AYŞEGÜL DEDE: “TÜRKİYE’DE AİLELER SESSİZ KİTAPTAN KORKUYOR”

 

Geçtiğimiz günlerde “Sarı Balonun Yolculuğu” isimli yeni çocuk kitabının tanıtımını yapan yazar, eğitmen Ayşegül Dede ile bir araya geldik bu defa. Metin olmadan sadece resimlerle çocuklara aktarılan hikayelerin önemi üzerine bir söyleşi oldu bu. Çünkü Dede’nin yeni kitabı, diğerlerinin aksine bir “sessiz kitap”. Türkiye’de sessiz kitapların yeterince ilgi görmediğini ve hatta ailelerin sessiz kitaptan korktuğunu ve çocukları için almaya çekindiğini konuştuk. Sarı balonun yolcuğuna çıkarken aslında sessiz kitapların peşinden gittik ve ortaya böyle bir söyleşi çıktı.

SÖYLEŞİ: NİLÜFER TÜRKOĞLU

nilufer@ajandakolik.com 

Anne olduğumdan beri sessiz kitaplarla daha bir haşır neşirim. Tamam işim gereği bu türün kitaplarını da inceleyip yazıyorum ama Helen için aldığım ve yayınevleri tarafından bana gönderilen kitapların sayfalarını çevirirken şimdi daha bir merak ve keşif duygusuyla okuyorum. Evet “okuyorum” çünkü içinde herhangi bir yazı olmayan bu kitapları da zengin görselleriyle okumak ve çocuklara aktarmak mümkün. Hayal gücünün sınırsızlığı ve hikaye anlatmanın duygusu ile çok zengin bir tür, sessiz kitap. “Sarı Balonun Yolculuğu” ise son okuduklarımdan. Yazarı Ayşegül Dede de sessiz kitap üzerine uzun zamandan beri çalışan bir yazar ve eğitmen.

“Sarı Balonun Yolculuğu”, Timaş’tan çıkan beşinci çocuk kitabın. Çocuklar için yazmaya ne zaman başladın, sana neler ilham verdi?

Çocuklar için yazmak işimin bir parçası. 20 yıldır öğretmenlik yapıyorum. Özellikle okul öncesi ve ilkokul çocukları ile çalışıyorum. Onları izlemek, gözlemlemek, dinlemek ilham verici… Çocuklar için hikayeler uydurmayı, onlarla anılar paylaşmayı, onlara masallar anlatmayı hep çok sevdim. Çocuklara içerik üretmek bana yaşadığımı hissettiriyor. Yazmak, çizmek, anlatmak, oynamak hepsi yapbozun parçaları.

Sözcüklerin yer almadığı, görsellerle okura seslendiğiniz bir “sessiz kitap” var bu defa karşımızda. Bir sessiz kitabı kafanda kurgularken nasıl yol alıyorsun?

Sessiz kitap kurgulamak için zihninizde imajlar oluşması gerekiyor. Sonra bu imajları hikaye haritasına aktarıyorsunuz. Her sayfada ne gördüğünüzü tek tek yazıyorsunuz. Çizere çok detaylı, sayfa sayfa hazırlanmış bir açıklama metni hazırlıyorsunuz. Kurgunun yazı olmadan görsellerle akabilmesi detaylarda gizli. Her sayfada görsellerin çok dikkatlice yerleştirilmesi lazım. Hem kurguyu hem duyguyu okuyucuya aktarabilmek büyük bir takım işi. Yazılı kitaplardan daha zor olduğunu söyleyebilirim.

“ÇOCUKLUĞUMUZU KORUMAK GEREK”

Kitabın konusuna dönelim. Gri kentin içinde elinde telefon, tablet düşürmeyen insanların arasından süzülen bir sarı balonun yolculuğu, doğaya doğru ilerliyor. Onu ilk fark edense küçük bir kız çocuğu. Dijital dünyanın içine hapsolmuş insanoğlunun gözleri sahi bu kadar kör mü ve yine tüm umut çocuklarda mı, ne dersin?

Hayatın kargaşasında kendimizi bile ihmal eder olduk. Etrafımızda akan hayatın hızını ekranlardan takip ediyoruz. Halbuki insan hep mutluluk arayışı içinde. Mutluluk ise detaylarda ve küçük şeylerde gizli. Sakinlemek, anda kalabilmek hatta bazen durmak gerek. Buna ihtiyacımız var. Çocuklar doğaları gereği bunu yetişkinlerden daha iyi yapabiliyorlar. Ama elbette büyüdükçe işler değişiyor. Hiç büyümeyen çocuklar lazım. İçimizde bir yerde o çocuğu koruyabilmemiz lazım. Aynen bir balonu tutar gibi çok çekmeden ama elimizden de kaçırmadan. Çocukluğumuzu korumak gerek. Yoksa bu koca dünyada kaybolacağız.

Neredeyse her sayfada rastlıyoruz sarı balona. Onun simgelediği şey aslında hayatın ta kendisi mi? Teknolojinin içinde yüzerken ve hatta boğulurken hayatı ıskaladığımızın resmi mi?

Sarı balon dediğiniz gibi hayatı temsil ediyor. Eğer görmezsek, eğer yakalamazsak avuçlarımızın arasından kaçıp gidecek. Sarı balon hayattaki bizi mutlu edecek küçük şeyleri de temsil ediyor. Bir yerlere yetişmek için acele acele yolda giderken burnumuza gelen yasemin kokusunu kaçırmamak gerek, başımızı çevirip o yaseminleri bulmalı ve yüzümüzün gülümsemesine zaman ayırmalıyız. Sarı balon hayattaki “küçük şeyler” ile mutlu olmayı da hatırlatıyor bize.

Sarı balon akıp giden zamanı da temsil ediyor. Hayattaki en değerli şey “zaman”… Bir balonu elimizden kaçırmak ve bulutlara doğru süzülürken tekrar onu tutamayacağımızın hüznü gibi kaçırdığımız zamanlar da hüzün veriyor.


“SESSİZ KİTAP RAFTA DEĞERİNİ BULAMIYOR” 

Daha önce yine Timaş Çocuk’tan çıkan sessiz kitap “Benim Adım Mavi”nin yazarı ve çizeri Irene Guglielmi ile yaptığım söyleşide sessiz kitabın bir hikaye anlatmak için sonsuz olanak sunduğunu konuşmuştuk. İlk defa sessiz kitaba imza atan bir yazar olarak senin düşüncelerini merak ediyorum. Bu kitabı hazırlarken neler hissettin ve hikayeyi oluşturma aşamasında kelimelerin varlığı olmadan hiç zorlandın mı?

Ben 20 yıldır sessiz kitaplar üzerine çalışıyorum. İyi bir sessiz kitap koleksiyoneriyim. Sessiz kitapların her sınıfa girmesi gereken eğitim materyalleri olduğuna inanıyorum. Son 12 yıldır “Sessiz kitapların sesi olun” diyerek öğretmen eğitimleri düzenliyorum. Ayrıca 28 tane sessiz kitaptan oluşan bir erken çocukluk dil gelişim setim var. Her bir sessiz kitap için onlarca ders planı hazırladı ekip arkadaşlarım. Tabii bunlar okul seti, raf satışı yok. Türkiye’de sessiz kitap rafta değerini bulamıyor. Aileler sessiz kitaplardan korkuyor. Onlarla ne yapacağını bilemiyor. Timaş ekibi, sessiz kitapların misyonuna inanarak yayınları arasında yer verdi. Bu çok değerli bir anlayış. Onlara buradan destekleri için teşekkür ediyorum.

Kitabın resimleri de tam anlamıyla gerçek dünyayı yansıtıyor. Sara Atashhush’un güçlü illüstrasyonları ile ilgili yorumların neler? Onunla çalışmaya sen mi karar verdin yoksa yayınevinin tercihi miydi?

Sara gerçekten çok yetenekli bir illüstratör. Onu editörüm Sevde Tuğba buldu. Sessiz kitapta doğru illüstratör seçimi işin en zor ve en önemli kısmı. Hikayenin duygusunu verebilmek işin püf noktası. Kendisi İran’lı olduğu için ortak dilimiz ingilizceydi. Ancak dilden daha önemli olan şey bizde ki duygunun ona geçmesi. İşte bu duygu iletişimi aramızda kuvvetli oldu. Kitabın başarısı bu duygu iletişiminden kaynaklı.

“SESSİZ KİTAPLARA EN ÇOK ÖĞRETMENLER SAHİP ÇIKABİLİR”

Türkiye’de çok fazla sessiz kitap yaratan yazarlara rastlamıyoruz. Hatta sessiz kitap tanımının çok da iyi bilindiğini düşünmüyorum. Ne dersin?

Sessiz kitabın kim için olduğu konusu netleşmiyor insanların kafasında. Kimse üstüne alınmıyor.  Anne babalar metin olmayan bir kitabı çocuğa nasıl anlatacağını bilemiyor. İlkokul ve daha büyük çocuklar, yazısı olmayan bu kitapları bebekler için diye düşünüyor. Öncelikle görsel okuma üzerine farkındalık oluşmalı. Okur yazarlık öncesi en önemli adımlardan biri görsel okumadır. Görselleri fark etme, anlama, anlatma ve yorumlama… Yaratıcı yazarlık da yine aynı adımlarla ilerler. Ezberci bir eğitim sistemi içinde yer bulamayan sessiz kitaplara en çok öğretmenler sahip çıkabilir. Toplumsal bir algıyı ancak öğretmenler yıkabilir. Sessiz kitapların eğitim materyali olarak sınıflarda bulunması gerekli. Ancak bu şekilde evlere girmeleri kolaylaşacak.

Belki de o yüzden Timaş Çocuk’tan çıkan bu kitabın son sayfalarında sessiz kitap ile ilgili bilgiler yer alıyor. Çocukların gelişiminde pek çok etkiye sahip olan sessiz kitabı sen nasıl tanımlarsın?

Sessiz kitapların nasıl kullanılacağı ile ilgili bu röportaj gibi pek çok farklı mecrada yayın yapmak ve paylaşmak gerek. Çocuklarla felsefe son yıllarda çok duyduğumuz, özel okulların kendini ayrıştırmak için öne çıkardığı, yatırım yaptığı bir alan. Peki felsefe nedir? Çocukla felsefe nasıl yapılır? Sessiz kitaplar işte zihin açan egzersiz kitapları. Düşündüren, hayal kurduran, dil gelişimini destekleyen egzersiz fırsatı sunuyor okuyucusuna.

Ajandakolik’in özellikle yazar ve çizerlere sorduğu klasik bir sorusu var. Ajandanız ya da not defteriniz var mı; varsa içlerinde neler saklı?

Benim her yıl bir “kutsal ajandam” olur. Hepsini de saklarım. İşim çok yoğun, bu sebeple sürekli not aldığım, yanımdan ayırmadığım asistanımdır ajandam. Bilgisayar kullanmıyorum. Eski usul defter kalem insanıyım.

Masanın üzerinde bekleyen yeni hikayeler var mı?

Elbette! 2021 İBB Kültür İşler Daire Başkanlığı en yaratıcı Çocuk Sahne etkinliği seçilen ve İBB çocuk tiyatroları tarafından yılın yaratıcı çocuk içeriği onur ödülüne layık görülen “Horozumu Kaçırdılar” isimli türkülü masal dinletisini Timaş ile birlikte ilkokul kitabı olarak hazırlıyoruz. Somut olmayan kültürel mirasımız tekerlemelerin, türkülerin ve masalların bir arada olduğu, dinleyeni içine sürükleyen bir performans. Türkiye’de Mesam’a kayıtlı ikinci en çok türkü derleyen TRT Türk halk müziği ses sanatçısı Rüstem Avcı ile sergilediğimiz bu sahne performansı önümüzdeki sene raflarda yerini alacak.

“Çocukla İletişimde Hikaye Anlatıcılığı” üzerine eğitimler veriyorsunuz. Biraz bu eğitimlerden bahseder misin? Bu eğitimlere katılmak isteyenler sana nasıl ulaşabilir?

Hikayelerle çocukla iletişimin püf noktalarını konuşuyoruz. Dijitalde çocuklara öğretmenlik yapmaya çalışırken hayatımızı kolaylaştıracak iletişim tekniklerini anlatıyorum. Teoriden çok pratik uygulamalar içerdiği için aynı eğitime tekrar tekrar giren katılımcıları görmek beni gerçekten çok mutlu ediyor.

Hem öğretmenlere hem de ebeveynlere yönelik düzenlenen online ve yüz yüze eğitimleri Elda Sanat Atölyesi platformu üzerinden takip edebilirler.

2012’de kurduğun Kidsnook Masal Akademisi’nden de bahsedelim isterim.

Kidsnook bir öğretmen akademisi. Hikaye anlatıcılığı ve sessiz kitaplar üzerine kurulmuş özgün bir müfredatı var. Okul işbirlikleri ile büyümeye devam ediyor. Yurt dışından Yunanistan, Rusya ve Zanzibar’da okullarda da müfredat uygulanmaya başladı. Bu bizi inanılmaz heyecanlandırıyor. Dünya dijital çocukları konuşuyor. Yapay zeka insan iş gücünün yerini alıyor. Kendini iyi ifade edebilen ve kendi hikayesini anlatabilen çocuklar gelecekte fark yaratanlar olacak. Bunun için gayret ediyor ve çabalıyoruz.

Bunu duymak şahane! Okullar tatile girmişken çocuklar için önereceğin kitaplar neler?

Kumkurdu serisi bence tam bir yaz tatili serisi. Okul öncesi çocuklara da ebeveynleri okumalı.

Senin çocukken en sevdiğin kitaplar nelerdi? Yazar olmana vesile olan bir yazarın ya da kitap var mı?

Adımın Ayşegül olma sebebi, Türkiye’de Ayşegül, orijinal adı Martine olarak bilinen çocuk kitabıdır. Tüm serisi eksizsiz vardı. Marcel Marlier’in mükemmel çizimlerini inceleyerek ve kitapların içinde kaybolarak geçti çocukluğum. Kendimi hep bir masal kahramanı olarak gördüm. Sanırım hâlâ da öyleyim.

Çocuklar “Sarı Balonun Yolculuğu”nun sayfalarında gezinmeli çünkü… Boşluğu doldurur musunuz?

Sarı balonu yakalamak mümkün!

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media