Advertisement Advertisement
ayak analizi

YAZAR ŞEYMA GÖKSAY: “ZORBALIĞIN TEMEL SEBEBİ YETİŞKİNLER”


Çocuklar için yazan pırıl pırıl kalemlerden biri Şeyma Göksay. Dördüncü kitabı “Kelebek Etkisi”, çocuk edebiyatında zor konulardan biri olan zorbalık üzerine… Diyor ki “Zor konuları hayvanlar veya diğer varlıklar üzerinden işlemek çocuk açısından daha faydalı oluyor. ‘Kelebek Etkisi’nde aslında insanların hikâyesini hayvanlar üzerinden okuyoruz.” Kediden kuzuya, sincaptan fareye yayılan bir zorbalık hikayesi, okuyacaklarınız. Yazar Şeyma Göksay ile hem yeni kitabını hem de çocuklara örnek olması gereken yetişkinler arasındaki iletişim dilini konuştuk.

SÖYLEŞİ: NİLÜFER TÜRKOĞLU
nilufer@ajandakolik.com 

Sevgili Şeyma hoş geldin Ajandakolik’e… Seni biraz araştırırken baktım daha önce iki kitabını okumuşum bile… “Renkli Sokak” ve “Şiirli Şarkılı.” Hatta “Şiirli Şarkılı” üzerine inceleme de yazmıştım Ajandakolik’e… Ve şimdi yine İthaki Çocuk’tan çıkan en yeni kitabın “Kelebek Etkisi” için bir aradayız seninle. Ne zaman yazmaya başladın kitabı, nasıl şekillendi kitabın?
Hoş buldum, davet için çok teşekkür ederim. Kelebek etkisi sık kullandığım bir tabir olmamasına rağmen bu konu kafamda dönerken hikâyeden önce başlık netleşmişti bile. Çok derin bir konu bu. Birilerine kızıp başka birilerinden hıncımızı çıkardığımız zamanlar olmuştur maalesef… Hatta günümüz koşullarında bilinçaltımızda yatan stres faktörleri sabaha depresif uyanmamız için yeterli. Hastalıklar, ekonomik krizler, gelecek endişesi gibi pek çok neden yaşam motivasyonumuzu kıran problemler. Bir de daha kısa vadeli sorunlarımız var; trafikte karşılaştığımız haksız bir korna, çocuk parkındaki düşüncesiz bir yetişkin, telefonun ucunda bize sitem eden bir yakınımız… Pandemi sonrası sosyal ilişkilerin yeni bir boyut kazandığı dönemde içe dönük farkındalıkla bu konuyu ele almaya karar verdim. Özellikle çocuk yetiştirirken diğer insanlarla olan iletişimimin çocuğuma doğrudan model olduğunu gözlemledim. Örneğin yoğun bir kasayı idare etmeye çalışan kasiyerin acemiliğine hoş görüyle yaklaşmak da bir örnek, aynı kasiyeri öfkeyle telaşlandırmak da… Kitabın çıkış noktası tam olarak burası.

Kitabın İsminin ve isminin “etkisiyle” konusunun çok başarılı olduğunu söylemeliyim öncelikle. Başta bir ayının öyküsü diye okumaya başladığım “Kelebek Etkisi”, bir de baktım ayıdan geyiğe, geyikten koyuna, koyundan kediye, kediden sincaba, sincaptan fareye, fareden serçeye, serçeden kelebeğe, aslında tüm ormanın öyküsü olmuş. Ve bu ormana sen “Duygular Ormanı” ismini koymuşsun. Biraz bundan bahsetmeni istiyorum. Duygular Ormanı’nda okuru neler bekliyor?
Zor konuları hayvanlar veya diğer varlıklar üzerinden işlemek çocuk açısından daha faydalı oluyor. “Kelebek Etkisi”nde aslında insanların hikâyesini hayvanlar üzerinden okuyoruz. Cüssesinden sebep çoğunlukla kötü huylarla özdeşleştirdiğimiz ve argo sözlüklere girmiş hayvan dostumuz ayı, hikâyede zorbalık bayrağını en önde taşıyan karakterimiz oluyor. Küçük ayı, yaptığı bir hata yüzünden babasından azar işitince günün geri kalanını mutsuz ve öfkeli geçiriyor. Devamında karşısına çıkan herhangi birine bu öfkesini yansıtıyor. Hele de bu biri, ayıdan küçük veya güçsüzse… Bu ezber davranış biçimi hayvanlar arasında kolayca yayılıyor. “Üzüm üzüme baka baka kararır” misali öfke, mutsuzluk gibi karamsar duygular, ormandaki bütün hayvanları kuşatıyor. Zaman içinde bu muamele tüm ormanda kabul görüyor ve kim kime güç yettirebilirse onu hor görüyor. Bu yaklaşım herkeste farklı bir duygu uyandırıyor; öfke, utanç, suçluluk, şaşkınlık, hayal kırıklığı, moral bozukluğu, üzüntü, yalnızlık…  İşte size “Duygular Ormanı”. İnsanların dünyası da çoğu zaman böyle değil mi? Bu noktada hikâyedeki kahramanlarla empati yapabiliriz. Zorbalığa maruz kalan bir hayvanla özdeşim kurarak yaşadığı haksızlığı fark edebiliriz. Kötü muamelenin nasıl hissettirdiğini anlayabiliriz. Sosyal ilişkilerimizde daha nazik olmayı deneyebiliriz.


“YETİŞKİNLER BU DEĞERLERE SAHİP ÇIKACAK Kİ SONRAKİ NESİLLER DEVAM ETTİREBİLSİN”

Güçlü olanın zayıf olana yaptığı kabalığı, günümüzde çok kullanılan deyişiyle “zorbalığı” hayvanlar üzerinden anlatıyorsun. “Büyük balık küçük balığı hep yutar” misali biraz bu… Sahi gerçekten hep böyle olmak zorunda mı? Bunu değiştirmenin yolu nereden geçiyor?
Ne yazık ki böyle,, bizim toplumumuzda böyle en azından. Güçlü olana, zengin olana, itibarlı olana, sesi gür çıkana, şöhretli olana karşı bir iltimas, öncelik var. Güçsüze, yoksula, sade vatandaşa, sessiz kalana bir tepeden bakma söz konusu. “Böyle gelmiş böyle gider” olmaması için bugün farkına varmak gerekiyor. Hoşgörü, sabır, centilmenlik, nezaket gibi değerleri hatırlamak gerekiyor. Yetişkinler bu değerlere sahip çıkacak ki sonraki nesiller devam ettirebilsin. Ancak bu şekilde zinciri kırabiliriz.

Kitapta Kelebek her şeyi değiştiren karakter… Ayınınkiyle başlayan olumsuz duygular, kelebeğin düşüncesiyle değişiyor. Ne diyor kelebek “Birinin kalbini kırmak ne kadar da kolaydı. Sırf birinin canı sıkkın diye başkasına zorbalık yapabilir miydi?” Sonra hooop kelebek etkisi dediğimiz şey devreye giriyor ve bu zincir, bu defa sondan başa, yani kelebekten ayıya kadar olumlu duygularla evriliyor. İnsanların dünyasında bunu çok sık yaşıyoruz. Ama hep birileri bunu zorlaştırıyor. Sence neden?
Kelebek ne kadar zarif, saf bir hayvan, değil mi? Çocuk gibi… Ancak etkisi ne kadar büyük. Kanatları büyüleyici, yaşam serüveni hayranlık verici. Çocuklardan çok şey öğreniyoruz aslında; görmesini bilene. Zorbalık öğrenilmiş bir tutum, aksi halde sözünün dinlenmeyeceği, istediğinin yapılmayacağı zannında. Huzuru tatmamış, sakinliğe alışmamış insanlar elbette geldikleri yolu tek yol bilirler. Oysa kestirme yollar var, daha geniş yollar var, aydınlık yollar var. Her kelebek kendi zarafetiyle kanat çırpmaya devam ederse eminim diğerleri de kayıtsız kalamayacaktır. Zorbalığı bir duman olarak varsayalım, biz ortamı temiz hava ile dolduracağız. Gerekirse o pencereyi kapatacağız ama içeriye kirli hava sokmayacağız. Daima temiz hava soluyacağız.

Çocuklar arasında zorbalık da çok yaygınlaştı. Özellikle insan ebeveyn olunca “zorbalık” kelimesi sözlüğüne daha çok giriyor sanki… Oysa çocuklar arasındaki zorbalığın temel sebebi de yetişkinler… Kalp kırmamak ve zorbalık yapmamak ve zorbalıkla başa çıkmak için en etkili yollar neler olmalı?
Katılıyorum, zorbalığın temel sebebi kesinlikle yetişkinler. Olaylara tepkimiz, yorumlama şeklimiz, kaş-göz hareketimiz bile çocuklara örnek oluyor. Önce kendimizi geliştireceğiz, sonra çocuklara rehberlik edeceğiz. Empati, insan ilişkilerinin anahtarı niteliğinde bence. Kendimizi karşımızdakinin yerine koymak en kolay sorun çözme biçimi. Empati kuramadığımız zaman anlaşmazlıklar, kırgınlıklar, sitemler, hatta kavgalar ortaya çıkıyor. Empatiyle birlikte hoşgörü, sabır, nezaket, sevgi ve saygı göstermek gerekiyor. Bugün kızdığımız bir davranışı yarın biz de yapabiliriz. Zorbalığa uzanan kötü muamele sonrası neler hissederiz? İyiliğin verdiği huzur da kötülüğün getirdiği huzursuzluk da günlerce ruhumuzu sarıyor. Hangisini tercih etmek isteriz, aslında bize kalmış.

Şu sıra üzerine çalıştığın yeni bir kitap var mı?
3-13 yaş grubu için çeşitli kitaplar çalışıyorum. Yakın zamanda atasözleri hikâyeleri üzerine iki kitabım yayımlandı. Şubat ayı içerisinde sözlerini benim yazdığım çocuk şarkıları YouTube üzerinden yayınlanacak. Kelimeleri çok seviyorum; özellikle kafiyeli kelimeler, eski kelimeler ve kulağa ilginç gelen kelimeleri işlemeyi seviyorum. Şu sıra “kedi” konulu bir metin çalışıyorum. Şehirde her yer kedi olunca bol bol malzeme çıkıyor. Çocuklar kedileri çok seviyor zaten. Bence kediler de bizleri çok seviyor.

Şu cümleyi tamamla lütfen. İyi ki çocuklar için yazıyorum çünkü…
Çünkü bu sayede hâlâ dünyaya çocuk gözüyle bakabiliyorum.

Peki çocuklar ve ebeveynler “Kelebek Etkisini okumalı çünkü…
Üzerimize çöken kara bulutları bertaraf etmemiz gerek. Hayatta her zaman kaldırılacak yükler olacak fakat önemli olan bu ağırlıkları dengeli bir şekilde taşıyabilmek. Bir tebessümle belini doğrultacak insanlar var etrafta.

Anne olmanın kalemin üzerinde etkileri var mı?
Mutlaka. Çocuk büyütürken ebeveyn kendini de yetiştiriyor aslında. Eksiklerim, endişelerim, hedeflerim, deneyimlerim; hepsi kalemimi etkiliyor. Bir de oğlumdan ilham alıyorum tabii; bazen bilinçli olarak, bazen farkında olmadan. Örneğin, tuvalet alışkanlığı sürecine dair yazdığım Cup Çiş Kaka adlı kitabım tamamen bizim hikâyemiz. Babamın Gözyaşı adlı başka bir kitabım ise babam ve eşimin kayınpederimin ardından döktüğü yaşların neticesi. Şifa kitabım zor anlarda kendimi teskin ederken bulduğum yöntemlerin bir nevi özeti. Kelebek Etkisi ise tam bir “kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” vaziyeti.

“HATA YAPABİLEN, FİKRİNİ SÖYLEYEBİLEN VE HER TÜRLÜ DUYGUYU İÇİNDE BARINDIRAN KAHRAMANLAR OKURLA BAĞ KURABİLİYOR”

Didaktik olmadan çocuklar için yazmak sence nasıl mümkün?
Bir metafor üzerinden gitmeyi ya da mizahi unsurları öne çıkarmayı önemli buluyorum. Dizi izlerken olacakları tahmin etmek ne kadar sıkıcıysa didaktik metinlerde sallanan parmağı görmek de o kadar yıkıcı. Kitap en iyi arkadaş denir ya, şayet bu arkadaş okurdan daha olgun, çokbilmiş, hep haklı bir arkadaş olursa akranları arasında kabul görmeyebilir. Kitap çocuğa sahiden arkadaşlık edecek; bazen muzip, bazen sağduyulu, kimi zaman maceraperest, kimi zaman yol gösterici. Hata yapabilen, fikrini söyleyebilen ve her türlü duyguyu içinde barındıran kahramanlar okurla bağ kurabiliyor.

Şu sıralar okuduğun kitaplar neler?
Psikoloji alanında okuma yapmayı çok seviyorum. Kendimi tanıma, çocukları anlama ve insanı çözümleme süreci beni besliyor. Yakın zamanda Sınırlar kitabını okudum. Şimdilerde eş zamanlı olarak Doğadaki Son Çocuk ve Tarihi Hoşça Kal Lokantası kitaplarını okuyorum. Çocuk kitaplarından ise en son Mia ve Bazı Şekerli Şeyler adlı kitabı okudum. Oğlumla birlikte okuduk hatta. Karakterlere göre sesimizi değiştirdik ve kahkahalar atarak okuduk. Baba & Oğul adlı sessiz kitap da sık sık elimize alıp seslendirdiğimiz bir çizgi roman çeşidi.

Çocuklar için yazmada sana ilham veren kitabın ne, yazarın kim?
Anne olunca keşfettiğim kitaplarla birlikte, öncesinde edebiyat lisansım ve kitap çevirilerimin olması yazarlığa zemin hazırladı. İlk çevirilerimden biri olan Benim Süper Derslerim adlı kitabın üslubu, beni çocuk edebiyatına çok heveslendirmiştir. Resimli kitaplarda ise Mutlu Su Aygırı, Komik Hayvan İsimleri Bakanlığı, Dev Pancar Çılgınlığı gibi eserler bana ilham vermiştir. Tek bir yazar ismi veremeyeceğim, ancak Elmer serisi ile tanıdığım David McKee üslubunu beğendiğim yazarlardandır. Peter Carnavas’ın Fil adlı kitabı benim için en özel çocuk kitaplarından biri.

Ajandakolik’in klasik bir sorusu var. Ajandan ya da not defterin var mı? Varsa içlerinde neler var?
Kalem tutmayı çok sevdiğim için ajandam da vardır, not defterim de. Yakın zamana kadar hikâyelerimi illa deftere yazardım, oradan bilgisayara aktarırdım. Metinler uzadıkça el yazısı yorucu olmaya başladı tabii. Artık doğrudan bilgisayardan çalışıyorum. Yine de aklıma gelen bir fikri, bir temayı not almak için yanımda küçük bir defter taşıyorum. Bir kitap olmayı hak edecek kadar anlamlı bulduğum kelimeler var; şifa gibi. Bunları not ediyorum. Tamamlanmış ya da yarım kalmış şiirlerime ayırdığım defterlerim var. Tarihi geçmiş ajandalarım var, açıp açıp kullanıyorum. Takvim ihtiyacımı zaten dijitale taşıdım, çok yoğun bir programım olmasa da ufak bir hatırlatıcı desteği iyi oluyor.

Ajandakolik’te konuğum olduğun için teşekkür ederim. Yeni yolculuklarda, yeni kitaplarda buluşmak ümidiyle… Okurun bol olsun!
Çok teşekkür ederim. Kıymetli sorularınıza cevap vermek çok keyifliydi. Tekrar buluşmak üzere…

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media