banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

AjandaKolik Reklam

TUĞÇE ŞENOĞUL: “KENDİNİ DUYMAK DA ZAMANLA GELİŞEN BİR ŞEY”

Fotoğraf: Nazlı Erdemirel

Kulağımızda kulaklık, sokakta yalnız yürümenin tadı başkadır. İçine daldığımız o dünyanın içinde kimseye yer yoktur; kimi zaman kalabalık hayallere dalar mutlu olur kimi zaman geçmişin heyulalarıyla karşılaşır ve yalnız başına tatlı bir karanlığın içine dalarız.

Onun Karanlık Huyları da o tatlı karanlığın dehlizlerindeyken yakalamıştı beni. Tuğçe’nin müziğiyle yarattığı atmosferi hep o an ve hislerle hatırlarım. Bende böyledir Tuğçe Şenoğul, siz henüz tanışmadıysanız, işte karşınızda! Kaptanlara selam olsun.

SÖYLEŞİ: BATUHAN SARICAN
batuhan@ajandakolik.com

 

Sevgili Tuğçe, Yerebatan Sarnıcı’nın restorasyonu sonrasında açılış performansı sergiledin. Nasıl bir deneyimdi?

İnanılmaz bir deneyimdi gerçekten. Baştan sona rüya gibiydi. Böyle değerli bir mekânda 1500 yıllık bir tarihin içinde, heyecanla beklenilen, bu kadar önemli bir açılışın performansında bana yer verildiği için çok gururlu ve mutlu hissediyorum. Kişisel olarak benim için de önemi başka olan, bir sürü dilek dilediğim, her gidişimde burada şarkı söylesem keşke diye hayal kurduğum bir yer Yerebatan Sarnıcı. Tabii performansların özel durumu nedeniyle çok da heyecanlıydı, hatta zordu ama kesinlikle ömürlük bir deneyimdi. Sayın Ekrem İmamoğlu ve Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’ndan bizi çok onurlandıran, çok ince yorumlar aldık. Decol’ün ve Tilde Sound’un, tüm ekibin gece gündüz inanılmaz özverili çalışmasıyla, gerçekten de mükemmel performanslar gerçekleşti. Vokal bestesi bana ait olduğu için yaratım sürecinin de heyecanı ayrıydı. Vibes İstanbul’da sevgili Ozan Bankoğlu ile saatlerce süren ayin gibi bir kayıt ve çalışma süreci geçirdim. Çok mutluyum bir parçası olabildiğim ve Siren’lerin, Medusa’nın, Şahmeran’ın şarkılarını söyleyebildiğim için.

Tuğçe Şenoğul, özgün tarzı ve güçlü sahne performansıyla dikkat çekiyor.  (Fotoğraf: Selçuk Polat)

Hisli müziğin demlenmeyle ortaya çıktığını düşünmüşümdür hep. 2017’de çıkan Gölgelerine albümünden bu yana da sakin sakin, teklilerle gidiyorsun. Yeni albüm çalışması var mı?

Demlenme süreci de değişken gibi geliyor bana. Bazen bi’ bakıyorsunuz şarkı hemen görünür oluyor, bazen de tersine uzun bir süreci oluyor. Benim için kişisel olarak önemli bir dönemdi. Kendi zamanımda üretmeyi, yaşadıklarımı, hissettiklerimi sindirerek dönüştürmeyi seçtim. Bağımsız bir sanatçı olmanın da payı var mutlaka. Her şey istediğiniz hızda ilerleyemeyebiliyor bazen. 2023’te bir albüm paylaşmayı umuyorum. Tarih vermek istemiyorum çünkü bir beklenti yaratıyoruz ister istemez ve erteleme gibi şeyler olduğunda üzülüyoruz, sözümüzü tutamamışız gibi hissediyoruz. Öyle olsun istemiyorum. Albüm öncesi başka tekliler de gelecek ama onu söyleyebilirim. (Gülüyor)

Redbull’a verdiğin söyleşide, “Bahsedilebilir hale geldiyse karanlık, bu onun iyileşme sürecinde olduğunu gösterir,” diyorsun. Bir sonraki albümünde aydınlığı veya seni aydınlığa götüren süreci görecek miyiz?

Hâlâ aynı düşünüyorum. Bastırılmış olan karanlıktan korkmak lazım bence. Onun dışında zamanla aydınlık ve karanlığın çok da birbirinden ayrılmadığını düşünmeye başladım. Yani öyle karanlıktı da geride kaldı gibi bir durumdan ziyade daha iç içe, daha birlikte bir gerçeklik aslında yaşadığımız. Gölgelerine benim için bir yüzleşme-kavuşma başlangıcı gibi oldu. Şimdi ses olarak daha geniş bir alanda hissediyorum. Paylaştığım şarkılar O An ve Bu Rüya Değil de bunu hissettiriyor aslında biraz.

Özgün bir tarz oluşturmak kolay meziyet değil. Kendi üslubunu bulma yolculuğundan bahsedebilir misin?

Tamamen içimdeki arzuyu, isteği, hissi, tutkuyu, sesi dinlemek. Kaptan o ses yani (Gülüyor). Neyi duymak istediğim, neyi görmek istediğim, üzerine biraz daha neyi eklemek istediğim, hepsi anbean içimden geçtiği gibi ilerliyor. Bu da bir süreç bu arada. Kendini duymak da zamanla gelişen bir şey. Dinledikçe gelişiyorsunuz. Umarım ileride daha da kalpten duyabilirim.

Söz yazma sürecin nasıl gerçekleşiyor? Masa başına mı oturursun yoksa nerede geleceği belli olmaz mı?

Hiç belli olmaz. Yerli yersiz, belli belirsiz bir süreç. Elbette kâğıtla kalemle baş başa kaldığımda da gelenler oluyor ama Onun Karanlık Huyları gibi sokakta yürürken söylemeye başladığım şarkılar da çok oldu.

Müzisyen olduğuna ne zaman ikna oldun? Bir ‘o an’ var mı?

Yolumun müzik olduğunu keşfettiğim birden fazla an oldu ama bi’ şeylere ilk ikna oluşum 2010 yılında Senden Korktum Ben’i yazdığım gece oldu aslında. İlk kez çok net bir şekilde, bir duyguya kanallık yaptığımı hissettim. O nedenle albümün başlangıcı ve son şarkısı oldu kendisi.

“Şarkılar hep görsel dünyasıyla birlikte geliyor aslında” (Fotoğraf: Ogün Akgül)

Bugüne kadar en unutamadığın sahne performansın hangisiydi?

Hiçbirini unutamam her biri çok değerli ve özel benim için ama Gölgelerine lansman konserimin yeri ayrıdır. Sahne korkumu orada bırakmıştım.  O gün yanımda olan kaptanlarımın ve tüm dostlarımın da sayesinde yeni bir dönem başladı benim için.

Film-dizi müziği çalışması yapmak ister misin?

Hikâyesiyle bir bağ kurabiliyorsam elbette çok isterim. Belki eğitimim fotoğraf üzerine olduğu için de olabilir, şarkılar hep görsel dünyasıyla birlikte geliyor aslında. Biraz sinematik buluyorum müziğimi de. O nedenle doğal bir uyum olur gibi hissediyorum. Wong Kar Wai ile çalışmak istiyorum, evrene bu mesajı da bırakmış olayım (Gülüyor).

Çocukluğunda evde nasıl bir müzik ortamı vardı? Kimler dinlenir, kimlerden bahsedilirdi?

Her türden beslenebildim diyebilirim. Annemden TSM’yi, babamdan Pink Floyd, Bee Gees ve arabeski, ablamdan da Nirvana, Radiohead, Jazz standartları gibi farklı türleri öğrendim.

“Odasının tamamı poster kaplı olan çocuklardandım”  (Fotoğraf: Irmak Altıner)

Peki ilk gençliğinde dergilerle aran nasıldı? Mesela Roll veya Express gibi dergileri takip ediyor muydun

Tabii, müzik dergileri en büyük keyifti. Odasının tamamı poster kaplı olan çocuklardandım; hikâyeleri, yorumları okur, fotoğraflara saatlerce bakar ve odamda onlara uygun bir yer bulurdum. Dergilerle büyümek çok güzeldi.

Kalemle en çok başa sarıp dinlediğin kaset:

Nirvana, Motorhead, Exploided, Sex Pistols ve radyodan çektiklerim…

Son zamanlarda en çok takıldığın parça ya da albümler:

Beyonce-Renaissance, Mavi-Veritas, Ruby-Günah, J-Hope-Jack In The Box, Güneş-Atlantis, Kendrick Lamar-Mr. Morale & The Big Steppers son zamanlarda dinlediklerim. Ayrıca her ay kaptanlarımdan gelen şarkı önerilerinden oluşan bir liste güncelliyorum. Onu dinliyorum bol bol.

Olmaktan mutlu olduğun yer:

Denizi ve gökyüzünü birlikte görebildiğim yerler, yol hali, yüksekteki manzaralar, evim, balkonlar, sevgi paylaştığım insanlarla buluşmalar, dostlarla uzun masalar, konserler, festivaller, yaşanmışlığı hemen hissedilen, hikâyesini merak ettiren yapılar, sahnede kaptanlarımla göz göze olduğum an.

Not: Fotoğraflar, sanatçı menajerinin izniyle kullanılmıştır.

Kapak fotoğrafı: Berk Çakmakçı

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media