banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

AjandaKolik Reklam

YA HAYVANLARDA ZEKÂ VARSA?

Hayvanları doğal ortamlarındaki davranışlarıyla değerlendiren bir bilim dalı (etoloji) üzerinde uzmanlaşan Prof. Dr. Loïc Bollache’ın “Hayvanlar Nasıl Düşünür? İnsan Ne Görür?” eseri, hayvanların zekâsına yönelik bakış açımızı değiştiriyor.

YAZI: BATUHAN SARICAN

batusarican@gmail.com

Hayvanlar, sırf bizim zekâmıza sahip olmadıkları gerekçesiyle Aristoteles’ten bu yana hiyerarşik açıdan insanların altına yerleştiriliyor. Son yıllarda davranışsal ekologların ortaya attığı bir soru ise peşi sıra gelen kanıtlarla birlikte Aristotelesçi önyargıları yerle bir ediyor: Ya hayvanlarda zekâ varsa?

Zekâ, çok uzun bir süredir problem çözme yetisiyle ilişkilendirildiği için hayvanlarda zekâ olmadığı düşünülüyor. Sonuçta insanların çözdüğü bir matematik problemini hayvanlar çözemez değil mi? Peki ama birçok hayvan türünün doğal ortamında çözdüğü sayısız problemi, bir insan çözebilir mi?

Meseleye bu açıdan yaklaşarak hayvanlarda da zekâ olduğunu iddia edebilir ve bununla ilgili onlarca çalışmayı gözler önüne serebiliriz. Davranışsal ekolog Loïc Bollache da etoloji bilimi perspektifiyle bunu yaparak farklı hayvan türlerine yönelik algımızı genişletiyor.

Tarihsel süreçte hayvan zekâsına bakış

Hayvan zekâsına tarihi bir bakış atacak olursak iki zıt kutupla karşılaşıyoruz: La Fontaine ve Descartes… Bilindiği üzere La Fontaine, fabllarında insanların muhakeme yeteneği ve yine insanların düşebileceği hataları hayvanlara atfediyordu. Buna karşın Descartes, zekânın, akıl ve düşünceden ayrı tutulamayacağını savunarak hayvanlarda zekâ olgusuna karşı çıkıyordu.

Descartes ile La Fontaine’in bu tartışmasıyla yola koyulan Bollache, bir bilim insanı olarak “hayvan zekâsı” fenomeninin peşine düşüyor. İlkin bu konunun -Descartes ve La Fontaine’de olduğu gibi- geçmişteki karşılıklarına, ardından Darwin’le birlikte evrimsel ve davranışsal yönlerine değiniyor.

Ne ki Darwin, “İnsanın Türeyişi” eserinde insanlar ile hayvanların akli melekelerini ve davranışlarının gelişme biçimlerini karşılaştırıyor, bu sebeple büyük tartışmalara da neden oluyordu. Darwin’e göre zekâ da doğal seçiminin konusuydu.

Sonuçta bir antilop, bir yırtıcıya av olmamak için zekâsını kullanmak zorundaydı. Topluluk içinde en yüksek zekâya sahip bireyin, hayatta kalma ve üreme şansı daha yüksekti. Bollache da zekâ kavramını, bireylerin yeni durumlara adapte olabilme becerisi olarak tanımlıyor.

Güney Brezilya’da balıkçılar ile tekir yakalamak için iş birliği yapan yunuslar, birbirlerini on iki yıl sonra tanıyan filler ve yiyecek tercihini tazeliğe göre yapan mürekkep balıkları gibi uzamsal, epizotik ve sosyal hafızaya yönelik örnekler veren Bollache, hayvanların zekâsını küçümsememiz gerektiğini açıkça ortaya koyuyor.

Etolog Loïc Bollache’ın yazdığı “Hayvanlar Nasıl Düşünür? İnsan Ne Görür?” Timaş Yayınları etiketiyle raflarda.

“Öğrenme zekâ göstergesidir”

Eserinde hafıza ve zekâ çerçevesinde birçok konuya değinen Bollache, IQ ve diğer (bütünleşik) zekâ testlerine de değinerek konuya farklı açılardan yaklaşıyor. Ne ki hayvanların zekâsını anlayabilmek için hafıza, iletişim, akıl yürütme, problem çözme becerisi, kültür, yaratıcılık ve yenilik gibi bireysel kapasitelerin keşfedilmesi gerektiğini dile getiriyor. Öğrenmeyi de zekânın göstergesi olarak kabul eden Bollache, birtakım ilgi çekici örnekle hayvanlarda zekâ meselesini enine boyuna işliyor, açıkçası bizi ikna da ediyor.

Hayvanlarda zekâya işaret eden bir diğer unsuru ise “iletişim kurma becerisi” olarak tanımlayan Bollache, arıların uzaklık, büyüklük, nem oranı ve ısı yalıtımı gibi bilgileri birbirlerine nasıl anlattıkları ve koloninin kurulacağı yeri belirlerken nasıl demokratik davrandıklarını, konuyla ilgili çalışmalarla destekliyor ve bizi hayvanların zekâsına hayran bırakıyor.

Yine Afrika’nın tropik ormanlarında yaşayan bir primat türünün, yırtıcıların varlığını diğerlerine duyuran bir çığlığa, farklı ekler getirerek tehlikenin havadan mı yoksa yerden mi geldiğini belirten farklı sesler çıkardığını ve ses dizimlerinin 21’e kadar çıktığını ifade ederek şaşırtıyor. Benzer şekilde yunusların 73 farklı ıslık türü ve 8 farklı dil yapısı olduğunu öğrenmek de zihin açıcı oluyor. Belki de en ilginci, her yunusun veya yunus topluluğunun farklı ses dizimleri kullanması.

Son bilimsel çalışmalarla birlikte Bollache’ın verdiği tarihi referanslar da okura, genel kültür açısından besleyici bir okuma deneyimi yaşatıyor. Örneğin kambur balinaların, çiftleşmek, alanlarını belirlemek, buluşmak veya yavrularıyla iletişime geçmek için söylediği şarkıların anlamını şöyle açıklıyor: “Aydınlanma Çağı filozofu Jean Jacques Rousseau’ya göre ilk diller şarkılardı ve insan, konuşmaya başlamadan önce şarkı söylüyordu. Böylece hayvanların en karmaşık şarkılarını keşfetmek, konuşulandan çok, söylenen ilkel bir dili tanımlamaya çalışmaktır.” (s.54)

Bollache, bir diğer bölümde ise hayvanlarda sosyal öğrenme ve taklit konularını işliyor. Kuşların birbirinden görerek neler yapabileceğine dair verdiği örnekler de bir hayli şaşırtıcı. Britanya’daki baştankaralar, şişeyle dağıtılan sütlerin jelatinini açıp içerken Hollanda’dakilerde niçin böyle bir şey gözlenmediği, yine zekâyla ilişkilendirilen fenomenlerle açıklanıyor. Bir başka sosyal öğrenme örneği ise Japonya’daki makakların, sahildeki kumlarla kirlenmiş patatesleri, doğal ortamlarında yıkamayı öğrenmelerine yönelik.

Hayvan zekâsına dair çarpıcı bir eser

Bollache, Darwin’le başlayıp çığ gibi büyüyen hayvan zekâsı araştırmalarını, farklı hayvanları ele alarak bir araya getiriyor. İnsanlardaki rasyonel akıl yürütmeyi hayvanlara doğrudan atfetmese bile belli bir zekâ formuna sahip oldukları konusunda ısrarcı; ortaya attığı görüşlerin arkasını da bilimsel çalışmalarla dolduruyor.

Fransız etolog, arılardan fillere, primatlardan yunuslara kadar belli başlı türlerde zekâya yönelik kanıtları titizlikle irdeliyor ve bilimsel olmasına rağmen sürükleyici bir dille önümüze seriyor. Hayvanlarla fiziksel benzerliklerin ötesinde zekâ, kültür, duyarlılık ve duygusallık gibi başka özellikleri de paylaştığımızı ifade eden Bollache, hal böyleyken hayvan deneyleri ve endüstriyel hayvancılık uygulamalarını da sorguluyor. Başka bir deyişle, hayvanlar ile insanlar arasındaki -Aristoteles’ten beri süregelen- hiyerarşik basamağı kırıyor.

Timaş Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alan “Hayvanlar Nasıl Düşünür? İnsan Ne Görür?” eseri, her şeyden önce hayvanlardan çok da farklı olmadığımızı, daha doğrusu ilkel olarak benzer duygu ve etkileşimlere sahip olduğumuzu gözler önüne seren, empati kurmamızı sağlayan bir kitap. Çevirisi Seda Sevinç’e ait, iyi okumalar.

 

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media