banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

Logo üzeri reklam

Ajandakolik

BAHAR HACIBEKTAŞOĞLU: “MANUKYAN’IN SANDALYESİ GENELEV TARAFINDAN BİZE HEDİYE EDİLDİ”


Bundan altı yıl önce genelev patroniçesi Manukyan’ın hayatını tek kişilik ‘Manukyan’ oyunu ile sahneye taşayan ve hâlâ oynama devam eden tiyatro oyuncusu, yazar Bahar Hacıbektaşoğlu ile ölüm yıldönümünde Manukyan’ı konuştuk. 


SÖYLEŞİ: NİLÜFER TÜRKOĞLU
nilufer@ajandakolik.com 

“Çalmıyorum, çırpmıyorum, sattığım kadınların vergisini son kuruşuna kadar ödüyorum. Demek ki namuslu bir vatandaşım.Yaptığım iş sosyal bir hizmettir.”

Matild Manukyan

***

Hatırlıyorum da çocukken haberlerde ismini sıkça duyduğum biriydi Manukyan. Kim olduğunu tam bilmiyordum ama ondan “patroniçe” ve “vergi rekortmeni” diye bahsedildiğini öğrenmiştim. Asıl adı Eveline Matild Chah Muradyan. Türk Ermenisi bu kadın, İstanbul’da bir dönem işlettiği genelevleriyle bir döneme damgasını vurdu. Tam 6 defa vergi rekortmeni oldu. Filmlere konu olacak sıra dışı bir hayat hikayesi var. İşte bu hayat, neredeyse altı yıldır tiyatro sahnesinde yeniden canlanıyor. “Manukyan” oyununun yazarı ve oyuncusu Bahar Hacıbektaşoğlu ile ölümünün 20. yılında 1990’lara adını yazdıran Matild Manukyan’ı anıyoruz.

“18 ŞUBAT’TA YANİ YARIN SAHNEDE OLACAĞIM”

Çok uzun zamandır sahnede “Manukyan”, öyle değil mi? Bugünlerde de oynuyorsunuz, üstelik pandemiye inat!

Evet, “Manukyan” 2015 Mart ayından  itibaren 6 sezondur sahnede. Pandeminin başladığı ilk gün oyun vardı; her ihtimale karşı belki seyirci gelir düşüncesi ile sahneye gittim ama seyirciyi karşılayamadık. Ne oluyor böyle derken yasaklarla birlikte uzun bir süre oyunu oynayamadıım. Bu ay tekrar oynamaya başlamanın heyecanı var. Prömiyer heyecanı gibi elim ayağım titreyerek sahneye koşuyorum. 18 Şubat’ta Kadıköy Perdesiz Sahne’de seyircisi ile buluşmaya devam ediyor.

Projeyi hatırlayalım, nereden geldi aklınıza genelev patroniçesi Manukyan’ı yazmak?

Çok değerli bir hikayesi var “Manukyan”’ın. Proje, sevgili Oğuzhan Toracı’ya ait. Bir gün evde tirat çalışıyordum, sanıyorum Hamlet’ten bir parçaydı ve Oğuzhan da beni izliyordu. Çalışmam bittikten sonra Oğuzhan’ı uzun uzun bana bakarken gördüm. “Ne oldu?” dedim. Bana artık bir şey yapma zamanımın geldiğini ve “Manukyan”ı oynayacağımı söyledi. Şaşırdım ve “Nasıl olacak, çok zor” dedim. Sonra hemen çalışmalara başladık. Zor bir sürece girdik. Hem metni kaleme alacaktım hem de Matild Manukyan’a can verecektik birlikte. Ciddi bir araştırma sürecinde buldum kendimi ve sonunda metni bitirdim. Daha çok araştırıp Manukyan’ın evine gidip kapısında oturduğum günleri dün gibi hatırlıyorum. Şaşaalı kapılar, kırmızı halılı merdivenler, kapılarında kabartmalı M&M logoları… Oldukça sessiz, bir o kadar da hâlâ görkemini koruyan kapılar. Orada da yazdım bir iki sahne. Oğuzhan da hiçbir şeye değişmeyeceğim bir hediye verdi bana. Projeyi hayata geçirmemi sağladı. Ona ne kadar teşekkür etsem az. Birlikte bir şeyler yaratmanın heyecanı ve derin duyguları vardı üzerimizde. Hayatımız, bu projeyi ortaya koyarken Matild Manukyan’dan ibaretti artık. Çok ama çok çalıştık.

Oyunda Matild ve Manukyan’ı yüzleştiriyorsunuz. Matild, gençliği, terk ettiği hayatı ve Manukyan, çoğumuzun tanıdığı o ünlü patroniçe ve yaşlılığı! Nasıl bir yüzleştirme oldu bu? Suçluluk mu, pişmanlık mı yoksa kızgınlık, öfke mi var içinde?

Oğuzhan ilk fikri verdiğinde; ölmeden önceki son bir saatinde Manukyan’ın kendisiyle yüzleşeceğini söyleyince müthiş bir heyecana kapıldım. Bu cümleye bir metin sığdırmak için gece gündüz çalıştım. Matild ve Manukyan bir araya gelecekti. Genelev patroniçesi olduktan sonra Matild ismini pek duymuyoruz. Matild, gazete haberlerinde, manşetlerde değil de yazılması gerek duyulan yerlerde yazılmış bir Matild. Manukyan’sa hep manşetlerde bize kendini tanıttı. Biz onu Manukyan olarak bildik yani. Matild ve Manukyan arasında ciddi bir yüzleşme var oyunda. Bu yüzleşmede ona çok zarar vermeden, ince ince yazmaya dikkat ettim.

Zarar derken? 

Zarardan kastım, bazı duyguları abartmadan, dozunda ve tadında vermek… Sizin de bildiğiniz gibi Matild Manukyan genelev patroniçesi olmadan önce döneminin en iyi ve başarılı terzilerindendi, hatta ustaydı diyebiliriz. Bu yüzleşmede “iğne” metaforu var. Delikler ve iğneler, kadınlar ve erkekler… Arkasında durduğu işin muazzam ağırlığı ve gururu. Yüzleşmesinde dağıldığı yerler oluyor elbette. Matild’in gelmesi, kadınlarını görmesi ve son olarak Tanrı ile konuştuğu final sahnesi. Manukyan’ın hayatı, bir iğne ve makineye sığan riskli bir hayattı.

Matild Manukyan, 17 Şubat 2001’de hayatını kaybetti.


“GENELEV  PATRONİÇESİ OLMAK HİÇ AKLINA GELİR MİYDİ? SANMIYORUM” 


İnanılmaz bir hayat gerçekten Manukyan’ınki. Aristokrat bir aileden gelip Notre Dame de Sion’da okuyup terziliğe soyunuyor. Daha sonra 37 genelevi işleten bir patroniçeye dönüşüyor. Üstelik vergi rekortmeni oluyor. Çok büyük bir mal varlığının da sahibi.  Aslında anlatılacak çok derin ve uzun bir hikâyesi var. Siz olay örgüsünü nereden başlayarak ele aldınız?

Olay örgüsü Oğuzhan fikri ilk söylediğinde belliydi. Yalnızca ölmeden önceki son saatinde kendisiyle, yaşadıklarıyla, kadınlarıyla ve en önemlisi Tanrı ile yüzleştiği bir bölüm üzerine oyunun tüm metni. Bu esastan ayrılmadım ve Manukyan’ı bu çatı altında sahnede tekrar var ettik. Herkesinkinden çok farklı bir hayat onunkisi. Genelev patroniçesi olmak hiç aklına gelir miydi? Sanmıyorum. Hayatının zor bir döneminde terziliğe dönüyor. Bir gün genelev patroniçesi olan bir kadın yüklü miktarda kıyafet diktiriyor Matild Manukyan’a. Bir süre sonra kadın kıyafetleri teslim alıyor ancak ödeme yapamayacağını ve ödeme yerine Karaköy’deki evlerine ortak olmasını ona teklif ediyor. Manukyan da bunu kabul ediyor ve böylece kısa sürede vergi rekortmenliği ile birlikte servetine servet katıyor. Bunu anlatmamın sebebi, Manukyan bir söyleşisinde  “Etek parasına imparatorluk kurdum” diyor. İşte metni yazarken bu hikâyeleri cımbızla çekerek aldık. Parçaları birleştirmek hiç kolay olmadı ama ben yerini bulduğuna inanıyorum. Makineler, iğneler, kumaşlar. Kadınlar, erkekler, yataklar gibi…



Tanrı’yla hesaplaşması dediniz… Neler oluyor orada? 

Ölmeden önceki son bir saati çok ağır ve yüzleşmesi gereken her şey ile yüzleşip Tanrı ile adeta günah çıkarıyor. Yüzleşmek her insan için zordur. Tanrı ile konuşurken diyor ki; Tahtımın arkası hep yüksekti. Kimse tutamadı. Dokunamadı. Kimsesizler sevdi beni. Kimsesizlere “Ana” oldum. Tek derdim buymuş. Ölüme inat! Affet Tanrım. Kadınlarıma ana oldum. Günahkâr mıyım? Öldürmedim hiçbirini, yaşatmadım da belki; güler miyim? Fakat ağlatmayacağıma eminim. Tanrım beraber uyur muyuz bilmem ama mahşerde uyanacağıma eminim” gibi oldukça dokunaklı bir metin oldu. Finalde Tanrı ile konuşurken  seyircinin çoğu kez ağladığına şahit oldum. Tanrı ile yüzleşmeden önce oyunda genelevdeki 5 kadınını da canlandırıyorum. Onları sahnede ağırlıyor ve yüzleşiyor. Finalde ise Manukyanı’ın hayatı deniz üstünde son buluyor. Annesi, babası, oğlu, kadınları ve Tanrı ile buluşması… Hayatı ile ilgili verdiği o titiz kararın değişimi ve büyüklüğü ile hesaplaşıyor.

“Ben namusumla kadın satıyorum” diye bir sözü var Manukyan’ın. Sizce bunun alt metninde ne var?

Matild Manukyan; 6 kez vergi rekortmeni olan bir genelev patroniçesi. Kendisi bir söyleşisinde bunu çok açık bir dille söylüyor. “Çalmıyorum, çırpmıyorum, sattığım kadınların vergisini son kuruşuna kadar ödüyorum. Demek ki namuslu bir vatandaşım.Yaptığım iş sosyal bir hizmettir. Toplumdaki patlamaları önlüyor. Polisler sık sık beni yakalıyor. Böyle giderse memleket vergi kaybına uğrayacak” diyor. Kaçmıyor. O bir genelev patroniçesi ve ciddi bir servete sahip. Tıpkı ciddi anlamda sahip olduğu kadınları gibi. Güçlü, yardımsever ve yaptığı işin arkasında dimdik duran çok sevilen Matild Manukyan.


Bu tip hikâyeleri yazarken çok ciddi bir araştırma, okuma, kaynaklara ulaşma gerekiyor. Sizin oyunu yaratım süreciniz nasıl gerçekleşti? Manukyan’ın ailesiyle  görüşebildiniz mi? Ya da kimlerle görüştünüz, aldığınız bilgiler neler oldu?

Evet, kaynaklarımdan bazıları gazete arşivleri ve internette yazılan haberler. Görüşmek istediğimiz insanlar bizi hiç geri çevirmedi. Görüştüğümüz kişilerden de çok güzel hikâyeler ve bilgiler aldık.Yaratım sürecim epey zorluydu. Örneğin yüzleşmeye nereden başlamalıydık… Çok zengin, çok derin bir hayata sahip Matild Manukyan. Bir sürü hikâye ile karşı karşıya kaldık. İnce bir çizgideydi, bıçak sırtı bir metin ve roldü. 87 yaşında öldü ama ölmeden önceki son saati olduğu için kendimi yaşlandıracak bir makyaj veya uygulamaya yapmadım. Rolü oynarken finale doğru oyunun örgüsüne göre oyunda hem Matild hem Manukyan, yalnızca Manukyan olarak yaşlanıyor. Kadınlar, kendi hayatı, ailesi, oğlu, torunları hepsi ile oyunda tekrar buluşuyor. Manukyan’ın ailesi oyundan haberdardı. Gala akşamı oğlu Kerope Çilingir sağlık sorunu yüzünden oyuna gelemedi, kuzeni Manuk Manukyan Londra’dan gelip oyunu izledi. Sonrasında da torunu Dora izledi. Oyunu çok beğendiler. Onların izlemesi ve yanımızda olmaları bizi daha da gururlandırdı.

“SEYİRCİ, MANUKYAN’IN RUHUNA KAÇ KADIN SIĞDIRDIĞINI İZLİYOR” 

Yazarken sizi en çok etikleyen şeyler neler oldu? Oyunlaştırırken zorlandığınız anlar oldu mu?

Yazarken en çok etkilendiğim tabii ki kendi hayatından sonra kadınları oldu. Düşünsenize onun çatısı altında yüzlerce kadın var. Öyle çok hikaye dinledim ki bir sürü kişiden onlarla ilgili… Eve girmiyordum. Hep Matild Manukyan’ın kapısına gidiyordum sanki oradaymış gibi, sanki orada bir şey varmış gibi. Aslına bakarsanız çok da yardımı oldu. Basite indirgenebilecek ya da alelade yazılabilecek bir metin olamazdı. Kadınları yazmak akabinde onları oynamak zordu. Tek bir ruha kaç tane kadın sığdırdığını izliyor seyirci.

Sahnede tek bir dekor var. O da sandalye.

Ah o sandalye… Hiç beklemediğimiz anda Manukyan’dan gelen hediye. Oyunun galası vardı ve davetiye bastırmamız gerekti. Oğuzhan bana “İlk açtığı genelevin kapı numarasını bastıralım” dedi. Ertesi gün koşa koşa Zürafa sokağa gittim, kapısında duruyorum, amacım fotoğraf çekmek fakat sokağa girmek mümkün değil. Çünkü başka evler hâlâçalışıyor.  Güvenlik izin vermedi tabii, kameralar var her yerde. Bir süre sonra bir beyefendi yanıma gelerek “Buyurun ne istiyorsunuz?” dedi. Manukyan’ın oyununu sahneye koyduğumuzu ve gala için ilk açtığı evin numarasını çekmem gerektiğini söyledim. “Mümkün değil!” dedi ve gitti. Ben ısrarla orada beklemeye devam ettim, saatlerce durdum. Sokağın işleyişini izlemeye koyuldum derken beyefendi bir süre sonra yanıma geldi, “ Bahar hanım, size Manukyan anamızın sandalyesini hediye edelim” dedi. Bir süre cevap veremedim. Altı üstü bir sandalye olabilir fakat Matild Manukyan’ın ofisindeki sandalyeydi. Böylelikle oradan o kapının numarasının fotoğrafını çekerek değil de Manukyan’ın sandalyesini alarak döndüm. Oğuzhan ile yaşadığımız bu hikâye çok değerli. O sandalye genelev tarafından bize hediye edilerek sahnedeki yerini aldı.

“MANUKYAN KENDİSİNİN OYNANMASINI İSTİYORDU” 

Manukyan yaşasaydı onunla karşılaşsanız ya da buluşsanız ona ne söylerdiniz?

Öncelikle kostümümü giyerdim ve gözlüklerimi takardım. Buluştuğumuzda benimle yüzleşmesini isterdim. Okuduklarımız ve anlatılanlar dışında hayatını bizzat ondan dinlemek muazzam bir an olabilirdi. Matild Manukyan’ın bize anlattığını hayal ettiğimde yine bugün yanımızda olurdu. Zaten yaşarken onunla yapılan söyleşilerde kendisinin oynanmasını istediğini söylüyordu. Hatta Nurseli İdiz’in onu oynamasını istemiş ama olamamış. Oğuzhan ile bu projeye hayat vermek çok ama çok özel.

Yazan siz olduğunuz için oynarken konuya hakimiyetiniz daha kolay olmuştur muhtemelen… Ama tek kişilik bir oyun her zaman daha zordur diye düşünür müsünüz?

Kolay bir metin yazdığım söylenemez. Tek kişilik oyun elbette zor; ciddi bir disiplin ve çalışma istiyor. Manukyan, bunun katbekat üstüne çıktı. Hâlâ çalışmaya özenle devam ediyorum. Oyun daima kendini yeniliyor ve var ediyor. Sahnede teksiniz. En ufak bir trakta ışık, müzik hepsi birbirine karışabiliyor. Başıma gelmedi değil, geldi. O durumu yönetmek de bir hayli zor. Kimsenin başına gelmesin tabii. Manukyan’ı oynarken büyüyorum, çalışıyorum, çalışıyorum, altından kalkmaya  çalışıyorum. Ve ortaya çıkan Manukyan’ı seviyorum.

Yeni bir biyografik oyun yazmayı düşünüyor musunuz? Ufukta var mı yeni projeler?

Evet, yine fikrin Oğuzhan Toracı’dan çıktığı yeni bir oyun var ve metni hazır. Heyecanla provaya girmeyi bekliyor.  Oynanmaya yakın seyircimiz ile paylaşacağız.

Peki, sahnede en çok oynamayı istediğiniz kim? Ben fiziksel olarak Yıldız Kenter’i oynayabileceğinizi düşündüm, ilk aklıma gelen bu oldu.

Çok teşekkür ederim.Söylediğiniz benim için çok özel gerçekten. Benzetmenize çok sevindim diyebilirim. Yıldız Hoca çok çok değerli, tarifsiz değeri var hepimiz için, öğrencileri, öğrettikleri, hayata kattıkları, bıraktıkları için… Elbette oynamak isterdim, bu benim için ikinci hediye olurdu. Belki bir gün, neden olmasın? Böyle bir proje gelirse gece gündüz demeden çalışırım, sahnede yatıp kalkabilirim.

Devletin sanata uzattığı yardım elinin bir etkisi olduğunu düşünüyor musunuz? Bir yanda müzisyenler intihar ederken diğer yandan bağımsız tiyatro yapmaya çalışan oyuncular, emekçiler epey zor günlerden geçmekte. Sizin yorumlarınız neler?

Çok zor ve ciddi bir sürecin içerisindeyiz ve ne yazık ki üzücü haberlerle karşılaşıyoruz. Açıkçası devlet yardımının bir etkisinin olduğunu  düşünmüyorum. Müzisyen ve oyuncular hem işini icra edecek, üretecek, ayakta kalacak hem de yaşayacak! Peki, bu nasıl olacak? Sanata emek veren, gece gündüz üreten, çabalayan, yıllarını oyunculuk ve müziğe adayan yüzlerce yetenekli sanatçı var. Bağımsız tiyatro yapmak kendi başına zaten zor, bir de buna pandemi süreci eklenince, zorluklar iyice çoğaldı. Ama biz sanatçılar bir şekilde üretiyor, üretmeye devam ediyoruz. Sesle, enstrünmanla oyunculukla ve/ya yazarlıkla  Bunlar çok değerli. Şu süreçte ekstra destek görmek elbette bizi sevindirirdi ama yeterli değil.

Pandemi günlerini nasıl değerlendiriyorsunuz, neler yapıyorsunuz?

Manukyan’a devam etmenin sevinci var. Sürekli çalışıyor ve yazıyorum. Yeni metni yazdım, onun heyecanı da katlandı. Şimdi programını yapmakla meşgulüm. İlerde paylaşacağız.   

YORUM YAP

You don't have permission to register