banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

Logo üzeri reklam

TANIŞTIRALIM: ABSÜRD KOMEDİ TADINDA BİR YARIŞMA “POSTURUT”

Posturut ekibiyle Zoom’da buluştum. O zaman sol üst baştan say: Aykut Altın, ben Nilüfer Türkoğlu, Aygen Tezcan, orta saha: Özden Dilek Karakışla, Aydın Soysal, Anıl Şafak Kaçar veee Aycan Kızılkaya.

Eğlenceli mi eğlenceli, komik mi komik, öğretici mi e vallahi bir de öğretici! Eğer henüz YouTube üzerinden yayın yapan Posturut Yarışma Programı ile karşılaşmadıysanız tam yerindesiniz, sizi böyle alalım… “Uzman” bir oyuncu kadrosu ve bir de yarışmacı, pek duymaya alışık olmadığımız kelimelerin peşine düşerse ne olur? Gelin bunu Ajandakolik’ten Posturut ekibinin ağzından öğrenin!

SÖYLEŞİ: NİLÜFER TÜRKOĞLU
nilufer@ajandakolik.com 

Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları’nın kurduğu ArtNiyet Gösteri Topluluğu  ve Kumbaracı50’nin genç oyuncuları her hafta YouTube’da yayınlanan bir kelime “oyunu”yla evlere konuk oluyor. Oyun dediysek, aslında bu bir yarışma ama biraz da oyun gibi yarışma! Gerisini zoom’da bir araya geldiğimiz Posturut ekibinden dinleyelim…


Herkese merhaba! Önce nedir şu “posturut” kelimesi, hemen onu öğreneyim… 

AYDIN SOYSAL: Merhaba Nilüfer! Kelimenin aslı İngilizce, yani “post truth” ya da Wikipedia tanımıyla “hakikat sonrası”. Anlamını merak edenler 1. bölümü izlemeli desem (burayı tıklayın.) ayıp olmaz umarım. (Gülüyor.) Neden İngilizcesini kullanmadığımızı soracak olanlar için net bir cevabımız yok. Projenin en başında aramızda olan fakat iş yoğunluğu nedeniyle devamını getiremeyen Sevgili Kerem Kurdoğlu isim tartışması sırasında “Post truth diyelim ama Türkçesini kullanalım” dedi ve hepimiz bu öneriyi benimsedik.

Yarışma ne zaman başladı, şu ana kadar toplam 18 bölüm mü oldu?

ASLI ERALTAN: İlk videoyu 20 Mart 2021’de yayınladık ama öncesindeki “Öyle mi olsun, böyle mi?” bölümü epey uzun sürdü. Ne yapsak içimize sindiremiyorduk. Önce kendi kendimizi kıyasıya eleştirdik, o da yetmedi bazı videoları eşe dosta, birkaç tiyatrocuya gönderdik, görüşlerini istedik. Sonunda tiplemeyle ciddiyeti harmanlamaya karar verdik ve yayına çıktık. Ayrıca gençlerin aramıza katılması, formatı daha keyifli bir hale getirdi ve enerjimizi olumlu yönde etkiledi. Şu anda yayında 18 bölüm var ama yedekli gidiyoruz.

Yarışmanın sunucusu ve yarışmada performans sergileyen isimler kimler?

ŞEVKİ EVRENDİLEK: Her bölümde sunucu hariç 4 uzmana yer veriyoruz ama ekip daha kalabalık. Uzmanlar arasında hakkaniyet olmasına özen gösteriyoruz. Ayrıca hepimiz her hafta tam kadro olamıyoruz. Özetle kimin vakti varsa olabildiğince eşit bir dağılımla ilerliyoruz. Ama sunucumuz sabit. Bir nevi ‘anchor man’ mi desek kendisine. (Gülüyor.) Aydın Soysal!

Alfabetik sırayla oyuncuların ismini söyleyecek olursak Posturut ekibi Anıl Şafak Kaçar, Aslı Eraltan, Aycan Kızılkaya, Aydın Soysal, Aygen Tezcan, Aykut Altın, Emel Kurma, Selin Kitiş, Şevki Evrendilek ve Özden Dilek Karakışla’dan oluşuyor.

Böyle bir yarışma yapmak aklınıza nereden geldi?  

AYGEN TEZCAN: Aslında Posturut için, 70’lerin TRT’sinde çok keyif alarak izlediğimiz, Hangisi Doğru isimli yarışmanın modern/dijital versiyonu diyebiliriz. Cenk Koray’ın sunduğu “Hangisi Doğru” gerçekten efsane bir işti. Yarışmacıya garip bir cisim gösterilir, üç tiyatrocu, Göktay Alpman, Üstün Savcı ve Olcay Poyraz müthiş bir ciddiyet ve inandırıcılıkla söz konusu cismin ne olduğunu, neye yaradığını anlatırdı. Bu vesileyle onlara da saygı ve sevgilerimizi sunalım.

Günümüzde ise doğruyla yanlış, gerçek olanla olmayan arasında bir ayrım kalmadı. Herkes her şeyi kendi istediği şekilde, herhangi bir etik kaygı taşımaksızın eğip büküyor. Gerçekleri nesnel kanıtlar yerine duygu ve algılarla şekillendiriyoruz. Posturut bu kavrama eğilen, bununla eğlenen bir yarışma diyebiliriz. Zoom üzerinden bu işe soyunmamızı tetikleyen ilave unsur da, elbette pandemi nedeniyle evlere hapsolmamız ve sahnelerden uzak kalmamız.

Pandemi demişken madem… Sahnede oynamak ve dijitalde hikaye anlatıp performans sergilemek arasında farklar neler? 

AYGEN: Seyirciyle canlı etkileşimin yerini alabilecek bir şey bulunduğuna inanmıyorum. Teknoloji pek çok sanat dalını, gündelik yaşamı çok fazla etkiledi. Tarihçi ve yazar Noah Harari gelecek öngörüsünde, Sapiens’in 40-50 yıl içinde pek çok alanda yerini yapay zekaya bırakabileceğini söylüyor. Sanırım tiyatro bunların arasında yer almayacak. Tiyatronun temel özelliği o anda seyirciyle etkileşim kurabilme hali. Sahne performansı o ana ait bir şey. Aynı oyunu yüzlerce kez oynayıp, her seferinde bugün iyi gitti, bugün seyirci iyiydi gibi yorumlar yapılabilen başka bir sanat dalı var mı bilmiyorum. Özetle seyirciden uzak kalmak bir oyuncu için çok tercih edilen bir durum değil. Ancak bu dijitaldeki performansları hiçe sayan bir yaklaşım olarak algılanmamalı. Örneğin, ben Aycan, Anıl ve Selin Nisan ayında canlı yayında Bernarda Alba’nın Evini oynadık. 6 adet cep telefonuyla yayın yaptık, bir an oyun kişisi olduk, diğer anda kameraman. İlginç bir deneyimdi. Canlı yayın, olayı sinemadan farklı bir yere taşıyordu ama tam da tiyatro değildi. Bu tür çalışmalar zamanla artacaktır. Belki de bu vb. performansları yeniden tanımlamak / tarif etmek gerekecek.

Şimdiye kadar yarışmada geçen ve anlatmaya çalıştığınız kelimelerin anlamlarını siz normalde biliyor oluyor musunuz yoksa yarışma sayesinde mi öğreniyorsunuz? 

AYDIN: Kelimeye ve kişiye göre değişiyor. İlk çalışmalarımızda bazı kelimelerde uzmanlar bile anlattığının doğru cevap olup olmadığını bilmiyordu. “Kelime bu, anlamı da bu, çık anlat” diyorduk. Hatta her uzmana “Bak doğru anlam senin anlatacağın” diye onları da kandırıyorduk. Uzman  genç ise “eski” -istikşafi- , belli bir yaşın üzerindeyse “yeni” kelimelerde -alçı olmak- zorlanıyordu tabii. (Bu cümle anlaşılmıyor. Ne demek istenmiş?)**

Daha sonraki süreçte uzmanlara cevapları önceden vererek tanımlar üzerinde çalışmalarını istedik. Doğru açıklamayı kim anlatacak, yanlışı kim anlatacak belirliyoruz. Ama nasıl bir uzman olacak, nasıl anlatacak uzmana kalmış. Tabii ortada bir tekst falan yok. Çekim öncesi kısa bir prova alıyoruz. Kim neyi nasıl anlatacak diye. Sonrası çekim sırasında ne olursa oluyor. Bazen bir uzman başka bir uzmanın söylediğinden yola çıkıyor, bazen yarışmacının mesleğinden, belli olmuyor.

Posturut ekibi, Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları’nın kurduğu ArtNiyet Gösteri Topluluğu’ndan oluşuyor. Eugène Ionesco’nun “Kel Şarkıcı” oyununu pandemi öncesinde Moda Sahne’de oynayan oyuncular, bu yıl ağustos ayının ikinci yarısı ENKA Sanat’ta sahnede olacak. 


Pandemi nedeniyle tiyatro sahnesinde oynayamamak yarışmanın ortaya çıkmasına büyük zemin hazırlamıştır muhtemelen… 

AYKUT ALTIN: Kesinlikle evet. Pandeminin bizi eve kapadığı günlerde sohbet etmek, birbirimizden haberdar olmak, gülmek eğlenmek için zoom’da toplanıyorduk. Sonra bu sohbetleri bir formata oturtup yayınlamak geldi aklımıza. Uzun süre bir sürü çekim yaptık. Genellikle televizyondaki uzun ve manasız tartışmalar tadında sohbetler yaptık. Uzun oldu, kısa oldu, komik olmadı, enerji düşük oldu gibi kulplar taktık. Sonra birtakım kriterler belirledik ve sohbetlerimiz o kriterler çerçevesinde bir yarışmaya dönüştü.

Peki, yarışmacıları nasıl seçiyor, belirliyorsunuz?

ASLI: İlk provalarda aramızdan biri yarışmacı oluyordu. Çok  kullanılmayan anlamını bilmesi zor kelimeler çalışıyorduk. Çakıldak, bulu, ebrar gibi. Çekimlere geçtiğimizde önce aramızdan birinin arkadaşını çağırarak başladık. Şimdilerde arzu eden yarışmacı olabilir diye internet üzerinden çağrı yapıyoruz. Ayrıca “şu kelimeyi sorsanıza” diyenlerin sorularına da hazırlanıyoruz. Kelime hazinesine güvenen buyursun gelsin. Ama hangi kelimeyi soracağımızı davet ederken söylemediğimiz gibi, kelimenin anlamını da çekimden önce söylemiyoruz. Tam bir yarışma yapıyoruz yani. Yarışmacıdan kendisi olmasını, rol yapmaya çalışmamasını rica ediyoruz.

Yarışmacıyı yönlendirirken oynadığınız karakterin gerçekçi ve samimi olması önemli mi? Yoksa biraz abartıdan da zarar gelmez mi? 

AYKUT: Abartı candır… Her şeyin abartılı olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Abartı bizim ülkede normal. En önemlisi uzmanlarımızın anlattığı içeriğin “olabilir” duygusunu yaratması önemli. Anlatımların yalan ya da doğru olduğunun apaçık belli olmamasına çalışıyoruz. Gerçekçi ve samimi olması çok şart değil.  Bazen gerçeği en karikatürize edilmiş uzman söylüyor. Bazen en detaylı açıklamayı yapan, en samimi anlatan uzman sizi tuzağa düşürebiliyor. Ballandıra ballandıra yalan söylediğini düşündüğünüz kişinin anlattığı ise doğru oluyor.

Kelimelerin günümüzde daha az kullanılır olması, genç kuşakları yarışmaya katmayı amaçladığınızı mı gösteriyor? 

EMEL KURMA: En başta amacımız biraz daha genç kitleyle buluşmaktı. Hatta gençlerin kullandığı kelimeleri seçip, nispeten daha yaş almış kişileri yarışmacı mı yapsak diye düşündük. Fakat yayına başladıktan sonra, seçtiğimiz kelimelerin çoğunun bizim kuşak tarafından da pek bilinmediğini gördük. Bu kelimeyi kullanıyordum ama anlamı bu muymuş diyenlerin sayısı hiç de az değil.

Bir tür absürd komedi olan bu yarışmaların her biri tamamen doğal akışında mı gelişiyor? 

ÖZDEN DİLEK KARAKIŞLA: Yarışma için hazırlık aşamasında prova yapmaya hatta biraz hazır metinle çekim yapmaya başladık. Doğallığını ve samimiyetini kaybettiğini gördük. Şimdi çekim öncesi sadece tiplemeleri  ve kelimeyi hangi bağlamda anlatacağımızı yaklaşık konuşuyoruz. Çekimde her şey doğaçlama. Hatta uzmanların birbirine laf atması, yarışma sonrasındaki sohbet kurgusal değil, o an hissettiklerimize göre gelişiyor. Zaten tepkiler de bu yönde çok olumlu, çok eğlendiklerini söylüyor izleyiciler.

Peki yarışmacı için sonunda bir hediye var mı yoksa her şey sadece eğlenmek mi?

ÖZDEN: Eğlenmek ve unutulmuş ya da kullanılan fakat anlamı bilinmeyen ya da yanlış kullanılan kelimeleri gündeme getirmek diyebiliriz.

Grubun daha genç uzmanlarına-oyuncularına gelsin o zaman bu soru: Yarışmaya sizler nasıl dahil oldunuz? 

AYCAN KIZILKAYA: Aygen ve Özden ile üç yıl önce Kumbaracı50 Ondokuzotuz İş Çıkışı Tiyatro Kursu’nda tanıştık. Özden ile iki, Aygen ile dört oyunda birlikte çalıştık. Tabii Art-niyet ekibini ve Kel Şarkıcı işlerini de yakından takip ediyordum. Bir gün Aygen,  “Zoom üzerinden bir yarışma yapacağız, deneme için yarışmacımız olur musun?” diye sordu. Format hakkında hiçbir bilgim olmadan yarışmacı olarak katıldım. (Gülüyor.) Ve çok keyif aldım! Daha sonrasında da yarışmacı olarak bir kelime için daha çekim yapıldı. Bir sonraki hafta çekim için farklı bir yarışmacı vardı, ben kameram kapalı izleyici olarak katılacağımı düşünürken, “Hadi bu sefer sen uzman ol, kelime şu..” diyerek bana 5 dakika süre verdiler ve o günden beri her hafta yeni kelimelerle ve yeni saçmalamalarla uğraşıyorum. Doğaçlama işlerinden epey keyif aldığım için Posturut ekibi sahiden içinde bulunmaktan çok mutlu olduğum bir ekip oldu. Aygen ve Özden’i tanısam da ekipteki diğer kişileri tanımıyordum. Çoğuyla da fiziksel olarak hiç karşılaşmadık. Her hafta ekranda buluşup iş ürettiğim, eğlendiğim, aynı dili konuştuğumu hissettiğim insanlarlayım. Bu anlamda kendimi şanslı hissediyorum. Her hafta yeni işler yayınlandıkça seyirci tepkilerini aldıkça daha da motive oluyor, daha iyisini yapmaya çalışıyoruz. Bu keyifli süreç hiç bitmesin istiyorum.

ANIL KAÇAR: Bir gün yarışmacı olarak geldim, bir daha gidemedim. (Gülüyor.) Başladığımızda pandemiyle ilgili yasakların da daha yoğun olduğu zamanlardı ve bu proje bence hepimize çok iyi geldi. Sokağa çıkmadan da her hafta buluşup eğlenebileceğimiz bir ortam sağladı, hala da sağlıyor. Uzun yıllardır birbirini tanıyan bu arkadaş grubuna sonradan dahil olup kendimize bir yer bulabildik. Aralarında geçen küçük atışmalara, teknolojiyle yaşadıkları zorluklara tanıklık etmek, hiç duymadığımız kelimelerin bazen tamamen farklı olmasına beraber şaşırmak çok keyifli.

SELİN KİTİŞ: Bu kadar uzun süredir bir arada olan ve birlikte bir sürü güzel iş yapmış bir ekibin içinde olmak benim için eğlenceli bir deneyim oluyor. Ekipte herkesin farklı bir enerjisi, farklı bir rengi var ve herkes birbiriyle çok rahat. Farklılıklar canlı bir etkileşim yaratıyor ve bu yapılan işe yansıyor. Posturut benim yoğun bir dönemime denk geldi, o yüzden çok aktif şekilde içinde olamadım. Ama katılabildiğim her provada ve her çekimde o sıcak ve eğlenceli ortam karşıladı beni.

Kaliteli bir yarışma programı” mottosuna sahipsiniz. Diğer yarışma programlarını nasıl buluyorsunuz? YouTube’da bu türden yarışmalarla pek karşılaşmıyoruz sanırım, ne dersiniz?

ÖZDEN: Öncelikle mizah yaparken, ters mizah yapıyoruz ve ne kadar eğlenceli olursa olsun, gündeme, sosyolojik saptamalara ve genel kültüre dair mutlaka söyleyeceklerimiz oluyor. İçerik kaygısı gütmeden, içerik odaklı bir yarışma programı yapıyoruz.

Son olarak sizin en büyük farkınız?

POSTURUT EKİBİ: Bizim en büyük farkımız esasında biz olmamız. Kendimiz gibi içimizden geldiği gibi, nereye varacağını hesaplamadan sürdürdüğümüz bir program. Bu yüzden de eğleniyoruz, eğlenmezsek yapmazdık ya da bir gün sıkılırsak bırakırız o zaman.

****

Yarışmaya katılmak için:
posturut@gmail.com

Posturut Instagram adresi: @posturut

YouTube adresi: https://www.youtube.com/c/posturut

Özden Dilek Karakışla yazdı: “Neden tiyatro değil de masal? diye soranlar oldu”

 

 

 

 

 

 

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media