SEVDE TUBA OKÇU: “‘ŞÖVALYE İLE EJDERHA’, FARKLILIKLARDAN ZİYADE ORTAKLIKLARA DİKKAT ÇEKEN BİR ROMAN”


Ah şu ön yargı! İnsanın gözünü kör eden hep o değil midir zaten! Timaş Çocuk Yayınları’ndan çıkan “Şövalye ile Ejderha”, çocukların ön yargılarını kırmak ve farklılıklara saygı duymanın önemini hatırlatmak için yazılmış komik ve macera dolu bir kitap. Yazarı Sevde Tuba Okçu ile çocuklar için yazdığı ilk romanını konuştuk.

SÖYLEŞİ: NİLÜFER TÜRKOĞLU
nilufer@ajandakolik.com 

“Sevgili dostum, eğer iyi insanları görmeyi istemezsen onları göremezsin.” (kitaptan)

Her ne kadar Sevde ile henüz yüz yüze tanışmamış olsak da onun pek çok kitabını okuyan ve onunla daha önce de böyle söyleşi yapmış biri olarak kendisini biraz biraz tanıdığımı söyleyebilirim. Çocuk edebiyatının değerli genç kalemlerinden biri o. Üstelik sadece yazmıyor, çocuk kitapları için editörlük ve çevirmenlik de yapıyor. Bugünlerde yepyeni bir heyecanı var. Daha önce okul öncesi çocuklar için kitaplar yazan Sevde Tuba Okçu, şimdi bir roman ile karşımızda. Üstelik söyleşimizle öğreniyorum ki bu hikayenin devamı da var. “Şövalye ile Ejderha” huzurlarınızda…

Sevgili Sevde, yeni çıkan “Şövalye ile Ejderha” kitabını kıkır kıkır okuyarak ve hiç bitmemesini dileyerek okudum. Galiba bu, senin çocuklar için yazdığın en uzun kitabın. Bir roman diyebiliriz sanırım. Ellerine sağlık…

Evet dediğin gibi Nilüfercim bu yazdığım en uzun kitabım, bir roman diyebiliriz. Daha önceki kitaplarım okul öncesine yönelikti. Bu kitap biraz daha 8 yaş üzeri diyebiliriz. Önümüzdeki dönemlerde okul öncesinden ziyade 8 yaş üzeri çocuklar için yazmaya devam edeceğim gibi gözüküyor.

Bu, aslında bir önyargı kitabı. Şövalye, hiç bilmediği, tanımadığı ama kötü, tehlikeli, saldırgan diye düşman bellediği ejderha için yolla düşüyor. Ejderha da kendi kütüphanesinden okuyarak tanıdığını sandığı insanların kötü olduğuna inanmış, kendi mağarasından çıkıp da yeni dünyayı hiç görmemiş. Bu ilginç ve bir o kadar mizah dolu hikayeyi yazarken tüm bunlar nasıl aklına geldi, merak ediyorum. Bizim kültürümüzde olmayan ve birbirini aslında hiç tanımayan bir ejderha ve şövalyeyi buluşturma fikri çok enteresan ve yaratıcı!

Evet bir önyargı kitabı. İki ezeli düşmanın birbirleriyle karşılaşacakları anı iple çekmeleri ancak o gün geldiğinde işlerin bekledikleri gibi gitmemesi üzerine yazılmış bir kitap. Hepimizin günlük hayatta dahi benzer önyargıları olabiliyor ancak insanlık olarak ortaklıklarımız o kadar çok ki, keşke biraz daha farklılıklardan ziyade ortaklıklarımıza dikkatimizi verebilsek. Kitap bu düşünceler etrafında örüldü. Ejderha ve Şövalye karakterlerinin doğuşu ise tamamen kişisel. Ejderhalara bayılıyorum. (Gülüyor.) En çok sevdiğim fantastik yaratıklar diyebilirim. Evet kültürel olarak bize uzak karakterler gibi dursalar da (bilhassa Şövalye) dünyanın her yerinde öykülere, mitlere konu olmuş evrenselleşmiş karakterler. Bizim çocuklarımızın da bu karakterlere çok yabancı olduğunu sanmıyorum. Özellikle ejderhalar bizim çocuklarımızın da çok ilgisini çekiyor diyebilirim.

Haklısın. Kitap boyunca şövalyenin karşısına çıkan yaşlı kadın Nana ve Kızıl Ejderha’nın en yakın arkadaşı Sarı Kuyruk, her ne kadar kitabın yan karakterleri olsa da aslında bir yandan da kilit karakterleri. Bu karşılaşmada onların rolü büyük. Onları nasıl tanımlarsın?

Evet her ikisi de hikayenin genişlemesini sağlayan kilit karakterler. İyi ki dünyada çok fazla Nana ve Sarı Kuyruk’tan var yoksa yer yüzü çekilmez bir yer olurdu. Onlar dünyayı keşfetmeye, öğrenmeye açık karakterler. Farklılıklardan korkmayan, ötekileştirmeyen sevginin gücüne inanan güçlü karakterler.

Valla ne yalan söyleyeyim, kitabı okurken canım epey kek çekti. Finaldeki sürpriz tarif de pek hoşuma gitti. Sevginin, arkadaşlığın üzerine kurulu bir kitaba da kek ayrıca yakışmış sanki. Sana özel bir kek tarifi mi bu paylaştığın?

Tarifi kesinlikle deneyebilirsin çok leziz oluyor. (Gülüyor.) Eşimin annesine ait bir kek tarifi, mutlaka kitapta yer alması gerektiğini düşündüm. Çocukların da çok ilgisini çekiyor ve anneleriyle denediklerini söylüyorlar. Çok mutlu oluyorum.

Sen bir yandan çocuklar için kitap yazarken bir yandan da Timaş Yayınları’nın çocuk kitapları için editörlük ve çevirmenlik yapıyorsun. Sadece bir yazar olarak değil edebiyatın önemli iş kollarının bütünüyle içindesin. Çocuk edebiyatının dünden bugüne geçtiği süreci nasıl değerlendiriyorsun ülkemizde?

Çocuk edebiyatının gittikçe geliştiğine inanıyorum. Hem görsellerle hem metinleriyle gücüyle dünya standartlarını bence yakalayabiliyoruz. Ancak ekonomik zorluklar biraz çocuk edebiyatının da belini büküyor. Mesela elimizde çok iyi bir metin var ancak tecrübeli ressamlarımız yurtdışındaki firmalarla çalışmayı tercih edebiliyorlar. Onların çalışmalarını da etkiliyor ekonomik yetersizlikler. Eğer bu engeli aşabilsek şu ankinden çok hızlı bir şekilde ilerleme kat edeceğimize inanıyorum. Buna hazırız.

Son günlerde elinden düşürmediğin bir kitap var mı?

Dün bir uçak yolculuğum vardı. O esnada Mavi Kanatlar’ı bitirdim ve cidden hayran kaldım esere. (evet biraz geç bir tanışıklık oldu bu güzel kitapla) Hem yetişkinlere hem de çocuklara tavsiye ediyorum. Engeli olan bir çocuğun yaşantısı ancak bu kadar güzel bir şekilde bir anlatıya dönüşebilirdi… Acındırmadan, ötekileştirmeden ama bir yandan da kahramanlaştırmadan.

Aynı zamanda çok üretken bir yazarsın. Yakında yeni bir kitap daha var mı? Yine roman türünde mi yazmayı planlıyorsun yoksa daha minik okurlar için bir şeyler mi kaleme alacaksın?

Şövalye ile Ejderha’nın ikincisi gelecek önümüzdeki dönemde. Bu sefer aralarına bir de prenses katılacak. (Gülüyor.) Yeni bir maceraya doğru yol alacaklar…

Aaa beklemiyordum bunu, sevindim! Peki, madem yenisi geliyor; bir kitabın yazma süreci senin için nasıl şekilleniyor, ona sorayım… 

Aklıma gelen bir fikri ya da bir espriyi not alıyorum. Sonrasında zaman geçtikçe zaten kendimi o fikir etrafında düşünürken buluyorum. Eğer olgunlaştırabileceğime inandığım bir fikirse bilgisayarın başına oturup yazmaya başlıyorum. Ayrıntılar biraz yazdıkça gelişiyor. En azından ilk çocuk romanı denememde öyle oldu. Başlangıçta sadece Ejderha ve Şövalye vardı, yazdıkça yardıma diğer karakterler geldi, hikaye genişledi.

Kitaba geri dönecek olursak Timaş Çocuk’un sloganı “İyi ki kitaplarım var” bu kitapta da kendine yer buluyor sanki. Şövalye ile Ejderha, kitaplar sayesinde de birbirlerini buluyorlar, ne dersin?

Evet tam da dediğin gibi oluyor. (Gülüyor.) Kitapların vesilesiyle karşılaşmalarını özellikle istedim. İyi ki kitaplar var dedirtebilmek için.

Kitabın çizeri Shima Zarei’yi anmadan geçmek mümkün değil. Şunu itiraf etmeliyim, kitabını ilk elime aldığımda yazarının yabancı olduğunu düşünmüştüm, hiç isme bakmadan. Çizgiler sıra dışı ve çok özel. “Şövalye ile Ejderha”nın ruhuna çok şey kattığı kesin. Onunla tanışıyor musun, kendisi hakkında bilgin var mı? Hemen takibe aldım çünkü belli ki çok özel bir yetenek!

Kendisi gerçekten çok özel bir insan. Evet tanışıklığımız var; hem Timaş Yayınlarına hem başka Türkiyeli yayınevlerine çizim yapıyor. Türk yayıncılarla çalışmayı çok seviyor. İşini gerçekten çok severek ve kendini vererek yapan birisi. Çizdiği hikayeyle bağ kurmayı çok önemsiyor. Bu kitaba da gerçekten bambaşka bir ruh kattı. Kapak resmindeki kompozisyon fikri ona ait, editörüm ya da ben yönlendirmedik. Çok da yaratıcı bir insan.

Şu cümleyi tamamlar mısın? “İyi ki çocuklar için yazıyorum…”

Çünkü çocuklarla birlikte hayal kurabilmek harika. Yaşadığınızı ve eskimediğinizi hissediyorsunuz. Hep genç kalıyorsunuz. (Gülüyor.)

 Ajandakolik’te yıllar sonra yine seninle söyleşi yapmak benim için çok zevkli. Daha nice kitaplarını kızımla birlikte okumak isterim. İyi ki yazıyorsun, iyi ki varsın!

Çok teşekkür ederim. Benim için de çok keyifli oldu. Umarım en kısa zamanda kızın Helen ile de tanışabilirim! Sevgiyle kucaklıyorum ikinizi de.

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media