Söyleşi – Nebil Özgentürk: “Kadınımızın Hatıra Defteri ‘kadınca’ meydan okuyan hikâyeleri anlatıyor”

ajandakolik


Uzun zamandır söyleşi yapmak için iletişim kurduğum isimlerden biri, Nebil Özgentürk. Sağ olsun 2020’ye girerken beni kırmamış, sesli mesajla Ajandakolik takipçilerine yeni yıl mesajı göndermişti. Nihayet onunla söyleşi yapma fırsatım oldu. Üstelik 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne denk gelmesi de ne iyi oldu! “Kadınımızın Hatıra Defteri”, onun son projesi. Bu defa hayatı yoğuran, şekillendiren, sanata, bilime, doğaya, yani yaşama yön veren onlarca kadının hikâyesini ekranlara taşıyor. Nebil Özgentürk, Ajandakolik’te… 

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu

Geçen yıl 8 Mart Dünya Kadınlar Günü haftası boyunca Ajandakolik olarak aralarında arp sanatçısından kitabevi yayın yönetmenine, yazardan şarkıcıya 8 kadınla söyleşi yapmıştım. Bu yılsa söyleşi yaptığım isimlerden biri sesiyle, bakış açısıyla, araştırmacı ruhuyla insan hikâyelerini ustaca ekrana taşıyan bir belgeselci, yazar, erkek. Emekçi Kadınlar Haftası’nda, “Bir Yudum İnsan” Nebil Özgentürk‘le bugün itibariyle televizyonda yayınlanmaya başlayacak olan son projesi “Kadınımızın Hatıra Defteri”ni konuştuk.

Özellikle son iki yılda kadın başarılarının yer aldığı kitapları görmeye başladık raflarda. Sanırım bu anlamda bir belgesel olarak “Kadınımızın Hatıra Defteri” televizyon için yapılan ilk işlerden biri. Projenin çıkış noktası neydi? Ne zaman hayata geçti?

Benim hazırladığım bir “Hatıra Defteri” serisi var; “Türkiye’nin Hatıra Defteri”, “Kültürümüzün Hatıra Defteri”, “Sanatımızın Hatıra Defteri” şeklinde. Açıkçası biz bunu DenizBank ve DenizKültür projeleri olarak yaptık. Bir iş birliği olarak… Sevgili DenizBank ve DenizKültür yönetimi yıllardır kültür sanata katkı amacıyla böyle projelere destek veriyordu. Ben de yeni projeler sunuyordum iki üç yılda bir. Son yıllarda sıkça kadına şiddetin, kadına yönelik baskıların arttığı ve insanların kadını ötekileştirdiği, erkeğin egemen olduğu bu toplumda bunun çok elzem bir proje olduğunu hissettik ve sekiz aydır bu projenin hazırlıkları ve çalışmaları üzerinde yoğun, hummalı bir faaliyetimiz oldu. Böylece DenizKültür ve DenizBank projeyi bir kez daha destekleyerek hayata geçirdik ve doğrusu uzun yıllardır belgesel yapan “Bir Yudum İnsan” ekibi olarak bu projeyi yapmaktan çok mutlu olduk. Habertürk’te yayınlanarak insanlara ulaşacak olması da bizi ayrıca çok mutlu etti.


Siz hikâye insanısınız, şimdinin tabiriyle hikâye anlatıcısısınız.  “Bir Yudum İnsan” belgesellerinizle Türkiye’nin toplumsal belleğine katkınız çok büyük. “Kadınımızın Hatıra Defteri” için seçtiğiniz tiyatrodan bilime pek çok başarılı kadının hayatlarını işlerken en çok neye dikkat ettiniz?

Bir öyküsü ve macerası olması çok önemliydi. Sadece mucizevi başarılar değil, acılar çeken, şiddet gören kadınlar da var bu hikâyelerde. Zaten bizim belgesel alışkanlığımızda hep böyle öykü tadında, kısa film tadında yaşam öykülerini işliyorduk. Açıkçası burada yan yana gelmiş “Bir Yudum İnsanlar” da diyebiliriz. Ama bugüne kadar hiç işlemediğimiz, hiç konuşmadığımız çok değerli kadınlar da var aralarında. Böyle uçsuz bucaksız bir Türkiye kentinde ya da bir köşesinde kendi macerasını yaşayan, kendi öyküsünü okuyan kadınlar da var. Burada amacımız sadece bir başarı değil, kendi içinde “kadınca” tavır gösteren “kadınca” meydan okuyan ve kadın tavrını, kadın gücünü gösteren kadın isyanını anlatan hikâyeler.

“SON 30-40 YILDA KADINLARIMIZ HAYATIN HER ALANINDA ÇOK ÖNDE” 

Bu belgesel aynı zamanda 100 yıllık da bir yolculuk… Kültür sanat alanında kadınların geldiği noktayı bugün nasıl değerlendireceksiniz? Sizce kadının adı sanatta yeterince var mı?

Doğrusu bu belgesel araştırmaları sayesinde öğrendim. Mesela senfoni orkestralarında yüzde yetmişe yakın kadın üye varmış. Bu çok hoşuma gitti. Eskiden İdil Biret ve Suna Kan’dan söz edilirdi yalnızca. Bugün dünyanın da Türkiye’nin de değişik noktalarında sahnede, sinemada, sanatın pek çok alanında öne çıkan çok kadınımız var. Sadece sanatta değil bilimde de var. Bu kara deliği bile keşfeden ekibin içerisinde Türk bilim kadını Prof. Dr. Feryal Özel olduğunu biliyorsunuz. “İyi ile kötünün yarıştığı kadın dünyasında bir ülkeyiz” demiştim belgeselin birinci bölümünde ama doğrusu her zaman, her dönem iyi ve kötü yarışıyor. Bugün de çok kötü haberlerle uyanıyoruz ama iyi haberler de var, bunu da yok saymamak gerekiyor. Kadın bugün pek çok büyük şirketin, kurumun tepelerinde yönetim kademelerinde yer alıyor. Bunu bir pozitif ayrımcılık olarak söylüyorum ve daha da artmasını diliyorum. Kadın ve erkeğin farkı yok. Ne yazık ki erkek egemen toplumda, erkeklerin baskın çıktığı on yıllar boyunca bu normal olan bir şey. Başarılı ve yetenekli bir insan, kendi mesleğini çok iyi hazmeden insan kadın da olsa erkek de olsa belli bir başarıya ulaşır. Ama kadın olunca “Aaa bak kadın!” diyoruz. Hayır zaten normal, o insan. Çalışan insanın vardığı hedef ne ise onu kadın da erkek de sağlıyorsa bu başarıdır. Görüyorum ki 1930’lar, 40’lara, 50’lere oranla son 30-40 yılda kadınlarımız hayatın her alanında çok önde. 


Selda Bağcan’dan Yıldız Kenter’e, Adile Naşit’ten Duygu Asena’ya afişte 12 kadın görüyoruz. “Keşke şu isimleri de belgesele taşısaydım” dediğiniz kadınlar oldu mu?

Sadece 12 kadının öyküsünü anlatmıyoruz, o, afişin teknik koşulları. Biz açıkçası her sektörden, her alandan, her maceradan ya da öyküleri farklı farklı pek çok kadından örnekler vereceğiz. Hep söylerim bir daha söylüyorum, her hikâye eksiktir bazen. En güzel hikâye anlatılmamış olandır. Sonuçta bu teknik de bir çalışma. İstersek biz yıllar boyunca bu seriyi devam ettirebiliriz. Çünkü hâlâ bu ülkenin kuytu noktalarında henüz ulaşamadığımız kadın öyküleri vardır, eminim. Biz örnekleme yapmaya çalıştık. Bilimden, sanattan, kendi öyküsünde farklı farklı ilginçlikler yaşayan kadınlardan örnekler verdik. Mesela sinemadan tabii ki Türkan Şoray da var Arzu Okay da var diyelim. Arzu Okay, 20’lerinde intihar girişiminde bulunup yeni bir hayat seçen bir kadın. Türkan Şoray ise 60 yıldır ayakta duran, snemada “Sultan” ismiyle anılan bir kadın. Kadını her zaman çok iyi aktarmıştır, hiç sektirmeden, hiç değişmeden. Bunlar enteresan örnekler. Diğer alanlarda da böyle kadın portreleri seçmeye çalıştım. Tabii ki eksiğimiz olacaktır. Kadına bir selam duruşu yaptık biz. Derler ya “Bir yudum” yaptık!

“TÜM BU KADINLAR ARASINDA TÜRKÂN SAYLAN’I KENDİME DAHA YAKIN GÖRÜYORUM”

Aralarında sizi en çok hangi kadının, kadınların hikâyesi etkiledi merak ediyorum. Kendinizi daha yakın hissettiğiniz biri mutlaka olmuştur. Ve neden?

Türkân Saylan’ın hayat hikâyesini her zaman çok önemserim. Hâlâ içimizde bir yaradır ve bir coşkudur. Türkân Hanım’la hem tanıştım hem yaşarken belgeselini yaptım. Çok değerli bir bilim kadını. Ve “Kardelenler” diye bir devrim yarattı bence. Okutulmayan kız çocuklarını, ülkenin dört bir yanına ulaşarak kendi ekibi Çağdaş Yaşam Derneği’yle ortaya çıkardı ve çocukları okuttu. En azından bu bilinci aşıladı. Bu birincisi. Bir diğeri; kimsenin, erkek doktorların dahil gitmek istemediği cüzzamlılar adasına gitti. Orada dokunulmayan cüzzam hastalarına dokundu. Ve şöyle bir cümle bıraktı hayata: “Hastalarınıza dokunun. Onlara sevgi vermezseniz iyileşmezler, onları iyileştiremezsiniz.” Sorduğunuz için söylüyorum bu yüzden Türkân Hanım’ı bütün bu kadınlar için daha kendime yakın ve sevgi duyduğum biri olarak görüyorum. Ama Safiye Ayla da mesela beni çok sarsmış ve mutlu etmiştir. Yetimler yurdunda yetişen bir insan. Savaşta annesini babasını kaybetmiş. Sonra bir sanatçı olarak hayatımıza giriyor. Cumhuriyet yıllarının çok önemli bir değeri. Yıllar boyunca Türk Sanat Müziği’nin assolisti olarak sahnelerde kalıyor ve 80’li yaşlara geldiğinde servetini yine yetimler yurdundaki çocuklara bırakıyor.  Ama sanat eğitimi alsınlar diye, keman eğitimi alsınlar diye, yorumcu olsunlar, sanatçı olsunlar diye… Bu da benim için çok enteresan bir öyküdür.

Kesinlikle! Ve bir de tabii tüm bun kadınların hikâyelerine nasıl ulaştığınızı merak ediyor insan! Ne kadar sürdü araştırma? Nasıl bir hazırlıktı bu?

Biz 30-35 yıllık bir araştırma ekibiyiz. Ben hem kişisel olarak hem de arkadaşlarımla 25 yıllık “Bir Yudum İnsan” belgesel yolculuğumuz var. 34 yıldır da ben yazı yazıyorum ve hayatım hep portre üzerine geçti. Bir anlamda gazeteciliğim, belgesel yönetmenliğim, yazarlığım bu coğrafyada geçti. Geçmişe dayalı bir araştırma birikimimiz var, arşiv birikimimiz var. Ekibimizi sayacak olursam Türkiye’nin çok önemli basın değerlerinden Umur Talu dostumuzla çalıştık bu projede. Her zaman söylerim Melda Davran, bizim 25 yıllık arkadaşımız, onun da çok büyük emekleri var. Ve tabii araştırmacı dostlarımızın kitaplarından, kaynaklarından yararlandık. Sonuçta bir olaya odaklandığınız zaman  satır arasından bir şey çıkarabiliyorsunuz.

Sanırım bu belgesel bir kitaba da dönüşecektir, öyle değil mi?

Dönüşecek evet. “Kadınımızın Hatıra Defteri”nin ekran yolculuğu tamamlanınca yine DenizBank yönetimi tarafından eminimi bir kitap olarak da ulaştırılacaktır insanlara. Fotoğraflarıyla, dökümanlarıyla, belgeleriyle, belgesel ekiyle…


DenizBank ve DenizKültür’le daha önce de çalıştınız. Önemli bir destek bu!

Sanata çok destek veren bir kurum. Sonuçta biz destekler olmadan çalışmalar yapamıyoruz. Bütün bu kurumların sanata destek verdiğini görmek bizi mutlu ediyor. Bu, bizim birlikte beşinci çalışmamız. Ve her defasında hem DenizBank yönetiminin hem bizim mutlu olduğumuz çalışmalar oldu. Hepsi tarihe kaldı. Kuşaktan kuşağa, torundan toruna geçecek. Çünkü Türkiye’nin tarihine, sektörel alanlarındaki geçmişine yönelik çalışmalar bunlar. Bugün 15 yaşında olan bir genç, 2006 yılında yaptığınız bir “Türkiye’nin Hatıra Defteri” belgeselini  şu anda hem izleyecek hem okuyacak. Bu da DenizBank ve DenizKültür ile yaptığımız sinerjinin sonucu.

Dünyanın bu kadar erkek egemen bir yer olmasının nedenini neye bağlıyorsunuz?

Çok bilimsel bir soru bu. Ama eğer bana Türkiye neden bu kadar erkek egemen bir toplum diye soracak olursanız, biz Doğu ile Batı arasında kalan bir ülkeyiz. Hani derler ya Batı’ya giden bir geminin Doğu’lu çocuklarıyız. Ama hakikaten bazen de Doğu’da kalıyoruz, yerimizde sayıyoruz. Erkek egemenliğin Osmanlı’dan kaldığını tahmin edebiliyorum. Ama Cumhuriyet döneminde Mustafa Kemal ve arkadaşları çok önemli kadın devrimleri yaptılar ki biz de bunu belgeselde işliyoruz. Herkesin bildiği şeyi hemen hatırlatayım. Kadınlara seçme ve seçilme hakkı veren Avrupa’daki ender önder ülkelerden biriyiz. Ve daha 1924’te Türk Kadınlar Birliği kurulmuş, kadınlar her zaman Musta Kemal’in Cumhuriyet fikrinin yıldızı olmuşlardır. Belediye Başkanı olmuşlardır, 1920’lerin sonunda ki daha beş yıl öncesine kadar kadınlar tiyatro sahnesine çıkamazken. Ama dünyada da erkek egemen bir hayat var. Sorduğunuz zaman yakınınızdaki insanlara; erkeğin fiziken güçlü olmasına bağlayanlar var. Böyle gelmiş böyle gider yapıya bağlayanlar var ama ben bu durumdan hoşlanmayan bir erkeğim. “Eşitlik” lafı da çok sevimsiz ama başarının ve hayatın getirdiğinin finale gelmesini isteyenlerdenim. Bazen kadınlar da zalimdir erkekler kadar. Ama daha çok erkeklerin zalim olduğu bir dünya ve bir ülke var. Şiddetten, daha sertlikten, futbol tribünlerindeki canavarlıktan ortaya çıkıyor. Ama bilelim ki bir de insan kavramlarına ulaşmak lazım.

“BİLGİ KAYNAĞI, KADİRŞİNAS, MÜLAYİM, ANAÇ, ANNE, KIZ KARDEŞ, SEVGİLİ TADINDA KADINLARA SIĞINDIM HEP” 

Sizin için bu hayattaki rol model kadın kimdi? Onu bize biraz anlatır mısınız?

Çok kadın benim için rol model oldu çocukluğumda, gençliğimde, üniversite yıllarımda. Ben hep bilgi kaynağı kadınları, kadirşinas, mülayim, anaç, anne, kız kardeş, sevgili tadında kadınlara hep sığındım. Hani bir şiir vardır ya Nail Çakırhan’ın “Kadın Telakkisi” diye. O şiire uygun, o son şirin son dizelerine uygun kadınlara rastladım ve o tarzdaki kadınlara hep saygı duydum. Onlardan bilgelik aldım hatta…

Ufukta yeni bir proje var mı?

Yeni projeler var. “Kadınımızın Hatıra Defteri”, hâlâ gösterim ve yayın aşamasına olduğu için dokuz on bölümlük bir süreci tamamlamak durumundayız. Çok telâşlı oluyoruz. Projeler eksik olmaz bizde, çalışkan bir ofisiz.

Ajandakolik’in klasik bir sorusu var. Ajandanız  var mı? Varsa içlerinde neler var?

Var tabii ki. İçinde önümüzdeki haftalara, aylara ilişkin yapmayı hayal ettiğim, gitmeyi hayal ettiğim kentler, notlar, bilgiler ve projeler var.  Bir de çocuklarıma mektuplar var. Yiğit’e, Kaan’a ve Arın’a…

Paylaş ki çoğalsın:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

Kadın Yönetmenler Festivali'nde kadın yönetmenlere ödül

Bu yıl üçüncü kez düzenlenen Kadın Yönetmenler Festivali, 29 Şubat – 5 Mart tarihleri arasında Buca Belediyesi ev sahipliğinde ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin destekleriyle yapıldı. Tarık Akan gençlik Merkezi’nde 6 gün boyunca gerçekleşen festival, 11’i İzmir yapımı olmak üzere 37 film gösterimi, 7 atölye ve 2 panel sinemaseverlerle buluştu. İzleyicilerin yoğun ilgi ver katılım gösterdiği festival bu yıl çeşitli kategorilerde festivale katılan akademisyen, yönetmen ve sinema yazarlarını Emek Ödülleri ile ödüllendirdi. Akademi kategorisinde Dr. Öğretim üyesi Dilaver Bayındır; sinema yazarı kategorisinde Banu Bozdemir ve yönetmen kategorisinde Sevinç Baloğlu’na emek ödülleri sunuldu. Festival ayrıca yönetmen Biket İlhan adına da emek ve […]