Söyleşi – Hakan Başar: “Kendimi dâhi değil, normal görüyorum”

ajandakolik



2019 yılında çıkardığı ilk caz albümü “On Top the Roof”a gelmeden söylenecek çok şey var. İlk konserini 10 yaşında verdi. 2004 doğumlu, evet 16 yaşında ve Türkiye’nin en genç caz piyanisti olarak anılıyor. Dünyada ise bu alanda ismini duyuran beş genç müzisyenden biri. Müzik otoriteleri onun için  “cazın genç dâhisi” diyor. Ama o, kendini normal görüyor.
Geleceğin en iyi caz müzisyenlerinden biri olmaya aday Hakan Başar, bugün Ajandakolik’te…

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu

Bu söyleşiden sonra yetenek dediğimiz şeyin gerçekten de istiridyenin içinde saklı olan inciye benzediğini anladım. Doğru kişi veya kişiler o inciyi ortaya çıkarmak için uğraşır, ona emek verirse gerçek güzellik gün ışığına çıkıyor çünkü… Tıpkı müzisyen bir babanın hayatını, oğlunun müziğine adaması, onun için kendi müzisyenliğinden vazgeçmesi gibi… Hakan Başar, adaşı babası Hakan Başar’ın özverisi ve çalıştığı doğru isimlerle bugün gelecekte ismini çok daha fazla sık duyacağımız caz müzisyenlerinden biri olacak, şüphesiz. Yeteneği ve çalışma azminden bahsetmeme ise gerek yok. Ve şimdi tüm hikâyeyi ondan dinleme zamanı…

Öncelikle Ajandakolik’te konuk ettiğim en genç sanatçısın, bunu söyleyerek sohbete başlamak isterim. Seninle ilgili yazılan çizilen her şeyde hep bu yaş mevzusu açılıyor. Nasıl bir duygu, bu kadar genç yaşta bu kadar övgü dolu sözler ve bol bol alkış almak?

Basında  “Türkiye’nin En Genç Caz Piyanisti” olarak çıkan ilk haber, yaş konusunu da beraberinde getirdi. 8-9 yaş seviyelerinde caz müziği ile ilgilenen pek olmamış sanırım. Evdeki çalışmalarımın görüntüleri sosyal medyada büyük ilgi ve destek gördü. Çünkü bu zor müziği çalmaya çalışmak bile bir mucize. Ev kayıtları ve sonrasında yapılan profesyonel kayıtlar hem yurt içinde hem yurt dışında çok beğenildi ve güzel şeyler yazılıp söylendi. Bu da hem sorumluluğumu arttırıyor hem de müziğimi geliştirmeme moral olarak olumlu etki yapıyor.

Sekiz yaşında piyanoya başladın, caz müziğini sevmen piyanoyla mı oldu? İlk kaç yaşında cazla tanıştın?

Doğduğumdan beri caz müziğinin kulağımda olduğunu söyleyebilirim. Üç dört yaşlarında da babamın CD’lerini müzik setinde kendim çalmaya başlamışım. Bu şarkıları ve hatta soloları söyleyerek çıkartabilmemle müzik yeteneğim anlaşılmış. Sekiz yaşında da sürpriz bir gelişmeyle piyanoya başladım. Bugüne kadar olan gelişmelerle de müziğe ve caza daha da çok ısındım ve daha çok sevmeye başladım. Tabii müzikal gelişimim o moral ve rahatlığı beraberinde getirdi.

Eğitimini nerede aldın, alıyorsun?

İlk ve ortaokul eğitimim devlet okulunda oldu. Piyano çalışmalarımı da ikinci bir okul programı ciddiyeti ve disiplini ile sürdürdüm. Özellikle Sait Cordan Ortaokulu’nda çok destek gördüm. Ben de dersleri de hiç aksatmayarak kendilerine bir anlamda teşekkür etmiş oldum. Ancak ortaokul sonrası günlerce düşündükten sonra bir karar aldık ve sevgili Sabahattin Özbakır’ın desteğiyle Pera Güzel Sanatlar Lisesi’ne başladım. Artık ben de gerçek bir piyanoyla etüt yapabilecektim.

“BABAM BANA YARDIMCI OLABİLMEK İÇİN MÜZİĞİ BIRAKTI” 

Baban da caz gitaristi Fahrettin Hakan Başar. Cazcı bir babanın üstelik aynı ismi taşıyan cazcı oğlu! Birlikte çalışıyorsunuzdur muhakkak. Biraz baba oğul ilişkinizi ve birlikte kurduğunuz çalışma düzenini anlatır mısın?

Babam cazı çok seven ama tek tarz olarak caza yönelmemiş ancak orkestrasında her zaman “Jazzy” fikirleri ve soundu sürdürmüş bir insan. Onun son zamanlarında, benim de ilk zamanlarımda birlikte çalışma şansı bulduk. Bana yardımcı olabilmek ve daha fazla vakit ayırabilmek için yedi yıl önce müziği bıraktı. Böylece çok daha hızlı hareket etme şansı buldum. Her şey önüme en ince detayına kadar araştırılmış ve hazır geliyordu. Söylediklerini can kulağıyla dinleyerek yerine getirmeye çalışıyordum. Genellikle bir öğreten değil, iyi bir dinleyici gibi davranıyordu. Herkese paylaşımlarda teşekkür ettim, bir tek babam hariç. Her seferinde “Böyle şeylerle uğraşacak vaktimiz yok, işimize bakalım” dedi.

Baba oğul ilişkimiz ben çok küçükken bir doktor kontrolü sonrası başka bir şekle dönüştü. Normal kontrole gittiğimiz bir muayene sonrası doktor anneme kalbimde üfürüm olduğunu söylemiş. Annem çok üzüntülüymüş, babam ve ablamın ise durumdan henüz haberi yok. Bir yere oturduktan sonra annem durumu babama da anlatıyor yani kalbimin delik olabileceğini söylüyor. Bir de bunun üzerine ben “Babacım seni çok seviyorum” diye sarılınca babam herkesin içinde çok ağlıyor. Hiç vakit kaybetmeden babam,dünyanın en iyi kalp cerrahlarından biri olan aynı zamanda arkadaşı Prof. Dr. Vedat Aytekin Bey’i arıyor ve kendisinin uygun gördüğü bir doktora aynı gün muayene oluyorum. Zayıflıktan olabileceği ve her şeyin normal olduğu teşhisi bizi çok sevindiriyor. O günden sonra babamla benim için başka bir arkadaşlık başlıyor. Bunu müzikle hatta cazla da daha güçlü bir hale getiriyoruz.

Çok geçmiş olsun! Baba oğul ilişkinize kalpten bir dokunuş olmuş! İyi misin peki?

Kalp sağlığım gayet iyi, teşekkür ederim.

Sekiz yıldır piyano çalan ellerin bir an için müzisyen olmaktan vazgeçmeyi düşündü mü? Hedefin hep iyi bir caz piyanisti olmak üzerine mi kurulu?

Müzisyen olmaktan vazgeçmeyi hiç düşünmedim. Hedefim öncelikle iyi bir caz piyanisti olmak, ilerleyen süreçte de herkesin beğenebileceği kendi bestelerimi üretmeyi düşünüyorum.

Başka hayallerin var mı?

Caz müziği zaten başlı başına büyük bir hayal. İlk zamanlar ayağımın ucuyla girdiğim bir denizde değil, artık bir okyanusun derinliklerinde gibiyim.

Hakan Başar ve Ubuntu Music kurucusu Martin Hummel


Burada tek tek başarılarını saymak istemiyorum ama belki sen bize biraz bu sekiz yılda neler yaptığından bahsedebilirsin… Örneğin 12 yaşındayken İstanbul Caz Festivali kapsamında konser vedin. Sonra?

Türkiye’deki tüm önemli festivallerin yanı sıra London Jazz Festival ile de yurt dışına önemli bir başlangıç yaptım. Pandemi sürecinden dolayı Büyük Kanarya, Madrid ve Kanada konserlerim maalesef ertelendi veya iptal oldu ama önemli değil, bu hastalığın bir an önce bitmesi çok daha önemli.

Çok genç olunca ve işinde çok büyük başarılar elde edince “Dâhi”, “Deha” gibi sıfatlar da yanında geliyor. Sen kendini cazın genç dâhisi olarak görüyor musun?

Bazı şartlar (maddi) yerine getirilemediğinden yurt dışı konserlere gidebilmem pek mümkün olmuyor. Burada da kısa zamanda edineceğim tecrübe ve hareket kabiliyeti çok şeyler katabilirdi. Yurt dışında daha çok duyulabilir ve konser verebilirdim. Böylece ilerleme de daha fazla olabilirdi.

Ben kendimi normal olarak görüyorum.

Sponsorun var mı?

Sponsor olması pek çok sorunu çözecektir. Örneğin akustik piyano, yurt dışı konserleri, ikinci albüm giderleri ve bunun gibi pek çok şey için sponsor desteği gerekiyor.

Senin gibi dünyada bu kadar genç yaşta caz piyanistleri var mı? O isimlerle tanışıyor musun? 

Benimle beraber 14-17 yaşlarında dört genç caz piyanist var. Amerika’da olmadığım için şu ana kadar onlarla tanışma, buluşma şansımız olmadı.

Soldan sağa Martin Hummel, Hakan Başar, Halil Çağlar Serin, Ferit Odman.


Geçen yaz 26. İstanbul Caz Festivali kapsamında
Hakan Başar Trio olarak sahneye çıktığınızda seni ilk defa dinleme şansı elde etmiştim. Davulda Ferit Odman ve basta Halil Çağlar Serin ile birlikte ilk albümün “On Top of the Roof”u çalmıştınız. Bu albümden bahseder misin? İlk olduğu için senin gözbebeğin olmalı! Üstelik bir de İngiltere çıkışlı! Neden?

Sadece iyi niyet, temiz düşüncelerle, babamın yaptığı olağanüstü araştırmalar, Ubuntu Music kurucusu Martin Hummel, prodüktör İzzet Öz ve Türkiye’nin en değerli caz müzisyenleriyle tanışma ve çalma şansı yakalamam çok önemli. Bizim tek derdimiz, bu müziği en hızlı şekilde nasıl öğrenebileceğime çözüm getirmek ve bunun için klasik çalışma yöntemlerini sürpriz çalışma yöntemleriyle desteklemekti. Stüdyo kayıtları da bunlardan biriydi ama İzzet Öz albüm diyerek Babajim Stüdyoları’nda çalışmamı sağladı. Kayıtlar, şartlar gereği çok uzun döneme yayılmıştı ama ben her kayda bir öncekinden daha iyi ve daha hazır geliyordum. 2018 Şubat’ta başlayan kayıtlar Kasım ayında bitti.

Dışarıdan bakıldığında her şey tesadüf gibi gelebilir ama değil. Babam kendi işlerinden edindiği tecrübeyle, neredeyse dünyadaki tüm booking ve management hatta bazı label şirketlerine ulaşmış ve benim çalışmalarımı göndermişti. Ubuntu Music ve Martin Hummel bize çok samimi ve yakın geldi. Çok fazla beklemeden sözleşme yaptık. Sonrasında başka teklifler de geldi ama teşekkür ederek geri çevirdik ki bu şirketler inanılmaz isimlerdi. Martin Hummel, 22 Mayıs 2019’daki Akbank konserine geldi, ailece tanıştık. Sonrasında albüm anlaşması imzalandı. Kendisine çok teşekkür ederim. Bizim İngiltere diye özel bir tercihimiz yoktu ama öyle oldu. Türkiye için çok büyük sorun olabilecek telif hakları gibi bir konunun sözü bile edilmedi. Albüm 18 Ekim 2019’da tüm dünyada çıktı.

Albümde çok değerli isimlerle çalışıyorsun. Aralarında benim de daha önce söyleşi yaptığım isimler var. 

Evet, albümde Ferit Odman, İmer Demirer, Halil Çağlar Serin, Kağan Yıldız gibi müzisyenler çaldı. Engin Recepoğulları gibi harika bir müzisyenle de bir kaydımız oldu ama üzülerek ve albümdeki parçaların dengelerini gözeterek bu albüme onu koyamadık. İlk defa burada açıklamak gerekirse; Engin abiyle çaldığımız “Voyage”, fazlaca Kenny Barron hissettiriyordu; diğer parçalarla bağlantıyı kuramadık. Daha da önemlisi hızlı parça sayısı fazla olmuştu. Dinleyenlerin de dinlenebileceği mola yerlerini düşünerek “Sometime Ago”, “If You Never Come To Me” ve “Star Eyes” ile albüm dengeleri oluşturuldu. Şarkı sıralaması denemeleri için ise en az 50-60 CD kullanılmış olabilir.

Ya müziğine yön veren, seni besleyen isimler kimler?

Michel Petrucciani, Bill Evans, Oscar Peterson ilk dönemlerde en çok etkilendiğim isimler. Şu an ise piyanistleri pek dinlemiyorum. John Coltrane, Miles Davis, Kenny Dorham, Ornette Coleman, Freddie Hubbard, Wayne Shorter, Lee Morgan gibi farklı kişileri ve enstrümanları dinliyorum. Tabii George Benson, Wes Montgomery gibi gitaristleri de unutmamak lazım. Ayrıca çalışmalarımı Claude Debussy ve Frederic Chopin ve J.S.Bach ile farklılıklar katmaya çalışıyorum.

“BAŞARI BİR YERE GELMEK DEĞİL, BULUNDUĞUM SEVİYEYİ İLERİYE TAŞIYABİLMEK” 

Yakında yeni projeler, başka albümler vardır muhakkak. Neler planlıyorsun?

Pandemi sona erdiğinde yeni kayıtlar düşünülüyor ama şartlar çok önemli tabii. İlk albüm 2019 ekiminde çıktı ama kayıtlar 13-14 yaş performansı. Bugünkü geldiğim nokta ve performanslarımı sunma bakımından yeni kayıtları yapmak için bekliyorum. İki alternatif düşünüyoruz; biricisi solo piyano, ikincisi quintet.

Başarının tanımı senin için tam olarak ne?

Başarı bir yere gelmek değil orada kalıcı olabilmek ve bulunduğun seviyeyi ileriye taşıyabilmek.

Müzisyen olmaya karar vermeseydin ne olmak isterdin?

Spora ilgim vardı ama bilgisayar mühendisliği de alternatifler arasında.

Kendini piyano çalarken çok zorladığın oluyor mu? 

Kendimi hiç zorlamıyorum. Hatta bu aralar düzenli çalıştığım bile söylenemez ama sahneye çıktığımda çok konsantre olabiliyorum.

Bir yandan büyüyorsun, bir yandan başarıların artıyor. Kendini ileride nerede görüyorsun?

Başarıyla ilgili şeyleri konuşmak için şu an erken. Tamamen şartlar ve benim çalışma şeklim başarıyı da beraberinde getirebilir.

“BAZI GÜNLER MÜZİK SESİ  DUYMAK İSTEMEM” 

Kesinlikle haklısın. Bu arada 16 yaş çok kritik de bir yaş. Olgunlaşmaya başladığın, ergenliğin sancılarının olduğu bir dönem aynı zamanda… Kimi zaman çalmaktan yorulduğun, pes ettiğin, kendine kızdığın anların oluyor mu? Yoksa müzik yapmak hep iyi mi geliyor?

Ben normalde de çok çabuk sıkılan bir insanım. Her gün belirli bir saat çalışayım gibi bir düzenim yok. Tamamen kendimi iyi hissetmeme bağlı. Bazı günler hiç müzik sesi duymak bile istemem. Bu aralarda dinleniyorum.

O zaman bu pandemi sürecini nasıl geçirdin, neler yaptın?

İlk günler bir felaketti. Camdan dışarı bakmıyorduk neredeyse. Ne olduğu belli olmayan bir hastalık dışarıdaydı ve herkesi bulabilirdi. İnsanlar geçmiş gibi davranıyor ama halen geçmedi ve bazı ülkelerde iyice artmış görünüyor. Her gün yüzlerce, binlerce insanın hayatını kaybettiği bir ortamda biz de müzikle ilgili hassasiyetimizi ve sessizliğimizi koruduk. Ancak Radyo Boğaziçi Yılın Caz Müzisyeni ve Ankara Caz Festivali etkinlikleriyle mecburen müzik paylaşımlarımız oldu. Bu arada yurt içinde albüme büyük destekler gelmeye başladı. Radyo programları birbirini takip etti. Önümüzdeki günlerde yenileri olacak. Röportajlar da bir yandan devam ediyor. Her şey sanki yeni başlamış gibi. 18 Ekim albümün yıl dönümü. 16 Ekim’de ise Yellow Jackets’tan Jimmy Haslip (bas) ve Will Kennedy (davul) ile olan kayıt, “Hub Art Special Edition” single olarak yine Ubuntu Music’ten çıkacak.

Desene yine heyecanlı günler sen bekliyor! Peki, piyano çalmak isteyenlere önerilerin neler olur?

En önemli önerim, en zor zamanlar olan başlangıç aşamasında piyano çalmayı bir oyun gibi görmeleri. Alıştıktan sonra devamı geliyor.

Babana da bir soru sormak istiyorum. Aileler, çocuklarını müziğe yönlendirirken nasıl bir yol izlemeliler?

Fahrettin Hakan Başar: Önce çocuklarının müzik yeteneği olup olmadığına bakmak lazım. Sonrasında çocuğa uygun enstrüman ve müzik seçimi bence önemli. Şayet hobi olarak ilgilenilecekse çocuğu fazla yormaya gerek yok. Ancak yıldız adayı özel bir çocuk olduğu anlaşılırsa bir veya birkaç kişinin kendini feda etmesi gerekiyor, tamamen o çocuk ve müziği için yaşamalı.

Bir çocuğun yıldız adayı olduğu nasıl anlaşılıyor? 

Fahrettin Hakan Başar: Aslında yıldız adayı değil, yıldız diyebilirdim ve uluslararası bir yıldızlıktan bahsediyorum. Maalesef Hakan’ın çok hak ettiği destekleri alamadığımız için çekingen konuştum. Şayet Hakan’ın vizyonunu dünya platformuna çıkarabilseydik, facebook’tan booking, management, label yetkililerine Hakan’ı ulaştırarak değil de daha profesyonel çözümler getirilseydi Hakan da diğer 2-3 akranı gibi Jazz At Lincoln Center, The Kennedy Center, SF Jazz Center gibi önemli konser salonlarında konser verebilirdi. Biz ilkel diye adlandırılabilecek ama samimi insani iletişimlerle facebook üzerinden Hakan’ın dünya çapında albümünü çıkarttığımız gibi dünya çapında management anlaşması da yaptık. Ancak yurt dışı konserleri için giderler çok fazla ve bu ilk dönemlerde ciddi destek gerekiyor. Örneğin Kanada’daki bir festival için yol, vize gibi şeylerin tamamı festival organizatörlerince ödenmiyor. Tabii Hakan çok yeni olduğu ve Türkiye’den hareket ettiğimiz için işler  zorlaşıyor. Ama hâlâ kaybedilmiş bir şey yok çünkü Hakan her geçen gün inanılmaz bir şekilde müziğini geliştiriyor.

İnanıyorum ki tüm bunlar aşılacak ve destek bulacaktır, Hakan… 

Fahrettin Hakan Başar: Umarım. Hakan’ın yıldızlığıyla ilgili duruma gelince; bu tarz çocuklar küçükten kendini belli eder. Benim uzun yıllara dayanan bir müzik tecrübem var. Bu, hissetmek ve şans tanımakla ilgili bir şey. Ayrıca yıldız olmak için kitleleri de peşinizden takip ettirebilecek özelliklere sahip olmalısınız. Dış görünüm, duruş, tavır… Bunlar zaman içinde de geliştirilebilir ancak küçük yaşta tanınınca çok hızlı hazır olmak gerekiyor. Biz de kendisine destek olup eksiklerini gidermesine yardımcı oluyoruz.

Böyle bir ailen olduğu için de çok şanslısın Hakan. Ne güzel… Yolun açık olsun. Nice başarıların olsun. Konuğum olduğun için teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim Nilüfer Hanım, konserlerde görüşmek üzere.

Paylaş ki çoğalsın:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

103 senaristten Deniz Bulutsuz’a destek: "Koşulsuz olarak yanındayız"

Senaryo ve Diyalog Yazarları Birliği (SenaristBir), oyuncu Ozan Güven’in Deniz Bulutsuz’a uyguladığı şiddete ilişkin bildiri yayınladı. 103 senaristin imza attığı bildiride şiddete taraf olan kişileri değerlendirirken “tanıyoruz, yapmaz” türü suç ortaklığından kaçındıkları belirtildi. Güven ile iş anlaşması bulunan bütün yapımcı, kanal, menajer ve ilgili kuruluşların açıklama yaparak tavır alması gerektiği söylendi. “Meslek etiğimizin bir parçası” Yeşil […]