banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

Logo üzeri reklam

“TELEPATİ” İLE KURULAN GRUP YASAK HELVA İLE SÖYLEŞİ

Soldan sağa: Salih Korkut Peker, Onur Ertem ve Hakan Görkem Bıyık


Onları henüz tanıdım! Cayır cayır müzik yapan bir trio. Siz de benim gibi onları yeni yeni dinleyecek olanlardansanız bu birbirinden yetenekli üç müzisyene, Salih Korkut Peker, Onur Ertem ve Hakan Görkem Bıyık’a merhaba deyin! “Yasak Helva” ismini verdikleri, anı da sanı da pek cümbüşlü olan grubu yakın takibe alıp sohbeti bal eyledik! Grup adına sorularımı cevaplayan Salih Korkut Peker’in de dediği gibi “Dünya gittikçe daha garip ve korkunç bir hale yol alıyor. Her şeye rağmen hâlâ güzel, hâlâ keyifli, hâlâ şifalı kalan tek şeyse müzik.”

Söyleşi: Nilüfer TÜRKOĞLU
nilufer@ajandakolik.com

Ben sizi son tekliniz “To Dervisaki” ile keşfettim, itiraf edeyim! Bunda bir parça da sizin gibi İzmirli olmamın payı var. 100 yıllık bir İzmir şarkısıymış bu. Sohbetin açılışını bu parçanın hikayesini sizden dinleyerek yapalım mı?

To Dervisaki, İzmirli müzisyen Evangelos Papazoglou’nun, İzmir hasretiyle yazdığı, sonraları rebetiko ismiyle dünyayı kasıp kavuracak müzik türünün ilk örneklerinden diyebiliriz. Şarkının ünü, yine bir İzmirli olan, ABD’ye göç etmiş şarkıcı Marko Melkon Alemşeryan’ın yorumuyla iyice artmış. Bizler de farklı dönemlerde, Balkanlar’dan ve Girit’ten buralara göç etmiş ailelerin çocukları olarak, şarkının içindeki özlem duygusuna kapıldık. Şarkıyı çalışırken içimizden hep bir reggae enerjisi çıkıyordu ve konserlerde de bir nevi “macunlu Jamaika” şekli çalmaya başladık. Single kayıtlarında mevcut çalım şeklimiz üzerine bazı değişiklikler istedi canımız. Şarkının single’daki düzenlemesini yapan basçımız Hakan Görkem Bıyık, bir süredir kafasında olan, “canlı çalım elektronik sesler” fikrini ortaya attı ve davulcumuz Onur Ertem, bu sefer akustik davul yerine, elektronik ritim modülü çaldı. Geçen 100 yılın sonunda, memleket hasretinin içine elektronik aromalı tasvirlerin girmesi doğal olsa gerek. Ama teknoloji ve müziğin değişimine rağmen aynı kalan bir şey varsa o da insanın içindeki anavatan özleminin din, dil, ırk ve devir dinlemeden, sönmeyen bir alev halinde kalması…

“STÜDYOYA GİRMEDEN ARAMIZDA SİNERJİ OLUŞTU” 

Sizi henüz keşfedenler için Yasak Helva kimdir,  nedir; grubun tarihçesinden biraz bahseder misiniz?

Yasak Helva, tam olarak “telepati” ile kuruldu. Bir yanda benim, yeni bir proje için, henüz tanıştığım ama müzisyenliklerinin merakla takipçisi olduğum Onur ve Hakan’ı düşünmem, diğer yanda da beraber düşündükleri proje için prova yapmaya başlayan Hakan ve Onur’un, gitar harici bir telli çalgı ile trio olmak adına beni düşünmeleri; ben tam Onur’la temas kurmak isterken Onur’un bana mesaj atması… Dakika 1, gol 1, stüdyoya girmeden sinerji oluşmuştu sanki.

Klasikleşmiş parçaların yeni aranjmanlarını yaparak onlara sil baştan taptaze bir ruh kattığınızı söylemek mümkün bana kalırsa! Bugüne kadar hangi şarkılara el attınız? Hepsi eski ezgiler mi yoksa sizlerin yazıp bestelediği şarkılar da var mı?

Çok eski ya da nispeten yeni geleneksel ezgilerle başladık ilk olarak. Mesela ilk göz ağrımız Silifke Zeybeği’dir. Sonrasında da zıt bir coğrafyadan, Balkanlar’dan bir halk dansı ezgisi Lalun Flogeres’i (Konuşan Kaval) çaldık. Herhangi bir bölgeyle ya da türle sınırlı olmayacağımızı, Michael Jackson’ın Billie Jean şarkısını 9/8’lik düzenledikten sonra fark ettik. Şimdiye kadar el atmaktan keyif duyduğumuz parçalar, Muharrem Ertaş’tan Sting’e, Stevie Wonder’dan Talip Özkan’a uzanıyor. Fakat bu safhayı terk etme aşamasındayız, çünkü bu çok keyifli zemin etüdünün ardından, kendi parçalarımıza ağırlık vermeye başladık. İlk albümümüzde kendimize ait 3 parça var. Önümüzdeki birkaç single ardından gelecek ikinci albümümüzün hemen hemen tamamı, Yasak Helva parçalarından oluşacak.

“YAPTIĞIMIZ MÜZİĞE SEKTÖREL ETİKET ADINA ‘ELEKTRİK FOLK’ YA DA ‘PROGRESİF FOLK’ DİYORUZ”

Toplamda kaç albümünüz var şimdi; bir tane mi? Müziğinizi ilk albümünüz “Rektefe”de elektronik folk olarak nitelendiriyorsunuz. Yeni şarkılar için de bunu söylemek mümkün mü?

İlk albümümüz Rektefe’nin öncesinde ve sonrasında birer çalışmamız var. İlki, dünya genelinde satışa çıkan ve Ironhand Records imzalı Saz Power toplama albümünde yer alan Silifke Zeybeği yorumumuz. Rektefe sonrasında da Tuva gırtlak vokalinin ülkemizdeki başarılı temsilcisi Akdeniz Erbaş ile yorumladığımız geleneksel Tuva ezgisi Eki Attar (İyi Atlar) var. Ve yaklaşık bir yıllık bir demlenme sürecinin ardından Gülbaba Records’dan yayınlanan To Dervisaki ile karşınızdayız.

Yaptığımız müziğe, sektörel etiket adına “elektrik folk” ya da “progresif folk” diyoruz. Muhtemelen müziğimizin içinde her zaman “folk” unsuru olacaktır ama elektrik, elektronik, rock, funk, progresif vs kısımlarına sıkı sıkıya bağlı kalmak gibi bir derdimiz yok. Müzik arşivinde Slayer, Alan Parsons Project, Hisarlı Ahmet ya da Markos Vamvakaris’i bir arada tutan insanlarız neticede.

Biraz biraz saykoldelik olduğunuzu da söyleyebilir miyiz?

Kesinlikle “biraz”… Daha fazla değil. Günümüzde, bizce gayet yanlış şekilde, Anadolu müziğine 70’ler funk-pop düzenlemesi yapıldığı anda bir “saykodelik” etiketi olay yerinde bitiveriyor. Sanırız, müzik pazarında daha dikkat çekici olmak adına, dünya çapında “tesadüfen” ortaklaşa alınmış bir karar. Anadolu pop ve Anadolu funk yeteri kadar açık bir tasvir iken, mikrofonda biraz açılmış “eko” efektine aldanmamak, kimseyi de aldatmamak isteriz. Kendimize “çok saykodelik” dersek, Baba Zula’ya, Replikas’a, Fairuz Derin Bulut’a ayıp etmiş oluruz.

Hayy, Rektefe albümünde en çok ses getiren olsa gerek. Sizi araştırdığımda herkesin bir “Hayy” sevgisi var. Neden bu kadar çok sevildi dersiniz?

Hayy’ın sözü ve müziği, bas gitaristimiz Hakan Görkem Bıyık’a ait. Şarkının tohum haline de, meyve vermiş haline de şahidiz. Albümdeki haline gelene kadar birçok aşamadan geçti hem söz hem de müzikal açıdan… Fırında diğer şarkılara göre daha uzun kaldığı için de bu kadar sevilmiş olabilir. Hem sözlerindeki mana hem de müzikal anlatımındaki tutku, karşı tarafa da geçebilmiş demek ki. İnsanların, hayatlarına giren kahramanları ya da kendi kahramanlık hayallerini özlediklerini de çıkarabiliriz.


Pek çok grubun gitmek için can attığı Sziget Festivali’ne de yolculuk yapmış bir grup olarak Türkiye’de yeterince tanınmak gibi bir derdiniz var mı?

“Yeterince tanınmak” durumunu çok dert edersek, keyif aldığımız müziği yapamayız. Keyif aldığımız müziği yapamazsak da yeterince tanınamayız. (Gülüyor.)

Bu açıklamayı sevdim! Madem festival dedik, yurt dışındaki festivallerde yaptığınız müziğin “elektrikli” olması onun daha çok sevilmesinde bir etken mi?

Uluslararası alanda ortak payda olan çalgıları ve müzik türlerini kullanıyorsanız, dünyanın çok farklı köşelerinde algılanmanız, ilgi bulmanız, dinlenmeniz daha kolaylaşacaktır. Yerellik dozu ne kadar artarsa, içinde olduğunuz proje o kadar “butik”leşecektir. Biz “dünya da bizi sevsin” diye bu çalgıları çalmıyoruz, 30 yıldır kulağımız 300 farklı yerde, elimiz de şu an çaldığımız çalgılarda olduğu için, elimizdeki malzemeyle yemeğimizi yapıyoruz. Birimiz rebap, birimiz kudüm, diğerimiz sipsi çalıyor olsaydı, onlarla keyfimize bakmaya devam eder, “daha çok sevilmek için araya global bir şey mi katsak” demezdik misal.

Müziğinizde “Ağabeylerim, ablalarım, ustalarım” dediğiniz kimler var?

Bizim coğrafyadan hepimizin malumu “öncü kuvvetler” var. Erkin Koray, Moğollar, Zafer Dilek, Mustafa Özkent, Selda Bağcan, Neşet Ertaş, Derdiyoklar… Sonraki nesilden Laço Tayfa, Asiaminor, Erkan Oğur, Baba Zula… Kimisi her şeyiyle, kimisi sadece müziğiyle, kimisi de fikirleri, inatları ve cesaretleriyle bize şevk vermeye devam ediyorlar.

Üçlü olmak nasıl? Birbirinizle iyi anlaşıyor musunuz? Stüdyoya sık sık girip bir şeyler çalar mısınız?

Üçlü, muhtemelen hepimizin en sevdiği müzik grubu şekli. “Az”ın bittiği, “çok”un başladığı yer, kimsenin yeri doldurulamaz ve herkesin üzerinde dolu dolu müzik yapabilmek adına, kalabalık gruplara göre daha büyük bir yük var. Bu yük tek kişi ya da 2 kişide de bu kadar büyük değildir. Normal şartlarda çok sık bir araya gelip prova yaparız ve provalarımızdan insanlara hatıra kayıtları sunmayı çok severiz.

“MÜZİK DÜNYASI MÜZİĞİ SEVMEDEN MÜZİK YAPANLARLA DOLU” 

Bunu neden sordum; çalgısız kulis provaları yapıyorsunuz. Müziğinize de neşeniz ve renkli ruhlarınız yansıyor muhtemelen. Nasıl bir uyum sizinki?

Bizim uyumumuzdaki en önemli sebep, hepimizin müziği çok seviyor oluşu. Bu cevap biraz garip gelebilir ilk başta ama emin olun, müzik dünyası, “müziği sevmeden müzik yapanlar” ile dolu. Biz müziğin getirdiği bir dolu acı-tatlı neticeyi değil, salt müziğin kendisini seviyoruz. Bu durum çalışımıza da şevk getiriyor ve bir süre sonra beden dillerimizi, müzik dillerimizi çok rahat okur hale geliyoruz. Hiçbirimizin haberi yokken, bir parçayı sahnede aynı anda, aynı yöne doğru değiştirebiliyoruz mesela.

Peki bizim coğrafyada en yakın zamanda bir konser görünüyor mu, ne dersiniz?

18 Eylül’de Fethiye Kayaköy Roots sahnesindeyiz. Sonrasında yine kapanmayı gerektirecek bir durum yaşanmazsa kaldığımız yerden devam…


Pandemi nasıl geçti, geçiyor? İstediğiniz kadar üretebildiniz, yaratıcı olabildiniz mi?

Pandemi süresince tek performansımız, geçen İstanbul Caz Festivali idi. İlk dönemlerde bir araya gelemedik ama uzaktan üretime devam ettik. İkinci albümümüz ve sıradaki single çalışmalarımız için düzenlemeler, kayıtlar yaptık. Konsersiz geçen zamanların acısını, bolca üretim ve bolca kısa-uzun vadeli plan yaparak çıkarmaya çalıştık.

Sizlerin müzik listesinde kimler var, neleri dinliyor, neler dinlemekten kaçıyorsunuz?

Bizim listemiz hem çok kabarık hem de çok karışık. Düzenlemelerimizde de bu karışık manzarayı duyabiliyorsunuz zaten. Progressive death metal, etnik caz, rebetiko, bozlaklar, arabesk, grunge, 70’ler funk-disko, minimalist elektronik vs… Moda olduğu için iliği kemiği emilen bazı müzik türlerinin, “trend” isimlerini dinleyemiyoruz. Dinlesek de genel olarak bir kulağımızdan girip, diğerinden çıkıyor.

Ajandakolik okurlarına Yasak Helva’dan son bir cümle gelsin…

Ajandakolik’e bu keyifli sorular için çok teşekkür ederiz. Dünya gittikçe daha garip ve korkunç bir hale yol alıyor. Her şeye rağmen hâlâ güzel, hâlâ keyifli, hâlâ şifalı kalan tek şeyse müzik. Durmadan müzik dinleyin, vazgeçmeden müzik yapın!

YASAK HELVA’DAN 100 YILLIK BİR İZMİR ŞARKISI: “TO DERVİSAKİ”

                                                     

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media