banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

Logo üzeri reklam

AMY WINEHOUSE ÖLDÜĞÜNDE ÇOK AĞLADIM


Ölümünün 10. yılında Amy’ye… 

Yazı: Nilüfer Türkoğlu
nilufer@ajandakolik.com 

Her güne en az iki Amy Winehouse haberinin düştüğü yıllardı. Benden beklenen, hangi skandala imza attığının haberini Türkçeye çevirmemdi. Daily Mail’den, The Sun ve Telegraph’tan gözümü ayırmıyordum. Ne yapsa olay oluyor, nereye gitse flaşlar patlıyor, tüm defolarını ortaya çıkarmak için an kolluyorlardı.

Kaçmış çorapları, 32 bedenli minicik şortu, abartılı kedi gözü makyajı, incecik bedeninden fırlayan iri memeleri ve kendine has stiliyle her an her yerdeydi. Onu öyle çok seviyordum ki ne sokakta sarhoş halleriyle düştüğü durumları ne Blake Civil ile yaşadığı kırık dökük rezil aşkı yazmayı istiyordum. Kendimce onu korumanın peşindeydim ben. İyi haberlerle onu “yaşatmanın”.

İçinde yaşadığı ülkenin gazeteleri onu darmaduman ederken bizim gazeteler de bundan geri kalmadı. Bir süre iştahla yazdılar: “Amy yine dağıttı. Amy aldatıldı. Amy konserde kendinden geçti.” Amy öldüğünde çok ağladım. Bir haber sitesinde onun haberlerini Türkçeye çeviren “editör hayran”ı olmanın ötesinde bir sahiplenişle, içim parçalanarak, bir yanım kesilmiş gibi. Bence dünya, 10 yıldır çok daha sıkıcı. Amy’siz olmamalıydı. #amywinehouse



ÖLDÜKTEN BİR YIL SONRA BUNLARI YAZDIM…

AMY WINEHOUSE ÖLDÜ DİYE BİR MESAJ…

23 Temmuz 2012

Ölümünden bu yana 365 gün geçmesine rağmen modern zamanın en çok dinlenen ve albümleri satılan İngiliz şarkıcıların başında geliyor Amy Winehouse. Hayranları, geçen 12 ay içinde 1,5 milyon albümden fazlasını aldı, almaya devam ediyor. Billie Holiday’in tahtına varis gösterilen bu siyahi sesli, kedi bakışlı, incecik kadını milyon dolarlık bir servet bağlamıyor artık elbet… (en azından kendisini) Onu ilgilendiren dünyanın Amy Winehouse ismini efsaneleştirmesi olurdu muhtemelen. Kırılgan ruhu biraz olsun canlanır ve kadehini lanetli 27 yaş(ın)a kaldırırdı!

Temmuz 2011’in uğursuz bir cumartesisinde telefona gelen mesajla uyandım! Akşamüstüydü ve Amy, Türkiye’den gideli sadece birkaç gün olmuştu. Hatta konserine gidememenin verdiği buruklukla uçağa biniş videosunun haberini yaparken korumalarının anlamsız tutumlarıyla içten içe dalga geçmiş, bir yıldızı korumak için ne kadar abarttıklarını düşünmüştüm!

Uyandım! Internet sitesinde editörlük yaptığım AHABER’in önemli durum ve olaylarla ilgili haberleri mesajla geçtiği o anlardan biriydi. Kuşkusuz dedim, ya bir futbol skoru ya da çılgın proje duyurusu! Tam da ‘sanatsal’ , ‘yaşamsal’ haberlerin okuyuculara mesajla gönderilmediğinden yakındığım o günlerden birinde titreşimiyle kanırttı sehpanın üzerini avaz avaz ‘sessiz’ telefon!

“Amy Winehouse öldü.”

Efendim?

Cümleyi bir daha okudum.

“Amy Winehouse öldü.”

Bammmm! Sanki cereyanda kalan kapılar birbirine çarpmış, sanki az önce biri gelip suratıma bir tokat atmış, sanki dünyadaki son kuşlar havalanmış gibi oldu! Ev, Oz Büyücüsü’ndeki Dorothy’nin evi gibi uçurumda kayboluyordu da tutamıyordum. Gözüm karardı, yüreğim kanadı, serseme döndüm! Gece tüm haber kanalları Amy Winehouse’un hayat hikayesini trajikleştirmek için elinden geleni yaparken bu ölüme yakıştırdıkları şarkısı da pekala ‘Back To Black’ olmuştu. Yaşadığı aşklar sorgulandı, ailesi ‘ahlaksızca’ suçlandı, 27 yaşında onun gibi çoğu uyuşturucudan ölen efsanelere selam gönderildi. Jim Morrison’a, Kurt Cobain’e, Janis’e falan…

Amy Winehouse’un ölümü, malzemesi bol, hüznü kolay, insanı darmaduman edecek bir güce sahipti. Hele ki onun hayranıysanız, yazılan çizilen her şeyi insanı buhrana sürükleyecek sıkıntılarla okumanız anlamına geliyordu. O günler böyle geçti… Amy’nin Tony Bennett’le yaptığı son düeti dolu dolu gözlerle dinleyip Fred Perry’ye tasarladığı puantiyeli elbiseleri bir kez daha severek… Soyadının alkolikliğiyle paralellik göstermesine şaşırıp zenci gırtlağına sahip bu 32 bedenli, kedi makyajlı, kabarık saçlı, tuhaf ama hiçbir şeye rağmen ‘çirkin’ cazibesini yitirmeyen kadını özleyerek…

 

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media