Söyleşi – Gülsin Onay: “Sonunda mutlaka yeni bir düzen geleceğine inanıyorum”

ajandakolik


Koronavirüs salgınıyla birlikte sosyal mecralarda canlı konserler vermeye başlayan sanatçıların Türkiye’deki ilk ismi dünyaca ünlü piyanistimiz Gülsin Onay oldu. Ondan sonra pek çok sanatçı, Twitter, Instagram gibi kanallardan canlı yayınlar yapmaya, canlı konserler vermeye başladı. Onay’la aylar öncesinden yapacağımız söyleşi, zamanlama olarak hepimizin evlere kapandığı bir döneme geldi ama yüz yüze sohbet edemesek de birbirimize uzaktan sarıldık.

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu

Bu söyleşiyi yayına hazırlarken, o Twitter’da bir başka canlı konseri için yayındaydı. Gülsin Onay’la sosyal medyadaki konserlerinin dışında başka şeyler de konuştuk. Mesela matematik sevgisinden mesela bugünleri geride bıraktıktan sonra yapmak istediklerinden, ustası Ahmet Adnan Saygun’la anılarından da bahsettik. Bugün Ajandakolik’te Türkiye’nin “Harika Çocuğu” Gülsin Onay var.


Gülsin hanım öncelikle tebrik ederim. Siz bir sanatçının, hiç bir stadın, mekanın sahip olmayacağı seyirci sayısına ulaştınız bu online konserinizle. Sizin sayenizde bir kez daha anladık müzik insanı iyileştirir.

Çok teşekkür ediyorum. Güzel bir konuya değindiniz. Müzik sadece eğlenmek için değil ruhumuzu beslemek ve arındırmak için çok önemli bir besin kaynağıdır. Nitelikli bir müzik dinlediğimizde iyileştiğimizi, farklı bir duyuşumuzun olduğunu hissederiz. Başka insanların duygularını anlayabilmek, empati kurabilmek ve hatta müzik yaparak onlara sözler söyleyebilmek şansına sahip oluruz. Bütün bu müzikal cümleler bizleri birbirimize yaklaştırır ve karşılıklı anlaştırır. Hangi dili konuştuğumuzun önemi kalmadan müziğin evrensel dili mucizevi bir şekilde kalpleri birbirine kenetler ve birleştirir. Diyebiliriz ki müzik kalplerin dilidir.

Koronavirüs nedeniyle konserinizin ertelenmesi üzerine bu kararı aldınız.  Peki bize tıpkı bir YouTuber gibi nasıl hazırlandığınızı anlatır mısınız? İnsan koskoca devlet sanatçısının evinde bütün insanlara canlı konsermek için nasıl hazırlandığınızı merak ediyor açıkçası.

Benim o gün aklımda tek bir düşünce vardı. Konserlerimin iptali sebebiyle onlardan uzak kalacaktım. Oysa ben her gün ya bir konser için hazırlanırım, ya provam için ya da konser vermek için yola çıkarım. Bütün hayatım onlarla diyalog halinde geçti. Şartlar değişince onlarla buluşma koşulları da değişebilirdi.  Böylelikle canlı bir konser verme fikri oluştu. Hemen aynı heyecana büründüm ve hazırlıklar yapmaya başladım. Evimde çalarak dinleyicilerimle çok sık kayıt paylaştığım için kamerayı ve ortamı hazırlamak yeni değildi benim için. Diğer konserlerimde olduğu gibi hazırlandım, giyindim ve onlarla tekrar bir araya geldim.

Twitter’dan verdiğiniz canlı konserler serisine sanırım devam edeceksiniz. Muhtemel bir karantina durumu olabilir her an. Instagram üzerinden de bir canlı yayın yapıyor musunuz, ben kaçırdım mı?

Evet evet yapıyorum. Aynı akşam saat 19:00 da Twitter, 20:00 de Facebook ve 21:00 de Instagram sayfalarım üzerinden canlı yayın yapacağımı duyurdum ve gerçekleştirdim. Her Pazar akşamı böyle devam etmeyi düşünüyorum. Çok yakında YouTube kanalım üzerinden de yayın yapacağım.

Hele ki klasik müziğin iyileştiriciliği tartışılmaz. Eğer iyileşirsek tamamen ve umarım, yine konserlerinize böyle aralıklarla evinizden canlı yayınlar yapmayı düşünür müsünüz? Konserlerinize gelemeyen binlerce insan için bu inanılmaz bir lütuf… Hem klasik müziği dinlemeye de teşvik edici.

Ben aslında çok sık kayıt paylaşıyorum dinleyicilerimle. Hatta canlı yayın yaptığım zamanlar da oluyordu. Elbette sağlıklı bir şekilde normal yaşantımıza döndüğümüzde konserlerimin yanı sıra önceden olduğu gibi kayıtlar ve canlı yayınlar paylaşacağım.

“MÜZİK, FARKLI DÜNYA GÖRÜŞLERİNE SAHİP İNSANLARI BİR ARAYA GETİRİYOR”

Sosyal medyayı kullanmayı sevdiğinizi de biliyorum. Özellikle Twitter’da çok aktifsiniz. Oradaki dinamizmi nasıl buluyorsunuz? Diğer sosyal mecralara göre daha politize olan bir kitle var çünkü Twitter’da. Sanata olan eğilimi de sizin konserinizle görmüş olduk sanırım. Ama bir de sizin izlenimlerinizi almak isterim.

Twitter, Facebook ve Instagram sayfalarımı her gün aynı şekilde kullanıyorum. Hepsinde farklı bir paylaşım ruhu var elbette. Ancak sanat, müzik herkes için bir şeyler ifade ediyor. Politik yönü ağır basan, farklı ilgi alanlarıyla uğraşan ve çok farklı meslek gruplarına dahil olan tüm kişiler de müziğe karşı duyarlılar. Müziğin her kesimden insanı birleştirdiğini hatta farklı politik ve dünya görüşlerine sahip olsalar da bir araya getirdiğini kolaylıkla görebiliyoruz.

Önümüzdeki günlerde kimlerin eserlerini çalacaksınız?

Bu çok planladığım bir şey değil aslında. Çünkü her zaman bir konser hazırlığım olduğu için ben farklı eserlere ve çalışmalarıma devam ediyorum. Dinleyicilerimin istekleri ve ihtiyaç duyabilecekleri eserleri göz önünde bulundurarak karar verebilirim. Her eserin ayrı bir dili var, her bestecinin de…

Peki konser vermenin dışında evde kalıp başka neler yapıyorsunuz? Nasıl değerlendiriyorsunuz vaktinizi?

Evde kalmak benim için çok yeni bir durum. Ben her zaman bir yerden başka bir yere seyahat halindeyim veya konserler, provalar, masterclass çalışmaları derken çok yoğun bir temponun içerisinde oluyorum. Şimdi ilk defa farklı bir durumla karşı karşıyayım. Dışarıda geçirdiğim bir koşuşturmam yok ancak canlı yayın sonrasında basın yayın organları tarafından ve farklı alanlardan o kadar büyük bir ilgi oluştu ki, her gün farklı bir heyecan ve meşguliyetim oluyor.  Elbette çalışmalarım devam ediyor.

Eşim Tony ile birlikte olmak çok iyi geliyor.  Yanımda olduğu için çok mutluyum. Birlikte yemek yapıyoruz, müziği paylaşıyoruz.

“AHMET ADNAN SAYGUN’UN ATATÜRK’LE YAŞADIĞI ANILARI FİLM GİBİ GÖZLERİMİN ÖNÜNDE CANLANDIRIRDIM, O FİLMİ GÖRÜYORUM YİNE HATIRLARKEN” 

Türkiye’nin “Harika Çocuğu”sunuz ve yaşayan bir efsanesiniz. Bu alçakgönüllülüğünüzü ve zarafetinize neye borçlusunuz? Şimdilerde hele ki genç nesilde ünlenen isimler bu özelliklere sahip değil. Ne dersiniz?

Çok teşekkür ediyorum. Küçüklüğümden bu yana “Harika Çocuk” olarak anıldım ancak ailem her zaman bana normal bir yaklaşım sergiledi. Ben hiç bir zaman bunu bir ayrıcalık olarak hissetmedim. Müzik için yetenekli olabilirdim ancak her insan harika değil midir? Ünlü olmak yeni nesil için çok daha kolay elbette. Ancak daha önemli bir konu nasıl bir üne sahip olduğunuz. Çalışmanız, azminiz, kişiliğiniz bunu belirliyor.

Siz her zaman Chopin icracısı olarak tanındınız ve hocanız Ahmet Adnan Saygun’un dünya çapında en güçlü yorumcusu olarak biliniyorsunuz. Belki bunu bin defa anlattınız, Chopin’le aranızdaki bağı ve Saygun’la unutamadığınız bir anınızı bir de Ajandakolik okurlarına anlatır mısınız?

Bin defa anlatsam da severek cevapladığım bir soru. Chopin ile aramızdaki bağ hiç bir zaman eskimeyen bir aşk aslında ve tazeliğini koruyor. Sürekli bir yenilenme oluyor. Daha doğrusu eserleri beni o kadar beni etkiliyor ki her seferinde sanki yeniden bir şey keşfediyormuşum ve ilk defa çalıyormuşum gibi hissediyorum. Bu da beni çok besliyor. Beni beslediği gibi onun ruhu şad oluyor, dinleyicilere ulaşıyor ve birbirimizle sohbet eder gibi sırlarımızı paylaşıyoruz.
Adnan Saygun’a gelince, onunla ilgili çok çok anılarım var. Özellikle küçük yaşlarda birlikte olduğum için…
12 yaşlarındasınız. o kadar önemli bir müzik adamı ki gözünüzde iyice devleşiyor. Karşısında müthiş bir saygı, sevgi ve hayranlıkla ağzından her çıkan kelimeyi saatlerce dinliyorsunuz. Anlatabileceğim çok anılar var.  Bunların arasında Özsoy Operası’nı yazarken Atatürk ile her gün buluştuğunda yaşadığı anılar beni çok etkilerdi. Hatta öyle bir şey ki o anlatırken Atatürk’ün provaya her gün gelişini sanki film gibi gözümde canlandırmıştım o zamanlar… Atatürk’ün nasıl dinlediğini, sonra neler sorduğunu ve Adnan Saygun’un nasıl bir hızla her şeyi bir ayda yetiştirmek zorunda kaldığını… Öyle bir film olmuş ki o hiç değişmiyor. Çok enterasan. Başka bir resim ve görüntü yerine geçmiyor. 12 yaşında ne gördüysem o filmi görüyorum yine hatırlarken. Böyle bir anıyı paylaşmak istedim.

Teşekkürler. Oğlunuz Erkin Onay da sizin gibi bir müzisyen, sanırım hâlâ Ankara Devlet Opera ve Balesi Başkemancısı. Ana oğul birlikte de konserler veriyorsunuz. Siz de çocukların aile mesleğinden olması gerektiği fikrine inananlardan mısınız? Hele ki sanatta…

Oğlum Erkin Onay söylediğiniz gibi Ankara Devlet Opera ve Balesi Başkemancısı. Aynı zamanda Trio Hexis (Çağ Erçağ ve Gökhan Aybulus ile birlikte) ile birlikte oda müziğini paylaşıyor. Birlikte de konserler veriyoruz. Onunla birlikte müzik yapmak büyük bir mutluluk benim için. Müzisyen ailelerde yetişen çocukların müzikle yakın bir bağ kurması çok olağan. Ancak meslek olarak seçmek yerine amatör olarak müzik yapmak veya iyi bir dinleyici olmak da mümkün. Aileler bu konuda yönlendirebilir, ortam hazırlayabilir ancak seçim kişiye ait olmalıdır diye düşünüyorum.

“MATEMATİKÇİ OLMAK YERİNE MÜZİĞİ TERCİH ETTİM”

İz TV’de sizinle ilgili bir belgeselde matematiğe olan ilginizi öğrenmiştim, matematikle arası hiç iyi olmayan biri olarak. Bir de matematikçilere aşık oluyorsunuz sanırım. İlk eşiniz, ikinci eşiniz hep matematikle ilgilenen insanlar… Müzik evrensel ve matematiksel, öyle değil mi? Formül gibi bir şey mi?

Matematiğe ilgim var. Gerçekten çok severdim. Küçükken en sevdiğim şeylerden birisiydi. Hatta Paris’te matematik hocam kesinlikle matematikçi olup Sorbonne’da çok güzel bir kariyer yapabileceğimi söylemişti. Tabii ben müziği tercih ettim. Sonra tercihimi yapınca matematik kısmını sevdiğim insanlar yapmak zorunda kaldılar. Matematikçilerin inanılmaz bir müzik zekası, müzik sevgisi ve müzik yeteneği var. Onun için eşim şu anda hâlâ hayranlığımı kazanıyor. Çok güzel müzik yönünü kullanıyor.. Deşifre yapıyor. Hem besteci hem kontrbas ve piyano çalıyor. Eskiden koroda da söylemiş.  Yani gerçekten müzik evrensel ve matematiksel…

Şimdiye kadar kaç ülke gezdiniz, bunların hiç notunu alıyor musunuz?

Şu ana kadar 5 kıta ve 80 ülkede konserler verdim. Elbette bütün bunların notları var.

Kendinizde sahne ışığı olduğunu hiç düşündünüz mü? Parlamak sizin için ne ifade ediyor, dünyaca tanınmak, bilinmek… Egonuzla yüz yüze geldiğiniz küçücük anlarda neler yaşıyorsunuz?

Bu şekilde hiç düşünmedim. Kendimde bir ışık olduğunu ya da nasıl parladığımı.. Küçüklüğümden bu yana sadece müzik yaparak aldığım mutluluğu yansıtmaktı gayem. Herkesle paylaşmak ve her kapıyı çalabilmekti. Parlayan şey, müziği paylaşarak hissettiğim duygudur ve beni insanlara tanıtan da onlara ulaşma çabamdır.
Ego her insanın doğasında var olan ve mücadele gerektiren bir konu. Küçüklükten itibaren başlar.
Bu konuda ailem ve öğretmenlerimin yaklaşımı çok etkili olmuştur. Böylelikle kendimi tek ve üstün olarak hiç görmedim. Bildiğim ve öğrendiğim her şeyi daha iyisini yapabilmeleri için insanlarla paylaşmak, beni bütün bu olumsuz duygulardan uzak tuttu. Önceliğim her zaman insanlık ve müzik için oldu.

Ajandakolik’in klasik bir sorusu var. Ajandanız ya da tuttuğunuz bir not defteriniz var mı? 

Elbette bir ajandam var. Konserlerim, provalarım, masterclass çalışmalarımın, seyahatlerim var çoğunlukla içlerinde. Katılmayı planladığım tüm etkinlikler bu ajandada yer alır.

Bugünleri geride bırakınca ilk yapmak istediğiniz şey ne olacak?

Konserler vermek. Anne ve babacığımla, oğlum ve torunlarımla rahat rahat görüşmek ve vakit geçirmek…

Dünya’nın yeni ama pozitif bir döneme gireceğini, adeta çalkalanarak arındığını ve doğanın insanoğluna ders verdiğini düşünenlerdenim ben de. Sizin bu konudaki düşünceleriniz neler?

Hepimiz büyük bir sınavla karşı karşıyayız. Zor bir süreçten geçiyoruz ve bunu bütün dünya ile paylaşıyoruz. Kendimize, birbirimize karşı yaşamsal bir sorumluğumuz var. Doğaya ve her türlü canlıya karşı. Sonunda mutlaka yeni bir düzen geleceğine inanıyorum. Bu süreçte yapılan yanlış ve doğrular daha iyi ayırdedilebilecek. Yeni oluşumlar, yeni düşünceler ortaya çıkacaktır. Sonunda mutlaka iyi ve güzel şeyler olacaktır.

Paylaş ki çoğalsın:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

Hepimizin ihtiyacı olan "Sihirli Sözler"

Arden Yayıncılık’tan yeni çıkan kitap, miniklere, her kapıyı açacak sihirli sözleri fısıldıyor: Günaydın… Lütfen… Teşekkür ederim… Aferin… Hoş geldin… Özür dilerim… Seni seviyorum… Sana yardım edelim… Yani hepimizin ne de çok ihtiyacı olan sözler…  Hayatımızı güzelleştiren bir dizi sihirli sözcük var. Bu güzel sözler, kalbimizdeki gülümseyişi karşımızdakine aktarıyor, çevremizle uyum içinde, keyifle vakit geçirmemizi kolaylaştırıyor. Hepsi öyle tatlı, öyle anlayış ve sevgi dolu ki, bizi birbirimize bağlıyor. Hadi gelin birlikte üstünden geçelim, var mısınız? Tino “günaydın” deyince apartmana yeni taşınan Rina’yla tatlı bir sohbet başlıyor, sonra gelsin oyunlar! Milo fırından ekmek alırken “lütfen” demeyi unutmuyor, fırıncı ona tatlılıkla gülümsüyor. Şila, […]