banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

Evde olanlara “yol” gösterecek kitaplar: Ajandakolik derledi


Kitaplarla yolculuk etmek başka, kitaplar içinde yolculuk etmek başka şey… Bu defa dedik ki dışarı çıkamıyorsak, evde kalmak zorundaysak kitaplar içinde gidemediğimiz yolların izini sürelim. Edebiyatın içinde kendi “devrim”lerini gerçekleştiren eserlerin peşine düşelim. 

Hazırlayan: Nilüfer Türkoğlu

Korona günlerinde evde kalan herkesin ille de kitap okuması gerektiğini savunmuyoruz. Okumak isteyenlerin zaten elinin bir şekilde kitaba gideceğini, kitaplıklarının tozunu alırken gözlerine o kitabın ilişeceğini ya da önerilerden ilham alacağını biliyoruz. O yüzdendir ki kitap tavsiyesinde bulunurken ya da yazarlara okurlarımız ve takipçilerimiz için önerilerini sorarken sesimizi duyurmak istediğimiz gerçekten kitap okuyan ve okumak isteyenler…  Dar vakitlere sığdıramadığımız o günlerin şimdi değerini bilip uzun zamandan beri rafa kaldırdıklarımızı indirmenin tam sırası olduğunu düşünüyorsanız aramıza katılın. Bu defa sizleri kitaplar içinde gerçek ve metaforik yolculuklara davet ediyoruz. Evde kaldığımız şu günlerde madem dışarı çıkamıyor, seyahat edemiyor ve hatta doğru düzgün yürüyemiyor, koşamıyoruz hadi o zaman kitaplarla yollara çıkalım. Marquez’le Polonya’ya, Macaristan’a uzanalım, Thoreau ile ormanda yaşayalım ya da Tanpınar’ın Beş Şehri’nde gezinelim, “Yürümenin Felsefesi”ni öğrenelim. Ajandakolik, hepinize iyi yolculuklar diler…

YÜRÜMENİN FELSEFESİ – Frédéric Gros

NE ANLATIR: Kitap, Nietzsche, Rimbaud, Rousseau, Nerval, Thoreau gibi isimlerin yürüyüş ile kurdukları ilişkiyi düşünceleri ve yaşama bakışlarıyla birlikte değerlendirmeye çalışıyor,  “yürümenin felsefesi” üzerinden bir bakış açısı getiriyor.

ÖNEMİ: Şimdilerde daha da fazla unutacağımız bir şey var; o da yürümek! Yürümeyi hatırlamak için okumak gerek. Yürümek iki mesafe arasında gidip gelmek değil yaratıcı bir eylemdir. Hem kendi yalnızlığımıza çekildiğimiz hem de toplum olarak bizi dönüştürecek bir ayağa kalkıştır. İki büklüm vücudun karşısında dikilmeye çalışan, attığı her adımda yeryüzünün gerçek bir parçası olduğunu fark eden Homo Viator’un eylemidir. Çünkü Yürüyen İnsan kendi üzerine çöken kaygı, haset ve korku yumaklarını çözer, varlığını yeryüzünün ebediyen yeni olan kalbine düğümler. Yürüyoruz, işte bu düğümü atmak için.

YOL – Cormac McCarthy

NE ANLATIR: 2007 yılında Pulitzer Ödülü’nü kazanan Yol, ABD’nin yaşayan en büyük yazarlarından Cormac McCarthy’nin başyapıtlarından biri sayılıyor. Roman, bir babayla oğlunun yolculuğunu anlatır. Kapkaranlık, renksiz, külrengi bir dünyada, artık gün ışımayan, ölü ağaçların yol açtığı yangınlarla aydınlanan bir dünyada, bir kış daha sağ kalamayacakları kuzeyden güneye doğru gitmeye çabalayan bir babayla oğulun. Belki bir nükleer savaş çıkmıştır, belki dünyaya bir meteor çarpmıştır, belki de küresel ısınma yeryüzünün sonunu getirmiştir. McCarthy bize ne olduğunu anlatmaz, başka pek çok şeyi anlatmadığı gibi… Ne çocuğun ne babasının adını öğreniriz roman boyunca, ne de gidecekleri yerin adını. Sanki adlar da, yaşayan her şey gibi ölmektedir. Tek bildiğimiz, her ne olduysa çocuğun dünyaya gelişinden az önce olduğudur. Her şey olmuş bitmiş, bildiğimiz yeryüzü yok olmuştur. Yeryüzünde yaşayan pek az canlı kalmıştır. Hayatta kalanlar için uygarlığın kalıntılarını eşelemek ya da barbarlık dışında bir seçenek yoktur.

ÖNEMİ: İngiliz çevreci aktivist George Monbiot tarafından “gelmiş geçmiş en önemli çevreci kitap” olarak nitelendirilmiştir. “Biyosferi olmayan bir dünyayı hayal eden bir düşünce deneyi. Ve bu deney, bize önem verdiğimiz her şeyin ekosisteme bağlı olduğunu gösteriyor.”

FİLMİ DE VAR:  2009 yılında sinemaya da aktarılan Yol filminde baba oğulu Viggo Mortensen ile Kodi Smit-McPhee oynamıştır.

YOLDA – Jack Kerouac

NE ANLATIR: Amerika yolculuğu görünümlü bir Kerouac otobiyografisidir. Chicago, Seattle, New Orleans, Los Angeles gibi Amerika denilince akla gelebilecek her yeri dolaşan Kerouac, yolculuğu esnasında aldığı notlarla yazmış “Yolda”yı. Kerouac’un gezdiği, gördüğü yerleri ve oralarda hissettiklerini tasvir ettiği kitabı Yolda ile Amerika’ya karış karış keşfe çıkmak mümkün.

ÖNEMİ: 1957 yılında yayınlandıktan sonra yalnızca ABD’de değil, bütün dünyada geniş yankılar uyandırmış ve modern dünyanın kültür mirasını oluşturan bireyleri yani gençleri epey etkilemiştir. Edebi çevreler, kitabı devrim niteliğinde olarak görürken Beat kuşağının önemli isimlerinden Jack Kerouac’ın “Yolda”yı geleneksel yazma biçimlerine uymadan, bilinçakışı tekniğiyle, tek seferde yazdığı bilinir.

FİLMİ DE VAR:  2012 macera drama filmi ne yazık ki kitabın çok çok altında kalmış ve film eleştirmenlerinin gazabına uğramıştır. Aynı isimle uyarlanan filmde Garrett Hedlund, Sam Riley, Kristen Stewart, Elisabeth Moss, Kirsten Dunst ve Viggo Mortensen gibi isimler oynamaktadır.

MOTOSİKLET GÜNLÜKLERİ – Che Guevara

NE ANLATIR: Bu kitap, Che’nin 23 yaşında Alberto Granado’yla birlikte bir motosikletle çıktığı ilk Güney Amerika yolculuğunda tuttuğu günlüklerden oluşmaktadır. Che’nin derdi Amerika’yı keşfetmekti bir bakıma. Nitekim içindeki çağrıya uymamazlık edemeyip, üniversite eğitimini, ailesini, hatta ilk aşkı Chicniya’yı geride bırakarak yollara vurmuştu kendini. Çeşitli ülkeleri dolaştıkça ve özellikle cüzamlıların bulunduğu hastaneleri ziyaret ettikçe, gözlerinin önündeki tablo netleşmeye başlamıştı: Hem tüm insanlığı ikiye ayıran muazzam bölünme gerçekleştiğinde halkın yanında saf tutmaya karar veriyor, hem de tüm Amerika kıtasını Yankiler dışında bir melez ırka ait sayıyordu. Kadehini Birleşik Amerika için kaldıran bir Amerikalı!

ÖNEMİ: “Motosiklet Günlükleri”, sonu bir gerilla mücadelesine varan ve Küba Devrimi’ne giden bir serüvencinin ağzından anlatılmış bir yol hikâyesi olmasının dışında Che’nin ilk gençliğine belgesel niteliğinde bir yolculuk olarak da nitelendirilir.

FİLMİ VAR:  İlk gösterimi 2004 yılında Sundance Film Festivali`nde yapılan aynı isimli filmin başrollerinde Ernesto Guevara rolünde  Gael García Bernal, Alberto Granado rolünde ise Rodrigo de la Ser vardır.

GALAPAGOS – Kurt Vonnegut

NE ANLATIR: Galápagos Adaları’na hoş geldiniz. Her şey bir milyon yıl önce, MS 1986’da koca beyinli atalarımızın burada mahsur kalmasıyla başladı. Dünya bir felaketin pençesinde cebelleşirken Galápagos ahalisi sadece insan soyunu sürdürmekle kalmayacak, yepyeni bir ırkın, küçük beyinlilerin ortaya çıkmasına da öncülük edecekti. Peki bu “geri evrim”e bir milyon yıl boyunca tanıklık eden anlatıcımız kim dersiniz? Elbette Kurt Vonnegut evreninin vazgeçilmezi, ünlü bilimkurgu yazarı Kilgore Trout’un oğlunun hayaleti!

ÖNEMİ: Vonnegut, Galápagos’ta o eşsiz mizah anlayışıyla yörüngesini şaşmış dünyayı masaya yatırıyor ve bizlere felaket ânında ilk kurtarılacakların neler olduğunu hatırlatıyor. Kara mizahı, hicivli dili ve eşsiz hayal gücüyle 20. yüzyılın en önemli yazarları arasında yer alan Vonnegut, Time’ın deyimiyle, “George Orwell, Dr. Caligari ve Flash Gordon’ı tek vücutta birleştiren bir yazar… Ahlaklı bir soytarı, deli bir biliminsanı.”

ORMANDA YAŞAM –  Henry David Thoreau

NE ANLATIR: İflah olmaz bir münzevi olan Thoreau ile Walden Gölü kıyısında geçireceğiniz saatler düşünce dünyanızda yepyeni kapılar açacak. ‘Sivil itaatsizlik’ akımının yaratıcısı olan ve fikirleriyle Gandhi, Martin Luther King gibi büyük önderleri etkileyen Amerikalı yazar, filozof ve şair Thoreau, Walden Gölü kıyısında, şehirden ve modern hayattan kopuk bir biçimde geçirdiği yıllara ait deneyimlerini okurlarıyla paylaşıyor, sosyal ve ekonomik hayata dair, bugün için bile marjinal sayılabilecek fikirlerini öne sürmekten geri durmuyor.

ÖNEMİ: Yazar Thoreau, Amerika Birleşik Devletleri’nin henüz emekleme çağında olduğu bir dönemde, sanki insanların hırslarının ve ihtiraslarının varabileceği noktayı o günde görmüşçesine, yalnızca doğanın nimetlerinden ve kişinin kendi emeğinden faydalanarak yaşayacağı bir dünya düzeni tasarladığı düzenin ilk uygulayıcısı olarak biliniyor. Modern yaşamın bizlere ihtiyaç diye dayattığı birçok şeyin aslında büyük bir yanılsamadan ibaret olduğunu görmemizi sağlıyor. Bu kitap, Paul Auster’ın da başucu kitaplarından biridir.


DOĞU AVRUPA’DA YOLCULUK – Gabriel Garcia Marquez

NE ANLATIR:  Marquez’in 1950’lerde genç bir gazeteci olarak Frankfurt’tan yola çıkıp sırasıyla Doğu Almanya, Çekoslovakya, Polonya, Macaristan ve Sovyetler Birliği’ne uzanan yolculuğunu anlattığı bir günce. Okurlar Márquez’in hem yol arkadaşları ve tanıştığı kişilere dair gözlemlerini hem de dönemin toplumsal ve siyasi gelişmeleriyle ilgili yorumlarını bulabilir.

ÖNEMİ: Gazeteci Marquez bu geziyi öylesine iyi anlatır ki sanki siz de onunla birlikte o trenlere biner ve seyahat edersiniz. Dönemini çok iyi tespitlerle anlatırken şu etkileyeci cümle hafızalarda yer edenlerdendir: “Herkes eşit, herkes aynı düzeyde, herkes kötü dikilmiş eski püskü giysiler içinde, ayaklarında kalitesiz ayakkabılar var. Hiç acele etmiyorlar, telaş yok, sanki yaşamak için her şeyi ağırdan alıp tüm vakitlerini kullanıyorlar.”
Bir seyahatnameden kesinlikle daha fazlasıdır.


BİZ BURADA DEVRİM YAPIYORUZ SİNYORİTA –
ECE TEMELKURAN 


NE ANLATIR:
Ece Temelkuran’ın Venezüella’da gördüklerini, yaşadıklarını, tanık olduklarını anlattığı bir kitap değil, turistik bir Venezüella güzellemesi hiç değil… Bu kitap, yeterince haksızlığa uğradığında, yeterince dövüldüğünde dönüp insanlığa saldıranların, bu kez insanlığa uğramanın ve dövülmenin önüne geçmeyi denemesinin öyküsüdür. Bu kitap, Latin Amerika’da yaşanan bir devrim deneyiminin sorgulanışı, tüm dünyada güçlenmeye başlayan antikapitalist oluşumun izinin sürülmesidir. Yüzyılın ilk devriminin notlarıdır.

ÖNEMİ: Latin Amerika’da Hugo Chavez döneminde neler yaşandığını görmek açısından fikir veren bir kitaptır. Ece Temelkuran’in, Chavez’in Uluslararası Gençlik Festivali’nde gençlerden istediğini gerçekleştirdiği kitap olarak da bilinir. Dünyanın bir yerlerinde bir şeylerin değişebileceğini gösteren, bu değişimin nasıl gerçekleştiğini anlatarak insana umut verir.

BEŞ ŞEHİR – AHMET HAMDİ TANPINAR 

NE ANLATIR: Tanpınar’ın öğretmenlik yapmak için gittiği sırasıyla Ankara, Erzurum, Konya, Bursa ve İstanbul’un tarihi ve kültürel dokusunda yaşadığı deneyimleri anlattığı bir monografi. Sayfalarda gezinirken yazar aslında o şehri anlatmıyor da o şehrin geçmişine, kaybedilen kültüre ağıt yakıyor. Önsözde bunu kendisi çok daha iyi özetliyor: “Beş Şehir’in asıl konusu hayatımızda kaybolan şeylerin ardından duyulan üzüntü ile yeniye karşı beslenen iştiyaktır.”

ÖNEMİ: Ahmet Hamdi Tanpınar eserleri arasında en önemli olanıdır. Bir şehrin geçmişine ve geleceğine de ışık tutması ve şehirler arası derin farkları anlamamız bakımından önemlidir.


ÖZGÜR TOPRAKLAR – Neel Mukherjee

NE ANLATIR: Ödüllü yazar Neel Mukherjee, Özgür Topraklar’da yüzyılın merkezine yerleşen kavramları işliyor: Göç ve iltica. Farklı hayatlar yaşayan beş karakter üzerinden, Mumbai’deki bir aşçıdan, sokaktaki dilenciye ve dans eden ayısına, şehirde yeni bir yaşam için köyündeki zorlu hayatını terk eden genç kızdan, hayallerinin peşinde her şeyini yitiren inşaat işçisine daha fazlasını istemenin, yeni bir hayata göç etme arzusunun temellerine iniyor. Hindistan’da geçen ve bu dünyanın gerçekliğiyle diğerinin gölgesi arasında hareket eden roman, birbirine bağlanan hikâyelerle yükselen incelikli bir yapı.

ÖNEMİ: Cüretkâr, şiddetli, ama bir o kadar da merhamet dolu bu roman, insanın hayatta kalma ve hayatına hâkim olma dürtülerinin etkileyici bir keşfini sunuyor.

 

YOLCULUK GÜNLÜKLERİ – ALBERT CAMUS 

NE ANLATIR: Camus’nün 1946 yılında Amerika’ya, 1949 yılında da Güney Amerika’ya yaptığı gezileri anlattığı iki ayrı günlükten oluşan bir kitaptır. İlk yolculukta yazar, ABD’ye kimi zaman hayran kimi zaman eleştirel gözlerle bakan, Yeni Dünya’yı anlamaya ve değerlendirmeye çalışan bir gazeteci kimliğinde. Bir taraftan da başta “Veba olmak” üzere gelecekte kaleme alacağı eserleri tasarlamaktadır.Güney Amerika’ya gidişindeyse artık resmi makamlarca davet edilmiş dünya çapında bir yazardır. Bu günlüklerde hasta bedeni, daralan soluğuyla, yorgunluk ve sıkıntılarıyla boğuşan, insanlardan uzak durmaya çalışan bir Camus’yle karşılaşıyoruz.

ÖNEMİ: Kitapta sunulan iki defterin ortak ve çok ilginç yönü, Camus’nün iç dünyasını açmaktan öte yazarın ham notlardan, işlenmiş eserlere nasıl geçiş yaptığını görme şansı vermesi. Nesnel dünyanın, bu dünyadan kaynaklanan duygu ve düşüncelerin edebiyata dönüşümüne tanık olmak, kaçırılmayacak bir fırsat.

YAZARLARIN ÖNERDİĞİ KİTAPLAR HABERİ İÇİN TIKLA 

YORUM YAP

You don't have permission to register