banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

Logo üzeri reklam

Ajandakolik

YENER ÇEVİK: “BİZLERİ BİZDEN AYIRAN TEK ŞEY SAYI”

Fotoğraf: Özkan Özdemir


İlk rap kaydını “Liseli Genç” ile 1995’te alan ve o günden bugüne dur durak bilmeden rap müzik yapan Sokak Dili ve Edebiyatı ozanı Yener Çevik’le birlikteyiz. O, İzmir’deki balkonunda biz de İstanbul’daki çalışma masamızda bugünden eskilere doğru süzülüyoruz. Müziğindeki sample ve liriklerin uyumu, bir MC olarak tempo ve duraklara hakimiyeti, arabeski moda olsun diye değil, ilk gençliğinden bu yana dinlediği ve özümsediği için rap ile harmanlayan Yener, Ajandakolik’te
.

Söyleşi: Batuhan Sarıcan
batuhan@ajandakolik.com

 

Yolda bir parça var: Yıkıla Yıkıla! Hikâyesini senden dinleyelim.

Yıkıla Yıkıla geliyor; şarkı her şeyiyle elimizde. 22 Ocak’ta tüm dijital platformlarda. Yıkıla Yıkıla, yıkılmadığımızın bir şarkısı aslında. İnsanlar pandemiden dolayı yıkık; işçi işine gidemiyor, öğretmen okuluna, müzisyen sahnesine, doktor çocuğuna hasret. Yıkıla yıkıla bunu anlatıyor. Aynı zamanda umudu da içinde taşıyor. “Mutlu olmadan ölmeyeceğiz devamke” diye bir ifade var burada; o direnişin parçası bu.

Yeni albüm geliyor mu yakın zamanda?

Albüm çalışması yok. Ancak durmuyoruz; 14 Şubat’ta Sarı Kız geliyor. Eşim için yazdım, söyledim. Ondan sonra elimde hazır olan Le Le Le diye bir parça var. Sürprizler devam edecek. Sürpriz olmayan tek şey sound, yine arabesk hep arabesk. Arabesk kral.

Son zamanlarda -özellikle film ve diziler sayesinde- arabeske ilginin arttığını görüyoruz. Bunu öze dönüş olarak mı görüyorsun yoksa arabeskin popüler kültüre alet edilmesi olarak mı yorumluyorsun?

Arabeskçiler ile şu an arabeske merak salan ve popülerliği sebebiyle dinleyenler arasında büyük fark var. Ben ve beni dinleyenler ciddi arabeskçi bir tayfa. Arabeski sonradan kabullenmiş değiller. Bildiğiniz gibi arabesk bu ülkede fişlenmiş bir müzik. Unutulmasın: “Arabesk” kelimesi elitist bir ifade değildir. Zamanında elitistlerin reddettiği bir müzik ve kültürdür. Ama dediğin gibi son zamanlarda onların da bünyelerine girdi. Çünkü kimse Michael Jackson ve Madonna ile büyümedi bu ülkede. Yanlış anlaşılmasın, bu isimleri hepimiz dinlemiş olabiliriz. Pink Floyd’dan The Doors’a, Sting’e kadar dinledik ama bizim özümüz Müslüm Gürses, Ferdi Tayfur, İbrahim Tatlıses, Bergen’dir. Arabesk bu ülkenin müziğidir. Şöyle düşün: Bir çocuğun var. Bu çocuğu kabul etmemek için elinden geleni yapıyorsun ama o senin çocuğun, onu kabul etmek zorundasın.

Müslüm filmini beğendin mi?

Ağır bir Müslümcü olarak beğenmedim. Daha doğrusu Müslüm Gürses’in şarkılarının başka biri tarafından yorumlanıp bunun dijital mecralarda “satılması” hoşuma gitmedi. Ama Timuçin Esen’in oyunculuğu çok iyi, ona laf yok; büyük emeği var. Eleştirdiğim tek yan, Müslüm Gürses’in şarkılarının o kişiye okutturulması.

1980’lerin sonu ve 90’ların başında Afrika kökenli Amerikalılar, kendilerine yapılan zulme, yalnızlaştırılmalarına getto rap ile karşı çıkmışlardı. Türkiye’de de varoşlarda, kenar mahallelerde yaşayan insanların isyanına ses bulduğu müzik türü arabesk rap. Bu açından arabesk ile rap arasında nasıl bir ilişki kuruyorsun?

Ötelenen insanların, dertlerini şiddetle değil de müzikle anlatması açısından bir bağdaşma söz konusu olabilir. Rap müziğin de çıkış noktası burası zaten. Hip Hop kültürü şiddete başvurmayıp derdini sanatla anlatmayı gerektirir. Ben mesela, varoşlardaki insanların sosyolojik ve sosyopolitik durumlarını, arabesk ritimlerle anlatıyorum. Bu benim stilim. Sokak Dili ve Edebiyatı diye vurguladığım şey bu.

Yener’in rap müzikle tanışmasına vesile olan üç şey: 1989’da izlediği Fat Boys dizisi, abisi sayesinde kasetten dinlediği RUN DMC ve gurbetçi Islamic Force grubuyla tanışması.

“Dinlediğim müzikle yapmak istediğim müziği birleştirince ortaya Yener Çevik üslubu çıktı”

Arabesk sample’larına söz yazarak rap müzikte kendi üslubunu oluşturdun. Bu özgün harmanın ortaya çıkışını merak ediyoruz.

1989’da TRT’de bir dizi izlemiştim: The Fat Boys. Orada üç siyahiden oluşan Brooklyn’li bir rap müzik grubu vardı. Abimden onların kasetini istemiştim. Abim de onların kasetini bulamamış, gidip yine üç siyahiden oluşan başka bir grubun kasetini getirmişti: RUN DMC! Onları dinleyerek başladık. Sonra abim bana Malcolm X’in kitabını aldı. Dedi ki dinlediğin müziğin kitabı bu. Baktık aynı dertleri yaşıyorlar. Apayrı coğrafyalarda apayrı yerlerde dertler ortak. Derken sene 1993’de ilk Türkçe rap kaydının sahibi Islamic Force’un albümü geldi elimize. Rahmetli Boe B var, (Killa) Hakan abi de grupta. Ben de başladım şarkılarını deftere yazmaya, beraber söylemeye. Daha o sırada Karakan ve Cartel yok. Tabii rap dinliyorum ama benim dinlediğim asıl müzik arabesk. Dinlediğim müzikle yapmak istediğim müziği birleştirince de böyle bir sound çıktı. Bu yolda devam ediyoruz.

İlk rap kaydını ne zaman almıştın?

O sıra bir şarkının kaydını 1 ayda alabilmiştim. İstanbul’da simit derler, biz İzmir’de gevrek diyoruz. Ben burada gevrek satıyordum. 1 haftada sattığım gevrek parası, 1 saatlik stüdyo parasına yetiyordu. O ilk parça da Liseli Genç.

İlk kaydını eline aldığında neler hissetmiştin?

Müthiş bir heyecandı. Sonuçta bir şeyi hayal ediyorsunuz. Gerçekleşmesi için günlerce çabalıyorsunuz. O hayalinizin gerçekleştiğini görmek de tarif edilemez bir duygu oluyor; hiçbir kitapta yazılamayacak bir duygu.

“Paranın değiştiremeyeceği bir müzik yapıyorum.”

Senin herkes tarafından dinlenip tanınman aslında Çöktü Gece’yle gerçekleşti sanıyorum. O günden bugüne bir bakalım, neler değişti?

Değişen tek şey zamanın kendisiydi aslında. Bir de tabii kazandıklarımız ve öğretilerimiz değişti. Duygu ve maneviyat açısından değişen bir şey yok. Ben zaten paranın değiştiremeyeceği bir müzik yapıyorum. (O sırada sokaktan geçen birinin arabasında Yener çalıyor.)

Peki bu süreçte Türkçe Rap’te değişen neler oldu? Malum eskiden internet yoktu ve isteyen herkes çıkıp istediğini söyleyip yayınlayamıyordu. Sen 1995’ten beri rap müzik yapıyorsun, bu süreçte kötüye gidiş gözlemliyor musun?

Herkesin kendi seçkisi sonuçta. Biri şu müziği yapmak istemiştir, karşılığında dinleyeni de varsa kötüye gidişten bahsetmek zor.

Niteliksiz bir iş var diyelim ortada ve bu belki nitelikli işten daha fazla izleniyor ve beğeniliyor.

Demek ki onun alıcısı daha fazla derim. Buna bakmamak lazım. Kimin ne kadar tık aldığın bakarsak yandık. Adam gitmiş Chopin’in güzelim klasik eserlerine 85.000 dislike yapmış. Chopin’den bahsediyoruz. Benzer durumla Beethoven’da da karşılaştım. Ne diyebilirim ki. Bu insanlara ne anlatabilirsin ki. Klasik müzik eserlerinin hiçbiri Rain Man kadar tık almamış düşünsene. (Kahkaha atıyoruz.) İzleme ve beğeni sayılarına bakmamak lazım.

Klasik müzikle aran nasıl?

Eşimle yemek yerken dinliyoruz. Batı Klasikleri’ni dinliyoruz daha çok; Beethoven, Mozart… Dinlendiriyor, motivasyonu artırıyor. (O sırada eşi Safir, Mozart’ın Türk Marşı olarak bildiğimiz “Rondo Alla Turca” sonatını açıyor, söyleşi devam ediyor.) Bu arada eşim Safir’le yaptığımız bir parça var: Duvar. 4 ödül aldık. Şubat 17’de bir ödül daha geliyor. Safir’in yeni soloları da yolda. Albümdeki parçalar da hazırdı ama malum pandemi olunca insanların müzik dinleyecek hali kalmadı.

Pandemi demişken sizi nasıl etkilediğini de kayıtlara düşelim. Eve kapanma dönemi üretiminizi artırdı mı?

Ürettiklerimizi sunamıyoruz ki. İnsanların geçim derdi var. Adam dolabını dolduramıyor, çocuk okula gidemiyor. Yani insanların bizi dinleyecek hali kalmadı. Hal böyle olunca da ürettiklerimizi sunamıyoruz daha. Ama çalışmaya devam ediyoruz tabii ki.

“Âşık Halk Edebiyatı ve müziği beni çok etkilemiştir”

Söz yazımına girelim. Önce sözü yazıyorsun da ritim sonradan mı geliyor yoksa sözü belirleyen ritim mi oluyor?

Ben önce sample’ı buluyorum. Nasıl bir melodi üzerine şarkımı yazmak istediğimi kafamda belirliyorum. Sonra prodüktöre altyapıyı yaptırıyorum. Sözü de stüdyoda yazıyorum. Önceden yazmış olduğum bir söz olmuyor yani.

Mesela yolda yürürken, otobüs durağında veya evde aklına bir şey gelip yazdığın olmuyor mu?

Öyle not aldığımız oluyor tabii ki. Ama şarkıyı baştan aşağı yazmıyorum.

Müziğinde sosyal konulara değindiğini görüyoruz; kentsel dönüşüm olsun geçim derdi olsun. Yazarken seni hangi duygu veya edimler harekete geçiriyor?

Ben şarkılarımı sosyolojik olay ve durumlara göre yazıyorum. Empati kuruyorum. Bunun için de sık sık gözlem yapıyorum. Kahvede, berberde, sokakta duruyor ve gözlem yapıyorum. Sonra da gördüklerim içimde birikiyor ve bir gün şarkı oluyor.

Sözünü ve müziğini en çok etkileyenler kimler oldu?

Âşık Halk Edebiyatı ve müziği beni çok etkilemiştir. Kimler dersen Âşık Daimi, Nesîmî, Pir Sultan Abdal, Yunus Emre, Dede Korkut deriz, sayarız da sayarız.

Söz yazmak isteyen, rap müziğe, Hip Hop kültürüne ilgisi ve yeteneği olan gençlere ne tavsiye edersin?

Kendileri olsunlar. Kendi hayatlarından kaleme alsınlar. Bir sihir dünyasını anlatmasınlar. Çünkü o dünya tabi değil yapay duruyor. Evlerine otobüsle Akbil ile gidiyorlarsa onu yazsınlar, lüks arabalarla dolu şov dünyasını yazmasınlar. Kendisi olan kazanır.

Rap müzik yapmak isteyenler, stüdyo ve ekipman masraflarını düşünüp cayıyor olabilir. Bir yanda da hayat. Sence rap müzikle geçinmek mümkün mü?

Mümkün. Ama tabii ki bu daha yeni yeni mümkün olmaya başladı. Bir de tabii geçinirsin ama nasıl geçindiğine bağlı.

Yazımından kaydına, bir parçanın tastamam olduğunu ne zaman anlıyorsun? Sana göre bir rap kaydını ne mükemmel yapar?

İnsanın kendi içinde bir mükemmellik algısı oluyor; hissiyatın ve ruhun varsa anlıyorsun. Yoksa istersen trilyonluk stüdyoya gir bir şey çıkmaz.

“Gerçekten kaçmak, yüzleşmek istemedikleri için bize ana akım medyada yer vermiyorlar”

Sana göre sektördeki en büyük sıkıntı…

En büyük sıkıntı ana akım medya; yer vermiyor bize. Bu yüzden de biz de gücümüzü internetten aldık. Ama aşılamayacak bir sorun yok. Onlar bize yer vermiyor, biz de kendi YouTube kanalımızı açıp oradan yayılıyoruz.

Ana akım medya size niçin yer vermiyor?

Çünkü sihir dünyasını anlatmıyoruz. Mesela biz, eve ayakkabıyla girilen, lüks otomobillere binilen, holdinglerde fink atılan şaşalı bir dünyada yaşamıyoruz. Müziğimizde de buna yer vermiyoruz. Biz, ciddi anlamda hayat mücadelesi veren insanların müziğini yapıyoruz. Belki de bu yüzden kabul görmüyoruz. Gerçekten kaçmak, yüzleşmek istemedikleri için bize ana akım medyada yer vermiyorlar.

Zaman makinesi icat edilse geçmişe dönüp kiminle düet yapmak isterdin?

Çok var ama rahmetli Müslüm Baba ile müzik yapmayı çok isterdim. Barış Manço ile birebir müzik yapmayı çok isterdim. Neşet Ertaş hakeza. Tek hakkım varsa hepsiyle bir araya gelip yan yana bir parçayı okumak isterdim.

“Barış Manço hayatımı değiştirmiştir”

Aralarında hiç yüz yüze tanıştığın var mı?

Yok maalesef. Bir tek 2000 yılında Karşıyaka Festivali’nde Barış Manço’nun alt grubu olarak çıkmıştık. Orada görmek nasip oldu. Çok da severim onu, hayatımı değiştirmiştir. Evimizde her pazar dinliyorduk onu. O hepimize 10 puan verdi zamanında. Şimdi hiçbir jürinin karşısında oy dilenmeyiz.

Etraf isimli parçanda “Seni benden beni senden say / Bizleri bizden ayıran şey sayı” diyorsun. Bu bana Bektaşi geleneğini çağrıştırıyor: Bir olmak, birlik olmak.

Evet orada Bektaşilik geleneğinden bahsettim. Her ne kadar kabul edilmese de biz toplum olarak özünde Bektaşilik felsefesiyle yaşayan insanlarız aslında. Parçada bununla birlikte hem şu anki zamanı hem de günümüz sosyal medyasını anlattım. Bizleri bizden ayıran şey din, dil veya ırk değil bence. O yüzden o cümleyi yazdım: “Seni benden beni senden say.” Bak biz biriz şeklinde. “Bizleri bizden ayıran şey sayı / Paralarınızı, like’larınızı sayın / Şu Instagram kapansa çoğu kayıp.” Sayı bizi niye ayırıyor ki? Biz biriz. Kimimiz 1920’de kimimiz 1980’de doğmuş; bizleri ayıran şey sayı. Birimiz ikinci katta birimiz beşinci katta; bizleri ayıran şey sayı. Birimiz 80 numaralı otobüsle birimiz 100 numaralı otobüsle eve gidiyor; bizleri ayıran şey sayı. Birimiz 34 birimiz 35 plaka. Birimiz bilmem kaç milyon izleniyor birimiz belki bin. Anlatmak istediğim buydu. “Seni benden beni senden say / Bizleri bizden ayıran şey sayı.”

Bir olmak demişken rap müzikte de bir ayrışma söz konusu; “Ben Cezacıyım sen Sagopacısın” tarzında kutuplaşmalara ve herkesin birbirine olur olmaz diss atmasına ne diyorsun?

Bu tip ayrışmalar benim kapsama alanımın dışında. Çünkü benim derdim başka, hayata dair anlattığım şeyler var. Kişilerle sorunum olmaz benim. Bir kişiyle dolduramam şarkımı.

Rock ile rap arasında da hep bir çekişme var gibi gösteriliyor. Mesela senin rock müzikle aran nasıl?

Kulak faşisti olmaya gerek yok. O an seni ne mutlu ediyorsa ne dinlemek istiyorsan onu dinlersin. Bu bazen Türk Halk Müziği olur bazen rock olur rap olur, tekno da olur hiç fark etmez. Ben mesela aralıklarla döner Moğollar’ı Kurtalan Ekspres’i dinlerim; Cem Karaca ve Erkin Koray’ı… Anadolu Rock müziği iyidir. Derdiyoklar var mesela. Rock müzik demişken en önemli rock virtüözlerinden Yavuz Çetin’i de unutmayalım; kendisini köprüden atmıştı. Onu da anmadan geçmeyelim. Kurt Cobain tişörtüyle dolaşan arkadaşlar Yavuz Çetin’i de bilsin isterim.

“Amacım mahallemdeki çocuklara rol model olabilmek”

Doğup büyüdüğün mahalle senin için çok önemli. Çocuklara örnek olmak istiyorsun. Öyle ki sentetik uyuşturucuya karşı daha 1995’teki ilk parçan Lise Genç’ten beri her fırsatta sesini yükseltiyorsun.

En büyük amacım, mahallemdeki çocuklara rol model olabilmek. Mesela gidip kavgaya pisliğe bulaşmak yerine yanıma gelip yazdıklarını gösteriyorlar. Acayip mutlu oluyorum. Sentetik uyuşturucuya da kesinlikle HAYIR! Her zaman karşı çıktım. İzmir’deki kardeşlerimiz de bu işin peşindeler. Allah kimseyi düşürmesin, düşeni de kurtarsın. Rap yapsınlar, uyuşturucudan uzak dursunlar.

Şimdi tek soru tek cevap gidelim. Müzikten geriye kalan zamanda yaptığın bir şey.

Matkapla duvar delmek.

Rap tarihinin şüphesiz en büyük çekişmesi Tupac (sağda) ile Notorious B.I.G olarak da bilinen Biggie (solda) arasındaydı. İkili arasındaki gerilimin yanı sıra hayran kitleleri de ikiye bölünmüştü. Tupac’ın 13 Eylül 1996’da Las Vegas, Nevada’da suikaste uğramasının ardından B.I.G’nin sonu da meslektaşı gibi olacak o da 9 Mart 1997’de Los Angeles, Kaliforniya’da öldürülecekti. Bugün rap müzikten gerçekten anlayan kesimler bu iki isimden birini seçmek yerine ikisinin de şairliğine saygı duyar, dinler.

Old school mu new school mu?

Kesinlikle Old school.

Tupac mı Notorious BIG mi?

İkisi de! Yalnız burayı biraz açalım. İkisi de çok önemli şair. Mesela BIG’nin en büyük özelliği stüdyoda yazmasıydı, ben de onun gibi yapıyorum. Tupac da çok iyi şair. Birini sevip diğerini yok sayma, ikisini birbirinden ayrıştırma, birbirine kırdırma düşüncesi tam bir salaklık.

Walkman mi CD çalar mı?

İkisi de var elimde ama ben pikap diyorum. Onun tadı hiçbirinde yok. Olsa da dinlesek.

Sek mi buzlu mu?

Buzsuz ama soğuk suyla. Bu arada rakı da B*ylerb*yi Göbek, şekersizdir. Diyeceksin ki Yener doğru dedi.

Yanına su mu şalgam mı?

Su

Ajandakolik’ten 11 Yener Çevik parçası önerisi

– Gönlündekileri Gördüm

– Hatıra feat. Nasihat

– Hüznü Hecem

– Retsin feat. Ceza (Prod. Anıl Savaş Kılıç)

– Duvar feat. Safir

– Bi İnce

– Liseli Genç

– Etraf

– Deplasmanda Maç

– Tablo feat. Eypio, Hayki (Prod. Nasihat)

– Çöktü Gece

YORUM YAP

You don't have permission to register