banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

Logo üzeri reklam

TANZİMAT’TAN CUMHURİYET’E: RESSAM HOCALARIN RESSAM ÖĞRENCİLERİ SERGİSİ ÜZERİNE…

İbrahim Çallı (1882-1960) Hamakta Uzanmış Kadın, 1912 Ahşap üzerine yağlıboya 38 x 70 cm

Hoca ve öğrenci ilişkisi üzerinden, kuşaklar arası etkileşim ve değişimi görünür kılan, ustaların ve onların izinde yürüyerek ustalaşan öğrencilerin eserleriyle birlikte sunulan bir sergi: Tanzimat’tan Cumhuriyet’e: Ressam Hocaların Ressam Öğrencileri. SSM Resim Koleksiyonu’nda yer alan Hoca Ali Rıza, Halife Abdülmecid Efendi, Hüseyin Zekâi Paşa, İvan Konstantinoviç Ayvazovski, Şevket Dağ, Hikmet Onat, Hüseyin Avni Lifij, İbrahim Çallı, Nazmi Ziya Güran’ın yanı sıra öncü kadın sanatçılardan Mihri (Müşfik) Hanım’ın aralarında olduğu sanatçıların 115 eserini bir araya getiriyor.

 

Yazı: Duygu Merzifonluoğlu

 

Geçenlerde Sabancı Müzesi’nde “Tanzimat’tan Cumhuriyet’e: Ressam Hocaların Ressam Öğrencileri” adını taşıyan güzel bir dönemin sergisini gezdim. Sergi, genel olarak hocalar ve hocaların bilgi birikimlerini öğrencilerine aktarışı üzerinden giderek kuşaklar arası etkileşim ve değişimi anlatıyordu. Serginin hemen girişindeki siyah beyaz filmlerde ise bugünü bir de 1915’lerin, 1920’lerin gözüyle görme şansına erişiyordunuz. Ustaların ve onların izinde yürüyerek ustalaşan öğrencilerin eserlerindeki benzerlikleri görerek günümüze kadar gelirken de bu resimleri yapan ressamların nasıl bir dönemde yaşamış olduğunu, yaptıkları resimleri hangi ilhamlarla, hangi zorluklar içinde, neleri bugünlere taşıyıp nelerin mesajını vermek istediklerini daha iyi görüyordunuz. E tabii hal böyle olunca da 1900’lerin ilk yıllarındaki İstanbul’u daha bir derinden hissediyordunuz. İki dirhem bir çekirdek fesli gezen adamların kamerayı ilk görüşleri, onların kameraya 100 yıl önceden gülümseyen aydınlık yüzleri sizi de oracıkta kendi kendinize gülümsetiveriyordu mesela.

Hoca Ali Rıza (1858-1930) İstanbul, 1919 Tuval üzerine yağlıboya 43.5 x 61 cm

O siyah beyaz görüntüler arasında, güzel bir İstanbul gün batımında Haliç’te yavaş yavaş yol alıyordu kayıklar…

Sandallar, narin yelkenliler, yük tekneleri ve elinde maşrapa tutan kısa pantolonlu çocuklar…

Haliç’te giden bir tekneden çekilen eski İstanbul, içinizdeki bir şeyleri işte böyle kıpırdatıveriyordu birden…

Sonra filmin devamında karşınıza ihtişamlı görünüşü ile Ayasofya çıkıyordu.

Hemen sonra ise Sultanahmet Camii…

Derken, birden eski İstanbul sokaklarındaki cumbalı evlerin arasında bir sokak…

O sokakların içindeki narin evlerin önünden geçen yoğurtçular, sütçüler, kucağında sakin bir horoz tutarak objektife bakan tuhaf bir adam ve onunla beraber kameraya poz veren, orada o sırada ne olmakta olduğundan bihaber çocuklar…

Haliç’in şimdiki ile aynı olan köprü demirlerini görünce ise filmin bir yerinde, birden fark ediyorsunuz, hâlâ aynı şehirde yaşamakta olduğunuzu.

Galata’da tahta sandalyeli alelade bir kahvehanede bacak bacak üstüne atmış, köstekli saatli, yelekli, Türk kahvesi içen beyefendileri görünce ise onların sizi göremeyeceğine aldırış etmeden gülümsemeye devam ediyorsunuz olduğunuz yerde.

Sonra da meraklıysanız biraz; soruyorsunuz içinizden, o beyefendilerin yalnızca bir yansımadan ibaret olan gözleri ile gözleriniz iç içe geçince “Nerede sahi o beyefendilerin çocukları, torunları, torunlarının çocukları şimdi? Kim bilir neyin peşinde, kim bilir yaşamlarının hangi evresinde, neredeler şimdi..?” diye…

Filmin başında görüntüye giren o genç kızların çarşaflarının yanından çıkan kısa bukleli saçlarını, bir geçiş dönemi örtüsü olarak tanımlanan yüzlerini tamamen gizleyen tüllerini ve aynı genç kızların bu çarşaflar içinde kameraya gülerek poz verişlerini yeniden izledikten sonra da yüzünüzde bir tebessüm bırakmış olarak bitiyordu birden film. Sonra da olan biteni görmüş, yeniden hatırlamış olarak bir dönemden miras kalan anların sergisini gezme vaktiniz geliyordu.

Nazmi Ziya Güran (1881-1937) Şezlongda Pembeli Kadın, 1904 54 x 73 cm


TANZİMAT DÖNEMİNDE RESSAM OLMAK… 

Bu sergi bana göre nasıl bir sergiydi biliyor musunuz? Bir kaç ay evvel hem dünya hem de Türkiye genelinde yaşanan yangın ve sel felaketlerinin, salgınların yaratmış olduğu umutsuzluk, güçsüzlük ve yorgunluk hislerini resmen bir çırpıda silip geçen bir sergiydi. Çünkü aslında çok önemli dönemlerin kaydını tutuyor bugün Sabancı’da sergilenen bu eserler… Çünkü sergi, SSM Resim Koleksiyonu’nda yer alan Hoca Ali Rıza, Halife Abdülmecid Efendi, Hüseyin Zekâi Paşa, İvan Konstantinoviç Ayvazovski, Şevket Dağ, Hikmet Onat, Hüseyin Avni Lifij, İbrahim Çallı, Nazmi Ziya Güran’ın yanı sıra öncü kadın sanatçılardan Mihri (Müşfik) Hanım’ın aralarında olduğu sanatçıların 115 eserini bir araya getiren bir sergi. Belki de o nedenle bu sergi, bir öğretinin bir nesilden bir nesile aktarılışının yanı sıra, sanatın yeni yeni kendini göstermeye başladığı günlerde, Tanzimat döneminde ressam olmak, zaman içinde üstesinden gelinen zorluklar ve inancın mücadelesi üzerine daha derin ve daha gerçek mesajlar veriyor bize.

Halil Paşa (1857-1939) Madam X, 1889 Karton üzerine yağlıboya ve pastel 100.5 x 65 cm

Sabancı Müzesi’nin sergi metninde örneğin, Tanzimat döneminde, başta Fransa olmak üzere yurt dışına sanat eğitimine gönderilen ve Paris’te dönemin önemli isimleri Jean-Leon Gerôome ve Gustave Boulanger gibi ressamların atölyelerine devam eden, Osman Hamdi Bey ve Halil Bey’in dahil olduğu kuşaktan sanatçıların eserlerinin dışında bu sanatçıların manzara ve natürmortları ile figür ve figürlü anlatımın uzantısı olarak ilgi duydukları portre türüne ait eserlerin yer aldığı yazıyordu. Bu eserlerden ise özellikle kadınları konu alan portreler, o günlerde Osmanlı toplumunda kadınların Tanzimat Dönemi’nden itibaren görünür olma süreçlerini yansıtan önemli eserler arasında sayılıyormuş.

Diğer yandan Sabancı Müzesi’nin tek katına yayılmış olan sergide, Türkiye’den ressamların ilk defa yurt dışında, özellikle Paris’teki akademik resim eğitimlerinde “çıplak” olgusuyla tanışmalarının ardından resmettikleri eserler de ayrı bir odacık içerisinde titizlikle sergileniyor. Ayrıca Sanayi-i Nefise Mektebi’nde yabancı hocaların yerine atanan İbrahim Çallı, Feyhaman Duran, Hikmet Onat gibi isimlerin atölyelerinde yetişen ve Türkiye’de modern sanatın temellerinde yer alan, Cumhuriyet’in ilk sanatçı grubu Müstakiller de sergide sanat tarihindeki önemlerini yansıtacak bir kapsamla sunuluyor.

Nazmi Ziya Güran (1881-1937) Taksim Meydan, 1935 Tuval üzerine yağlıboya 73.5 x 92 cm


İbrahim Çallı, Nazmi Ziya, Avni Lifij, Feyhaman Duran, Namık İsmail, Hikmet Onat
 gibi sanatçıların mensup olduğu 1914 kuşağının en gözde konusu olan İstanbul’un sokakları, evleri, tarihi yapıları, sahilleri ve Boğaz manzarasının resmedildiği tablolarda ise yıllar içerisinde büyük bir dönüşüm geçiren Türkiye’yi bambaşka gözlerle en ince detayına kadar görebiliyorsunuz.

GEÇMİŞİN MÜCADELESİ BUGÜNE İLHAM VERİYOR 

Serginin ardından ise İstanbul’u İstanbul yapan mekânların ilk günlerini, o günlerin en moda kıyafetlerini, Haliç’i, Galata’yı, Ayasofya’yı, o günün gündelik yaşantısını anlatan ihtişamlı resimleri, o resimleri yapan ressamların hayat hikâyelerini, hocaların hocalarını, öğrencilerin hocalarından kendilerine kattıklarını bambaşka açılardan yeniden görmüş olarak da şunu düşünüyorsunuz; kısıtlı kaynakların olduğu ve yeterli desteğin olmadığı bir dönemde yetişmek zorunda kalan Türk sanatçılar, yıllar içinde bugünlere gelirken aslında hiç de kolay şeylerle mücadele etmediler. Büyük fedakarlıklar yapmak zorunda kaldılar. Bir sonraki nesil kendilerinden daha da ileri gidebilsin diye, tekniklerinin ve öğretilerinin bir nesilden diğerine geçebilmesi için var güçleri ile çabaladılar. O nedenle işte bu öğretiden bugün daha da çok ilham almak gerek. O günlerde yapılabilmiş olanların, aslında elde hiçbir şey olmadan yapılabilmiş olduğunu görerek şimdi her şeyimiz varken istenildiği takdirde nelerin yapılabileceğini yeniden idrak etmek gerek. Kısacası geçmişi iyi anlamış olmak ve de gücümüzü bu iyi anladığımız geçmişten almak gerek.

Her hafta Salı’dan Pazar’a 10:00 – 18:00 arasında ziyaret edebileceğiniz Tanzimat’tan Cumhuriyet’e: Ressam Hocaların Ressam Öğrencileri” isimli sergi, bende yaşadığımız ülkenin önemli bir dönemine ilişkin böyle duygular hissettirdi ve beni böyle bir sanat yolculuğuna çıkardı. Bakalım gezip gördüğünüzde bu eserler size neyi anımsatacak, sizden hangi duyguları çıkaracak ve de size kimlerin torunu olduğunuzu yeniden hatırlatacak..

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media