CEMİL KAVUKÇU: “ÇOCUKKEN BANA SUNULAN DÜNYA İLE BUGÜNÜN ÇOCUKLARINA BIRAKTIĞIMIZ DÜNYA ARASINDA DAĞLAR KADAR FARK VAR”

 


Türk öykücülüğünün değerli isimlerinden Cemil Kavukçu’nun Can Çocuk’tan çıkan macera romanı “İlginç Bir Şey Yapmalıyız“ı ilgiyle okumuştum bundan bir buçuk yıl kadar önce. Kavukçu, yine çocuklar için kaleme aldığı macera dolu ama bu defa fantastik edebiyatın da sınırlarında gezinen ve iklim krizi gibi yaşadığımız dünyanın en büyük sorunlarından birine değinen yeni romanı “Siyah Rüya Taşı”yla çıkageldi bu defa. Usta yazarla bu vesileyle sohbet etme imkanı buldum. Hem masasında okumak için onu bekleyen romanları öğrendim hem de genç Cemil Kavukçu’ya yazarlığın başında neler diyebileceğini… 

 

SÖYLEŞİ: NİLÜFER TÜRKOĞLU
nilufer@ajandakolik.com

Çocuklar için yazdığınız son kitabınız “Siyah Rüya Taşı”, iklim krizine dikkat çeken fantastik bir roman. Her şey baş karakter Emre’nin gizemli bir adama yardım etmesi ve bu yardım karşılığında siyah bir taşla ödüllendirilmesiyle başlıyor. Sonrası rüyalar rüyalar… diyeyim ve romanın çıkış öyküsünü size sorayım…
Çıkış öyküsü doğrudan o olmasa da ilk gençlik yıllarımda izlediğim bir filme kadar uzanıyor diyebilirim. 1968 yapımı, Charlton Heston’un baş rollerinde oynadığı Maymunlar Cehennemi filmini lise öğrencisi olduğum yıllarda izlemiştim. Finalde,  New York’taki Özgürlük Anıtı yana eğilmiş ve yarıya kadar denize gömülmüş olarak gösteriliyordu. Hikâyenin geçtiği yer gelecekteki dünyamızdı. Sarsılmıştım. Dünyamız başka güçler ya da uzaylılar tarafından istila edilmeyecekti ama o gün içime oturan korkunun izleri hiç silinmedi. Çünkü düşman dışarıda değil, içerideydi. Çocukken bana sunulan dünya ile bugünün çocuklarına bıraktığımız dünya arasında dağlar kadar fark var. Durum gittikçe daha da kötüleşiyor. Ama yine de karamsar olmamak gerek, zor da olsa bir çözümümüz hâlâ var olduğuna inanıyorum.

“DİDAKTİK OLMA KAYGISINDAN DOLAYI KİTABIN SON BİÇİMİNİ ALMASI DİĞER KİTAPLARIMA GÖRE DAHA UZUN SÜRDÜ”

Aslında bir anlamda bilim kurgu romanı da diyebiliriz sanırım “Siyah Rüya Taşı” için. İçinde zaman içinde yolculuklar var. Aslında bu bir bakıma rüyalar içinde zamanda yolculuk tabii… TİO isimli bir gezegen var, sonra uzaylılar…
Çocuklara, gelecekte onları bekleyen tehlikelerin altını çizmek için ilgilerini çekecek bir hikâye bulmam gerektiğini düşündüm. Siyah Rüya Taşı’nın temelleri yaklaşık dört yıl önce atıldı. Bu süre içinde hikâyede birçok değişiklikler yaptım. İçime sinen son biçimini alması diğer kitaplarıma göre daha uzun sürdü. Bunun nedeni de didaktik olma kaygısıydı. Çünkü çocuklar kurgu kitaplarında öğütten, öğretici tavırdan, bilgi aktarımından hoşlanmıyor. Ne kadar üstesinden gelebildim, bilemiyorum. Kararı çocuk okurlar verecek.

İklim değişikliği günümüzün bir gerçeği. Kitap da bunun üzerine kurulu. Çocuklara bu konulardan bahsederken nelere dikkat edilmeli?
Eskiden ‘Tabiat Bilgisi’ diye bir ders vardı. O derslerde doğayı nasıl korumamız gerektiği işleniyor muydu, anımsamıyorum. Şimdi, her zamankinden çok ihtiyacımız var böyle bir derse. Eğitimci değilim ama çevre bilincinin daha okul öncesinden başlatılması, anaokulu ve sonrasında geliştirilerek verilmesinin gerektiğine inanıyorum. Parklarda ‘çimenlere basmayın’ ya da ‘çimenlere basmak yasaktır’ diye yazmakla olacak iş değil bu.

Kitapta genç aktivist Greta Thunberg’e de rastlıyoruz. Artık 19 yaşında olan ve neredeyse çocuk denecek yaşta iklim değişikliği ile mücadele edilmesi gerektiği konusunda protestolarıyla tanınan Greta’nın etkisi romanınızda da yer buluyor hiç şüphesiz. Emre onu tanımayı çok istiyor, tıpkı dünyada ondan haberdar olan pek çok çocuk gibi. Greta’nın aktivizmini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Greta’yı romanıma çocuk yaşlarındaki haliyle konuk ettim. Onun aktivizmi tüm dünyaya yayılması ve gündemden düşmemesi gereken örnek bir çaba. Emre gibi, kitabı okuyan çocukların da Greta’yı tanıması, ne için mücadele ettiğini öğrenmelerini istedim.

Romanda 50 yıl sonra gelecekte bizleri neler beklediğine Emre’nin gördüğü rüyalar aracılığıyla ayna tutuyorsunuz. Dünya nüfusu hızla artıyor, diğer memeli, sürüngen ve balık türleri azalıyor, bazıları ise tamamen yok oluyor. Buzullar eriyor, Kuzey Kutbu diye bir yer kalmıyor. Ormanların yerini kurak bölgeler alıyor. Gerçekten kaçınılmaz son bu mu, hiç umut yok mu?
Son elli yılda doğa katliamında yaşananlar önümüzdeki elli yılda hangi boyutlara ulaşılacağının bir göstergesi. Bunun kaçınılmaz son olmaması yine bizim elimizde. Toprağın, suyun, havanın kirletilmesi konusunda bugünden itibaren önlemler alınmaya başlansa, uzun bir süreç de olsa doğa kendini yenileyebilecek ve birçok canlı türü yok olmaktan kurtulacak. Bu böyle devam ederse doğa bunun bedelini öderken bize de ağır bir biçimde ödetecek.

Umut demişken kitabınızda çocukların farkındalığı ve duyarlılığı sayesinde doğanın ihtiyaç duyduğu acil yardımı bulabileceğine dair bir inanç var. Yani umut tamamen çocukların eylemlerine bağlı. Toplum olarak bu konuda nasıl bilinçleneceğiz peki, çok eksiğiz, bilgisiz, siz ne düşünüyorsunuz?
Aileler çocuklarına iyi bir gelecek hazırlamak için ellerinden geleni yapıyor. Ama şunu çoğumuz düşünmüyor: Havası solunabilir, suyu içilebilir, toprağın sunduğu ürünleri yenebilir bir dünya kalmazsa maddi anlamda ‘iyi bir gelecek’ neye yarar? Yaşanabilir bir dünya için ne yapmalıyız ya da neleri yapmamalıyız sorusunu hepimizin sorması gerekiyor ki çocuklarımızı da bu bilinçle yetiştirelim. Önce ailede sonra okulda bu konu üzerinde titizlikle durulmalı. Greta gibi düşünen milyonlarca çocuğa ihtiyacımız var.

“40 YILLIK YAZARLIK YAŞAMIMIN SON 12 YILINDA ÇOCUKLAR İÇİN YAZMA CESARETİ BULABİLDİM”

Öykülüğün usta isimlerinden biri olarak çocuklara yazmak daha mı zor sizce? Konu seçimi, üslup, vs…
Kesinlikle daha zor. 40 yıllık yazarlık yaşamımın son 12 yılında çocuklar için yazma cesareti bulabildim. Genç bir yazar yaşlı birini anlatabilir; o dönemi yaşamamıştır ama çevresine gözlemlediği, dinlediği yaşlılar, yakınları vardır. Çocuklar için yazanlar ise o dönemi yaşamıştır, biliyordur. Ancak, onun çocukluğu ile bugünün çocukları aynı değildir artık. Gelişen teknoloji, değişen yaşam biçimleri ile farklı bir kuşak vardır karşılarında. Zorluk da burada başlıyor işte. Günümüz çocuklarının ilgisini çekecek, hayal dünyalarını ve yaratıcı güçlerini harekete geçirecek konular bulmak ve rahatça okuyacakları, sıkılmayacakları bir üslup kullanmanız gerekiyor.

Cemil Kavukçu’nun yazı masasını merak ediyor insan. Neler var üzerinde? Okunmayı bekleyen hangi kitaplar mesela?
Kitaplığımda uzun süredir duran ve hep ertelediğim J.M.Coetzee’nin otobiyografik özellikler taşıyan “Taşra Hayatından Manzaralar” kitabını okuduktan sonra külliyatına yönelme isteği duydum. Aralarında daha önce okuduklarım da olmak üzere Coetzee okuyorum şu sıralar. Vüs’at O. Bener’in toplu eserleri de masamın üzerinde. Kronolojik sıraya göre yeniden okumak ayrı bir keyif. Nabakov’un “Edebiyat ikinci okumadan sonra başlar,” saptamasını çok yerinde buluyorum.

Yazarlığa yeni başlayan Cemil Kavukçu’ya bugün en önemli kalemlerden biri olan Cemil Kavukçu ne der, tavsiyelerde bulunur mu?
İlk gençlik yıllarında yalnızca çeviri romanlar okumanın doğru olmadığını, Türk edebiyatına da yer vermesi gerektiğini söyler ve öyküyü neden küçümsediğini, okumadığını sorar. “Bu benim tercihim,” diyebilir ya da büyük olasılıkla cevap veremez. O yıllarda yazar olmayı aklından bile geçirmediğini ve içinde bir öykücünün uyuduğunu bilmediğini hatırlayınca sorusunun da yersiz olduğunu anlar. Öyküden hoşlanmamasının nedeninin onu okumayı ve çözümlemeyi bilmediğini geç de olsa öğrenir. Belki bu yüzden çokça zaman yitirmiş ve geç başlamıştır yazmaya. Yine de kızamaz. Cemil Kavukçu’nun Cemil Kavukçu’ya tavsiye edeceği pek bir şey yok gibidir.

Ajandakolik olarak yazarlara sorduğum klasik bir sorum var. Ajandanız ya da not defteriniz var mı, varsa içlerinde neler var?
Birden fazla defterim var. Birine, okuduğum kitaplardan beğendiğim cümleleri, paragrafları  (satır altlarını çizmeye kıyamadığımdan) yazıyorum. Bir başkasına gözlemlerimi, saptamalarımı, rüyalarımın bazılarını, bir anda aklıma gelen ve bir öyküye ait olacağını düşündüğüm cümleleri, beğendiğim filmlerle ilgili görüşlerimi yazıyorum. Her aralık ayının sonunda o yılın dökümünü yaptığım bir ajandam var. Birkaç kez denediğim ve sürdüremediğim için günlük tutmuyorum.

Bu aralar yeni bir roman üzerine çalışıyor musunuz? Biraz ipucu alalım mı sizden?
Siyah Rüya Taşı yeni çıktı. Ekim ayında da Boş Zamanlar başlıklı öykü kitabım yine Can Yayınları tarafından yayımlanacak. Bu arada iki öykü yazdım. Ufukta yeni bir kitap şimdilik görünmüyor.

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media