banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

Batuhan Sarıcan yazdı: Yoksa başarı, başağrısı mı demek?


Sözlük karıştırmak huydur bende. Rastgele bir sayfa açar denk gelen ilk kelimeyi okurum. Yeni bir sözcükse ne âlâ; öğrenip cümle içinde kullanmaya çalışırım. Bu sefer şansım yaver gitmedi ve “başarı” sözcüğü denk geldi. Ben de bunun üzerine lakırdamak istedim. Ha bir de başarının formülünü buldum. İşte o formül sevgili okur, burada… 

Batuhan Sarıcan
batusarican@gmail.com 

Türk Dil Kurumu’nun (TDK) Türkçe Sözlük’ü bugün kaç çocuğun en sevdiği kitaptır onu bilemiyorum ama benim karıştırmayı en sevdiğim kitaplardan biriydi. Halen de öyle aslında; iki ciltli 1983 baskısını saklıyorum. Lacivert şömiziyle çalışma masamda, yanı başımda; yangında ilk kurtarılacaklar arasında. Canım sıkıldıkça rastgele bir sayfa açıp önüme çıkan ilk kelimeyi okuyorum.

Geçen yine canım sıkılmış olmalı ki aldım elime sözlüğü, haydi rastgele! Bu sefer parmağımın ucuna “başarı” sözcüğü denk geldi. Sahiden neydi başarı? Üniversite sınavında bilmem kaçıncı olup okulu bilmem kaçıncılıkla bitirip en yüksek kazancı elde edebileceğin bir işe girip orada da ayın bilmem nesi olmak mı?

Sözlüğe göre başarı, başarmak eyleminin isim haliydi; peki ama başarmak eylemi de ne ola ki? Şimdi yine sözlüğün ilk cildinin toz kokan, dikişleri kaskatı kesilmiş saman rengi sayfalarında arıyorum bu sorunun cevabını. Bandırma, Basiret, Başak, ŞAK!

Başarı: “Bir işi istenilen biçimde bitirmek, muvaffak olmak”

Örnek cümle olarak da Aziz Nesin’den bir alıntı: “…çok para kazanmakta olduğunu arkadaşlarından gizlemeyi başarmıştı.”

“Dünyada yapılmamış işler çoktur çocuğum / Derlerse ki bu işler bişeye yaramaz / De ki bütün işe yarayanlar / İşe yaramaz sanılanlardan çıkar.”  -Aziz Nesin, “Çocuklarıma” şiirinden

TDK’nin “başarı” tanımı eskimiş olsa gerek diyerek bir de TDK-internet sözlüğüne baktım. Tanım aynı tanım ama Aziz Nesin’in yerinde yeller esiyor. Çok para kazandığını arkadaşlarından gizlemek artık bir başarı sayılmıyor olsa gerek. Yoksa Aziz Nesin’i neden silsinler, değil mi ama…

Cümle içinde kullanımını bir kenara alalım. Ben bu tanıma pek de ısınamıyorum. Bir kere “istenilen biçimde bitirmek” ifadesi sıkıntılı bir ifade. Bir çocuğu ele alalım; diyelim ki annesi, bu çocuğun müzikte başarılı olmasını ve gelecekte de “başarılı” bir müzisyen olmasını istiyor; babası ise sayısal derslerde başarılı olmasını ve ileride “başarılı” bir mühendis olmasını. Bu çocuk için başarının tanımı ne olabilir? Annesinin mi babasının istediğinde mi muvaffak olmak?

Tam da bunu düşünürken sözcüğü tekrar tekrar okumaya başladım. Hani bir sözcüğü defalarca tekrar edince anlamsız bir şey olup çıkar ya bunu da üst üste söylediğimde anlamsızlaşmaya başlıyor. Bu da yetmezmiş gibi birkaç tekrardan sonra “baş” ile “arı” arasına “yumuşak g” giriyor ve ortaya “başaĞrı” çıkıyordu. (Bir çocuğun “başarı” kelimesini bu kadar sık duymasının ileride yaşayacağı kronik baş ağrılarıyla ilgisi olabilir mi? Neden olmasın. )

Tabii bir de tanımda “bir işi” deniyor ama bireyin, çocukluğundan yaşlılığına kadar bir şeyi değil, her şeyi başarması, yani “istenilen biçimde bitirmesi” bekleniyor. Demek ki başarmayı uzun vadeye yaymamız ve her işi “istenilen” biçimde bitirmemiz gerekiyor. Sizin ne istediğinizin pek bir önemi yok! Yani baş ağrısı, başarının ta kendisi değil de ne?

Uzun vadeli başarının basit formülü: S = Qr

Uzun vadeli başarı demişken geçenlerde işim gereği (istenildiği üzere) Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) sayfasındaki bir yazıya denk geldim. Bir fizikçi, uzun vadeli başarının nasıl sağlanabileceği sorusunun, basit bir formülle açıklanabileceğini iddia ediyordu. “S = Qr”. (Bilim ilerliyor sevgili Ajandakolik okuru, siz de nasiplenin!)

Benim matematiğim pek iyi değildir, o yüzden “Başarı = baş ağrısı” eşitliğinin benim için daha kestirme olduğunu düşünürken söz konusu formülün gerçekten de çok basit bir açıklaması vardı: “Başarı, hangi konuda iyi olduğunuzu tespit etmek ve üzerinde sebatla çalışmaya devam etmek.”

Fizikçi Albert-László Barabási’nin kitabı “Formül: Evrensel Başarı Yasaları”

Bahsettiğim fizikçi Albert-László Barabási, “sihirli formül” üzerine “The Formula: The Universal Laws of Success” (Formül: Evrensel Başarı Yasaları) ismiyle bir kitap bile yazmıştı. Başarının doğası üzerine kendisi ve meslektaşlarının araştırma ve deneyimlerini paylaşmıştı. Yani o “vakit kaybı” kişisel gelişim kitaplarına benzemiyordu. (Kendisinin, “Yaşınız ve başarı şansınız arasındaki gerçek ilişki” adında bir de TED konuşması var. Dünyayı kurtarmakla meşgul değilseniz buradan dinleyebilirsiniz.)

Barabási, başarıyı benim gibi matematikle arası pek iyi olmayanların bile canını sıkmadan, hayatımızda karşılığı olan bir formülle açıklıyor aslında. Belirli bir ürün, bilimsel makale, sanat eseri veya diğer çabalarda “S” olarak gösterdiği başarı derecesini iki bileşene bağlıyor: Temel fikrin niteliğinin altında yatanları sembolize eden “r” ve bir projenin/eserin arkasındaki yaratıcının, belirli bir alandaki fikirleri bir araya getirerek bunların meyve vermesini sağlayan bir hale getirebilme yeteneği ve arzusu; yani Barabási’nin “Q faktörü” olarak adlandırdığı yeti. Burada uzun vadeli başarı, başlangıç ​​fikrinin ortaya koyduğu “şey” ve yaratıcının Q faktörüyle sağlanıyor. Yani: S = Qr.

“Steve Jobs da başarısız oldu ama siz Steve Jobs değilsiniz”

Yazar, tüketici elektroniği tasarlama alanında şüphesiz yüksek Q faktörüne sahip biri olan Steve Jobs’un bile başarısızlıkları olduğunu söyleyerek gönlümüzü ferahlatıyor. Jobs’un tasarladığı Think AppleLisa, NeXT, G-4 Cube ve MobileMe’yi belki de hiç duymamış olduğumuzu dile getiren Barabási, bugün bu ürünlerin “başarısızlıklar” mezarlığında yattığını hatırlatıyor. Yani Q faktörü ne kadar yüksek olursa olsun ortaya “r” değeri düşük, başarısız ürünler de çıkabiliyor.

Peki böyle bir durumda ne yapmalı? “İyi olduğunuz konuda yılmadan devam etmelisiniz.” diyor. Burada, kuduz aşısını bulan Fransız mikrobiyolog Louis Pasteur’ün “Beni amacıma ulaştıran sırrı söyleyeyim size. Gücümün tek kaynağı olan azmim,” sözü kayda değer.

Barabási, yüksek Q faktörlü bir yaratıcının, gerçekten iyi bir başlangıç ​​fikri ile azmi bir araya getirdiğinde son derece başarılı sonuçlar alabileceğinin altını çiziyor: “Q faktörü ve r, her ikisi de yüksek olduğunda birbirlerini geliştiriyorlar. iPhone’u düşünün; mükemmel bir uygulama ile harika bir fikir, sonuçta Jobs’un mirasını tanımlayan ürün ortaya çıktı.”

Barabási ve meslektaşları aynı zamanda, belirli bir alanda çalışan kişinin Q faktörünün zaman içinde az ya da çok sabit kalma eğiliminde olduğu sonucuna varıyor. Başka bir deyişle, bir yaratıcının kendi alanında iyi fikirlerden faydalanma yeteneğinin ne deneyim ne de yaşla ilgisi var. Bir Q faktörünün belirli bir alandaki nispi sabitliğinin, kişinin en iyi eserini, kariyerinin herhangi bir noktasında verebileceği anlamına geldiğine dikkat çekiyor. Barabási, uzun ve oldukça etkisiz bir bilimsel kariyerin ardından 67 yaşında büyük moleküllerin kütlelerini ölçmek için devrim niteliğinde bir teknik geliştiren John Fenn örneğini veriyor. (Kariyerinin son dönemdeki çalışmalarıyla Fenn, 2002’de Nobel Kimya Ödülü’nü kazanmıştı.)

Şimdi düşünüyorum da Umberto Eco, ilk romanı Gülün Adı’nı 1983’te yayımlamıştı. Tam da yazının başında bahsettiğim sözlüğün basımıyla aynı tarihte. Anlayacağınız Eco, bu kitabı yayımladığında yarım yüzyıllık bir çınardı. Orta Çağ felsefesi ve göstergebilim (semiyotik) alanında tanınan, seçkin bir akademisyen olsa da namının dört duvar arasından (akademiden) dünyanın dört bir yanına yayılması ellili yaşlarını bulacaktı.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir husus var. Siz Steve Jobs veya Umberto Eco değilsiniz. Belirli bir alanda tekrarlanan beyhude mücadeleler, o alanda altta yatan bir “yetenek eksikliğiniz” olduğunu ortaya koyuyor olabilir diyor Barabási, “Q faktörünüz, yaptığımız/yarattığınız işle yan yana gelmiyorsa, umudunuzu yanlış kariyere bağlayıp bağlamadığınızı düşünmelisiniz.”

Ezcümle Barabási’nin çalışması, uzun vadede başarılı olmanın en iyi yolunun, hangi konuda iyi olduğunuzu bulmak ve o alanda yeni şeyler denemeye devam etmek ve üstüne düşmek olduğunu ortaya koyuyor. Tabii o konuda iyi değilseniz çabalamanın lüzumu yok.

Filozof Bertrand Russell’ı da anmadan geçmeyeyim. İlk gençliğimde okuyup çok etkilendiğim “Dünya Görüşüm” isimli kitabında, mutlulukla ilişkilendirdiği başarı tanımında, “gördüğümüz işin sonuç verebilmesi için yeteneklerimiz ölçüsünde olması gerektiği”nden dem vuruyor ve şunu söylüyordu: “Herkes, yetenek ve yaratıcılığı oranında yararlı olmaya çalışmalı.”

Buradan hareketle, yukarıda ele aldığımız çocuğun, başka bir alana ilgi ve yeteneği varken ne annesini dinleyip müziğe ne de babasını dinleyip mühendisliğe odaklanmasında bir mantık aramak güç. Çünkü dayatılan bu başarı ısrarı, çocuğun başını ağrıtmaktan başka bir işe yaramıyor.

(Çocuğun yazıya yeteneği var, görmüyor musunuz? Tabii o işte para yok değil mi? Haklısınız!)

Kaynakça:

Bertrand Russell, Dünya Görüşüm. Çev: C. Yılmaz, Bilgi Yayınevi, 1970, Ankara, s.56-59

Lloyd ve J. Mitchinson, Afili Lügat. Çev: Duygu Akın, Domingo, İstanbul, 2014

TDK Türkçe Sözlük. Ankara, 1983

https://www.weforum.org/agenda/2019/09/a-physicist-developed-a-simple-formula-he-says-explains-the-key-to-long-term-success

YORUM YAP

You don't have permission to register