“GEBE OYUNU İLE GUINNESS REKORLAR KİTABI’NA BAŞVURDUK”


Günlerdir herkes onları konuşuyor. Günlerdir herkes bu oyundan bahsediyor. Hamileliklerinin neredeyse sonlarına yaklaşmış olan üç kadın oyuncu, yalnızca iki gün sonra İstanbul’un en büyülü tarihi mekanlarından Yerebatan Sarnıcı’nda sahnede olacak. Hatice Meryem’in yazdığı, Nagihan Gürkan’ın rejisör koltuğuna oturduğu “GEBE” oyununun üç gebesi Alayça Öztürk Gidişoğlu, Özlem Öçalmaz Yıldız ve Tuba Karabey Özkök ile dünyada bir ilk olan bu özel projeyi ve projenin odak noktası olan kadınlık, annelik ve hamilelik hallerini konuştuk.

 

SÖYLEŞİ: NİLÜFER TÜRKOĞLU
nilufer@ajandakolik.com 

 

Sahnede üç gebe, karınlarında bebeleriyle 6 kişi sahnede! Söyleyecekleri çok söz, anlatacakları çok şey var. Yerebatan Sarnıcı da, İstanbul da hiç böylesini görmedi, izlemedi. 3 Ekim Pazartesi günü ışıklar onların üzerinde, “Ve perde!”
Yazarından afiş tasarımcısına ekip tamamen kadın. #KADINYAŞAMÖZGÜRLÜK sloganlarının atıldığı ve kadının sesinin tüm toplumlarda daha çok duyulması için kenetlendiğimiz bugünlerde anne olmayı, hamile olmayı, KADIN olmayı sorgulayan, sorgulatan “GEBE” oyunu, ruhlarımızı, düşlerimizi, bedenlerimizi özgürce havalandırmak için gün sayıyor. Sadece 15 gün boyunca Yerebatan Sarnıcı’nda oynanacak oyun için siz de yerinizi ayırtın.

*Açıkçası anneliğin üçüncü ayını yaşayan biri olarak “Gebe” oyunu üzerine en çok heyecanlanan ve bu söyleşiyi yapmayı çok isteyen gazetecilerden biriyim muhtemelen. Önce sizleri tanımak isterim.  

Ne güzel denk gelmişiz o zaman, yaşasın! Biz de 3 hamile, okul arkadaşıyız. Üçümüz de Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı mezunuyuz. Şimdiden de  çocuklarımız oyun arkadaşı, aynı sahneyi paylaşıyorlar. Ne mutlu bize.

Ben Özlem Öçalmaz. Oyuncuyum. Tiyatro oyunlarımdan daha sık tanırsınız. En son Amadeus’ta Constanze rolünde oynadım. Oyun sırasında hamile kaldım. Hamileliğimin ilk dört ayı sahnedeydim. Şimdi de son aylarda yine bu projeyle seyircilerimden uzak kalmayacağım.

Ben Alayça Öztürk Gidişoğlu. Hepimiz Mimar Sinan Konservatuarı Tiyatro bölümden arkadaşız. Tuba ve ben sınıf arkadaşıyız, Özlem dönem arkadaşımız. Bu proje için özel seçilmedik aksine proje kendini gerçekleştirdi. Özlem bana hamilelik müjdesini verdiğinde ben de cevap olarak ona aynı müjdeyi verdim. Çok mutlu ve sihirli bir andı. Birkaç hafta sonra Tuba’dan aynı haber geldi. Bu sırada Özlem’in kafasında kendi hamileliğinin başından beri bu fikir oluşmuştu, benimle paylaştı. “Müthiş bir fikir, eğer yaparsan ben de destek olurum oyuncu olarak ya da başka bir alanda yanındayım” dedim sonra Tuba dahil oldu ve proje kendini yarattı.

Ben Tuba Karabey Özkök. Mimar Sinan Konservatuarı Tiyatro bölümü mezunu, 37 yaşında, erkek annesi adayı oyuncuyum.

“İSTANBUL’UN ‘ANAKUCAĞINDA’ BİR DOĞA OLAYI”

Bunun için bir proje oyun diyebiliriz sanırım. Bunda üçünüzün de gerçekten hamile olmasının çok büyük payı var. Sizler aynı zamanda arkadaş mısınız ve bu oyunun sahnelenecek olmasında sizlerin mi rolü var yoksa sadece bu oyun için özel olarak seçilen “gebe oyuncular” mısınız?

ÖZLEM: Gerçekten çok büyük payı var. Bu proje oyunu, sahnede 3 gerçek hamile kadının bir araya gelip bir performans icra etmesi, nadir görülen bir doğa olayı gibi adeta ve bunun İstanbul’un anne karnı gibi olan Yerebatan Sarnıcı’nda oynanacak olması çok büyülü bir durum. Kültür AŞ’nin ev sahipliğinde gerçekleşecek oyunumuza gelecek seyircilerimizi, ayrıcalıklı içerikler bekliyor olacak. “Daha Derine” isimli özel bir sergi ve Seçil Metin’in canlı Şamanik Müzik performansı olacak. Bu deneyime ortak olmaya bekliyoruz hepinizi.

 Aslında biz seçilmedik. Biz oluştuk. “Hadi kızlar aynı anda hamile kalalım ve böyle bir proje yapalım” demedik. Her şey çok organik ilerledi. Bu proje bebeğimin rahmime düştüğünü öğrendiğim aynı gün aklıma düştü. İki tane bebek büyüttüm içimde. Birini karnımda, diğerini sırtımda taşıyorum, 7 aydır. Ve büyümeye devam ediyorlar. İkisi kardeş gibiler.

Hamilelik çok doğal ve hayatın parçası olan bir durum. Hatta hayatın ta kendisi, bütün insanların var olma sebebiyken  neden bu kadar hayatın dışında ve izole olmak zorunda kalınan bir süreç oluyor. “Hamile kalmak” kavramını sorguladığımızda da içinde negatif barındıran bir sonuca çıkıveriyoruz, fark ettiniz mi hiç ? Hamile kalmak, geride kalmak, sınıfta kalmak, evde kalmak… “Hayat devam ederken hamile kalan kişi o geri de kalan mı oluyor? Neden böyle oluyor? Ve oyuncular hamile kaldıklarında neden sahneden uzak kalmak zorundalar? Ya da bir kadın, hamile kaldığında işinden izin alması neden bu kadar zor? Erkeklerin rahmi olsaydı ve doğurabilselerdi, bütün sistemi ona göre entegre edebilecekleri bir dünya olasıyken, neden biz kadınlar için durum böyle değil?” gibi sorgulamaların sonucunda ortaya çıkan bir proje: GEBE.

Ve bu sorgulamalar Hatice Meryem’in kalemiyle buluştu. Ortaya da tatlı sert bir annelik- kadınlık konularını seyirciye beraberce sorgulama olanağı sunan, yeni bi’ dünya mümkün olabilir umudu aşılayan bir oyun çıktı.

TUBA: Biz üçümüz de aynı okuldan mezunuz,  birbirinden habersiz aynı dönemde hamile kalan 3 arkadaşız. Bu proje Özlem’in tasarlayıp bize sunduğu, bizim de seve seve kabul ettiğimiz bir proje.

Hamileliğinizin kaçıncı aylarındasınız?

ÖZLEM: Birbirimize çok yakın haftalardayız, Nilüfer. Gerçekten planlasak böyle denk gelmezdi. Bu işin büyüsü de zaten bu. Ben 29. haftamdayım. Yani doğurmaya 2,5 ay kaldı. İlk ben doğuruyorum. Oyunu da doğuma son 3 hafta kalana kadar oynuyorum. (Gülüyor.)

TUBA: Ben de 6 aylık hamileyim. İçlerinde en son ben doğuracağım.

ALAYÇA: Şu anda 27. haftamdayım. Oyun başladığında 29. haftada olacağım.


“BU PROJE BAYRAK TESLİMİ ŞEKLİNDE DEVAM ETSİN, YENİ GEBE OYUNCULAR BAYRAĞI DEVRALSIN”

Gebe oyunu nelere gebe? Biraz konusundan ve ekipten bahsedelim mi?

ÖZLEM: Öncelikle şundan bahsetmek isterim. Gebe projesi iki şeye daha gebe. Birincisi Gebe oyunu yeni bir oyun. Gerçekten hamile olan kadın oyuncularını kucaklamak için bekliyor. İlk çıkış noktasında da bu proje bayrak teslimi şeklinde devam etsin niyeti vardı. Yeni gelen gebe kadın oyuncular bayrağı devralsın ve devam etsin proje niyetiyle güdümlendi. Umarım bunu da başaracağız. İkincisi bu biricik projenin bir belgeselini de yapacağız.

Ekibimizin tamamı kadınlardan oluşuyor. Özellikle böyle olmasını tercih ettik. Yönetmenimiz Nagihan Gürkan‘ın Cana, yardımcı yönetmenimiz Esra Şengünalp’in Maya ve uygulayıcı yapımcımız Elif Özge Maltepe’nin Ali isimli bir bebeği var. Yeni anne oldular. 1 ve 2 yaş arası bebeklerimiz. Hatta Ali bizim oyun afişimizin başrolü. Bu durum bizi kocaman bir kabile yapıyor. Bu birleşme tamamen kadın dayanışmasıyla oluştu ve büyüye büyüye bu noktaya geldi. Beraberiz ve çok  güzeliz. Ekibimiz diğer yetenekli kadınları; ışıkta Ayşe Sedef Ayter, müzikte Seçil Metin, kostümde İlayda Çeşmecioğlu var. Asistanımız Berçem Açığ, dekor Kiara de Rocchi’ye ait, afiş tasarımını da Gözde Karaoğlan yaptı.

Oyunumuzu dramatik aksiyonlu, 7 aylık hamile ve erken doğum yapacağını öğrenmiş bir kadının başından geçenler olarak tanımlayabiliriz ama bu tanım çok kısa kalır. Bu dramatik aksiyonun üstüne oturtulmuş dev bir kadınlık sorunsalı var. Toplumun kodlarını kırmaya niyet etmiş bir oyun bu. 3 kadın, aynı zamanda binlerce kadının hikayesini anlatıyor.

ALAYÇA: Oyunun metni, öğretilen peri masallarını yıkma üzerine kurulu. Ve bu metin, toplumun, “kutsal hamile – kutsal anne” diye adlandırıp bir yandan da kısıtladığı kadınlık – annelik kavramlarını tatlı sert bir dille eleştiriyor.

TUBA: Tam bir kadın projesi. Kadrosuyla tam bir kadın ve anne dayanışması. Toplumun her şeyde olduğu gibi kadın, annelik ve hamilelik kavramlarıyla ilgili fikri ve dayatmaları çok. Biz bu dayatmaları naif bir yerden yıkmak istiyoruz bu oyunla. Kabul etmiyoruz, meydan okuyoruz.


Oyunun metninde sizi en çok etkileyen ne oldu? 

ÖZLEM: Hatice’ye böyle bir oyun yazar mısın diye teklif götürdüğümde, onun anneliğinin 27. yılıydı. Tam o gün konuştuk ve ben 5 aylık hamileydim. Bu müthiş tılsımlı bir buluşmaydı. Hatice zaten bu meseleye yıllar öncesinden beri kafayı takmış. Heyecanı, projeye duyduğu ateşi beni çok etkiledi. Başta çok korktu, çok kısa süre var diye… Ama cesareti ve deliliği o kadar yoğundu ki çok kısa sürede müthiş bir eser çıkardı. Yani ben Hatice’nin önce kendisinden çok etkilendim diyebilirim.

Metnin en etkileyici yanı derdimizi bağırmadan, kimseyi suçlamadan ama bi’ o kadar sert, bi’ o kadar eğlenceli, bir şekilde bunu başarmış olması. Oyunda geçen en sevdiğim cümle de, hepsini çok seviyorum ama nedense bu kısmı beni daha bir başka etkiliyor, “Anne sen benim kızım olsaydın, sana peri masalları anlatmazdım. Sana yüce dağlara çay kaşıklarıyla mağralar açan kadınların hikayelerini anlatırdım.”

ALAYÇA: Oyunda her şey gerçek. Bu gerçeklik bazen mideme bazen boğazıma çöküyor, etkileniyorum. Hatice Meryem çok iyi bir edebiyatçı olduğu için metnin tamamı çok etkileyici.

TUBA: Hatice Meryem’in bu meydan okumayı naif bir üslupla anlatması çok etkili.

​Peki tüm bu yazılanlarda kendinizden çok şey bulduğunuzu söyleyebilir miyiz? Kendi hayatınızla, duygularınızla bir kıyaslama yapsanız…

ALAYÇA: Yazılanların bir kısmı bizim kendi duygularımız, iç dökümlerimizden oluşuyor birebir. Hatice Meryem tüm iç dökümlerimizi öyle bir harmanladı ki sadece bizim değil birçok hamile kadının sesi var oyunumuzda.

TUBA: Çok şey var. Hatice Meryem’in metni yazma aşamasında üçümüz de iç dökümlerimizi yazdık uzun uzun ve ona gönderdik. O yüzden metnimizde bizden çok şey var.

“SAHNEDE 3 DEĞİL 6 KİŞİYİZ ASLINDA”

Böylece bunu baştan öğrenmiş oldum! Peki, sahnede sadece üçünüz olacaksınız. Dünyada bunun bir örneği var mı, hiç araştırdınız mı?

ÖZLEM: Sahnede 6 kişiyiz aslında. Bebeklerimizle beraberiz. Onlar da oynuyorlar. Bu müthiş bir deneyim, performans ve meydan okuma bizim için. Dünyada daha önce böyle bir şey yapılmadı. Bu bir ilk. O yüzden bu konuyla ilgili Guinness Rekorlar Kitabı’na başvur sürecimiz de başladı. Biz bu rekoru kırarken buna şahitlik etme fırsatını kaçırmayın derim.

ALAYÇA; Bu şekilde tasarlanan ilk oyun olma ihtimali çok yüksek. Hamile kadınların sahneye çıkmasının çok dışında anlamları olan bir oyun. Daha önce yapıldı mı emin değilim.

TUBA: Araştırdık, 3 gerçek gebe oyuncunun sahnede olduğu bir oyun yok. 3 gebe oyuncu ama aslında 6 kişi sahnede!


“TEBRİK EDİP AMAN SAĞLIKLI OLSUN DA NE OLURSA OLSUN DEYİP SUSSALAR KEŞKE” 

Hamileliğiniz boyunca toplum içinde yaşadığınız sıra dışı veya tuhaf bir şey oldu mu? Ya da sizi rahatsız eden… Çünkü bu dönem etraftan en çok yorum aldığımız dönem!

ALAYÇA: Bu sorunun tüm cevaplarını zaman zaman eğlenceli bir dille oyunda vereceğiz. Olmaz olur mu? Özellikle erkekler öyle yorumlarda bulunup akıllar veriyor ki aslında herkesin hamilelik ve kadınlıkla ilgili bir fikri var ve bu fikirler çoğu zaman basmakalıp ve bilimsel olarak doğru değil.

TUBA: Çoook! Tanıdık tanımadık bazı insanlar sağlığından daha çok cinsiyetiyle ilgilendi çocuğun. Buna çok kırıldım.

” Aaa erkek olsun..”, “Sana kız yakışır”, “Bir kadının önce kızı olmalı” -bunu yeni duydum bu arada- (Gülüyor.)

“Aa sen hamilesin onu yapma bunu yapma” …Tebrik edip aman sağlıklı olsun da ne olursa olsun deyip sussalar keşke.

Hayatım da ilk defa anne olacağım. Çok mutlu, heyecanlı, keyifli, enerjik bir hamilelik yaşıyorum, keşke insanlar da biraz düşünceli olup kendi fikirlerini söylemeseler. Hepsine sustum. Ama şimdi oyunumuzda onlara cevap veriyorum.

ÖZLEM: Benim de oldu. Kız çocuk doğuracağımı öğrenen bir arkadaş, “A kız mı, olsun, bir sonrakinde olur inşallah” diye üzüldü. Çok sinirime dokunmuştu. Ve biz bu anı oyunda kullanıyoruz bu arada. Spolier verdim, hadi! (Gülüyor.)

Bir de kem gözler, hurafeler, nazar olayı var. Bunlara nasıl bakıyorsunuz?

ALAYÇA: Neye inanırsan o olur diyorum.

ÖZLEM: Ben inanıyorum ama inandığım şeyin tam olarak ne olduğunu bilmiyorum. Tarif edemem. Hissel bir şey daha çok. Kötü enerji deyip de geçemeyeceğim daha ezoterik bir şey. Psişik bir duygu. İnsanların birbirini etkileme gücü çok  yüksek. Hepimiz frekanslardan oluşuyoruz sonuçta. Bu dalga ve titreşimler birbirine çarpabilir, karışabilir, kendi alanımızı kirletebilir. Kendimizi korumayı öğrenmemiz gerek. Hurafelere gelince, onlara sadece gülüyorum.

TUBA: Ben de inanıyorum, bu yüzden de bebeğimizin genetik test sonucunun normal olduğunu görene kadar da kimseye söylemedim hamileliğimi. Sadece ailem ve dostlarım biliyordu. Ayrıca oyunumuzu da ilk zamanlarda söylemedim kimseye. (Gülüyor.)

Anneliğin kutsallaştırılması konusunda neler düşünüyorsunuz?

ALAYÇA: Anneliğin kutsallaştırılıp, annenin eve tıkılmak istenen bir obje haline gelmesi beni çok rahatsız ediyor. Sen çocuk doğur, ona bak, başka da bir şeye el atma, neden? Aaa çünkü annelik kutsaldır! Bu fikir bence baştan çarpık ve kadını hayattan koparan bir bakış açısı.

ÖZLEM: Annelik duygusunu sadece kadın taşıyor gibi bir algı var. O duygu hepimizin içinde var aslında: “anaçlık”.  Bir bebeğin çoğu ihtiyacı tabi olarak kadının bedeninden geliyor ama toplum bunu çok abartmış durumda. Kadının çocuğu tek başına yapmadığı gibi tek başına ona bakabilmesi, psikoloji sağlığı açısında çok mümkün değil. Evde tıkılıp sadece bir bebekle ilgilenen bir insanın psikolojisini düşünmek gerek. Toplum, kadını eve kapatıp onu korunması gereken biri olduğunu düşüncesiyle kutsallaştırıyor. Kutsalı koruruz. Bu durum Nepal’de yaşayan ve tanrıça olan Kumari gerçeğiyle çok örtüşüyor. Kumari’yi herkesin araştırmasını tavsiye ederim. O zaman ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

TUBA: Annelik kutsal değildir, kutsallaştırılmamalıdır. Bir kadının anne olacak diye ya da anne diye çalışma olanaklarının kısıtlandırılmasını yanlış buluyorum. Peki annelik kutsalsa kadına yönelik şiddet, kadınlara yapılan işkenceler nedir!!?

Sosyal medyada “peri masalı” gibi anneliğini yaşayan kadınlarla karşılaşıyoruz çoğumuz. Sanki onların saçına hiç kusmuk bulaşmamış, sanki hamileliklerinde hiç sıkıntı yaşamamış, kilo almamış, sadece pilatesini yapıp karnını yağlamış, uykusuz tek bir geceleri yok, bebek hiç ağlamıyor gibi gibi şeyler… Bu dünya hakkında ne düşünüyorsunuz?

ALAYÇA: Yalan dünya, zaten sosyal medya külliyen yalan. Herkes popüler olma peşinde. Ben çok ciddiye almıyorum işin o kısmını açıkçası.

ÖZLEM: Bu pompalanan şeyi ben de aşırı eleştiriyorum. Tamamen markalara hizmet eden bir dünya orası. Gerçek değil. ama Türkiye’de bir sürü insan ne yazık ki onları izleyip sonra kendi hayatlarına baktığında mutsuz oluyor. Böyle bir dünya yok. Balon orası. İnanmayın. Sevmiyorum. Doğru bulmuyorum. Desteklemiyorum. Buna alet olan kadınları da hassasiyete davet ediyorum. Özellikle bu annelik konusundaki içerikler daha dikkatle hazırlanmalı.

TUBA: Hiç sevmiyorum bu dünyayı. Çünkü çok sahte, yalan.

Ben anne olduktan sonra anneliğe hazır olmak gibi bir kavramın aslında hiç olmadığını öğrendim. Bir de mükemmel ebeveyn olmaya çalışmanın da mümkün olamayacağını… Anne olmaya gün sayarken sizlerin hislerini de öğrenmek istiyorum. Neler kopuyor içinizde?

ALAYÇA: Deneyimlemeden bilemeyeceğim. Ama mükemmel yoktur gelişen, gelişebilen vardır diyorum ve kısmet diyorum. (Gülüyor.)

ÖZLEM: Annelik de babalık gibi zamanla kazanılıyor. Ben hamileyim şu an ve sadece kendimi hamile hissediyorum. Annelik duygusu gibi bir şey henüz gelmedi. İçimde var olan anaçlığım zaten vardı. Çocuğun doğduğu günde bir anda bana yüklenmeye de bilir. Biz bilgisayar değiliz. Ya da sadece içgüdülerimizle yaşayan hayvanlar değiliz. Biz insanız. Aklımız, fikrimiz, düşüncelerimiz, duygularımız, deneyimlerimiz ve hafızalarımız var. Bebekle zaman geçirdikçe o annelik duygusu geliyor bence. Mükemmel ebeveynlik diye de bir şey yok. Bence tüm çocuk yetiştirme kitaplarını çöpe atmalıyız. Bir köylü kadının çocuklarına verdiği koşulsuz sevgi ve şefkat en doğru referans olmalı. Sistemin bizi ve çocuklarımızı dönüştürmek istediği şeye izin vermeden özgürce büyütmeliyiz onları. Hiçbir beklenti olmadan ve üzerine plan yapmadan. Deneyimlerine ortak olmak ve yolculuklarında onları koruyup kollamak tek amacımız olmalı.

TUBA: Tabii ki zaman zaman kaygılarım oluyor. Bu da çok normal. Kadınların aşağılandığı, her geçen gün kadına yönelik şiddetin arttığı bu dönemde, toplumun beceremediği bir erkek çocuk yetiştirmeyi umut ediyorum. Emin olduğum şey çok sevgi dolu bir çocuk olacağı..

Kocalar da baba oluyor. Belki sizler bu süreçleri şanslı geçirecek olanlarsınız ancak özellikle Türkiye’de erkeklerin hamilelik sürecinde ve sonrasında sadece biberon tutarak anneye yardım etmesi bir kahramanlık olarak gösteriliyor. Nasıl değişecek erkekler ya da genç kuşak babaları eskiye göre değişiyor mu, daha mı bilinçli, ne dersiniz?

ALAYÇA: Daha bilinçliler ama aşmaları gereken hâlâ çok şey var. Erkeklerin kendilerine öğretilen erkeklik kavramını yıkmaları şart!

ÖZLEM: Aslında onların da suçu yok! Kültürümüz onları böyle yetiştirmiş. Kendi kocalarımızın babaları daha zayıftı bu konularda, şimdi biz biraz daha şanslıyız. Gelecek nesiller daha da farkında olarak yetişecekler. Böyle böyle gelişeceğiz inşallah. Ama bir Y geninden kaynaklı hepsinde bir beceriksizlik söz konusu. Bu da onların doğaları sanırım. Yapacak pek bir şey yok. (Gülüyor.)

TUBA: Çok şükür eşim bana bu hamilelik döneminde çok yardımcı oldu. İyi bir eş ve çok da iyi bir baba olacağından eminim. Oğlumuz babasını rol model alsın, ileride bilinçli bir birey olsun.

Yakın zamanda restore edilen Yerebatan Sarnıcı’nda oynamak kimin fikriydi? Orada prova yapmaya başladınız mı? Ses akustiği açısından sahnedeki gibi olur mu, ne dersiniz? 

ÖZLEM: Bu tam olarak bizim dileğimizdi. Ve bu proje sevgili Murat Abbas ve Selin Talaza’nın vizyonuyla buluşunca yolu Yerebatan’a, İstanbul’un rahmi olan bu büyülü mekana kavuştu. Kültür AŞ.’nin bunda katkısı çok önemli. Onlara Ajandakolik aracılığıyla teşekkürlerimizi gönderiyoruz.

Ses akustiği konusunda da pek bir endişemiz yok çünkü seyirci kapasitemizi ona göre ayarladık. 100 kişiyle sınırlıyız.

Sadece 15 oyun oynayacaksınız. Tarihlerin hepsi belli mi?  

Prömiyerimiz 3 Ekim Pazartesi günü.
Diğer günler ise şöyle:
4 Ekim Salı
10 Ekim Pazartesi
11 Ekim Salı
17 ekim Pazartesi
18 Ekim Salı
24 Ekim Pazartesi
31 Ekim Pazartesi
1 Kasım Salı
7 Kasım Pazartesi
14 Kasım Pazartesi
15 Kasım Salı

“YENİ HAMİLE OYUNCU ARKADAŞLARIMIZA BURADAN AÇIK DAVETTE BULUNUYORUZ”

Belki anne olduktan sonra da bu defa anne olan kadınlar olarak yine üçünüzü aynı sahnede görürüz, kim bilir… 

ÖZLEM: O konu da yeni bir oyun yazılması lazım. Çünkü bu projenin biricikliği sadece hamile olan kadın oyuncular tarafından oynaması için tasarlanmış olması. Ama ikinci ayağında yeni gebe kadınlarla bu projeyi devam ettirmek niyetimiz. Hem kadın oyuncularımıza bir istihdam alanı sağlamak hem de söyleyecek sözümü daha fazla duyurmak sürekliliği açısında bu çok önemli. Yeni hamile oyuncularımıza da buradan açık davet de bulunalım hazır buraya değinmişken

TUBA: Neden olmasın! (Gülüyor.)

Her ne kadar prömiyerde İstanbul’da olamayacaksam da sizleri izlemeyi çok istiyorum. Şimdiden iyi oyunlar ve kolay doğumlar diliyorum. Konuğum olduğunuz için teşekkür ederim.

ÖZLEM: Çok teşekkürler Nilüfercim. Seni ve Helen’i kocaman öpüyoruz. Bize Ajandakolik’te yer verdiğin için de ayrıca teşekkürler. Umarım izleme fırsatı yakalarsın.

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media