Söyleşi – Emre Oktayoğlu: “Melankolik bir şarkı yaptıktan sonra aynanın karşısına geçip komik danslar ettiğimi bilirim”

ajandakolik
Fotoğraflar: Dilan Bozyel

Kapımı yeni şarkılar çaldı birkaç hafta önce… Tam da yüzüme güneşin kurulduğu saatlerde Emre Oktayoğlu’nun ilk albümü “Yüzündeki Güneş”i dinliyorum. Beni geçmişe ışınlayan bir ses kulaklarımda, diyor ki “Ağzından dökmemek için tuttuğun her kelime / Ellerinin terinden çıkıyor, görüyorum / Konuşulacak hiçbir şey kalmasa / Susulacak çok şey var haklıyız.”

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu

Geçtiğimiz şubay ayında Ada Müzik’ten çıktı “Yüzündeki Güneş”. Yalnızca her mevsimde açan güneşlere değil, yağmurlara, kara, soğuğa eşlik edecek şarkılarla çıkageldi Emre Oktayoğlu. Bu onun ilk albümü olsa da müzik geçmişi yıllara dayanıyor aslında. Esintili yaz akşamlarına yaraşan sesini ilk duyduğumdan beri onda 1990’larda sevip de dinlediğim şarkıcıların duygusunu alıyorum. Sanki tüm bu şarkılar, o dönemi özleyenler için yeni bir kimliğe bürünmüş gibi kulaklarımın pasını alıyor şimdi. Ajandakolik’te bugün konuğum Emre Oktayoğlu.

Bilmiyorum bunu daha önce söyleyen oldu mu ama şarkılarınızı dinlerken 90’lar hissi aldım ben. Sesinizde o döneme ait bir şeyler var gibi… Ne dersiniz? Sever misiniz 90’ları?

Evet bu sıklıkla duyduğum bir tespit. 90’lar, ilkokul öğrencisi olarak müzik dinlemeyi keşfettiğim yıllar. Aynı zamanda piyano çalmaya başladığım yıllara da denk geliyor. Dolayısıyla yaptığım müzikte etkisi olması kaçınılmaz. Sesimde o döneme ait bir şeyler var mı emin değilim ama şarkılarımda bu havanın olduğunu ben de düşünüyorum. Hâlâ da 90’lar tınılarını severek dinlediğimi söyleyebilirim. Bahsettiğimiz dönemde özellikle Türkiye’de pop müzik, kaliteli ve kalitesiz örneklerini belirgin biçimde sunmaya başladı. Bunu şimdi geriye dönüp baktığımızda daha sağlıklı analiz edebiliyoruz. O yüzden 90’lardan bir hava taşımanın aslında riskli bir yanı da var. Ama genel olarak o döneme ait olmak bana iyi hissettiriyor.

“KAYIT SÜRECİ PLANLI DA OLSANIZ, ÇOK AŞAMALI VE AYRINTILI BİR SÜREÇ” 

Müzik geçmişiniz yıllara dayanıyor ama sizin ilk albümünüz “Yüzündeki Güneş” bu yıl çıktı. Hazırlanma süreci de uzun muydu?

Sahne geçmişim eski yıllara dayanıyor ama albüm kaydı tamamen farklı bir durum. Kayıt süreci oldukça zahmetli. Önceden biçtiğiniz hiç bir süreye sadık kalınamıyor. Belki sadece benimle ilgilidir bu konu ama ne kadar planlı da olsanız, çok aşamalı ve ayrıntılı bir süreç. Ben stüdyo aşamasının daha kısa süreceğini düşünüyordum ama beklediğimden bir parça daha uzun sürdü. Kayıt sürecinden önce, şarkıların çoğunun yazılma ve düzenlenmesi iki sene gibi bir süre aldı diyebilirim. iki şarkı ise önceki yıllarda yaptığım şarkılar.

Yıllardır İstanbul 12 Orkestrası’nda albüm ve sahne çalışmalarında yer aldınız. Bir orkestradan sonra tek başınıza bir albümle müzikseverlerle buluşmak heyecan verici olsa gerek.  

İstanbul12 Orkestrası 18 yaşımda genç bir müzisyenken kendimi içinde bulduğum bir oluşum. Çok önemli müzisyenleri kadrosunda bulundurmuş kaliteli müzik yapmaya özen gösteren bir topluluk. 2011 yılında “İlk” adında bir albüm yaptık. Bu, besteci ve aranjör kimliğimin ön planda olduğu bir çalışmaydı. Güzel tepkiler de aldık ama kayıt süreci bizi çok yormuştu. İşin doğrusu biraz stüdyo acemiliği de yaşamıştık. İlerleyen yıllarda sahnede canlı müzik yapma durumu daha ön planda oldu. Kayıt kısmını ihmal ettik. Gerçi tekrar şarkı yayınlama niyetimiz var. Muhtemelen pandemi olmasaydı birkaç tane kaydetmiş olurduk. Bu virüs birçok açıdan motivasyonumuzu da dağıttı diyebilirim.

Enstrümanım gereği İstanbul12’de sahnede biraz daha arka planda oluyorum. Şarkıcılık özelliğimden çok piyanist kimliğim baskın. “Yüzündeki Güneş”de ise her ne kadar besteci, söz yazarı, piyanist, gitarist ve aranjör rolüm olsa da daha görünür kimliğimin şarkıcı olmasını istiyorum. Dolayısıyla benim için yeni olmasa da ilk solo çalışmam olduğu için çok heyecan verici.

Ada Müzik’ten çıkan “Yüzündeki Güneş” albümünde kimlerin emeği var?

Albüme katksı olan isimlerin hepsi çok değerli. Trompette Şenova Ülker, davulda Alpar Lü, elektrik basta Dünyacan Yılmaz, kemanda Nilgün Lü, viyola ve kemanda Başak Elkutlu ve flütte Zümra Oktayoğlu’nun eşsiz performansları; şarkıları hayal ettiğimden de güzel bir noktaya getirdi. Kayıtları sevgili dostum Tonmeister Ege Semercioğlu’nun Tünel Çinili Han’daki stüdyosunda yaptık. Albüm fotoğrafları da Dilan Bozyel’in objektifinden çıktı.

 

“ORTAYA ÇIKARDIĞIM İLK ÇALIŞMAMIN 10 ŞARKILIK BİR ALBÜM OLMASINI İSTEDİM” 

Artık albüm yerine müzisyenler single üzerinden ilerliyor. Ama siz bir albüm tercih ettiniz. Tüm bu şarkılar yıllarca bekleyip demlendi mi yoksa yakın zamanda albüm için mi ortaya çıktı?

İşin doğrusu single hızlı tüketim dünyasının bize sunduğu bir gerçeklik. Sosyal medyada 10 saniyelik videoların bile insanlara uzun geldiği zamanları yaşıyoruz. Bu durum benim gibi “yıllanmışlığa” inanan bir insan için çok can sıkıcı. O yüzden ben ortaya çıkardığım ilk çalışmamın adlı adınca 10 şarkılık bir albüm olmasını istedim. Bu demek değil ki önümüzdeki günlerde bir single’ım olmayacak. Ancak ilk ürünümün biraz daha bütüncül bir hikâyeyi anlatmasını tercih ettim.

Şarkıların bir çoğu yakın zamanlı, bir iki senelik şarkılar. Ama biraz önce de söylediğim gibi iki şarkım (Dünyanın Son Durağı, Yok) üniversite döneminde yaptığım şarkılar. Şunu da söylemeden geçemeyeceğim, şarkıların tümü bir şekilde demlenme sürecinden geçerek son halini buluyor aslında.

Türk Pop müziğin 90’lı ve hatta 2000’lere göre ivmesinin düştüğünü düşünüyorum. Mesela özellikle bu son iki üç yılda Rap müzik Türkiye’de daha tercih edilen ve bizden çok daha genç kuşakların delicesine dinlediği bir müzik türüne dönüştü. Sizin bu konudaki değerlendirmeniz nasıl?

90’lar ve 2000’ler oldukça hareketliydi. Hem sayı açısından hem içerik açısından zengindi. Bununla birlikte şu anda da çok fazla kişinin single ile de olsa müzik piyasasında var olmaya çalıştığı görüyoruz. Bunların niteliği ile ilgili bir yargıya varmak için biraz zaman geçmesi gerekiyor bence. Bazı şarkılar değerini zaman geçtikçe buluyor. Bazıları da zamana hiç olmamışçasına eriyor.

Elbetteki toplumun tercihleri değişecektir. Rap müziğin dinleyici kitlesi artıyor. Bu, müziğin içinde barındırdığı mesajla ilgili bir şey. Şu anda Rap kitlesinin bu formu duymaya ihtiyacı var belli ki. Bunda hayıflanacak bir durum yok bence. Herhangi bir müzik türünü iyi kötü diye etiketlemeyi yanlış buluyorum. Müzisyenler de yeniliklere açık olmalılar. Fakat sadece “Şu anda bu tutuyor, müziğimde buna da yer vereyim” anlayışını doğru bulmuyorum. Bir müzisyen istediği müziği alıcısı olur mu olmaz mı engeline takılmaksızın yapmalı.

Pandemi sürecini nasıl geçiriyorsunuz, geçirdiniz müzik açısından? Var mı konser veya yeni çalışmalar, yeni şarkılar?

İkinci soruya kocaman bir BİLMİYORUM demek istiyorum. Bu süreçle ilgili gerçekten hiçbir şeyi anlayamıyor ve bilemiyorum. Her jenerasyon böyle radikal etkileri olan olaylara maruz kalmıştır muhakkak ama şu anda gerçekten var olan belirsizlik oldukça can sıkıcı. Açıkçası çok verimli geçiremedim. Zaten odaklanma sorunu olan biriyim. Pandemi süreci benim motivasyonumu olumsuz etkiledi. Albümün ilk konserini 25 Mart’ta  Zorlu PSM Touché’de yapacaktık. Fakat tüm konserler gibi iptal oldu. Mekanlarda yeni yeni kıpırdanmalar var, yakın zamanda konser yapmak istiyorum ama gerçekten şu an somut bir tarih zikredemiyorum.


“ŞARKI YAZARKEN O GÜNDE KADARKİ DUYGULARIN BİRİKİMİ ÖN PLANA ÇIKIYOR”

Albümdeki şarkıların geneli oldukça duygusal, melankolik ve hüzünlü sözlere sahip. Gerçek duyguların varlığı tüm şarkılarda hissediliyor açıkça. Belki de 90’lardaki şarkılarla benzerliğine de burada daha çok değinebilirim. Şimdiki şarkılarda çok daha basit ifadelere rastlıyoruz. Tıpkı kolay tükenen aşklar gibi… Emre Oktayoğlu da bu kadar romantik mi, merak ettim. Ve zamane aşklarına üç beş cümle ne söylersiniz?

Albümü oluştururken şarkı seçiminde biraz endişelenmiştik acaba hepsi çok mu ağır ve kasvetli oldu diye. Fakat sonra yavaş hızlı ayrımı yapmaksızın en beğendiklerimizi belirledik ve ortaya böyle bir ürün çıktı. Benim içim şarkı yazarken o anki ruh halinden çok, o güne kadarki duyguların birikimi ön plana çıkıyor. Yani çok melankolik bir şarkı yaptıktan sonra aynanın karşısına geçip komik danslar ettiğimi bilirim. İnsan birçok duyguyu içinde aynı anda barındırabilen bir canlı. Benim de ruh halim ani değişikliklere uğrayabiliyor.

Şarkılardaki kadar romantik miyim buna benim cevap vermem zor ama yaşadığım duygu her ne ise biraz fazlaca yaşadığımı söyleyebilirim. Bu anlık bir kasvet de olabiliyor, uzun bir mutluluk hali de olabiliyor.

Zamane aşkları belki biraz çağımızın hızlı tüketim anlayışını yansıtıyor olabilir. Ama bunu eleştirel bir şekilde dile getirmek istemem. Bununla ilgili bir kural koyucu değilim, bir kural olduğuna da inanmıyorum. Herkes birey olarak aşk da dahil olmak üzere her türlü duygusunu özgürce yaşayabilmeli. Geçmiş zaman ile şimdiyi hiçbir alanda kıyaslamak doğru değil sanırım.

Müziğinize ilham veren isimler kimler oldu? Siz neleri dinliyor, nelerden besleniyorsunuz?

Bu soruyu birkaç isim vererek cevaplamak çok doğru olmayacaktır. Her müzisyenin beslendiği sayısız kaynak vardır. Ama çok çok küçükken dinlediğim Timur Selçuk benim müziğime yön veren isimlerin başında geliyor. Bunun dışında Stevie Wonder, Nat King Cole, Fatih Erkoç, Jülide Özçelik eskiden beri çok keyiflenerek dinlediğim isimler.

Teknolojiyle aranız nasıl? En çok ne tip uygulamalar kullanıyorsunuz?

Bu soruyu 2-3 sene önce sorsanız teknolojiyi oldukça yakından takip ettiğimi söylerdim. Yeni çıkan uygulamalar, teknolojik ürünlere çok olmasa da meraklıydım. Fakat son yıllarda biraz geride kalmış gibi hissediyorum. Sanki biraz yoruldum her yeni çıkanı bilme zorunluluğundan. Yavaş yavaş çözülüyorum galiba. Çok aktif olmasa da Instagram ve Twitter günde birkaç kez girip baktığım uygulamalar.

Önümüzde yeni projeler var mı? Yine albüm olur mu?

Elbette. Şu aşamada bir albüm düşünmüyorum ama single’lar mutlaka olacaktır. Albüm tamamen özgün şarkılardan oluşuyor. Belki öncelikle bir cover, ardından yine kendi şarkılarımdan seçerek single’lar kaydedeceğim. Henüz somutlaşmış bir ürün yok ama kafamda uçuşan fikirler var. Tabii birkaç sene sonra yine uzun soluklu bir albüm macerasına da atılırım. Fakat şimdilik bunu konuşmak çok erken.

Paylaş ki çoğalsın:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

"Soundwalk Collective with Patti Smith - Peradam" albümü yayında

İlhamını Fransız şair ve yazarların eserlerinden alan, aralarında Anoushka Shankar, Tenzin Choegal and Charlotte Gainsbourg gibi ünlü konukların da bulunduğu “Peradam” albümü 4 Eylül 2020’de ülkemizde GRGDN Müzik’in temsil ettiği Bella Union […]