banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

Logo üzeri reklam

YOK OLUYORLAR VE BİR DAHA GERİ GELMEYECEKLER

Sir David Attenborough


Canlı yaşamının karşı karşıya olduğu yokoluş tehdidi, insan faaliyetleri yüzünden gün geçtikçe artıyor. BM’ye göre 1 milyon türün neslinin tükenmesi çok yakın. Sir David Attenborough, akıcı ve anlaşılır anlatımıyla sizi gerçeklerle yüzleşmeye çağırıyor ve umut vadeden çözümler öneriyor. Eco Season serisinin ikinci yapımı Soy Tükenişi: Gerçekler (Extinction: The Facts), 3 Mart 21.25’te BBC Earth’te.


Gezegenimiz “Büyük Beşli” olarak adlandırılan beş büyük yok oluş evresinden geçti. Bunların hepsi de doğal sebepliydi. Altıncı yok oluş evresi ise içinde bulunduğumuz Antroposen Çağı’nda gerçekleşiyor. Bu sefer yok oluşun sebebi hiç de doğal değil; çünkü bunun sorumlusu biziz, yani insan faaliyetleri.

Canlı türlerinin yüzyıllardır yok olduğu doğru, zaten evrim de bu şekilde işliyor. Ancak her şeyin bir normali var. Yokoluşta doğal oran, milyon tür başına yılda 0,1 ila 2 neslin tükenmesi. Buna karşın Uluslararası Doğayı Koruma Birliği’nin (IUCN) Tehdit Altındaki Türlerin Kırmızı Listesi’nden elde edilen veriler, şu anda her yıl milyon tür başına 34 nesil tükenme oranına işaret ediyor.

Sir David Attenborough da yok olma oranının, insan faaliyetleriyle dramatik bir şekilde arttığını söylüyor. Nitekim yokoluşların, doğal evrim hızının 100 katında gerçekleştiği ve bu durumun günbegün hızlandığı tahmin ediliyor.[1]

BM’ye bağlı olarak çalışan Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri Konulu Hükûmetlerarası Bilim-Politika Platformu (IPBES) verilerinin baz alındığı ve 1500 yılının 0 (sıfır) kabul edildiği bir grafikte, Sanayi Devrimi ile birlikte türlerin yokoluş oranlarında dramatik artışlar gözlemlenebiliyor.[2] Örneğin amfibiler, 1800’e kadar yokoluş riski yaşamazken nesillerinin tükenme oranı 1900’da 0.2, 2018’de ise 2.5’a fırlamış durumda; memelilerde ise 1800’de 0.5 olan bu oran, 2018’e gelindiğinde 2’ye tırmanıyordu.[3] Kısacası yok eden biziz, faaliyetlerimiz.

Peki yokoluşa neden olan insan faaliyetlerinden kastımız nedir? Belli başlı nedenlerini sayalım: Ulaşımdan ısınma ve aydınlatmaya kadar temel ihtiyaçlarımız olan enerjiyi sağlamak için kullandığımız ve yenilenebilir olmayan bir enerji kaynağı olarak fosil yakıtlar, ısının yer kürede hapsolmasına, dolayısıyla küresel ısınmayla birlikte iklim değişikliğine neden oluyor. Gezegenimiz ısınıyor ve canlıların yaşam döngüsünü bozuyor.

Bir diğer neden olarak kâğıt ve odun ihtiyaçlarının yanı sıra tarım arazileri açmak için yapılan ormansızlaştırma, habitat kaybı yaşatarak canlıların yaşam haklarını elinden alıyor. “Artan nüfusu besleyemeyeceğiz!” bahanesiyle yapılan aşırı ve sürdürülebilir olmayan avlanma ile birlikte nitrojen kirliliği gibi diğer insan kaynaklı sebepler de canlı yaşamını açıkça tehdit ediyor.

Peki tehdit altındaki canlı sayısı kaç? IPBES’in 50 ülkeden 145 uzman ve 310 yazarla hazırlayarak 2019’da yayımladığı Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri Hakkında Küresel Değerlendirme Raporu, 1 milyon hayvan ve bitki türünün, insan faaliyetleri sebebiyle tehdit altında olduğunu, acil önlem alınmazsa yok olacaklarını söylüyor.[4]

BBC Çevre Muhabiri Matt McGrath, Science dergisinde yayımlanan böceklerle ilgili bir yokoluş analizi çalışmasını gündemine alarak bir haber hazırladı.[5] Dünya üzerindeki 1.676 bölgedeki 166 uzun vadeli araştırmadan elde edilen verilere göre, böcek popülasyonunda 30 yıllık bir süreçte dörtte bir oranında azalma söz konusuydu.

Çalışmanın başyazarı Alman Bütünleştirici Biyoçeşitlilik Araştırma Merkezi’nden (Alman Bütünleştirici Biyoçeşitlilik Araştırma Merkezi’nden) Dr. Roel Van Klink, bunun son derece ciddi bir durum olduğunu ve bazı bölgelerde durumun daha da vahim olduğunu söylüyor. Nihayetinde böceklerin yokoluşu demek ekosistemin çöküşü anlamına geliyor.

Tabii endişe seviyesinin yüksek olduğu tek canlı türü böcekler değil. Memeliler ve amfibiler omurgalılar arasında en sert düşüşü yaşarken deniz yaşamı da yokoluştan nasibini fazlasıyla alıyor.

IUCN’ye göre 35.500’den fazla tür, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya ve bu, değerlendirilebilen tüm türlerin sadece % 28’ine karşılık gelen bir rakam. Amfibiler %40, memeliler %26, köpekbalığı, deniz yıldızı ve mercan resifleri %33’le ciddi yok olma tehdidi yaşıyor.[6]


Soy Tükenişi: Gerçekler (Exctinction: The Facts), 3 Mart 21.25’te BBC Earth’te

Çevre bilinci aşılama konusunda büyük etki yaratan eserleriyle tanıdığımız deneyimli yayıncı ve natüralist Sir David Attenborough da Soy Tükenişi: Gerçekler’de  (Extinction: The Facts), canlı yaşamının hızlı kaybına neyin sebep olduğunun peşine düşüyor. Karşısına tabii ki insan faaliyetleri çıkıyor.

Sorunun kaynağında avlanma, zehirli atık ve doğal yaşam alanlarının tarım arazisine dönüştürülmesi gibi faktörler var. Sir David de bu programda, canlı yaşamını tehdit eden biz isek bunun çözümünün de bizim elimizde olduğuna ikna ediyor. Yani sadece gerçekleri açıklayıp bir kenara çekilmiyor ve bu küresel kriz için fark yaratabilecek olası çözümleri de sunuyor. Sorumlu tüketim; yenen et miktarı ve karbon emisyonlarının azaltılması gibi akılcı çözüm önerileri veriyor.

Sir David, doğadaki her şeyin, yaşamı destekleyen ağlarla birbirine bağlı olduğunu göstererek bizim de bunun bir parçası olduğumuzun altını çiziyor. Hal böyle olunca da biyoçeşitlilik kaybının, insan refahını açıkça tehdit etmesi sürpriz değil. Çünkü doğaya zarar verdikçe bizden saygı dışında bir şey beklemeden sunduğu hizmetlerin çoğunu da kaybediyoruz. Bu kriz, türlerin tek tek yoluşundan çok daha fazlasına, derin bir bağlantıya işaret ediyor.

Sonuçta böceklerin kaybı, tozlaşmanın ve dolayısıyla gıda güvenliğinin riske girmesi demek. Mesela topraktaki biyolojik çeşitlilik kaybı, bitki büyümesini tehdit ediyor ve bitkiler, yaşam için ihtiyacımız olan hemen hemen her şeyin temelini oluşturuyor. Buna karşın dörtte birini yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakmaktan da geri kalmıyoruz.

Yokoluş Gerçekleri, neden olduğumuz biyoçeşitlilik kaybına farklı bir bakış sağlıyor. Yasadışı yabani yaşam ticareti, aşırı avlanma, iklim değişikliği, kirlilik ve verimsiz arazi kullanımı, dünyamızın hassas dengesini bozuyor.

Ve bugün en çok karşılığını bulan şey ise doğal yaşamla kurduğumuz bu yıkıcı ilişkinin, bizi nasıl daha büyük salgın hastalık ve ekonomik riskler altına soktuğunu göstermesi olabilir. Bununla birlikte programın belki de en güzel yanı, biyoçeşitlilik kaybını durdurmak ve gezegeni, tüm sakinleri için daha güvenli bir yer haline getirmek için doğru seçimleri yaparsak, doğanın da bizim de bu tarz tehditlerden kurtulabileceği mesajını veriyor olması.

Sir David eşliğinde nesli tükenmekte olan, gezegendeki son iki Kuzey beyaz gergedanıyla karşılaşıyoruz. Bu gergedanları kurtarmak elimizde, bunun için kendi kariyerinden çok güzel bir örnek de veriyor Attenborough: 40 yıl önce sadece 250 birey kalarak yokoluş tehlikesi yaşayan Ruanda’nın dağ gorilleri, doğa korumacılar, hükümet ve yerel toplulukların onlarca yıllık çabaları sayesinde bugün 1.000’den bireye kadar çoğaldı. Bu mutluluk verici gelişme bize açıkça şunu düşündürüyor: Aynısı, Kuzey beyaz gergedanları ve tehdit altında olan diğer türler için neden mümkün olmasın?

Doğadaki dostlarımız için daha iyi ve daha güvenli bir gelecek yaratma şansına sahibiz ve bundan sonra olacaklar bize kalmış. Yokoluş Gerçekleri ile Sir David, her şeyin elimizde olduğu konusunda bizi fazlasıyla ikna ediyor.


PROGRAMDAN KISA KISA
  • Araştırmalar, yokoluşun şu anda doğal evrim hızından 100 kat daha hızlı gerçekleştiğini gösteriyor. Ve bu hızlanıyor.
  • Yeryüzündeki 8 milyon türün 1 milyonu, neslinin tükenme tehlikesiyle yaşıyor.
  • 1970’den bu yana kuş, memeli, amfibi ve sürüngenler gibi omurgalı hayvanlar, toplamda % 60 oranında azaldı.
  • Yeryüzünde bulundukları sürecin başından bu yana büyük memelilerin dörtte üçü yok oldu.
  • Bitki türlerinin % 25’i, yani her dört bitkiden biri yok olma tehdidi altında.
  • Ormansızlaştırma miktarı: Her yıl yaklaşık 3,8 milyon hektar.

Eco Season”a BBC Earth kanalından (Digitürk, Tivibu ve D-Smart platformlarında yer alıyor) ulaşabilirsiniz.

(Bu içerik, BBC Earth & Ajandakolik iş birliği kapsamında hazırlanmıştır. Her hakkı saklıdır.)

[1] https://www.bbc.com/news/science-environment-54118769

[2] https://www.newscientist.com/article/2268035-our-impact-on-earths-ecosystems-and-biodiversity-in-graphics/

[3] https://www.newscientist.com/article/2268035-our-impact-on-earths-ecosystems-and-biodiversity-in-graphics/

[4] UN Report: Nature’s Dangerous Decline ‘Unprecedented’; Species Extinction Rates ‘Accelerating’. https://www.un.org/sustainabledevelopment/blog/2019/05/nature-decline-unprecedented-report/

[5] https://www.bbc.com/news/science-environment-52399373

[6] https://www.iucnredlist.org/

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media