banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

Logo üzeri reklam

DİLEK SEVER: “ÇOCUKLARI KANDIRMADAN YAZMAK, KİTABI SEVDİRMEK İÇİN İYİ BİR BAŞLANGIÇ OLABİLİR”

 
Bir yanda İstanbul sokaklarını turlamak için can atan bir bisiklet diğer yanda annesiyle koca konakta yaşayan Benek… İkisi buluşunca ne olacak? Dilek Sever’in yazdığı, Murat Başol’un resimlediği “Dev Bir Benek” okuduğum son çocuk kitaplarından. Yazar Sever, romanını ismini açıklarken “Dev olan Benek’in kendisi değil, üstesinden geldiği acı” diyor. Bugün Ajandakolik’te en yeni konuğum…

 

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu
nilufer@ajandakolik.com 

Çocukluk denince hafızamda canlanan ilk sahneler hep bisikletimle… Adana’nın kavurucu yazlarından birinde biraz korkarak öğrendiğim sonra da ne çok alıştığım canım bisikletimle. Yıllar sonra Ankara’daki evimizin sokağında yokuş aşağı son sürat sürdüğümde özgürlük hissini iliklerime kadar hissetmiştim. İlk defa tattığım o fazla heyecanlı duyguyla yere çakılmam pek uzun sürmemişti, ama olsun. Mutluydum.
Dilek Sever’in çocuk edebiyatına kazandırdığı “Dev Bir Benek” kitabını okurken bisikletimi sıkça düşünüp hasret çektim. Sonra o hasreti cebime koyup Dilek Sever ile son kitabı üzerine sohbet ettim.

Kitabı okurken altını çizdiğim cümle şu: “Neşesini kaybetmiş bir çocuk ve gezemeyen bir bisiklet.”  “Dev Bir Benek”in hikâyesinin tam olarak bunun üzerine kurulu olduğunu ama her şeye rağmen çok umut dolu bir hikâyeye sahip olduğunu söylesem ne dersin? (Biraz hikâyeyi anlatabilirsiniz.)

Bazı cümlelerin altını çizdiğini bilmek çok güzel. Hikâyenin umudu kovaladığı doğru. Benek adındaki çocuk için büyük bir zorluk yarattım ve o zorluktan çıkış yollarını onunla birlikte aradım. Yol da dayanışmadan, umuttan, merak etmekten, heves etmekten geçti.


“BİSİKLETLE EPEY KAZA YAPTIM. HATTA BİRİNDE O KADAR SERT DÜŞTÜM Kİ BAYILDIM” 

Bisiklet pek çoğumuz için çocuklukla özdeş bir araç. Senin için temsil ettiği şey nedir? Bisikletle türlü anıları olanlardan mısın?

Of çok anım var! Bisiklet sürmeyi öğrendiğim o ilk anı bile hatırlıyorum. Halen de sık sık kullanıyorum. Çocukken zaten tepesinden inmezdim. Elleri bırakarak sürmek, ayakta sürmek, artçıyla sürmek, gece sürmek, sivrisinek ilacı sıkan arabanın peşinden sürmek, kısacası bir çocuğun seveceği ne kadar aksiyon varsa hepsini yaptım. Çok da hızlıydım, havalı hareketler peşindeydim. Epey de kaza yaptım. Hatta birinde o kadar sert düştüm ki bayıldım.

Bazı çocuklar Benek kadar şanslı olamıyor gerçek dünyada. Bisikletin çocuklar için başka bir özgürlük alanı olduğunu düşünüyorum. Bir hikâyede üstelik baş karakter olarak görünce heyecanlandım. Hikâyenin çıkışını merak ediyorum. Geçmişinden gelen bir etkisi, ilhamı var mı?

Romandaki olayların hayatımla ilişkisi yok, ama bisikletin araç olarak benimle epey ilişkisi var. Bisikletli çocuğun özgür çocuk olduğunu da en çok kendi anılarımdan bilirim. Tüm yazı Şarköy’de geçirirdik. Şimdi oradaki durum nedir bilmem ama biz hiçbir yetişkine ihtiyaç duymadan gecenin bir saatinde kilometrelerce yol gidebilirdik. Bu özgürlük bir çocuk için çok kıymetli.

Bir bisikletin ağzında kitabı kaleme almak da eğlenceli olsa gerek. Onu kişileştirirken nelere dikkat ettin?

Bu başta en çok düşündüğüm şeydi, ama düşünerek bulamayacağımı çabuk anladım. Kullanmaktan kaçındığım kelimeler oldu ve bisikletin dili, etrafa bakışı yazarken kendiliğinden belirdi.


Benek’in babasının artık hayatta olmayışıyla kitaba hakim olan bir hüzün de var. Yine de okuru karamsarlığa boğmuyor. Anne Patya’nın yeni bir hayat kurmak için verdiği emeğin ve tahta ayaklı Emin Metin’in yaşam tutkusunun Benek’in değişimine ve iyileşmesine katkı sağladığını gözlemlemek mümkün. 
Aslında “Dev Bir Benek” tam da hayatın devam ettiğini söyleyen bir kitap. Sen neler düşünüyorsun?

Ben de bisiklet gibi düşünüyorum. (Gülüyor.)

“…Bir bisiklet olarak ben bile anlamıştım ki, bazı şeyler değişemiyordu ve diğer her şey de kaldığı yerden devam etmek zorundaydı.”

“…Çocuklar bisiklete binmekten tamamen vazgeçebilseydi dünya ayakta kalabilir miydi?”


“BÜYÜMEK BÖYLE BİR ŞEY. YETİŞKİNLERİN HAFIZASI DEV BENEKLERLE DOLU” 

Örnekleri kitaptan vermen bak ne güzel oldu şimdi! Ben Benek ismini de oldukça yaratıcı ve bir tutam da tuhaf bulduğumu itiraf etmeliyim. Metaforik bir anlamı var mı? Çünkü kitabın isminde Benek’i “Dev” olarak nitelendiriyorsun. O benek, aynı zamanda başka bir şeyi mi simgeliyor?

Benek ismini çok severim, kız çocuklarına da çok yakıştırırım. Kitapta ilk olarak bu sebeple kullandım. Ama kitaba “Dev Bir Benek” ismini daha sonra verdim. Aslında “dev” olan Benek’in kendisi değil, üstesinden geldiği acı. Elbette herkes gibi Benek de kaç yaşına gelirse gelsin geçmişi düşündüğünde babasını kaybettiği zamanları biraz karanlık bir nokta gibi hatırlayacak. Zaten büyümek böyle bir şey. Yetişkinlerin hafızası dev beneklerle dolu.

Okura pek de ipucu vermeyeyim ama “Ha Deyince Hop Pasta” dükkanı bile bence kendine kendine bir hikâye kitapta! Onun da ismine bayıldım! Kitaplardaki isimlerin önemine inanıyor musun? Karakterler, yerler, vs…

Ne yazarsam yazayım, senaryo, oyun ya da kitap, isim bulmak işin en zorlandığım kısmı. Çünkü doğru ismin pek çok şeyi iki kelimede anlatabileceğine inanıyorum. Tabii karakter isimleri de önemli. Mesela isimlerini bulmadan onları konuşturmak benim için zor ve sıkıcı.

Bir tiyatro oyunun (Internette Tanışan Son Çift) ve başka çocuk kitapların da var. Yazma sürecinin sence en zor kısmı hangisi?

Roman ve öyküde ilk cümleyi yazmam biraz zaman alıyor. Ama doğru cümle çıktığında daha kolay ilerliyorum. Mesela Dev Bir Benek’in ilk cümlesini (Ben bir zamanlar yoktum), genel hikâyeyi ve bazı kilit sahneleri kurduktan birkaç ay sonra yazabildim. Sonrası su gibi aktı, tüm hikâyeyi birkaç günde bitirdim. Oyun ve senaryo gibi metinlerde ise diyalog üzerinde çok dururum. Herkes kendi gibi konuşmalı ve diyaloglar en doğal haliyle akmalı.

Yeni kitapların da çocuk edebiyatı üzerine mi devam edecek yoksa yine oyun veya yetişkin kitapları yazmayı planlıyor musun?

Yazının farklı alanlarıyla ilgileniyorum, oyun, senaryo, roman, öykü. Bilgisayarımda üzerine çalıştığım, yarım bıraktığım, nasıl yazacağımı bilemediğim ya da sonra yazacağım çok dosya var. Elbette genç okurlar için de üretmeye devam edeceğim. Hatta sırada “Gerçeklerin Peşinde” serisinin 3. kitabı var.

“MURAT’IN ÇİZİMLERİ CAM KENARINDAN BİR BİLET GİBİ” 

Ooo, onu da heyecanla bekliyorum o zaman! Kitabını resimleyen Murat Başol’un aklındaki Benek karakterini yeterince yansıtabildiğini düşünüyor musun?

Ben çizer konusunda ilk kitabımdan bu yana çok şanslıyım. Tudem Yayınları ve Can Çocuk bana hem çok iyi çizerlerle hem de arkadaşlarımla çalışma imkânı sağladı. Bu da özellikle karakter tasarımlarına yansıdı. Sonuçtan hepimiz memnunuz. Murat’ın çizimleri cam kenarından bir bilet gibi. Hatta aldığım mesajlara göre, Dev Bir Benek pek çok okuyucuyu önce kapağıyla tavlamış.

Ajandakolik’in klasik bir sorusu var. Ajandan ya da not defterin var mı varsa içlerinde neler var?

Her zaman bir not defterim olur ve içi hep çok karışıktır. Çünkü market listesini bile o deftere yazabiliyorum. Ama son yıllarda defterlerin önünü ve arkasını ayrı işler için kullanarak bir düzen yakaladım sayılır. Cep telefonumun not defterini de çok kullanırım.

Sen aynı zamanda senarist, metin yazarı ve editör olarak da çalıştın. O dünyaya bakınca şimdi neler hissediyorsun? Edebiyat bir kaçış ve bisiklet gibi özgürlük aracı mı?

Birkaç sene önce televizyon işlerinden çok sıkıldığım günlerde çocuk edebiyatına yöneldim. Mutsuzdum, yazarken nefes alacağım ve iyi hissedeceğim bir alan yaratmam elzem olmuştu. Şimdi ise çocuk edebiyatını evim gibi hissediyorum. Yeri gelmişken beni bu alana iten, çeken, evime hep güzel kitaplarla gelip aklımı çelen Zeynep Özatalay’a teşekkür edeyim.

Bir çocuğa bir kitabı sevdirmeye sence nereden başlamalı?

Bebeklikten itibaren sayfa çeviren, resimlere bakan ve kısa hikâyeleri takip etmeyi öğrenen çocuklar kitapları kendiliğinden sevecektir. Ama ebeveynin de evde kitap okuması, zaman zaman kitapçıya girip rafları kurcalaması ve eve mutlaka bir kütüphane kurması gerekir. Çünkü çocuk, kitabı her alanda hayatın bir parçası gibi görürse okuma isteği artar. Bu soruya yazar açısından cevap vermem gerekirse, çocukları kandırmadan yazmak kitabı sevdirmek için iyi bir başlangıç olabilir. 

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media