Yani kısaca, şarkı size ne hissettiriyorsa, gerçek odur.

Comments
  • Osman aksoy

    Heyecan ile bekliyoruz hocam..o

    Nisan 19, 2020
  • Pınar Yapıcı

    Bir harfe, heceye, insana, dünyaya, renge.. kısacası; gördüğüm duyduğum, hissettiğim her şeye anlam yükleyen nadide insanların başında gelir Nadir Göktürk ve Ezginin Günlüğü.. Onun diline, kalemine yüreğine, seninde ellerine sağlık Nilüfer..
    En sevdiklerimle yaptığın, tüm söyleşiler içinde kocaman alkışlar ve çokça sevgiler..

    Nisan 20, 2020
  • Fatma Apel

    Şahane olduğunun yine farkındayım.tam 65 yaşı dayım ve bu güzelliklerin çok sürmesi dileğim.. Bir gün acı bir haber duymak istemiyorum. Yıkılırım kalbim durmuş gibi olurum.. bir yıldız o kişiliği eserleri insanlığı herşeyiyle. Örnek bir eş ve baba…. Dostum gibi… Herbir notası Dünyamı yansıtıyor.Sağlık ve neşe diliyorum.Başarı zaten onun…. Bu ülkeye bu açıdan bakanla ne olur çoğalsın…..

    Mayıs 10, 2020
YORUM YAP

You don't have permission to register