banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

JOURNERS: “İNSANLARIN DİNLERKEN KAPATMADIĞI BİR MÜZİK YAPIYORUZ”

Fotoğraflar: Jiyan Kızılboğa


Büyük hayranlarıyım, şarkılarını ne zaman dinlesem kalabalıkları yarıp İstanbul’dan alıp başımı çok uzaklara kaçmak, doğanın içine karışmak, kaybolmak istiyorum. Sizi bilmem ama Journers benim için son dönemin en iyi rock grubu. Ve bu söyleşiyi onları çok seven dinleyicileri Nilüfer olarak yaptım. Muhabbet ettik, kahkaha attık, belki yan yana değildik ama yüz yüze Zoom üzerinden samimiyetle söyleştik. Eğer hâlâ Journers ile tanışmadıysanız buna vesile olmak beni mutlu eder! 

Söyleşi. Nilüfer TÜRKOĞLU
nilufer@ajandakolik.com

Kimileri onların müzikleri için neo saykodelik dese de Journers’ın kafasında bir kategorizasyon yok çünkü özgürler Şimdiye kadar çıkardıkları altı single ile  (Döngüm, Aşk Canavarı, Sonsuzluk Neymiş Dostlar, İstiyorum Elbet ve Bırak Aksın ve son olarak Yok mu?)  gönülleri mest eden Journers, kendi deyimiyle “yoldaşlar”, farklı meslek gruplarında çalışan üç eski dostun müzikli yolculuğunun ortak ismi. Gitar, vokal, klavye ve prodüksiyonda Burak Yeşildurak, vokalde Metin Akdülger ve gitarda Mehmet Can Erdek’ten oluşan grup, bizi özlediğimiz tınılarla buluştururken özgürlük hissini doyasıya veren sözler ve müzikal altyapısıyla 70’li yılların ruhuna götürüyor. Bu arada grup üyelerini saymışken ilk benden duyun istedim, çok yeni haber: Journers’a dördüncü bir isim eklendi, davulda Efe Türkoğlu.

Hadi gelin, şimdi bu yolculuğa birlikte çıkalım… Fonda “Döngüm”ü çalın bir de mesela! 


Hikâyeyi başa saralım. Hangi lisedesiniz, neredesiniz ve isminiz o zaman da Journers mı?

Burak Yeşildurak: Bursa’dayız. Yıl 2003-2004. Tan Lisesi’ndeyiz. Hepimiz oradan çıkmayız, orada tanıştık zaten.O zamanlar da müzik yapıyorduk ama Journers adı altında yapmıyorduk. Ben gitar çalıyordum, kayıt yapıyordum. Metin bas çalıyordu. Mehmet Can da keza öyle. Ama hepimiz ayrı ayrı takılıyorduk.Daha sonra Metin’le iki şarkı yaptık. O zamanlar çok yeniyetmeyiz, çok ilkeliz. Öyle şartlarda yapıyoruz ki şarkı bile değil yani. Ondan sonra üniversitede bir şarkı yaptık Metin ile. Tabii sonra dağıldık farklı yerlere. Okullarımız bitince hepimiz tekrar Bursa’ya geldik ve biraz kendi kendimize takılınca artık bir grup kuralım diye karar verdik.

Peki o dönem hangi müziklere ilginiz vardı? Kimlerden etkileniyordunuz? Kimleri çalıp söylüyordunuz? Beste girişimleriniz var mıydı? 

Mehmet Can: Benim bestem yok o zamanlar. Piyanoyla başladım küçük yaşta. Liseye geldiğimde dedim bu piyanoyla olmuyor, benim gitar öğrenmem lazım. Gitar daha popüler bir enstrüman. Sora gitar çalarken dayımın kütüphanesinde siyah Metallica kasetiyle karşılaştım, “Black” albümüydü. Sonra dinlediklerim, çaldıklarım rock ve metal müzik üzerindeydi.

Metin Akdülger: Ben o dönem cazı yeni keşfetmiştim. Frank Sinatra’yı biliyordum. Bursa’da Çokran Plak diye hepimizin bildiği bir yer vardır. Orada oynadığım video oyunlarında Mafya diye bir video oyunu vardı. O oyunun müzikleri çok hoşuma giderdi ama bilmiyordum ne olduklarını. Çokran Plak’ın başındaki Ahmet Çokran’a sormuştum. O da bana bir cd verdi. İçinde blues da vardı caz da. Ella Fitzgerald, Stan Getz, Muddy Waters gibi isimleri dinledim. Amerikan külliyatını 20’lerden 50’lere, 60lara kadar dinledim. Liseye başladığımda Mehmet Can da benim sıra arkadaşımdı. Ama müzikle ilgili sohbetler etmiyorduk. Ben Mehmet Can’ın müzisyen kimliğinden çok haberdar değildim.O dönemde ben bunları dinlerken lise birde ben Yeşil ile (Burak) tanıştım. Benim hayatıma biraz daha rock müziği soktu. Erkin Koray, Jimi Hendrix, Metallica gibi hem Türk hem Amerikan külliyatını 60’lı yıllardan sonrasını keşfetmemi sağladı.

Burak Yeşildurak: Benim de lisede müzik hayatımı şekillendiren grup Metallica’ydı. Onun dışında böyle Slipknot, Korn gibi sert grupları dinledim. Evde dinlenilen müziklerden ötürü bir etnik müzik anlayışım da vardı, babam dinliyordu çünkü.. Bursa’daki sahaflarla birlikte plakla da haşır neşir oldum. Plağı keşfetmemle birlikte eski Türkçe pop müziği, Jimi Hendrix’ler falan da hayatıma girdi. Biraz da Woodstock kafasına da kaymış oldum açıkçası.

BURAK YEŞİLDURAK: “JOURNERS KELİME OLARAK SEVDİĞİM BİR İSİM OLDU”

Journers kelimesinin anlamını siz “Yoldaş” olarak ifade ediyorsunuz. Ben sizi ilk dinlediğimde üç seyyah adamın yolculuğu bu demiştim. İngilizcedeki “journey” kelimesinin seyahat anlamına geldiğini düşünerek “journers” benim aklıma seyyah tabirini getirmişti.

Metin Akdülger: Aaa o da güzel!

Mehmet Can: Ben “Yoldaş”ı tercih ediyorum. Çünkü birbirimize çok şey katıyoruz. Birlikte adım adım ilerliyoruz. Metin ve Burak, Journers’ı başlatanlar. Ben sonradan dahil oldum ama güzel bir yerinden dahil oldum.

Metin Akdülger: Hemen dahil oldun zaten. Üç ay sonra!

Mehmet Can: Değişik, kimsenin tahmin edemeyeceği bir döneme denk geldik tabii. 2019’un sonunda kurulduk ama hemen sonrasında pandemi ortaya çıktı. Canlı konser izlemeyi ve çalmayı özler duruma geldik. Başlangımız böyle oldu umarım sonumuz hayırlı olur. Üç ay evden hiç çıkmadan üretmek imkansız gibi geliyor kulağa. Güzel bir kamp dönemi oldu.

Burak Yeşildurak: Journers kelimesine kapıldım ben. Anlamını geçtim, kelime olarak sevdiğim bir isim oldu.

Metin Akdülger: Journers kelimesinin mucidi bize göre Yeşil. Amerikan İngiliz jargonunda da bu kelime var ama az kullanılıyor. Yeşil, aynı zamanda tasarım mezunu. Hayata böyle estetik olarak da farklı açıdan bakabilen biri. Bizim kurumsal kimliğimizi oluşturan başat kişilerden biri o. Journer ismini biz sadece fonotik olarak değil, yazılı olarak da beğendik. Böyle bir resim olarak da güzel duruyor. Klavyede yazarken journer’ı yazmak kolay. Ama ben mesela anlam olarak yoldaşı seviyorum, senin biraz önce söylediğin seyyahı da sevdim, bunun tartışılmasını da sevdim. İnsanların bunu türetebiliyor olması bizi heyecanlandırıyor. Müziğimizin temasında da genellikle bir hikâye ve bir yolculuk anlatırız. Ve yol kelimesi işin içinde geçer. Bir yolu paylaşmak aslında bizim kafamızdaki imaj. Ama yolu paylaşan insanlar da aynı zamanda seyyahtırlar. Seyyah onun daha tekil versiyonu. Yoldaş hepimizi kapsayan bir versiyonu.

Bu kapsamlı açıklama için çok teşekkür ederim. Müziğinizi saykodelik rock olarak mı tanımlıyorsunuz?

Burak Yeşildurak: Spotify bizi saykodelik rock kategorisine soktu. Demek ki öyleymişiz diyoruz biz de. (Gülüyorlar.)

Metin Akdülger: Kategorilere, yaftalara çok takılmayan insanlarız.Akademik olarak bunu incelemek, sınıflandırmak, en azından rafa koymak için iyi niyetle bir şey olduğunun farkındayız ama üreten insanlar olarak kendimizi bir janra sıkıştırmayı doğru bulmuyoruz.

Mehmet Can: Şarkı içinden nereye gidiyorsa oraya gidiyor yani bir kategorisi yok.

Metin Akdülger: Yarın öbür gün başka bir müzik türüne göz kırpan bir şey de yapabiliriz. Bu özgürlüğün bizde saklı kalması bizi heyecanlandırıyor.

MEHMET CAN: O DÖNEMLERİN MÜZİĞİNDE HİÇBİR KAYGI YOKTU” 

Peki saykodelik rock janrından gidecek olursak sizin için bu müziğin temel isimleri kimlerdir?

Metin Akdülger: Benim için başlıca isim Jimi Hendrix’tir. “All Along the Watchtower” geliyor mesela aklıma. Benim için tematik tanım gibi bir şey bu şarkı. Hem Jimi Hendrix de bizzat şahsiyet olarak da dönem olarak da saykodelik rocktır bana göre. Yaşadığımız bu dönemde böyle bir adamın varlığı mümkün değil. Müziğimizin onun müziğine bezemesinin sebebi de bu. O zamanın daha safiyane hislerini seviyoruz bizler de aslında. Benim için elbette The Doors da çok önemli tabii. Siz neler diyorsunuz çocuklar? Hepsini ben söylemeyeyim. (Gülüyor.)

Mehmet Can: O dönemin şarkıları bize yalın geliyor. Onu özlüyoruz belki de. O sadelik güzel. Pink Floyd’da belk bir sürü enstrüman var. Ama dinlerken bizi hiç yormuyor. O dönemlerin müziğinde hiçbir kaygı da yoktu. Beğeni alma endişesi, amacı yoktu. İçlerinde ne varsa onları dökmüşler.

Burak Yeşildurak: Ben de Amerika’da bu akımın temsilcisi olarak Jefferson Airplane’ı görüyorum. Zaten belgesellerde izlediğimizde de hep ilk onlardan bahsedilir. Avrupa müziğinde de saykodelik değil ama Beatles’ı çok dinliyorum ben. Gerçi saykodelik şarkıları da var ama… “ComeTogether”  örneğin…

Aslında müziğinizle Anadolu rock’a da uzanıyorsunuz biraz. Bunun hissetmemek mümkün değil. Var mı ilham kaynaklarınız, çok sevdikleriniz?

Burak Yeşildurak: Benim en çok Erkin Koray’dır. Tabii ki Cem Karaca ve Moğollar da var ama en somut gösterebileceğim kişi Erkin Koray’dır diyebilirim.

En son “Yok mu” single’ınız çıktı. Toplamda altı şarkınız var. En çok içinize sinen, tam bizim şarkımız oldu bu dediğiniz hangisi? Öyle bir ayrım yapabiliyor musunuz ya da?

Burak Yeşildurak: “Döngüm” hep şuramızda kalıyor.

Metin Akdülger: Bir de ilk şarkımız ya, onun da etkisi var tabii…

Mehmet Can: Ama son şarkı da gayet bizi yansıtıyor diyebiliriz.


“İNSANLARIN NOSTALJİK HİSLERİNİ TATMİN ETTİĞİ BİR JANRA HİZMET EDİYORUZ” 

İnsanlardan gelen tepkiler, yorumlar nasıl?

Metin Akdülger: Bizim beklentimizin çok çok üstünde oldu. Genel olarak bu tür Anadolu rock ve saykodelik rock niş bir şey Türkiye’de. Seven, bilen adam sahiplenerek dinliyor. Genel halka yaydığımız zaman da herkesin dinlerken kapatmadığı bir şey oluyor. Hani özellikle açmıyor ama bir yerde denk geldiğinde kapatmıyor, bizim şarkılarımıza ritm tutuyor. İnsanların kulaklarının aşina olduğu ve duydukları zaman da nostaljik hislerini tatmin ettiği bir janra hizmet ediyoruz aslında. O yüzden de insanların tepkileri biraz daha şefkatli oluyor. Maşallah diyeyim, tahtaya vurmak istiyorum. (Gülüyorlar.) (Tak tak tak)

Burak Yeşildurak: Hep güzel yorumlarla karşılaşıyoruz evet. Belki dinleyiciyle beraber büyüdüğümüz için de bu dalga dalga yayılıyor. İlk Journers’ı açtığımızda dört takipçimiz falan vardı. Şarkıyı yayına verdikten sonra artmaya başladık. Etkileşime girdi, yeni şarkılar çıktıkça tabii daha arttı, birlikte çoğaldık. Kucaklaştık ve beraber yükseldik. Güzel yorumları ve paylaşımlarıyla insanlar hep desteklediler bizi. Sağ olsunlar…

Metin’in söylediklerine ek olarak şarkılarınıza nüfuz eden o nostaljik havanın da insanlara yakın geldiğini düşünüyorum. Biraz önce Mehmet Can’ın da dediği gibi çoğumuz eskiyi seviyoruz.

Mehmet Can: Evet hem öyle hem de mesela “Bu tam bir yol şarkısı. Dinleyerek bir yere gidelim” gibi yorumları çok alıyoruz. Her şarkıda özellikle bunu söylüyorlar.

Metin Akdülger: Bir yandan özgürlük hissini de veriyor şarkılar.


METİN AKDÜLGER: “BUNU ARKADAŞLARIMA SAYGISIZLIK OLARAK ADLEDİYORUM” 

Kesinlikle! Peki, aslında böyle bir düşünceniz olmadığını ahmin ediyorum ama buradan başka bir yere varacağım için bunu soracağım. Grup olarak öyle ünlenelim, tanınalım, kızlar çığlıklar atsın gibi dertleriniz pek yok, değil mi? Herkesin sizi bilmesini, tanımasını istiyor musunuz? Varacağım nokta ise şu. Basında çıkan bazı haberlerin başlıklarında özellikle “Metin Akdülger’in grubundan yeni şarkı” gibi ifadeler kullanılıyor. Bunları okumak  dışarıdan bir göz olarak beni bile rahatsız oluyorum.

Metin Akdülger: Üzülüyoruz böyle haberler görünce!

Burak Yeşildurak: Elbette bizim kendimizi gösterelim gibi bir derdimiz var. Aslında her müzisyenin de böyle bir duygusu vardır zaten. Beğenilmek istersin, çok normal. Ama bunun için bir planımız yok. Tamamen akışında gidiyor. Amacımız öncelikle canlı müzik yapıp o tadı almak. Metin tanınan bir kişi olduğu için o haberleri ben normal karşılıyorum açıkçası. Sonuçta Metin’in piyasada bir değeri var. Bunun üzerinden insanlar tabii ki tutunmak istiyor. “Metin Akdülger’in yeni şarkısı” gibi şeyler söylüyorlar. Şimdi Journers deseler ilgi çekmeyebilir, bizim açımızdan da iyi oluyor. O yüzden abartmıyorum içimde.

Metin Akdülger: Ben şurada araya girmek isterim çünkü benden bahsediliyor madem. Ben oyuncu olduğum için benim silahım piyasada az olmak. Metin olarak kendimi ne kadar az gösterirsem size, sahnede o kadar inandırıcı olurum. Ben buna inanan oyunculardanım. Beni magazinde görmezsiniz. Oralara çıkmamayı tercih ediyorum. Bu bir kariyer tercihi. O yüzden de aslında ben oyuncu olarak da çok ünlü biri değilim. Benim tipimi görür, tanır, oynadığım şeyi belki bilir ama ismimi çok bilmezler. Bu bir avantaj benim için. Journers’ta da ben en başından beri kendi adımla Journers’ı ayrıştırma taraftarıyım. Buna göre bir yol aldık. Hem bunu arkadaşlarıma bir saygısızlık olarak adlediyorum kendi içimde. Onların böyle düşünmediğini biliyorum. Çünkü Mehmet Can da Yeşil de çok çok değerli müzisyenler. Ve ben onlar kadar bu işin içerisinde değildim. Onlar sayesinde, onlar olduğu için ben müzik yapıyorum. Ama bu, ben kötü bir müzisyenim demek de değil. Kendimi de kötülemiyorum. Biz beraber şu an bir trio olarak hareket ediyoruz. Hepimizin farklı artıları ve eksileri var. Birbirimizi bunlar üzerinden tamamlıyoruz. Benim şu andaki görevlerimden biri de başka bir sanat dalıyla ouşturduğum tanınırlığı müziğimizi yaymakta kullanmak. Ve ben bunda bir beis görmüyorum. Biz birbirimizi çok iyi tanıyan ve birbirimize çok güvenen insanlarız; bunun aramızda bir sorun teşkil ettiğini de düşünmüyorum. Aksine bunu doğru bir şekilde kullanırsak birbirimize daha çok inanarak var olabileceğimizi düşünüyorum.

Mehmet Can: Çok güzel tarif ettin.


Yoldaşlık da bunu gerektiriyor zaten. Peki, madem 70’ler, 80’ler dedik. Şarkılarınız için hazırlanan illüstrasyon çalışmalarında, logolarınızda da böyle bir etki var. Bunun arkasında kimin imzası var?

Burak Yeşildurak: Ben tasarımcı olduğum için o iş bende. Bir de sanat yönetmenimiz var. Osman Oğuz Öğün. Journers’ın kurumsal bir kimliği var. Kullandığı renkler olsun, yazı fontu olsun, kapaklardaki plaksı, eskimsi görünüm olsun… Sürekli bir tasarım yapıyoruz kendi içimizde. Yaptıktan sonra da fikir alışverişi yapıyoruz; bu bizi yansıtıyor mu yansıtmıyor mu… Zaten Journers da o noktada doğuyor.

MEHMET CAN: “DİNLEYİCİYE SOMUT OLARAK ULAŞMAK ÇOK TATMİN EDİCİ. MÜZİSYENLER BUNU ÇOK ÖZLÜYOR” 

Her birinizin ayrı meslekleri var. Pandemi döneminde bu durum sizin için bir avantaj olmuş olmalı. Yani sadece müzisyen olmamanız… Şanslı olanlardansınız. Müzik dünyasının bu dokuz aylık süreçte yaşadığ zorluklar hakkında neler diyeceksiniz?

Mehmet Can: Hem mesleğimiz var hem de bir uğraşımız, paylaşımımız var. Müzik sektörü ne kadar dijital platformlar üzerinden yürüyor gibi görünse, böyle bir döngüsü varsa da sahnede canlı yapılan konserler çok daha önemli. Albüm dediğimiz şey artık kalmadı. Müzisyenlere hem maddi hem manevi getirisi olan şey, konserler. Evet maddi kazanç olarak çok büyük bir kayıp ama bir yandan dinleyiciye somut olarak ulaşmak çok tatmin edici. Bunu görmek, bunu hissetmek… Müzisyenler bunu çok özlüyor.

Metin Akdülger: Sadece pandemi dönemi için konuşmuyorum. Yeni bir yaşam şekline geçiyoruz bence. Bildiğimiz bir çok şeyin tanıtım değişiyor; eğitimin, mesleklerin tanımı çok hızlı değişiyor hem de. Mesela şu an dördümüz de bir tane işle kendini tanımlayan insanlar değiliz. Ve bu, dönemin yeni var oluş çeşitlerinden biri olacak. Bence insanlar artık tek bir meslek yapmayacaklar. Çünkü artık tek bir meslekte uzmanlaşmak eskidi. Birçok şeyde mahir olmak gerekiyor bu dönemde. Ben aynı zamanda müzikle uğraşıyorum, aynı  zamanda tiyatro yazarlığı yapıyorum; benim ilk işim tiyatro yazarlığı… Bir yandan siyaset bilimleri mezunuyum. Bir yandan sinemayla ilgileniyorum, senaryo yazıyorum. Bir yandan da çevre örgütleriyle bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Yeşil, bir yandan tasarımcı, bir yandan müzisyen, bir yandan sokak aydınlatmaları üzerine sahip olduğu bir iş var. Mehmet Can mühendis, aynı zamanda müzisyen, aynı zamanda koca… Çok üzülüyorum, intihar eden müzisyenler var. Çok zor bir dönemden geçiyoruz gerçekten. Bunun çözümünün, yanlış anlaşılacak diye çok korkuyorum şu an ama, birden fazla şeyle uğraşmak olduğunu düşünüyorum. Yeni dünya düzeninin ayakta kalmak için bunu talep ettiğini düşünüyorum.

Peki bu dönemi nasıl geçirdiniz? 

Burak Yeşildurak: Pandemi sürecinde ben evdeydim. Ne arayan var ne soran var, güzeldi. Sadece müzikle uğraşıyordum. Üç ay boyunca şarkı çıkaralım, bunu yapalım gibi hep müzikle geçti. Bir yanda sıkıcılığı da vardı tabii. Arada insan çıkıp dışarı sosyalleşmek istiyor.

Mehmet Can: Ne olacağını bilememek ürkütücüydü. Yılbaşında deselerdi ki üç ay sonra maske takarak gezeceksiniz, inanmazdık. Ben kendi işimi de evde yürüttüm, müziğimi de yaptım. Lahmacun da ekmek de yaptık. Ama işte bir şeyleri bilememek zorladı bu dönemde.

Metin Akdülger: Yeşll ve Mehmet Can çok güzel bir habitatta, Bursa’da yaşıyorlar. Ben 27. katta, iki artı bir, psikopat bir evde yaşıyorum. (Şu an şehir dışındayım gerçi Güney Doğu tarafında bir dizi çalışması için geldim. Bir otel odasındayım.) Benim babam 65 yaş üzerinde. Ama mesela özellikle o üç buçuk ay evden hiç çıkmadım. Oraya yanına gitmem gerekebilir diye…Kendim için değil ama ailem için sağlam olmalıyım düşüncesindeydim hep. Bu baskı beni çok gerdi. Ondan sonra kendimi çok disipline ettim. O dönem benim için bir sebat dönemiydi ama çok yorucuydu. Müzik üretimimiz olmasaydı gerçekten çıldırabilirdim. Ben biraz ceremesini çektim. Öncesinde ve sonrasında kendimde ne değişti dersem, daha korkusuzlaştım. Bu bilinmezlik, ne olacağını bilmemezlik korkusu, bende bir şeylere “eeehhh!” dedirtti. Günlük hayatta artık çok daha kemiksiz konuşuyorum insanlarla, çok daha fütursuzum. Çok daha özgür hissediyorum kendimi. Garip bir tezat ama bende böyle oldu.


METİN AKDÜLGER: “ÇATIŞMANIN OLMADIĞI YERDEN HİKÂYE ÇIKMAZ”

Çok taze bir grup olduğunuz için ileride dağılırız gibi korkunuz var mı?

Metin Akdülger: Biz çok yakın arkadaşlar olduğumuz için elbette kendi aramızda anlaşmazlıklarımız, inişlerimiz, çıkışlarımız, ümitsizliklerimiz oluyor. Bu olmazsa bence garip. Bu olmazsa bir problem var demektir. Çatışmanın olmayan yerden hikâye çıkmaz, çatışmanın olmadığı yerden uzlaşı çıkmaz. Uzlaşının olması için de çatışma gerekir. Tabii ki oluyor böyle zamanlarımız. Yaşadığımız gerçeklerle de bunlar katmerleniyor bazen. Zor bir ülkede yaşıyoruz. Bazen bunalabiliyoruz. Ama bunaldığımız zaman müziğimizle, birbirimize kendimizi ifade etmemizle işi çözmeye çalışıyoruz.

Bugünlerde neler dinliyorsunuz, yeni keşifleriniz neler?

Mehmet Can: Ben eskilere dönüyorum. Bugünlerde Queen dinliyorum daha çok.

Metin Akdülger: Bir rol arkadaşım Delta Sleep isimli İngiliz new age rock grubunu önerdi. Birkaç gündür sürekli onları dinliyorum. Uzun süre sonra Beatles’a döndüm. Revolution’ı çok dinliyorum.

Burak Yeşildurak: Ben de sizinle konuşmadan önce Beatles’ın akustik coverlarını dinliyordum. Ben de aynı kafadayım şu an. Bir de ben eski dönem müziklerini, sinematik müziklerini dinliyorum.

 

Müziklerinizde ve sözlerinizde tam bir ortak çalışma mı var?

Burak Yeşildurak: Mesela “Yok mu?”dan bahsedeyim. Bir gün Metin’i aradım hani “Banana Boat” şarkısı var ya, “Heyooo heyooo…” Ya da Grup Vitamin’in cover’ı “Yok mu, yooook mu!” dedim bunun “Banana Boat” versiyonunu cover’layalım, bunu çalabiliriz derken elim değişik notalara gitti. Böyle farklı söyleriz falan dedim. Tabii sırf bu şarkı özelinde konuşuyorum. Sonra bizimkilere bir kayıt yolladım. Metin de onayladı. Yani bir fikir çıkar bir yerden ondan sonra herkes bu fikre kendini ekliyor. Sonra yakın arkadaşlarımıza yolluyoruz.

Metin Akdülger: “Yok mu” üzerinde böyle bir şekilde başladık ama mesela uzunca bir süre sözlerini yazmadık. Normalde sözleri Yeşil ile beraber yazıyoruz sonra Mehmet Can bir fikir belirtiyor. Bazen o bir söz yazıyor. Şunu şunu şunu biz yazdık diyemeyiz ama üçümüz sözler, müzikler ortaya çıkarıyoruz. En sonunda Yeşil’in elinden geçiyor. Yeşil, editör gibi diyebilirim sözler için. Ama hepimizin kelimeleri var tüm şarkılar içinde. Ortak derdimizi ortaya çıkarmaya çalışıyoruz çünkü ancak ortak derdimiz ifade edildiği zaman hepimiz can-ı gönülden katılabiliyoruz. Mehmet Can, “Yok mu?”nun solosunu öyle atabiliyor, ben vokali öyle çıkartabiliyorum, Yeşil o klavye soloyu öyle yapabiliyor. O zaman özgürleşmiş hissediyoruz kendimizi.

Mehmet Can: Şarkının içinde özgürüz aslında. Bir ahenk var ama herkes kendi cümlelerini koyuyor içine.

Son olarak efsanevi grup üyelerinin ve müzisyenlerin hangileri sizin için daha birinci planda, onu soracağım.

Ray Manzarek mi Jim Morrison mı?

Metin Akdülger: Ray Manzarek’in The Doors’un asıl adam olduğunu biliyorum ama benim için Jim Morrison. Morrison’ın fütursuzluğu ve düşüncesizliği özgürleşitirici geliyor bana. Yapamayacağım şey gibi geliyor. Ben Ray Manzarek gibi olmayı daha doğru bulurum ama Morrison’a özenirim.

Mehmet Can: Jim Morrison.

Burak Yeşildurak: Evet, benim için de Jim Morrison. Bambaşka bir ruhu var.

Paul Mc Cartney mi John Lennon mı?

Mehmet Can: John Lennon

Burak Yeşildurak: BenPaul McCartney dyeceğim.

Metin Akdülger: Ben de Lennon diyorum.

Roger Waters mı, David Gilmour mı hatta Syd Barret mi?

Mehmet Can: Gilmour.

Burak Yeşildurak: Ben de David Gilmour’cıyım.

Metin Akdülger: Ben Syd Barret diyorum. Bana çok acıklı ve aynı zamanda çok gerçek geliyor. Onu düşününce melankoliyle konfor arasında bir his vardır ya. Ama şefkat de değil, komfor da değil, melankoli de değil. Ama anladığımı düşünüyorum onu.

Bob Dylan mı Leonard Cohen m?

Mehmet Can: Cohen’in depresif ruhunu seviyorum.

Burak Yeşildurak: Ben ikisi arasında tam karar veremedim.

Metin Akdülger: Cohen diyorum. Morrison diyorsan Dylan diyemezsin.

Erkin Koray mı Barış Manço mu?

Metin Akdülger: Çok zor bu be!

Mehmet Can: Yüzde 60 Erkin Koray, yüzde 40 Barış Manço.

Metin Akdülger:
İşte mühendis adam hesabı, ben bunu böyle düşünemem. Barış Koray! (Gülüyorlar.)

Burak Yeşildurak: Yine kararsız kaldığım bir soru, offff! (Gülüyorlar.)

Çok teşekkür ederim Ajandakolik’e konuk olduğunuz için. Hayranı olduğum bir grup olarak beni onore ettiniz. Yolunuz hep devam etsin yoldaşlar, nice yolculuklara, nice şarkılara Journers!

Metin Akdülger: Asıl sen bizi onore ettin, biz çok teşekkür ederiz. Çok naziksin.

Mehmet Can: Ne güzel bunları duymak, sağ ol.

Burak Yeşildurak:
Çok teşekkürler.

 

YORUM YAP

You don't have permission to register