banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

Logo üzeri reklam

NURAN DİREK: “O KADAR ÇOK SORUNUMUZ VAR Kİ FELSEFEDEN BAŞKA NE YAPABİLİRİZ?”


1994 yılından beri Türkiye Felsefe Kurumu Çocuklar İçin Felsefe Birimi Başkanlığı görevini yürüten, Uluslararası Felsefe Olimpiyatları kurucu üyesi Nuran Direk, çocuklar için yazdığı felsefe kitaplarından sonra bu yıl ikinci baskısını yapan “Gençler İçin Felsefe” kitabını Ajandakolik okurları için anlattı. Lise yıllarından bu yana felsefe ve edebiyata ilgi duyan ve pek çok yazardan etkilenen Direk ile sanat ve felsefenin vazgeçilmez birlikteliğinden ilham kaynaklarına, gençlerin felsefe ile olan ilişkisinden metinlerle eleştirel okuma ve düşünme tekniklerine pek çok şeyi konuştuk.

 

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu
nilufer@ajandakolik.com

Sizin felsefeyle tanışmanız ilk ne zaman oldu?

Galiba fark etmeden oldu. Lise birinci sınıfta, İlk okuduğum felsefe kitabı, J.J. Rousseau’nun Emil (Terbiyeye Dair) kitabıdır. Daha sonra Fransız ve Rus edebiyatına merak sardım. Andre Gide, Dostoyevski gibi yazarlardan etkilendim.

Hikayenin devamında “felsefenin içine daldım ve bir daha hiç çıkamadım!” mı diyorsunuz?

İstanbul Kız Lisesi’nde çok değerli bir felsefe öğretmenim oldu (Faika İsam Onan). Öğretmen olarak davranışlarından, kişiliğinden etkilendim. Piyasada ne kadar farklı yazarın felsefe ders kitabı varsa hepsini okuyarak derslere hazırlanırdım.  Hepsinden de farklı bir şey öğrenirdim. Ders notum hep 10 oldu. O zamanlar habersiz yazılı yapılırdı. Hastalanıp gelmediğim bir günün ertesinde o gün anlattığı derse ait tek soruluk bir sınav yapmıştı. Ben boş kâğıt verdim. Yazılıları okuduğunda bana sıra geldiğinde 10 diye okudu. Bir an aklımdan demek ki hoca okumadan not veriyor diye geçirdim. Muhtemelen yüz hatlarımdan bir anlam çıkarmıştır. Ders bitince beni çağırdı, “Seni mahcup etmek istemedim. Neden boş kâğıt verdin? “Bir sorunun mu var?” diye sordu. Mazeretimi söyledim ve teşekkür ettim ama sonuçta notumu düşürmedi. O zaman şöyle düşündüm: Demek ki felsefe eğitimi insanı böyle bir kişi yapıyor. Üniversitede felsefe okuma isteğim pekişti.

Kendinizi bu konuda nasıl geliştirdiniz, en çok hangi kaynaklardan beslendiniz, yolunuzu hangi felsefeciler belirledi?

İlkokuldan beri hep okuyan bir çocuktum. Okurken ya bir tema ya da bir yazar seçerdim. İlkin Türk edebiyatı, daha sonra Fransız edebiyatı ve Rus edebiyatı ile ilgilendim. Edebiyattan felsefeye kolay geçilebiliyor. Lisede babası edebiyat öğretmeni olan bir sıra arkadaşım vardı. O da beni okuyacaklarım konusunda çok etkilemiştir.

Benim ikinci öğretmenim, Sahaflar Çarşısında Elif Kitabevi’nin sahibi rahmetli Arslan Kaynardağ  oldu. Param olsun olmasın paran olunca ödersin diye bana okumam gereken felsefe kitaplarını önerirdi ve ısrarla verirdi. Bütün haftalığını kitaba yatırır, okula otobüsle gidip eve yayan dönerdim.

İstanbul Üniversitesinde çok değerli hocalarımız oldu. Seminer yönetimi açısından Nermi Uygur hocamdan, yarım zamanlı çalışan bir öğrencisinin eksiklerini giderme konusunda destek veren Hüseyin Batuhan ve İsmail Tunalı hocalarımdan  ve tam bir filozof olan Takiyettin Mengüşoglu hocamdan ve öğrencilerine sınavlarda bile çok zarif ve saygılı davranan başta Macit Gökberk olmak üzere bütün hocalarımdan etkilendim. Benim yolumu çizen ise öğrenciyken asistanım olan İoanna Kuçuradi hocamdır. Bugün neysem çoğunu ona borçluyum.

Felsefe çoğu zaman, zor bir konu ya da disiplin olarak tanımlanır. Türkiye’de çocukların ve gençlerin felsefeye olan eğilimini nasıl buluyorsunuz? Felsefeden korkuyorlar mı ya da felsefeyi sıkıcı buluyorlar mı?

Felsefede elbette zor metinler vardır ama her filozof için geçerli değildir bu. Ele aldığı konuyu çok anlaşılır bir dille anlatan filozoflar çoğunluktadır. Okuma uğraşı bir süreçtir. Okuduğunu anlama ancak metin üzerinde birlikte tartışmayla olur. Felsefe okuma ve felsefe yapma birlikte gider. Liselerde keşke öğrencilerin zevkle okuyabileceği felsefe ders kitapları olsa. Yine de felsefe öğretmenleri gençlerin felsefeye ilgi çekmesini sağlayabiliyor. Her öğrencinin felsefeye ilgi göstermesi beklenemez. Önemli olan ilgilenebilecek yapısı olan öğrencileri bulup ortaya çıkarmaktır. Tıpkı bir spor koçu gibi öğrenciyi fark etmek lazım. Felsefe öğretmeninin rolü öğrencinin ilgisini çekmek açısından çok önemli. İyi bir felsefe öğretmeni varsa sınıfta, felsefe dersi sıkıcı olmaz. Öğrenciyi işe katmadan yapılan ders sıkıcı olur elbet. Bu hem kullanılan metinlerle hem de öğretmenin aktif öğrenme yöntemlerini  kullanıp kullanmamasıyla ilgili bir şeydir.

Sanat ve felsefeyi birbirine bu kadar yakın kılan nedir?

Sanat, bir konuyu direkt olarak anlamanızı sağlar, felsefe ise düşünüm yoluyla konuyu açıklamaya uğraşısıdır. Biri duygulara diğeri akla hitap eder. Bertolt Brecht’in Sezuanın İyi İnsanı oyununun iyilik hakkındaki savını anlarsınız ama metin, akılla temellendirilmiş bir bilgi vermez. Ama Aristoteles’in Nikomakhos’a Etik kitabı, iyi kavramıyla ilgili mantıksal çözümlemeler yapar.

Eğer edebiyatla işe başlarsanız sınıfınızdaki herkese bir kavram ya da bir sorunu anlamanın verdiği zevki yaşatırsınız. Anlamanın verdiği zevk felsefenin yolunu açar.

Felsefeyle edebiyatı bir araya getirmeye nasıl karar verdiniz? Edebiyat, özellikle çocuklar ve gençler için felsefeyi anlamak için çok daha kolay bir yol mu sizce?

İlkin kendi deneyimlerimden biliyorum. Ben felsefeye edebiyat sayesinde ulaştım. İkincisi, çocuklarla felsefe alanında öğrenmeye ve çalışmaya başladıkça edebiyatın felsefeye giriş için ne kadar değerli olanaklar sağladığını gördüm. Daha sonra da Fransız okullarında okutulan felsefe kitaplarında sanatın nasıl işlevsel olarak kullanıldığını gördüm. Kısaca yaparak ve yaşayarak öğrendim diyebilirim. Bu konuda en güzel örneklerini  “Sanata Felsefeyle Bakmak”  kitabında  Sevgili Hocam Prof. Dr. İoanna Kuçuradi vermiştir. Onun ışığından yararlandım.

Filozof Çocuk, Bilgin Çocuk, Küçük Prens Üzerine Düşünmek ve Çocuklar için Felsefe kitaplarınızdan sonra 2019 yılında “Gençler İçin Felsefe” kitabını yazdınız. Pan Yayınları’ndan çıkan ve ağustos ayında ikinci baskısını yapan bu kitap, metinlerle eleştirel okuma ve düşünme çalışmalarını kapsıyor. Yine edebiyattan besleniyor, edebiyatla felsefeyi harmanlıyorsunuz. Kitabın çıkışını sizden dinleyelim.

İstanbul Liseleri Felsefe Kulüpleri’nde her yıl bir tema seçer ve farklı okulların öğrencileriyle ders dışı zamanlarda öğrencilerle metin okumaları ve tartışmaları yapardık. Müthiş zevkli tartışmalar sonunda öğrenciler arasında işbölümü yapılır ve sunumlar hazırlanırdı. Bu deneyimler bana metinler üzerinde çalışmanın ne kadar öğrenciye zevk veren ve felsefeyi sevdiren bir yöntem olduğunu gösterdi. Fransız okullarındaki derslerimde derslerde metin incelemelerine mümkün olduğunca yer verdim. Biraz Fransızca öğrenmek de işime yaradı. Fransa’da liselerde kullanılan kitapları inceledim. Fransız bakalorya sorunlarından esinlenerek sorular oluşturdum ve eğer benim elimde olsaydı liselerde nasıl bir felsefe kitabıyla ders yapmak isterdim diye çalışmaya başladım. Bu çalışmada benim kadar Pan Yayınları’nın sahibi sayın Işık Tabar’ın da emeği oldu. Çok iyi bir okuyucu ve eleştirmendir. Sanırım birlikte iyi bir iş çıkardık.

Gençler İçin Felsefe’nin sayfalarını çevirirken karşımıza Dostoyevski’nin “Budala” romanından Arthur Miller’ın “Cadı Kazanı” oyununa, William Golding’in “Sineklerin Tanrısı” romanından Metin Kaçan’ın “Gözler” hikayesine uzanan pek çok edebi metinle karşılaşıyoruz. Tüm bu metinleri nasıl ve neye göre belirlediniz?

Bir kısmı felsefe kulüplerinde, Dünya Felsefe Günleri programlarında öğrencilerin kullanması için vaktiyle seçtiğimiz metinlerdir. İtiraf etmem gerekirse ben edebi bir eser okurken bu parçayı, şu probleme giriş için kullanabilirim diye bakıyor ve işaretliyorum. Beynim böyle çalışıyor.

Aslında siz bunu sanırım ilk olarak “Küçük Prens Üzerine Düşünmek” kitabınızla çocuklar için yapmıştınız. Neden Küçük Prens’ten yola çıktınız?

Her kitabım aslında yeni bir yol arayışıdır. Kendimi tekrar etmeyi sevmiyorum. Küçük Prens Üzerine Düşünmek, Çocuklar İçin Felsefe ile tanışmamı sağlayan Matthew Lipman’ın yöntemini kullanarak geliştirdiğim bir denemeydi. Lipman yöntemini iki yıl süreyle onun Zeyno adıyla çevirdiğim Pixie kitabı üzerinden çocuklarla çalışmıştım. Küçük Prens öyküsü  bu yöntemi uygulamak için çok elverişliydi. Bence çocuklar için çok değerli felsefi tartışmalara olanak sağlıyordu. Bana göre Zeyno kitabından içerdiği konular açısından bizim yaşadığımız sorunlara daha uygundu. Ben Küçük Prens öyküsü üzerine yaptığım seminerlerde çoğu bölüme fazla uzun olmayan felsefi metinler de ekledim. Belki bir gün ek olarak bunları da yayınlarım. Aslında pek çok çocuk öyküsü kitabı için ilköğretim öğretmenlerine yönelik uygulamalı çalışmalar yaptım ama bunların felsefi alt yapısını kurmak için yüz yüze çalışmalar yapmak gerekiyor. Felsefi bilgi olmadan bu iş olmaz.

Peki ya “Gençler İçin Felsefe” kitabının bir devamı da olacak mı?

Ben her kitabımda ayrı bir yol göstermeye çalıştım. Elbette yapılabilir ama şimdilik bir planım yok.

Türkiye’deki ve yurt dışındaki felsefe okullarını karşılaştırdığınızda neler gözlemliyorsunuz?

Bizim avantajımız şu: O kadar sorunumuz var ki felsefeden başka ne yapabiliriz? Edebi geleneğimiz ve yeteneğimiz var ama gerekçelendirme ve temellendirmede zorlanıyoruz. Ne düşündüğümüzü söylemek yeter sanıyoruz oysa felsefe gerekçeli düşünmek demek.

Kızınız Zeynep Direk de felsefeci, akademisyen. Ana kız olarak felsefi sohbetlerinizi merak ediyor insan. Özellikle kızınızın ilk gençliğinde, çocukluğunda… Felsefeyi ona nasıl aşıladınız? Onu bu konuda yönlendirdiniz mi mesela? Hep kitap okuyan bir ebeveyn olduğunuzu biliyorum…

Aşılama diye bir şey söz konusu değil. Evinde okuyan bir anne gördü. Kitap gördü. Çocukluğunda bile çok sorgulayıcıydı. İlkokul öğretmeninin bile doğru saydığı bir yanıtı yanlış bulduğu için eleştirmişti. Ben çalışan bir anne olarak onun yetişmesi için olanak sağlamış olabilirim ancak. Lisede öğretmeni oldum ama artık o benden değil ben ondan öğreniyorum. Ben onun zamanını almamaya özen gösteririm. Her zaman yanında olduğumu bilir. Üretimine devam etmesi için hayatını kolaylaştırmaya çalışırım, annelik de bu değil mi zaten. Olmaya bırakmak.

Ajandakolik’in klasik bir sorusu var. Ajandanız ya da not defteriniz var mı? 

Bir ajandam var. İçinde şifrelerim, HES kodum, E-Devlet şifrem var. Okumam gereken kitapların, izlemem gereken filmlerin adı var. Gerisi telefona kayıtlı zaten.

Felsefeye ilgi duyan ama okumaya nereden başlayacağını bilemeyen gençlere önerileriniz neler? Sizin kitaplarınız dışında bir reçeteniz daha var mı?

Her şeyden önce ilgilendikleri bir konudan, bir kavramdan ya da bir sorudan hareket ederek okuma yapmalarını öneririm. İlk önce “Felsefenin ne olup ne olmadığını” öğrenmelerini öneririm. İoanna Kuçuradi’nin  Uludağ Konuşmaları, Nietzsche ve İnsan, Etik, İnsan ve Değerleri gibi kitaplarını, Nermi Uygur‘un, Uluğ Nutku’nun kitaplarını Zeynep Direk’in Çağdaş Felsefe, Çocuk Allah kitaplarını yeni başlayanlara öneririm. Benim Gençler İçin Felsefe  kitabımda da her bölümün arkasında kitap öneriler vardır.

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media