YAZAR SİNAN YAŞAR: “EĞER BİR GÜCÜM OLSAYDI DOĞA İÇİN İNSANLARI ELLİ YILLIĞINA DÜNYA ÜZERİNDEN SİLERDİM”


Yazıyı Bulan Çocuk, Çetin Ceviz serisi gibi kitapların yazarı, çocuk edebiyatının duyarlı kalemlerinden Sinan Yaşar’ın son romanı “Küçük Toplayıcının Büyük Macerası”, küresel ısınmaya ve iklim krizine dikkat çeken sürükleyici bir serüven. TUDEM Yayınları’ndan çıkan kitabın devamının geleceğini de Yaşar ile yaptığım söyleşi vesilesiyle öğrendim. Şimdiki çocuklar böyle kitaplar okuyabildiği için gerçekten çok şanslı! 

SÖYLEŞİ: NİLÜFER TÜRKOĞLU
nilufer@ajandakolik.com 

Doğa tutkunu küçük bir toplayıcı olan Kahraman ve arkadaşlarının başından geçen ilginç olayları konu alan “Küçük Toplayıcının Büyük Macerası”, günümüzün en büyük sorunlarından birine parmak basarak dünyamızın insanoğlu tarafından nasıl yaşanmaz hâle getirildiğini fantastik bir hikaye çerçevesinde anlatıyor. Yazar Sinan Yaşar, aslında ütopikmiş gibi görünen ama aslında hep mümkün olduğuna inanmak istediğimiz başka bir dünyanın izlerini sürüyor. O dünyanın hayaliyle ben de Yaşar’ın peşine takıldım ve kitabıyla ilgili merak ettiğim soruları sordum.

TUDEM Yayınları’ndan çıkan son kitabınız “Küçük Toplayıcının Büyük Macerası”, kasabada yaşayan üç çocuğun; Duygu, Bilge ve Kahraman’ın hikâyesine dayanıyor. Ama en çok da ailesiyle yeni evlerine taşınma hazırlığına olan Kahraman’ın. Kitabı ne zaman yazmaya başladınız? Hikâye nasıl filizlendi?

Kitabımı 2020 yılında korona virüs yüzünden evlere kapandığımız ilk dönemde yazmaya başladım. Şehrin çok uzağında bir bağ evinde kalıyordum. Orada kaldığım günler boyunca toprakla, hayvanlarla ve gökyüzüyle bir nevi özlem giderdim. Bir yandan neredeyse el değmemiş tabiatla iç içeydim diğer yandan katledilen ormanların, sökülen zeytinlerin ve yangınların haberlerini okuyordum. Kitabımın konusunu doğa ile iç içe yaşadığım o günlere borçluyum.

Çevre sorunlarına odaklanan bir kitap bu. İklim krizinin artık iyiden iyiye kapıda olduğunu ve tehlike sinyallerinin çaldığını gösteren; insanların yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kaldıkları bir zamana işaret ediyor. Aslında bir yandan sonu itibariyle fantastik de bir hikâye… Çocuklara edebiyat aracılığıyla bunu aktarmak yazara büyük bir sorumluluk getiriyor olsa gerek. Neler düşünüyorsunuz?

Aslında kitaplarımı yazarken en dikkat ettiğim husus bir mesaj kaygısı taşımamak ve didaktik olmamak. Sadece bu doğrultuda yazılan ya da ağırlığı bu noktada toplayan çocuk kitapları okuyucularını sıkıyor. Yazdığım tüm kitaplarda buna çok dikkat ettim. Çocuk illaki bir öğreti çıkaracaksa bunu hissetmeden yaşamalı. Belki de kitabı okuduktan yıllar sonra meyvesini almalı. Bu sebeple okuyucu “Acaba çevre bilinci kazanmış mıdır?” şeklinde bir kaygı taşımıyorum. Benim için önemli olan kitabı heyecanla ve severek okumaları. Okuma kültürü edinmeleri.

Sizce çocuklar yaşananların gerçekten farkında mı? Ebeveynlere bu konuda neler düşüyor? Bir baba olarak da düşüncenizi merak ediyorum.

Maalesef doğa bilinci çok zayıf bir ülkeyiz. Bunu rastgele bir yere pikniğe giden herkes görmüştür. Yediğimizi, içtiğimizi bile toplamaktan aciziz. Hem öğretmen hem de bir baba olarak bu konunun ailede başladığını düşünüyorum. Doğa sevgisinin çok küçük yaştan aşılanması gerekir. Okul çağı bunun için çok geç. Bunu okul bahçelerine girdiğinizde görebilirsiniz. Yerlere çöp atılmaması gerektiği her ders anlatılır. Duvarlara afişler asılır. Fakat gelin görün ki bahçeler ambalaj atıkları ile kaplıdır.

Çocuğum doğduğundan beri her boş anımda onu ormana götürürüm. Canlıları anlatırım, bitki örtüsünü anlatırım, yeraltını anlatırım, evreni anlatırım, sürüngenleri anlatırım. Merak ettiği her soruya sabırla ve sıkılmadan bilimsel cevaplar veririm. Son bir senedir de bu gezilerimizde elimizde poşetlerle çöp topluyoruz. Bu sebeple doğa bilinci çok yüksek bir oğlum var.

Finalinden yola çıkacak olursak “Küçük Toplayıcının Büyük Macerası”nın devamı da gelebilir gibi sanki… “Başka bir dünya mümkün”ün hayaliyle o dünyayı da yazmayı, kurgulamayı, çocuklara bunu düşündürmeyi ve düşletmeyi hedefliyor musunuz?

Evet, bu macera iki kitaplık bir seri olacak. Başka bir dünyanın bu dünyada mümkün olduğunu anlatmayı hedefliyorum.

Çocuklar için yazmanızda öğretmenlik yaptığınız yılların, öğrencilerinizin etkisi olduğunu biliyorum. Ancak ilk olarak yazı hayatına yetişkinler için öyküler yazarak başladınız. Biraz o dönemi konuşalım mı? Edebiyata ve yazmaya olan ilginizi sizden dinleyelim… Samed Behrengi’nin de “Küçük Kara Balık”ı da sizi çocuklar için yazmaya teşvik etmiş olabilir mi?

Yazı yazma fikrinin ciddi anlamda kafamda ilk kez belirdiği anı çok iyi hatırlıyorum. On altı yaşındaydım. Suç ve Ceza kitabını okuyordum. Dostoyevski’nin okuduğum ilk eseriydi. Kitabın büyük bir bölümünde yazarla aynı düşünceleri paylaştığımı hissediyordum. Bu bana büyük bir heyecan vermişti. Okudukça, acaba ben de yazabilir miyim diye düşünmeye başladım ve o yıllarda ilk yazılarımı yazdım. Çevremden olumlu dönüşler almaya başladığım zaman ise bu yazıları edebiyat dergilerine göndermeye başladım. Daha sonra fanzinler çıkardık. Çocuklar için yazmaya da bir Türkçe dersinde öğrencilerim sayesinde başladım. Yazdırdığım bir öyküyü o kadar çok sevdiler ki bana büyük bir yol açmış oldular.
Üniversiteyken Çocuk Edebiyatı dersimiz vardı ve dersimizin hocası çocuk edebiyatı diye bir şeyin olmayacağını bize her ders anlatmaya çalışırdı. Sınıfı ikiye böler ve bu konuyu iki karşıt gruba münazara ettirirdi. Ben de o sıralar çocukken okuduğum ve beni çok etkileyen Küçük Kara Balık kitabını yeniden edindim ve onca yıl sonra bile aynı şekilde etkilendim. O kitap sayesinde hocamızı da diğer arkadaşları da çocuk edebiyatının gerçekliğine inandırabildim. (Gülüyor.)

Şu aralar neler okuyor, nelerden besleniyorsunuz?

Bu aralar Walden Gölü’nü ikinci kez okuyorum. Amerikalı filozof Thoreau’nun 27 yaşındayken Walden kıyısına inşa ettiği kulübesinde geçirdiği iki yılı anlatan bir eser. Bu kitaptan sonra da Ahmet Büke’nin

Deli İbram Divanı’nı okuyacağım. Kendisinin kalemini çok beğeniyorum.

Yazı masanızda yeni bir kitabın izleri var mı? Yakın zamanda yeniden bir kitap, belki yetişkinler için kim bilir, olacak mı?

Şu sıralar Küçük Toplayıcının Büyük Macerası’nın devamını yazıyorum. Yetişkinler için yazmak en büyük hayallerimden birisi. Fakat kafamdaki konuyu henüz tamamlayamadım. Daha zamanı olduğunu düşünüyorum.

Ajandakolik olarak özellikle yazar ve çizerlere sorduğum şöyle bir klasik sorum var: ajandanız ya da not defteriniz var mı; varsa içlerinde neler var?

Ajandam yok ama küçük bir cep defterim var. Günlük hayatta karşılaştığım ve beni etkileyen olayları not ederim. İlk kez duyduğum kelime ve deyimleri de not ederim. Yıllar sonra geriye dönüp onları okumak beni çok mutlu ediyor.

Tıpkı kitaptaki başkahramanınız Kahraman’ın kavanozundaki o parlak taşlar sizde olsaydı dünyanın iklim çığlığına nasıl son verirdiniz?

Böyle bir gücüm olsa insanları elli yıllığına dünya üzerinden silerdim. Elli sene sonra geri döndüklerinde salon duvarlarından çıkan çiçekleri gördüklerinde neyi yok ettiklerini anlayacaklardır.

Siz hep yazın, bizler de, çocuklar da hep okuyalım dilerim. Konuğum olduğunuz için teşekkür ederim.

Beni davet ettiğiniz ve zaman ayırdığınız için asıl ben teşekkür ederim.

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media