ÖMÜR UZEL: “BU KİTAP ÇOCUKLARA SEBZELERİ SEVDİRMEK İÇİN YAZILMADI”

 

Daha önce yine Timaş Çocuk’tan çıkan “Balon İşleri Müdürü”, “Antika Kral Forsantin’in Uyanışı” ve “Zulu” serisinin yazarı Ömür Uzel, çocuklar için üretmeye devam ediyor ve şimdi de yepyeni bir macerayla okuru peşinden sürüklüyor. “Eyvah İşler Karıştı! Gururlu Ispanak, Havalı Makarnaya Karşı”, bir sabah dünyanın hiçbir yerinde sebze olmamasıyla başlayan serüven dolu bir hikâye! Üstelik bu defa başrolde bir ıspanak ve bir makarna var! Ömür Uzel yeni kitabı üzerine yaptığımız söyleşide şöyle diyor: “Bu kitap çocuklara sebzeleri sevdirmek için yazılmadı. Ya da bu kitabın alt metninde ‘’Çocuklar sebze yiyin!’’ gibi didaktik bir mesaj kesinlikle yok. Bir şeyi sevmeyebiliriz, tercih etmeyebiliriz ama ona verdiğimiz tepki çok önemlidir.”


SÖYLEŞİ: NİLÜFER TÜRKOĞLU

nilufer@ajandakolik.com 

Bugüne kadar sanmıyorum ki bir ıspanak ve makarnanın kitabı yazılmış olsun! Bu da oldu! Ve senin kaleminden çıkmış oldu. “Eyvah İşler Karıştı! Gururlu Ispanak, Havalı Makarnaya Karşı”, Timaş Çocukun mayıs kitaplığında yerini aldı. Hikayenin ortaya çıkışını ve yazma sürecini dinlemek isterim.
Hikâyelerin ortaya çıkışı bir anda olmuyor. Yani böyle durduk yere bir ilham falan gelince harekete geçmiyorum. Açıkçası “ilham” kelimesine de biraz mesafeli olduğumu söylemek isterim; çok da içime sinmeyen anlamlar yüklendiği için. Özellikle sanatta, edebiyatta sıkça karşımıza çıkan bir kelime ama durduk yere gelen doğal bir güç gibi alındığında işler biraz karışıyor. Bence hikâyelerin ortaya çıkışı ve bu yazma süreci denilen şey bir tür kavrayış, bir tür uyanış durumu aslında. Bununla ilgili Jack London’un çok güzel bir sözü var “Aylaklık edip ilham beklemeyin, ilhamın ardından sopayla koşun; yakalayamazsanız bile, ona son derece benzeyen bir şey yakalarsınız,” diyor. Söylemeye çalıştığım şey tam olarak bu. Bu ‘‘ilham’’ denilen şey içinde eylemsizlik barındırmamalı. Bilakis eyleme geçtiğinizde sizi bulmalı. Bahsettiğim bu uyanış ve kavrayış durumu, bir denge meselesini anlatma isteğiyle tetiklendi. Dünyada her şey denge üzerine kuruludur. Dengede kalmak için birbirimize ihtiyacımız var. Bizi dengede tutan şey tüm canlıların varlığı. Birini çeker alırsanız denge altüst olur. Bunu bir çocuk kitabında anlatabilmek için onların yakından tanıdığı karakterler yaratmam gerekiyordu. Makarnalar ve çocuklar, ıspanaklara gıcık. Ispanaklar da bu tavırdan dolayı mutsuz. Eeee sonuçta onların da bir gururu var. Biz bu gezegenden bir gidelim de siz görün o zaman diyerek dünyayı terk ediyorlar. Ve işte hikâyemiz başlıyor….

Aslında tüm macera, küçük Roninin tabağındaki makarnaları mideye indirip ıspanağı yememesiyle başlıyor. İki yaşındaki kızımIn tabağını gözümde canlandırdım da… Sence sebze yemek çocuklar için neden bu kadar zor?
Aslında bu konuyu çocuklar olarak sınırlandırmıyorum. Bazı yetişkinler için de belirli yiyecekleri yemek oldukça zor olabiliyor. Burada bireysel kararlar devreye giriyor. Yetişkin birinin vejetaryen ya da vegan olmaya karar vermesi nasıl bireysel tercihiyse ve yetişkin birinin kararlarını sorgulamıyorsak çocuğun kararına da saygı duymak durumundayız diye düşünüyorum. Benim sekiz yaşındaki oğlum da ıspanak yemiyor. Yemek zorunda mı? Hayır! Bu konuya verdiğim tepki de tıpkı Roni’nin annesi gibi. Yemek istemiyorsan masadan kalkabilirsin. Şimdi yemiyor ama birkaç yıl sonra yiyebilir. Ağız tadı değişebilir. Bunu bir zorunluluğa dönüştürüp meseleyi daha da dayanılmaz hâle getirmenin kimseye faydası yok. Bu kitap çocuklara sebzeleri sevdirmek için yazılmadı. Ya da bu kitabın alt metninde ‘’Çocuklar sebze yiyin!’’ gibi didaktik bir mesaj kesinlikle yok. Bir şeyi sevmeyebiliriz, tercih etmeyebiliriz ama ona verdiğimiz tepki çok önemlidir. Tercih etmediğimiz şeyin varlığından rahatsız olma hakkımız yoktur. Bakın ıspanaklar gidince makarnalar mutluluktan halay çekti. Ama halayları kısa sürdü. Çünkü dünyanın dengesi bozuldu.

Kitabın, bir sabah dünyanın hiçbir yerinde sebze olmadığının fark edilmesi üzerine kurulu. Ve buna neden olan da makarna Gino ile ıspanak Lilinin şarkı yarışması! Yazarken çok hayal kurmuş ve çok eğlenmiş olmalısın!
Yazarken çok eğlendiğim doğru. Özellikle o şarkı atışmasının sözlerini yazarken. Yazmak tek kişilik bir performans. Dolayısıyla bazen bu performansa renk getirmek gerekiyor. Burada mizahın gücünden yararlanmayı tercih ediyorum. Çocukların da metni okurken eğlenmesini istiyorum. Çünkü güldüğünüz şeyi kolay unutmazsınız. Hayal gücüne gelince… Yazarken değil de yazmaya başlamadan önce çok hayal kuruyorum. Bence yazma eyleminin çoğu daktilodan, bilgisayardan, kağıttan, kalemden uzakta yapılır. Yıllar önce yapılan şehirlerarası otobüs yolculuğunda, akşamüstü Kadıköy vapurunda, bir çocuğun sorusunda gizli olabilir o ilk cümle. Yani çoktan başlamışsınızdır yazmaya. Aklınızın bir köşesi bunun üzerinde sürekli çalışıyordur. Bilgisayarın ya da daktilonun başına oturduğunuzda yapmanız gereken tek şey kelimeler aracılığıyla bunu anlatmaktır. Kısacası hayal gücü bir yazarın, daha doğrusu bir sanatçının olmazsa olmazıdır. Çünkü her şeyin merkezidir. Önce kendinizi anlamanızı, sonra da dünyayı başkalarının bakış açısıyla deneyimlemenizi sağlayan nefis bir yolculuktur.

Yetişkinlerin bile sebze yemeyi sevmediği bu etçil” dünyada, sence  sebzeler sevilecek mi bir gün, ne dersin?
Bu tamamen kişisel bir tercihtir. Sebzelerin sevilip sevilmeyeceğini bilemem. Ya da sebzeler herkes tarafından sevilmemli gibi bir yargı cümlesi kuramam. Ama saygı duyulmak zorundadır. Korunmalıdırlar ve değer görmelidirler.

Bir yandan büyük okurlar için bilim insanları, düşünürlerin hayatlarını derleyip hazırlarken bir yandan da çocuklar için yazmaya, üretmeye devam ediyorsun. Miniklere anlattığın hikayelerinde en çok nelere dikkat ediyorsun?
Çocuklara ahkâm kesmemeye çok dikkat ediyorum. Onlara sürekli bilgi akışı sağlayan (dişlerini fırçala, büyüklerine saygılı ol, sebze ye!… gibi) didaktik metinler yazıp, onları çileden çıkarmamaya özen gösteriyorum. Çünkü bence bu tür kitaplar, çocukları kitaptan soğutabilir. Ayrıca çocuklar bu cümleleri her gün ebeveynlerinden, öğretmenlerinden zaten duyuyor. Bir de kitabın bunu yapmasına gerek olmadığını düşünüyorum. Kitap, farklı bir şey yapmalı. Çocuğu oradan yakalamalı. Elbette bir kitaptan çocuğun öğreneceği bilgiler de olabilir ama bunun çocuğa parmak sallamadan, mümkün olduğunca dengeli bir şekilde ve çocuğu yakalayacak bir dille yapılması gerektiğini düşünüyorum. Dil demişken… Metinlerimde doğru, akıcı ve yalın bir Türkçe kullanımı konusunda oldukça hassasiyet gösterdiği
mi de belirtmek isterim.

Şu cümleyi tamamlar mısın? Çocuklar için yazıyorum çünkü…
Ağacı yaşken eğersek, daha yaşanılası bir dünya yaratabiliriz. Ve dünyayı değiştirecek olan her şeyin temelinde çocuklara doğru yolla ulaşmanın yattığına inanıyorum.

Şu an masanda yazılmayı bekleyen yeni bir kitap var mı? Neler üstüne çalışıyorsun?
İki ayrı çocuk kitabı üzerinde çalışıyorum. Biri resimli kitap dediğimiz, literatürde “Picture Book” olarak geçen, okul öncesine hitap eden bir kitap. Diğeri ise sekiz yaş ve üzeri için.

Ajandakolikin klasik bir sorusu var. Ajandan ya da not defterin var mı? Varsa içlerinde neler var?
Elbette var. İçerisinde neler olduğu bende kalsın. (Gülüyor.)

Şişman olmayan, sağlıklı yaşayan ve beslenen bir dünyanın hayalini kursak… Sence bu nasıl mümkün olur?
Sağlıklı yaşamla ilgili Canan Hanım (Karatay) daha doğru bilgiler verecektir. (Gülüyor.) Şimdi ben haddim olmadan bu konuda konuşmuş olmayayım. Amaşunu söylemek isterim: Dengeli ve köklerine bağlı bir dünya (Çünkü kitapta bu kökler ve denge meselesi altını çizmek istediğim iki temel unsurdu.) hepimize daha yaşanılır bir yaşam alanı sunacaktır diye düşünüyorum.

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media