banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

Logo üzeri reklam

YEMEK YERKEN DÜNYA’YI KURTARMAK MÜMKÜN!

Dr. Hannah Fry


Tarladan çatala gıda, iklim değişikliğine neden olan büyük bir sera gazı emisyonu kaynağı. Yani ağzımıza attığımız her lokmanın çevreye büyük etkisi var. BBC Earth’ün 6 Mart 22.20’de yayınlanan eğlenceli ve ufuk açıcı programı Gezegeni Kurtaracak Ziyafet: Eco Feast (Eat to Save the Planet)  kapsamında Şef Gregg Wallace ve Matematikçi Dr. Hannah Fry, beş özel misafiri konuk ediyor. Paylaştıkları basit püf noktaları, düşük karbon ayak izine sahip bir beslenme alışkanlığının ve dünyayı kurtarmanın mümkün olduğunu gösteriyor.

Her canlı gibi bizim de yaşamak için enerjiye, enerji için de beslenmeye ihtiyacımız var. Avcı-toplayıcılıktan yerleşik düzene geçiş, bu temel prensibi asla değiştirmedi; gıdaya her zaman ihtiyaç duyduk, duyacağız da. Ancak bu geçiş sürecinde birtakım değişiklikler yaşandı, yaşanmaya da devam ediyor.

İnsanlığın tarımla birlikte yerleşik düzene geçmesi, ihtiyaç duyduğumuz gıdanın toplanması, taşınması ve saklanması gibi yöntemleri kökünden değiştirdi. Çünkü Sanayi Devrimi, makineleşmeyi beraberinde getirdi; tarım yapmak için traktörlere, taşımak için çeşitli motorlu araçlara ve saklamak için de birtakım ısıtma-soğutma teknolojilerine ihtiyaç duyuldu.

Tabii bu mekanik araçların da “beslenmeye” ihtiyacı vardı. Ve bu makinelerin çalışması da fosil yakıtların kullanılmasıyla mümkün oldu. İlkin kömür neden sonra petrol ve doğalgaz gibi fosil yakıtlar, yerleşik yaşamın her alanına nüfuz etti.

Milyonlarca yıl önceki canlı yaşamının “yok olarak” yerin altına girmesiyle hapsolan karbon, elde edilen fosil yakıtların yanması yoluyla atmosferde karbondioksit (CO2) olarak açığa çıktı. Karbondioksitin çevre için zararlı bir sera gazı olduğu ise son 40-50 yıla kadar fark edilmedi.

Hal böyle olunca; tarımsal faaliyetleri yaparken de bunları tüketiciye ulaştırırken de atmosferdeki karbondioksit seviyesi artış gösterdi. Atmosferdeki karbondioksit emisyonlarının artması, sera etkisiyle sıcaklıkları artırdı. Öyle ki Sanayi Devrimi’nden bu yana CO2 seviyeleri % 30’dan fazla yükseldi.[1]

Araştırmacılar, Sanayi Devrimi’nin yaşandığı 1850-1900 döneminden öncesini “sanayi öncesi” olarak tanımlarken, Büyük Britanya Meteoroloji Kurumu (Met Office) analizi, 2016’daki ortalama sıcaklıkların, sanayi öncesi döneme göre “yaklaşık 1,1 °C” daha yüksek olduğunu gösterdi.[2] Başka bir deyişle, makineleşmeyle artan insan faaliyetlerinin neden olduğu sera gazı emisyonları, gezegeni ortalama 1,1 °C ısıtmıştı. İşte bu ısınma, iklim değişikliğini tetikleyen küresel ısınmanın ta kendisiydi.

Dönüp arkamıza baktığımızda tarım faaliyetlerinin, küresel ısınmada önemli bir paya sahip olduğunu görüyoruz. BM Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli’ne (IPCC) göre, tarımdan kaynaklanan sera gazı (GHG) emisyonları, mahsul ve hayvancılık üretimi, ormancılık ve ilgili arazi kullanım değişiklikleri de dahil olmak üzere, insan kaynaklı emisyonların yaklaşık % 30’undan sorumlu.[3]

Buna benzer bir veri daha Science dergisinde yayımlanan bir çalışmada da görülüyor. İngiltere’deki Oxford Üniversitesi Zooloji Bölümü’nden Dr. Joseph Poore ve İsviçre’deki The Life Cycle Assessment (LCA) Araştırma Grubu’nun Agroskop, Agroekoloji ve Çevre Araştırma Bölümü’nden Dr. Thomas Nemecek’in 139 araştırmacıdan aldığı ek verilerle destekledikleri ve 1.530 çalışmayı kapsayan bir meta-analiz sonucunda, günümüzde gıda tedarik zincirinin, toplam sera gazı emisyonunun % 26’sına denk gelen, yaklaşık 13,7 milyar metrik ton CO2 salımına neden olduğu bulunmuştu.[4]

Yani ağzımıza attığımız her bir lokma, ardında derin bir ekolojik tahribat izini de beraberinde getiriyordu. Biz bu ize karbon ayak izi diyoruz. Karbon ayak izi, üretilen sera gazı miktarı açısından insan faaliyetlerinin çevreye verdiği zararın bir ölçüsü niteliğinde ve birim karbondioksit cinsinden ölçülüyor.

Kısacası her bir gıda ürünü, tarladan çatala veya bardağımıza gelene kadar belli süreçlerden geçiyor ve her biri, doğaya verdiğimiz zararı, yani karbon ayak izimizi artıyor. Şimdi soru şu: Temel yaşam ihtiyacımız olan enerjiyi sağlamak için beslenmeyi sürdürürken karbon ayak izimizi nasıl azaltabiliriz?


Gezegeni Kurtaracak Ziyafet: Eco Feast (Eat to Save the Planet) , 6 Mart 22.20’de BBC Earth’te!

BBC Earth’ün Eco Season serisinin en ilgi çekici yapımlarından biri olan Eco Feast’te bu soruya birden fazla cevap alıyor, yemek yerken gezegeni kurtarmanın mümkün olduğunu görüyoruz.

Eco Feast’te MasterChef Jüri Üyesi Gregg Wallace ve Matematikçi Dr. Hannah Fry, bir restoranda beş yemek sever konuğu ağırlıyor. Kimler yok ki! Komedyen Sara Pascoe, Gazeteci Amol Rajan, Yayıncı Nikki Fox, Sunucu Desiree Burch ve Gastronomi Yazarı Matthew Fort, Eco Feast sofrasında bir araya gelerek her biri kendi çevre hikâyesini anlatan, baştan çıkarıcı ikramlardan oluşan bir menüden seçim yapıyor.

Şef Gregg, mutfakta harıl harıl çalışan ekibiyle birlikte lezzetli yemekler hazırlarken konuklarına farklı bir akşam yemeği deneyimi, bir eko şölen sunuyor. Konukları ise seçtiği her yemeğin karbon ayak izine göre puan topluyor. Biz de Eco Feast’i izlerken daha sürdürülebilir bir şekilde nasıl yemek pişirileceğini, Gregg’in verdiği püf noktaları ve bilim insanlarının farkındalık yaratan bilgi paylaşımları sayesinde öğreniyoruz.

Gıdanın iklim değişikliğiyle ilişkisini anlaşılır bir şekilde anlatan program, izleyiciyi de harekete geçmeye çağırıyor; gıdaya ve onun ekolojik izine dair derin bir kavrayış sunuyor. Gıda kaynaklı karbon ayak izimizi düşürmemiz gerektiğini basit püf noktalarıyla destekleyen Eco Feast, gündelik yemek alışkanlıklarımızdaki ufak değişikliklerle dünyayı kurtarmanın mümkün olduğunu gösteriyor.

PROGRAMDAN KISA KISA

  • Somon, Britanya’daki süpermarketlerde deniz ürünleri satışlarının dörtte birini oluşturuyor. Bu haliyle en popüler balık. Ancak çiftlik somonu, yüksek düzeyde karbon ayak izine sahip balıklardan biri.
  • Midyelerin karbon ayak izi diğer deniz mahsullerinden daha düşük. Midyelerle ilgili en güzel şeylerden biri, çok sayıda maliyetli ve karbon ayak izi yüksek malzemeyle paketlemeye gerek olmaması. Üstelik midye kabukları karbon tutarak gezegene fayda sağlar.
  • Uskumru ve ringa balığı da düşük karbon ayak izine sahip. Yüzeye yakın yüzdüklerinden yakalanmaları için daha az yakıta ihtiyaç duyulur ve bu da avlanmalarını kolaylaştırır.
  • Sığır etinin bu kadar yüksek karbon ayak izine sahip olmasının temel nedeni, sığırların metan gazı salmasıdır. Çünkü metan üreten birden fazla mideye sahipler.
  • Gıda mahsulü kaynaklı karbon ayak izinin büyük bir kısmı tarlalara püskürtülen kimyasal gübrelerden gelir. Mahsullerin büyümesine yardımcı olan amonyum ve nitrojen gibi kimyasallar içerirler.
  • Amonyum içerikli kimyasal gübrelerin üretimi, küresel fosil yakıt rezervlerinin % 1’e kadarını kullanan ve aynı zamanda küresel CO2 emisyonlarının % 1’ine kadar katkıda bulunan oldukça enerji yoğun bir süreç gerektirir.

Eco Season”a BBC Earth kanalından (Digitürk, Tivibu ve D-Smart platformlarında yer alıyor) ulaşabilirsiniz.


(Bu içerik, BBC Earth & Ajandakolik iş birliği kapsamında hazırlanmıştır. Her hakkı saklıdır.)

 

 

[1] https://www.bbc.com/news/science-environment-24021772

[2] https://www.bbc.com/news/science-environment-38745937

[3] http://www.fao.org/climatechange/36143-0fa4483057747f41c08183b702ec5954e.pdf

[4] https://science.sciencemag.org/content/360/6392/987

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media