banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

Logo üzeri reklam

BEN FOGLE, VAHŞİ DOĞAYA KAÇANLARI AJANDAKOLİK’E ANLATTI

Ekranların en samimi belgeselcisi Ben Fogle, Ajandakolik’te…  Vahşi doğada yaşamayı başaran insanlarla yıllar sonra yeniden buluştuğu “Vahşi Yaşama Dönüş” serisinin ikinci sezonuyla izleyiciyle buluşan Fogle, macera dolu seyahatlerini ve hayran olduğu o cesur, sıra dışı insanları anlattı.

 

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu Sarıcan & Batuhan Sarıcan
nilufer@ajandakolik.com 
batusarican@gmail.com

Onun programlarını kaçırmamak bir alışkanlık haline geldi bizim evde! Yaban hayata kaçan insanları evlerinde ziyaret ettiği ve onlarla kısa bir süre yaşadığı “Vahşilerin Yaşam Alanları” (Where the Wild Men Are) ile keşfettik önce. Sonra da bu programın devamı olan “Vahşi Yaşama Dönüş” (Return to the Wild) serisiyle heyecanlı bir filmin peşinden gider gibiyiz. Her bölümde bambaşka hayatların içine dalıyor. İnsanlarla kurduğu dostluk ve onların yaşamlarına gösterdiği duyarlılık, bir televizyoncunun işini yapmasından ziyade daha ruhani bir derinlik taşıyor. Batuhan ve benim, Fogle ile yüz yüze tanışmak gibi bir hayalimiz var. Şimdilik onunla kıtalar arası yazışarak bir söyleşi yapıyoruz belki ama, bir gün vahşi doğada, bir yerlerde bir araya geliriz, kim bilir… 

Dünyayı dolaşıp yeni insanlarla tanışmak ve doğada olmak… Kariyerini tam olarak böyle mi hayal etmiş ve planlamıştın?

Babam gibi veteriner olmak istiyordum. Hayvanları çok seviyorum ve hep onlarla çalışmak istiyordum ama gerekli sınavları geçecek kadar akademik değildim.

Türkiye’de cumartesi günleri evimize birkaç saatliğine konuk oluyorsun. Seni izleyip mutlu oluyoruz. Ekrandaki birçok simanın aksine, senin samimi ve dost canlısı birisi olduğunu düşünüyoruz. Senin için samimiyet nedir?

Özgün olmanın önemli olduğuna inanıyorum. Dürüstlük ve doğruluğun kişiliğimin temel taşları olduğunu düşünmek isterim.

Ne kadar sıklıkla seyahat ediyorsun?

Pandemi öncesi iki haftada bir, bazen daha da sık seyahat ederdim. Gerçekten çok fazla. Hem sosyallik açısından hem de çevresel olarak da seyahat etmeyi seviyorum.


“GERÇEK ŞU Kİ SADECE DÜŞÜNCELERİNİZ KADAR MUTLUSUNUZ” 

Yabanda ziyaret ettiğin ve hayatlarının bir parçasını görme şansı yakaladığın bu insanların ortak özelliği ne sence? 

Onlar mutluluğun peşinden koştular. Pek çok insan mutluluğun bir varış noktası olduğunu düşünür ama gerçek şu ki siz sadece düşünceleriniz kadar mutlusunuz. Hayallerinizin peşinden gidin, bu ulaşılmaz mutluluğu bulacaksınız. 

Peki onlar mı seninle iletişime geçiyor yoksa seni mi onlarla? Programda yer alacak bu “vahşi doğa insanları”nı nasıl seçiyorsunuz? 

Karışık. Bazen insanlar benimle iletişime geçiyor. Ama aslında dünyanın birçok yerindeki tüm bu insanları araştıran harika bir araştırmacı ekibimiz var. En ilginç insanlar bulunmak istemezler. Onlar için “kraliyet mücevherleri” diyebilirim.

Ben Fogle ve ABD’nin Georgia yabanında kendi inşa ettiği ağaç evde yaşayan 70 yaşındaki Colbert Sturgeon, “Vahşi Yaşama Dönüş” programında yeniden bir araya geldi. 


Henüz tanışmadan yaptığın rutin bir hazırlık aşaması var mı? Öncesinde soru göndermek, vs. gibi? 

Birlikte çalıştığım ekip, bir araya geleceğimiz insanlarla birkaç hafta boyunca çevrimiçi veya varsa telefonla sohbet ederek geçiriyor. Ama genellikle telefon olmuyor o yüzden bazen mektupla yazışmalar veya ön bir ziyaret olabiliyor.

Bir programında vahşi doğada bir virüs ya da bakteri yüzünden rahatsızlandığını anlatmıştın. Bu hastalık deneyimi, seni sonraki programlarda daha temkinli biri yaptı mı?

Leishmaniasis isminde et yiyen paraziter bir hastalığa yakalandım Güney Afrika’da. Yüzümün neredeyse yarısını kaybediyordum. Böcek ısırıklarına karşı her zamanki önlemleri almıştım aslında. Sıtma ilacı da olmuştum. Bu hastalıktan  kurtulmak için iki kür kemoterapiye ihtiyacım oldu. Hayır, beni daha temkinli yapmadı ama doğaya, ormana daha saygılı biri yaptı.

Keşke gitmeseydim dediğiniz bir yer olmuş muydu  ya da bir sebeple erken döndüğün?

Asla olmadı. Her birini benzersiz ve büyüleyici buluyorum. 

Kendi en mutlu hissettiğin ya da sana ilham veren program hangisiydi?

Aslında çok çok fazla var. Hindistan’da yaşayan Steve Lall, Norveç’te Randi Skaug ve Hırvatistan’da kendi yaptığı ağaç evde yaşayan Nikola Boric aklıma ilk gelenler.

“Vahşilerin Yaşam Alanları” programının devamı niteliğinde olan “Vahşi Yaşama Dönüş” programını yapma fikri ne zaman oluştu?

İnsanların nasıl geçindiğini görmenin ilginç olacağını düşündük. Makul bir sürenin geçmesine izin vermemiz gerekiyordu ve beş yıl iyi bir süre gibi görünüyordu.

Cevabını tahmin ettiğimiz bir soru soracağız: Şimdilerde doğa ve orada yaşayan insanlarla tanışmak sana, ilk programlarındaki deneyimler kadar heyecan veriyor mu?

Onlarla tanışmayı seviyorum. Evlerine ve hayatlarına davet edildiğim için kendimi çok ayrıcalıklı ve gururlu hissediyorum. Bir televizyon ekibinin bir hafta boyunca vahşi hayatınıza dahil olmasına izin vermek çok cesurca.

 

Ben Fogle ve “Vahşi Ada” ismini verdikleri adalarında yaşayan Jim Alston ve Kim Nguyen, üç yıl sonra yan yana…

Aradan geçen bunca yıldan sonra, ilk programından bugüne, sende doğaya bakış anlamında neler değişti? Ve kendinde ne gibi değişiklikler görüyorsun?

Buna yaşadığımız gezegene saygılı olmak cevabını verebilirim. Ziyaret ettiğim herkes, kısmen de olsa sonuçlarına katlanacakları gerçeklerden dolayı yaşadıkları çevreye çok önem veriyor.

Yeni Zelanda’daki Amber ile Andy çiftine konuk olduğun programda, “Biz plan bağımlısı insanlarız ama bu insanlar özgürlüğün tadını çıkarıyor,” demiştin. 

Evet, çoğumuz plan yapmayı seviyoruz. Günlerin ve saatlerin kölesiyiz. Amber ve Andy gibi ziyaret ettiğim kişilerin çoğu gelenekleri terk etti ve bunun sonucunda daha özgürleştiler. 

Bir aile kurmasaydın vahşi doğada yaşamak ister miydin? 

Muhtemelen Finlandiya ya da Norveç açıklarında bir adada yaşıyor olurdum.

Doğada yaşam konusunda çok fazla deneyim sahibisin. Yerinde birçok gözlem yaptın. Kendini, ailenle birlikte doğada yaşam planlarken buluyor musun? 

Kendi ailemle denemeyi çok isterim. Bir keresinde bir televizyon programı için İskoçya’nın Dış Hebridleri’nde ıssız bir adada bir yıl geçirdim. Çok sevdim ve her zaman bir gün kendi çocuklarımı benzer bir ortamda büyüteceğimi düşündüm.

Peki mümkün olsa nerede yaşamak ve nasıl bir doğada yaşam pratiği edinmek isterdin?

Bir adada yaşamak isterdim. Ama tropikal bir adada değil, yakıt, yiyecek ve barınak bulabileceğiniz bir yerde. Tüm mevsimlerin yaşandığı ve geniş bir topluluğa sahip bir adada. Bir münzevi olsanız bile topluluk önemlidir

Ziyaret ettiğin ailelere, çocukların eğitimi ve sosyallikleriyle ilgili de sorular soruyorsun. Sence evde, doğanın içinde birebir eğitim, şehirdeki örgün eğitimlere göre daha iyi bir seçenek olabilir mi?

Kesinlikle. İngiltere’de ormanlarda eğitime doğru büyük bir hareket var. Çocuklarımın ve diğerlerinin sınıf dışında daha fazla zaman geçirmesini isterim. Bir eğitim devrimine ihtiyacımız var.

Doğaya kaçış ilişkileri kötü etkiliyor olabilir mi? Ne düşünüyorsun? 

Bir ilişkiyi kurabilir veya bozabilir. Böyle bir yaşam, bir çift üzerinde büyük bir baskı oluşturur. Ama diğer insanlar olmadan zorlu bir ortamda sevdiğin insanla birlikte yaşamanın ve çalışmanın samimiyetini de ilişkiler için sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Bu, karşılıklı saygıyı besler.

Henry David Thoreau’nun “Walden” eserini okudun mu?

Evet, hem de iki defa okudum ve bende derin izler bıraktı.


“KENDİMİ BİR HİKAYE ANLATICISI OLARAK TANIMLAMAK İSTİYORUM”

Tüm bu yaşadıkların, gördüklerin seni yazmaya da teşvik ediyor.

Etmez mi! Yarım düzineden fazla kitap yazdım. Her zaman gittiğim yerlerden ve tanıştığım insanlardan ilham alıyorum. Kendimi bir “Hikaye Anlatıcısı” olarak tanımlamak istiyorum.

Bunca zaman sonra doğadan neler öğrendiğini söyleyebilirsin?

Meraklı olmayı, açık fikirli olmayı ve insanları asla yargılamamayı öğrendiğimi söyleyebilirim. Varsayımlarda bulunmak için çok hızlıyız. Asla yargılayıcı olmayın.

Bazen yalnız hissetmek de bunun bir parçası mı?

Elbette! Kendinizi yalnız hissetmedikçe birlikteliklerin gücünü anlayamazsınız.

Arada hayatın altını üstüne getirmek belki de daha iyi… 

Evet, kesinlikle! Risk alın ve hayatınızı yaşayın. Hayatınıza günleri değil, günlerinize hayatı ekleyin.

15 yıl önceki Ben Fogle ve şimdikinin arasında nasıl bir fark var dersin?

Daha sakin ve mutluyum. Bedenimin içinde artık daha özgüvenliyim.

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media