banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

Logo üzeri reklam

HİCABİ DEMİRCİ: “KARİKATÜR ÇOCUKLUĞUNU KAYBETMEYEN ÇİZERLERİN VARLIĞI İLE İLERLER”

 

Çizgilerle dolu bir hikâye, çizgisiz geçmeyen bir ömür… Karikatürist Hicabi Demirci ile “Çizgili Dünya” ve Çizginin Çizgisi” kitaplarından yola çıktık, karikatürün içine daldık… İyi pazarlar!

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu
nilufer@ajandakolik.com

Onun karikatürlerinde konuşma baloncukları, sözcükler, cümleler yok… Kendine özgü dili ile anlatmak istediğini yalnızca çizgilerle veren yılların karikatür sanatçısı, Hicabi Demirci. Politik kimlikleri resmetmektense sistemi eleştirdiği karikatürleriyle tanınıyor. Savaşın olumsuzluklarından, cinsiyet eşitsizliğinden, çevre kirliliğinden dem vuruyor. Bir gazeteciye ve karikatüriste sorulabilecek “Tarihte neden gazetecilerden çok karikatüristler içeri alınmıştır?” sorusuna ise şöyle cevap veriyor: “Karikatüristlerde ‘Kral çıplak!’ diye bağıran çocuğun cesareti vardır. Yöneticiler bu cesareti sevmezler. Karikatür sanatı, bireyin değil toplumun çıkarlarını koruma içgüdüsüyle hareket eder.”
Hicabi Demirci bugün Ajandakolik’te…

Öncelikle tebrik ederim; İran’da düzenlenen ve 102 ülke, 818 karikatürcü, 3340 karikatürün katıldığı uluslararası karikatür yarışmasında, Özel Ödül’ün sahibi oldunuz. Karikatürünüzde sınıfsal farklılıkları ortadan kaldıran koronavirüsünü merkeze alıyorsunuz. Biraz yarışmadan ve karikatürünüzden bahsederek sohbete giriş yapalım mı?

Karikatürümde korana ile başlayan süreçte sığınmacıların, sınırın öbür tarafındaki yönetici erkle olan karşılaşmasından bir kesit sundum. Korana sınıfsal fark tanımadığı gibi, korkularınızdan kaçarken bazen ülkenizde görmek istemediklerinize sarılabilirsiniz. İnsan haklarıyla ve demokrasileriyle övünen birçok gelişmiş toplumların, göçmenleri ülkelerinde görmek istemediklerini biliyoruz. Oysa o göçmenleri yerlerinden edenlerde bu gelişmiş ülkelerin politikaları. Ben özellikle uluslararası yarışmaları önemsiyorum. Bu sayede birçok ülkeyi görme ve farklı kültürlerle tanışma fırsatım oldu. Karikatürün evrensel dilini konuşan pek çok meslektaşımla bir araya gelmek son derece keyif veren bir durum.

Karikatürle ilk ne zaman yolunuz kesişti? Hayranı olduğunuz, çizimlerine, hikayelerine imrendiğiniz karikatüristler kimlerdi? Çizgiyle bir şeyler yapabileceğinize nasıl karar verdiniz?

Sanırım çizerlerin bu konudaki serüveni çocukluk yıllarına uzanır. Ben de resim derslerinde başarılı bir öğrenciydim. Ankara Gazi Lise son sınıftayken her okul çıkışı Ulus bölgesindeki resim galerilerine giderdim. Düzenli yaptığım bu aktivitelerin birinde karikatür sergisiyle karşılaştım. O serginin kalkmasına kadar geçen 15 gün boyunca her gün o galeriye uğradığımı hatırlıyorum. Beni oraya çeken, çizginin iletişim gücüydü. Sonraki yıllarda bunu kendime şöyle tarif ettiğimi hatırlıyorum. Örneğin, herkes bir köpeğin ne kadar güzel çizildiği ile ilgilenebilir, karikatür sanatı aynı zamanda o güzel çizilmiş köpeğin bizlere söylemek istedikleriyle de ilgilenir. Karikatür bunun için vardır.

Yazısız karikatürün temsilcilerindensiniz. Bana sadece resimle derdini anlatmak isteyen bir karikatür, okur için daha vurucu ama karikarürist için daha zormuş gibi geliyor. Sizce de öyle mi?

Kelimelerden arındırılmış bir sanatla uğraşıyor olmanızın bir sürü zorluğu var hiç kuşkusuz. Kendinize özgü bir dil yaratırken bu dilin anlaşılır olması, bulunduğunuz labirentin içinde kaybolmamanız için de gerekli. Basite ulaşırken, anlaşılır olmaya çalışmak, zorlukları da beraberinde getiriyor. İşinize olan tutkunuz, bağlılığınız zorlukları aşmak için yeterlidir diye düşünüyorum.

“USTA ÇIRAK İLİŞKİSİYLE VARLIĞINI DEVAM ETTİREN BİR SANAT DALI, KARİKATÜR”

Kariyerinizin ilk yıllarında yazılı karikatür denemeleriniz oldu mu? Bu yolda ustalarınız, ilham kaynaklarınız kimler oldu?

İlgim hep yazısız karikatür üzerinde yoğunlaştı. Çizgiden bir dil yaratıldığını gördükten sonra bu dilin peşine düştüm. Karikatürün bir okulu olmadığını biliyoruz. Usta çırak ilişkisiyle varlığını devam ettiren bir sanat dalıdır karikatür. Benim de takip ettiğim ve etkilendiğim büyük ustalar oldu. Turhan Selçuk ve İranlı karikatürcü Kambiz Derambakhsh’ı örnek olarak verebilirim buna. Turhan hocamı rahmetle anarken Kambiz hocama sağlıklı uzun yıllar diliyorum.

Desen Yayınları’ndan çıkan “Çizgili Dünya” ve “Çizginin Çizgisi” karikatür kitaplarınızla yeni nesile de ulaşıyorsunuz. Özellikle Çizginin Çizgisi bu anlamda çok da yararlı bir kaynak. Hem bir yandan Türk karikatür tarihine bir yolculuk var bu kitapta hem de karikatürün yöntemlerini irdeliyorsunuz. Hatta kitap, Bernard Shaw’ın bir sözüyle açılıyor: “Her şakanın içinde bir gerçek gizlidir.” Doğrusu bu sözün ona ait olduğunu bilmiyordum. Ne çok kullanırız üstelik. Biraz bu kitaptan söz edelim mi? Bu, küçük Hico’nun yani sizin karikatür maceranız gibi de sanırım biraz…

Çizginin Çizgisi’ndeki Hico, benim karikatür serüvenimin küçük bir parçası. Lise yıllarındayken İstanbul’a gelip o yıllarda Babı-Ali de olan Milliyet gazetesinde Ercan Akyol ustamı ziyaret etmiştim. Bana neler yapmam gerektiğini tek tek anlatmış, çalışmalarımdan bazılarını tekrar eskiz olarak yorumlamıştı. O eskizleri hâlâ saklarım. Kitapta yer alan karikatür tarihine yolculuk bölümü ise okul davetlerinde gerçekleştirdiğim görsel okuma etkinliklerinde ortaya çıktı. Çocuklarımızın başta Türk  karikatürünün destanını yazan Turhan Selçuk olmak üzere karikatür ustalarımızın isimlerini hiç duymadıklarını fark ettim.Bu nedenle, çocuklarımızın sıkılmadan okuyabilecekleri bir dil ile karikatür tarihine küçük bir giriş yapmayı uygun gördüm.

Aynı zamanda genç karikatürcüler, karikatüre başlayacak yeni “sesler”, “kalemler” için bir el kitabı “Çizginin Çizgisi”. Dikkatimi çekenlerden biri de Hico’ya önerilerde bulunan usta karikatüristin tipografinin öneminden bahsettiği bölüm. Yani desen ve mizah gücü ve kompoziyonun yanı sıra tipografinin de önemi de vurgulanıyor. Bunu açar mısınız? Sizin tipografiyle işiniz olmadı galiba hiç!

Tipografi bir karikatürün sesidir. Çizilen figüre kişiliğini, ruhunu veren en önemli unsur olduğunu düşünüyorum bu sesin. Örneğin çizilen karakter konuşmasında kendince önemli bir noktaya vurgu yapmak istiyorsa yazının o kısmını bold (kalın) ve büyük harflerle yapmamız, ifadenin gücünü artıracaktır. Sorunuzdaki tespitin doğru olduğunu söyleyebilirim: çoğunlukla yazı kullanmadığım için tipografiyle haşır neşir olmadım.

Ailenizin mizah gücünüze etkisi oldu mu? Nasıl bir çocuktunuz? 

Resim yeteneğimin annemden geldiğini düşünüyorum. Çünkü annem çocukluk yıllarımız boyunca birbirinden güzel desenleri olan örgüleri  grafiksel bir bütünlük içinde yapardı. Mizah gücümün ise rahmetli babamdan geldiğine eminim. Yaşadıklarını inanılmaz bir mizahi dil kullanarak yeni bir kurguyla bizlere aktarırdı. Halen çocukluk evresinde olduğumu düşünüyorum. Karikatür, çocukluğunu  kaybetmeyen çizerlerin varlığı ile ilerler.

“COVID-19, İNSANLIĞIN SORUNLARININ ORTAK OLDUĞUNU BİZE BİR KEZ DAHA GÖSTERDİ”

“HERKESİN EŞİT ŞANS YAKALADIĞI BİR ORTAMDA DEMOKRASİ DE BÜYÜME ŞANSI YAKALAYACAKTIR” 

Yine kitapta bahsi geçen isimlerden gazeteci, aktivist Christopher Hitchens’ın sözüne bakalım bir de…  “İnsanın asıl özgürleşmesi, otoriteye gülme ve onunla alay etme yeteneğinde yatmaktadır,” Ne acı ki Türkiye’de bunu yıllardır yaşamak pek mümkün görünmüyor. Gezi döneminde gençlerin sesinde bu özgürleşmeyi duyduk ama sonrası pek mümkün olamadı. Neler diyeceksiniz? Bir toplumun özgürlüğü tam olarak sizce nerede başlıyor?

Bu sorunun birden çok cevabı olduğu kesin. Özgür insan olmaya çalışan insanla yönetici erk arasındaki direncin, mizahın gücüyle yumuşatılmasını demokrasiye çok ciddi katkı sunacağını düşünüyorum. COVID-19, dünyanın küçük bir köy olduğunu ve insanlığın sorunlarının ortak olduğunu bize bir kez daha gösterdi. Dogmatik düşünleri terk edip bilime ve sanata yönelen toplumların daha çok özgürleştiğini biliyoruz. Herkesin eşit şans yakaladığı bir ortamda demokrasi de büyüme şansı yakalayacaktır.

“KARİKATÜR SANATI, BİREYİN DEĞİL TOPLUMUN ÇIKARLARINI KORUMA İÇGÜDÜSÜYLE HAREKET EDER”

Tarihte neden gazetecilerden çok karikatüristler içeri alınmıştır?

Karikatüristlerde “Kral çıplak!” diye bağıran çocuğun cesareti vardır. Yöneticiler bu cesareti sevmezler. Karikatür sanatı, bireyin değil toplumun çıkarlarını koruma içgüdüsüyle hareket eder. Sayfalarca dolu bir analizi tek karede anlatma gücünü elinde tutar, karikatür sanatı. Karikatürün elindeki bu gücü almak isteyenler, çizerleri tutuklama seçeneğini tercih etmiştir hep.

“NEW YORK TIMES GİBİ BİR GAZETE İKTİDARDAN GELEN BASKILAR SONUCU SİYASİ KARİKATÜR YAYINLAMAYACAĞINI DUYURDU” 

Çizerken hiç içeri alınırım korkusu yaşıyor musunuz? Özgürce çizebildiğinizi düşünüyor musunuz?

Karikatürlerimde politik figürlere değil sisteme yönelik eleştirilerim olduğu için böyle bir korku yaşamadım açıkçası. Zamana dirençli ve kelimelerden arındırılmış karikatürler özgürlük konusunda bana daha geniş bir hareket alanı açıyor. Ama bu durum, çizerlerin özgürce çizebildiği anlamına da gelmemeli. Editoryal karikatürün ülkemiz dahil dünyadaki basın organlarında da daha az kullanıldığını ve baskı altına alındığı bir dönem yaşıyoruz. New York Times gibi bir gazete Trump ve Netanyahu için çizilen karikatürlerden sonra iktidardan gelen baskılar sonucu siyasi karikatür yayınlamayacağını duyurdu.

“GAZETELERDE KARİKATÜRE AYRILAN YER AZALDIKÇA O ÜLKEDE  DEMOKRASİ VE İNSAN HAKLARI İHLALİ ARTAR”

Ülkelerin toplumsal gelişmelerin de sanatın ve belki de en çok karikatürün rolü büyük. Bu topraklarda hoşgörü kültürünün artması sizce nasıl mümkün olacak?

Demokrasiyle karikatür sanatı arasında çok güçlü bir bağ vardır. Bir ülkenin gazetelerinde karikatüre ayrılan alan azaldıkça oradaki demokrasi ve insan haklarının ihlalinin arttığını söylemek mümkün. Mizah hoşgörü kültürüne katkı sağlarken, farklılıklarımızın bir zenginlik olduğunu her zaman bize hatırlatır.

Ustalarınızdan öğrendiğiniz en önemli bilgi ne oldu? 

Bilgelik ve mütevazılık arasında güçlü bir bağın olduğunu düşünüyorum.Büyük ustaların çocuksu yanlarını koruduklarını, çok çalıştıklarını ve karikatürlerinden ödün vermediklerini gözlemledim.

Kitabınızda da adı geçen Türkiye’nin ilk gülmece dergisi Diyojen’e ve Türk karikatür tarihinin ilk albümü olan “Kalem” ve sonrasında ortaya çıkan Amcabey dergisine ulaşma şansımız var mı acaba? Sizde var mı mesela? Sahaflara mı göz atmalı?

Adını bahsettiğiniz dergiler elimde yok malesef. Ama önemli kütüphanelerin arşivlerinde olduğunu biliyorum.

Diğer kitabınız “Çizgili Dünya” ise tamamen çizdikleriniz üzerine, öyle değil mi?

Evet.”Çizgili Dünya” çeşitli karikatürlerimin toplamı bir kitap. Savaşın olumsuzluklarını, cinsiyet eşitsizliğini, çevre kirliliği gibi konuların işlendiği karikatürleri bu kitapta bir araya getirdik.

Kendinize çizgi ve düşünce olarak en yakın hissettiğiniz karikatüristler kimler?

Ben bir karikatürcünün kendi dilini, kendine has kurgusunu yaratmasına önem veriyorum. Sempe, Quino, Turhan Selçuk ve Kambiz’in karikatürlerindeki kurguyu ve mizah dilini önemsiyorum.

Bu dönemin çizerlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce yeterince sesleri var mı?

Birçok mizah dergisi bu anlamda zor bir dönemden geçiyor. Gerek iktidarın baskıları, gerekse sosyal medyanın yarattığı hız ve yeni mecralar, dergilerin baskı maliyetleri gibi faktörler çizerleri yeni arayışlara yönelttiğini biliyoruz. Bazı çizerler karikatürlerini interaktif olarak sunmaya başladılar. Karikatür çizemeyen ama mizah dili üst düzeyde olan bireylerin de sosyal medyada alternatif mizah ürettiklerini ve çok ciddi sayıda takipçilerinin olduğunu söyliyebilirim. Dijital dünya bütün alanlarda olduğu gibi karikatür ve mizah dünyasında da kartları yeniden dağıtıyor.

“ÖZELLİKLE İLLÜSTRASYON ALANINDA ÜST DÜZEY KADIN ÇİZERLERİMİZ VAR” 

Kitabınızda ilk kadın karikatüristimizin Selma Emiroğlu olduğunu öğrendim. Pek çok meslekte olduğu gibi karikatürde de kadınların gölgelendiğini düşünüyorum. Yakın döneme baktığımıza daha çoklar belki ama (Bayan Yanı dergisi buna iyi örnektir sanırım) yeterince ön planda değiller, ne dersiniz? Çizgide de bir ayrımcılık olduğunu düşünüyor musunuz?

Bu sorunuza ilk önce daha geniş açıdan cevap vermek isterim. Liyakatın, temsil yeteneğinin yok hükmünde sayıldığı bir süreçten geçiyoruz. Bu seçenekte ısrar edilmesi bileşik kaplar misali toplumun alın teri döken, bilgiye inanan kesimleri tarafından dramatik bir sonuç yarattığını düşünüyorum. Kadın cinayetlerinin sistematik bir noktaya geldiği bir yerde, hukukun tercihlerini ideolojik kullanması sayesinde her şeyin gölgelediğini düşünmekteyim. Sorunuza ki gölgeleme meselesine dönecek olursam, kadın çizerlerin bu alanda ısrarcı olduklarını sevinerek görüyorum. Özellikle illüstrasyon alanında son derece üst düzey yaratıcı kadın çizerlerimiz var. Dijital dünyanın olanakları, eserlerini başkalarına ulaştırma konusunda  herkese eşit şans verdiğini düşünüyorum.

Pandemi süreci sizin için nasıl geçti? Yeterince üretken olabildiniz mi? Aslında düşününce belki de en çok bir karikatürist için çok fazla malzemenin çıktığına kanaat ediyor insan. Ne dersiniz?

Artıların ve eksilerin içe içe olduğu bir süreç pandemi. Bağlı olduğum gazetem evden çalışma periyoduna ilk geçenlerden. Gündelik olarak gazeteme illüstrasyon ve grafik desteğim devam ediyor. Gazete için hazırlanan haberlerin tazeliği karikatürüme çok ciddi bir katkı sunuyor. Gözlem yeteneğinden uzak kalmak ise bir dezavantaj.


Yaptığınız karikatürler içinde belki de ödül aldıklarınız içinde, sizi de derinden etkileyen “Aferin Hico, bak bu çok iyi!” dediğiniz, dedikleriniz hangileri? Göndereceğiniz karikatürlerle bunu okurlara örneklendirelim mi? 

Hiç kuşkusuz böyle bir ayrımı yapmak zor. Ama en beğendiğim örnekleri paylaşmaktan onur duyarım.  (Üstte ve altta.)


Geçtiğimiz yıl İtalya’da 5. kez düzenlenen World Press Awards (Dünya Mizah Ödülleri) yarışmasında karikatür dalında “Yaşam Kaynağı Su” temasıyla ‘İkincilik Ödülü’nü siz kazandınız. Bugün 2021’de su kaynaklarının gitgide tükendiğini daha da iyi fark ediyoruz. Doğayı tahrip eden ve yağmur duasına çıkacak raddeye gelen (!) insanoğlu adeta cezalandırılıyor. Bu konuda sizin düşünceleriniz neler?

Karikatürümde insanoğlunun çocukluk yıllarındaki masumiyet duygusunun yok olduğunu göstermek istedim. Yok olan bu masumiyet, aynı zamanda doğayı da yok ediyor. Herkesin kendi çıkarı için çıktığı bir yağmur duasından kimseye hayır gelmez.

Ajandakolik’in klasik bir sorusu var: ajandanız ya da not defteriniz var mı? 

Çizmeye vakit bulamadığım karikatürleri unutmamak için not aldığım bir defterim var.

Karikatürist olmanın hayatınıza en büyük katkısı sizce ne oldu?

Detayların ve küçük dokunuşların ne kadar önemli olduğunu bana karikatür öğretti.

Peki ya karikatürist olmasaydınız ne olurdunuz?

Karşıma çıkan seçenekleri değerlendirirken, hangisi beni karikatürden koparmaz sorusunun cevabını aradım her zaman. Bir parça şansın da yardımıyla karikatür çizmeme seçeneğini hayatımın dışında tutma başarısı gösterdim. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji bölümünü bitirdim. Belki bilimin aydınlık yolunu seçerdim.

Hicabi Demirci’yi çizerken karikatürize etseniz nasıl bir şey çıkardı ortaya?

Terzi kendi söküğünü dikemez derler. Bu durumu, beni iyi tanıyan meslektaş arkadaşlarımın çizgilerinde görmek isterim ben.

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media