BURCU ÜNSAL: “KİRPİ’NİN MEKTUBU, ‘BİR HAYVANA YANLIŞLIKLA MEKTUP GELSE NE YAPAR?’ DÜŞÜNCESİYLE ORTAYA ÇIKTI

Burcu ile yıllardır tanışıyor gibiyiz. Her ne kadar klavye üzerinden ilerlese de sohbetlerimiz, yazdığı kitaplarla onu Ajandakolik’te ağırlarken hep kendime yakın bulduğum yazarlardan biri oldu. Bunda kızlarımızın aynı zamanlara denk düşen doğumlarının da payı var. Anneliği aynı dönemlerde tadan ve yazıyla haşır neşir olan iki kadın, yine bir araya geldik. “Kirpi’nin Mektubu”, Burcu Ünsal’ın yeni kitabı. Üstelik bir de ilk çizgi romanı…
SÖYLEŞİ: NİLÜFER TÜRKOĞLU
nilufer@ajandakolik.com
Mektubun tarihe gömüldüğü bu dijital çağda çocuklar için mektuplu bir kitapla çıkageldin bu defa. “Kirpi’nin Mektubu”nu henüz okudum, hem hikayeni hem Gül Sarı’nın resimlerini hem de kitabın kare biçimini çok sevdim. Nereden çıktı bu hikaye, uzun zamandır mı zihninin ceplerinde bir yerdeydi?
Kirpi’yle yolculuğumuz uzun ve dolambaçlı oldu. Ta pandemiden önce öykünün ilk notlarını almıştım. “Bir hayvana yanlışlıkla bir mektup gelse ne yapar?” düşüncesi aklımı gıdıklayıp duruyordu. Mektupta ne yazardı, o hayvanın hayatını nasıl değiştirirdi? “Kirpi’nin Mektubu” bir kirpinin kapısına yanlışlıkla düşen bir mektup ve onun başlattığı yolculuğu anlatıyor. Yolculuk ormanda başlayıp kalabalık bir şehirdeki yayınevine uzanıyor.
Bu öyküyü kurgulamaya başladığımda niyetim bir resimli kitap yazmaktı. Hatta bu şekilde dosyayı tamamlayıp yayınevimle paylaştım. O sıralar hayatımıza bir dönüm noktası gibi oturan pandemi başladı. Evde ekmek hamuru açtığımız bu yavaş günlerde, seramik hamuruyla küçük figürler yapmaya başlamıştım. Bu öykünün resimlerini de kendim seramik hamuruyla yapmayı düşünüyordum. Postacı güvercin, terzi ve terzinin dükkânını minik minik hazırladım. Ama içime sinmeyen bir şeyler vardı. Anlatmak istediğim öykü, resimli kitap mantığına bir türlü oturmuyordu. Resimli kitap yazmak zor. Şiir gibi bir matematiği var; fazlalığı, gevezeliği affetmiyor. Bense daha çok anlatmak ve gevezelik etmek istiyordum. Sonuçta içime sinmediği için hazırladığım figürlerle birlikte öyküyü rafa kaldırdım.

İlginç bir hikayesi varmış, gerçekten!
Postacı Güvercin’in, çantasından düşürdüğü mektup için duyduğu telaş ve üzüntüyle açılıyor, Kirpi’nin Mektubu. Sonra sahibine ulaşmayan o mektubun Kirpi’nin evinin önüne uçup konduğunu görüyoruz. Bundan sonrası zaten epey merak uyandırıcı ama bize önce yazma sürecinden bahseder misin?
2022 yılında, Biri Şu Sayıları Toplasın! yayımlandı. Bu kitap, grafik roman türüne ilk göz kırpan kitabımdı ve hem yazarken hem de sevgili illüstratörümüz Ezgi Keleş ile çalışırken bu türü ne kadar sevdiğimi fark ettim. Mizahi bir dille yazmayı seviyorum. Konu matematik sevmeyen çocuklar, hayal kırıklığı yaşayan bir kirpi ya da fantastik bir evrene yolculuk da olsa benim kitaplarımın ortak yanı hep mizah oluyor. Bu kaçamadığım, kaçmayı çok da istemediğim bir durum. Grafik romanın görsel açıdan zengin anlatımı benim mizahi dilimi çok güzel tamamladı, hatta buna yeni bir katman ekledi. Böylece artık rafa kaldırdığım Kirpi’yi çıkarmanın zamanı gelmişti. Elimdeki metni silip öyküyü yeniden grafik roman türüne göre yoğurup şekillendirdim. İşte sonunda içime sinen bir öykü ortaya çıkmıştı.
Öyküyü ilk yazdığımda baş karakter tavşandı. Sonra kirpinin daha şair ruhlu bir hayvan olduğuna karar verdim (neden, inan bilmiyorum) ve tavşanı onun yoldaşı yaptım. Sonra da dosyamı canım editörüm Ceylin Aksel’in maharetli ellerine bıraktım.

Yayınevinden gelen bir davet mektubuyla şehre doğru yola çıkan Kirpi’nin maceraları asıl bundan sonra başlıyor. Şimdi sana en sevdiğim sayfalardan birini söylemeliyim. (Diğerini sen zaten biliyorsun. Senin de en sevdiğin sayfa!) Otobüs durağında karşılaştığı tavşan ile birlikte yayınevine gittiği ve merdiven çıktıkları o sahne gerçekten komik ve tam da günümüzün bazı yayınevi “politikası”na gönderme yapıyor. Niteliğin gitgide yok olduğu bir zamanda mı yaşıyoruz, ne dersin?
Önce editörlük sonra da telif hakları satışı olmak üzere, on altı yıldır gecem gündüzüm yayıncılıkla geçiyor. Her zaman yayınevlerinde satış kaygısı vardı, olmalı da zaten. Ekonomik krizler dünyayı çalkaladığı için, sadece Türkiye’de değil, dünya genelinde satış kaygısı artıyor. Ama son yıllarda bir de sosyal medya girdi hayatımıza. Bu mecranın yayıncılığı nasıl etkilediğini, eğip büktüğünü gördük. Yazdıklarımızdan çok, yazarların sahneyi kapladığı bir zamandayız. Yazarın takipçi sayısı, sahnede çocuklara nasıl hitap ettiği, öğretmenlerin dilini nasıl konuştuğu gittikçe yazılan eserden daha çok önem kazanıyor.
Yazarın bu kadar ulaşılabilir olmadığı, yalnızca arka sayfadaki kısa bir biyografiden ibaret olduğu zamanları özlüyorum. Biraz da bu özlemle bu kitap ortaya çıktı. Sosyal medya kakofonisinde, eski günlere özlemimi elindeki mektupla çıkagelen bir kirpi ile anlatmayı tercih ettim.
“Kirpi’nin Mektubu”nda şair Kirpi’miz yapraklara yazdığı şiirlerin günün birinde herkes tarafından okunmasını istiyor. Her ne kadar yayınevinden ret yese ve pes edecek duruma gelse de kendi şansını kendi yaratıyor ve işler değişiyor. Kirpi’nin bu yolculuğu aslında pek çoğumuza ilham ve umut verici. Sen de Kirpi kadar cesur musun?
Cesur muyum, emin değilim, ama kendi şansını yaratmak konusunda kirpi ile aynı yolda yürüyorum. Yayıncılık dünyasına bir roman yarışmasına katılarak adım attım. Yarışmayı kazanamadım, ama bu sayede yazdıklarım ilk kez fark edildi ve sonrasında yayımlandı. Tıpkı Kirpi’nin yayınevinde yaşadığı hayal kırıklığı ve sonrasında terzi tarafından keşfedilmesi gibi. (Şimdi düşününce, en otobiyografik kitabım olmuş.)
Yazmayı bir kez keşfedip sevince, Kirpi’nin yapraklara yazması gibi, insanın aklındaki fikri yazıp rüzgâra bırakası geliyor. Yazma tutkusu sizi çekip sürüklüyor ve adeta kendi cesaretini yaratıyor.
Bu arada bu senin ilk çizgi romanın olmalı! Romandan ve uzun hikayelerden sonra çizgi roman yazmak senin için nasıl bir deneyimdi?
Çizgi roman, çocukluğumdan beri okumayı çok sevdiğim bir tür. İlkokulda ilk çizgi roman serim okula gelen bir kitapçıdan aldığım Atatürk’ün hayatını anlatan bir çizgi roman serisiydi. Çeviri edebiyatın gittikçe daha ulaşılabilir olması ile hem çizgi romanlar hem de grafik romanlar zenginleşti, farklı coğrafyalardan sanatçılarla tanıştık.
Grafik roman türüne ilk Biri Şu Sayıları Toplasın! ile bir adım attım. Orada da bol resimler ve dinamik bir anlatım var. Mizahi anlatımı seviyorum ve fark ettim ki bol resimli bu tür, mizaha bir katman daha ekliyor ve yazdıklarımı çok güzel tamamlıyor.
Tabii, zamansızlığa da ilaç gibi gelen bir tür bu. Kızım dört yaşında ve artık eskisi gibi uzun romanlar yazmak için zaman bulmak samanlıkta iğne aramak gibi. Ben de kendime yeni ve çok da sevdiğim bir yol açtım.
Çizer Gül Sarı ile yollarınız nasıl kesişti?
Eskiden editörlük yaptığım için çizerlerle sürekli dirsek temasındaydım. Bu yüzden çokça illüstratör takip ediyorum, yeni isimler keşfetmeye çalışıyorum. Gül de işlerini uzun süredir bayılarak takip ettiğim ve uygun bir öyküm olsa da kapısını çalsam dediğim illüstratörlerden biriydi. Hem hayvanları hem insanları böyle güzel resmettiği, hem de sahneleri böyle iyi kurguladığı için çok şanslıyım.
Kirpi’nin Mektubu’nu kaç yaş aralığındaki çocuklar okumalı?
İlk hayal kırıklıkları, sevdiğin şeyi yapmak ve keşfetmek gibi her yaşa hitap eden konulara temas ediyorum. Altı yaşından itibaren tüm çocukların okuyup yaşlarına göre farklı detaylar yakalayabileceği bir öykü. Altı yaşındaki bir çocuk için eğlenceli bir yolculuk hikayesiyken, dokuz yaşındaki bir çocuk yaratıcı yazı ve sosyal medya gibi başka katmanlar bulabilir.
Çizgi romanların devamı gelir mi dersin?
Neden olmasın! Hatta şu sıralar masamda Biri Şu Sayıları Toplasın!’ın devam kitabı var. Bu sefer ekip kampa gidiyor ve orada bir matematik macerasının içine düşüyor. Yine bol resimli sayfalar olacak.
Grafik romanların yanı sıra bir yandan romanlar da devam ediyor. Gizli Kapı dizisinin üçüncü kitabının düzeltilerini yapıyoruz. (Dizinin en sevdiğim kitabı bu! Çünkü hem çok hareketli hem de tam bir yaz macerası.)
Oh ne güzel, yeni haberler de aldık senden bu sayede! Peki, şu sıralar neleri okuyorsun, masanın üzerindeki kitaplar neler?
Bolca resimli kitap var. İşim dolayısıyla resimli kitap okumayı hep çok sevdim. Şimdi işin içine bir de Leyla’nın zevki ve onun sevdiği kitaplar dahil oldu. Son zamanlardaki favorilerimiz Bugün Biraz Utangacım (Anna Böhm, Tim Warnes), Sakın Büyüme (Roald Dahl, Quentin Blake) ve Saklambaç Oynayan Dinozor (Kikaseya Keitaro, Alex Latimer). Leyla için biraz erken ama benim favorilerime bir de Keşifler Sokağı (Ana Garralon, Maria Pascual de la Torre) eklendi.
Masamda bir de çizgi romanlar ve grafik romanlar var. Hem kurgu hem de resimler çok ilham verici oluyor. Başucumda da yetişkin kitapları var. Şu sıralar Çitkuşu’nu (Anne Enright) okuyorum.
Seninle ilk söyleşiyi yaptığımızda kızını kucağına almak için gün sayıyordun. Benim de karnım burnumdaydı. Bunu sormazsam olmaz tabii… Annelik nasıl gidiyor? Bir yandan yazarlık serüvenin devam ederken çocuk sahibi olmanın çocuklar için yazmayı beslediğini söyleyebilir misin?
Bu röportaj sorularını yanıtlamaya başladığımda sabah altıydı, tam da bu soruya geldiğimde kızım uyandı. Şimdi gece yarısı, yeniden uyuyor ve işin başındayım. Nasıl, tam bir annelik özeti oldu, değil mi?
Kızım artık dört yaşında. Onunla hayat sanki bir çocuk kitabının kahramanıyla birlikte yaşamak gibi. Kahvaltıda yanında oturan biri, pencerede hızla kayan bulutlara bakıp “Anne bak, bulutlar işe gidiyor,” gibi şeyler diyebiliyor. Ama bir yandan da aklın 40 parçaya bölünüyor. Uzaklara dalıp sadece yazacaklarını düşündüğün, zihninin özgürce dolaştığı o uzun sessizlikler ya bitiyor ya da “Anne bak”larla bölünüyor. Annelik terazinin bu iki kesesinde cambazlık yapmak gibi. Eminim, sen de benzer bir koşuşturmanın içindesin. Kesinlikle zor, ama çok zevkli.
Ajandakolik’te yeniden konuğum olduğun için teşekkür ederim. “Kirpi’nin Mektubu”nu dilerim tüm çocuklar okusun.
Çok teşekkür ederim. Konuğun olmak ve güzel sorularını yanıtlamak her zaman bir zevk.