Nagihan Bakay Arıoğlu: “Kendini bulmakta zorlanan o genç kadını görünür kılmaya çalışıyorum”

ajandakolik 1

Profesyonel iş hayatından seramiğe… 23 yıl tekstil alanında çalıştıktan sonra patronsuz bir hayatı mümkün kılmanın yollarını arayan Nagihan Bakay Arıoğlu, o çıkış yolunu resim becerisini seramikle birleştirmekte bulmuş. Ortaya çıkardığı renk renk kadın portreleri birkaç yıldır tabaklarda dile geliyor. Seramik sanatçısı Arıoğlu ile girişimcilik ruhuyla doğan seramik yolculuğunu konuştuk.

Bu söyleşi yeteneklerini hayalleriyle birleştirmek isteyen herkes için… 

Hazırlayan: Nilüfer Türkoğlu

“Çocukken inşaatlardan seramik yapmak için çamur topladığımı da çok net hatırlıyorum. Eğer bir şeyi içinizden gelerek yapıyorsanız ne imkansızlıklar ne de aileniz tarafından desteklenmemenizin önemi kalıyor.” Aslında bu söyleşinin özetini oluşturan cümle tam olarak da bu. Seramik sanatçısı aynı zamanda illüstratör Nagihan Bakay Arıoğlu, resim yeteneğini seramikle bir araya getirerek ortaya çıkardığı İllustranaggi markasıyla, uzun zamandır hayalini kurduğu bir düşü gerçek kılmayı başaranlardan. Üstelik bunun sadece yetenekle değil, çok isteyip çaba sarfedip çok çalışmakla mümkün olacağını söylüyor. Seramikten yaptığı duvar tabaklarına adeta nakış gibi işlediği kadın portrelerini eğer henüz keşfetmediyseniz bugün Ajandakolik’te önce Nagihan Bakay Arıoğlu ile tanışın.

“BENDEN GİRİŞİMCİ OLMAZ DEYİP TEKRAR BİR ŞİRKETTE ÇALIŞMAYA BAŞLADIM”

Yaptığın tüm seramik işlerine bakıyorum da hepsi birer sanat eseri gibi! Nereden çıktı bu seramik işi, nasıl bulaştı ellerin seramiğe?

Çeşitli malzemeler kullanarak ellerimle şekillendirmeyi çok severim. Bu zaman zaman kağıt, ahşap, kumaş olsa da çamurun yeri hep başkaydı. Fakat uzun yıllar yoğun çalışma hayatı içinde olmam, yapmak istediğim birçok şey gibi seramiği de geri plana atmama sebep oldu. Ve sürekli bu  çalışma hayatı döngüsünden çıkmanın yollarını aradım.

Benim için kariyer başarısı bir şirkete, bir patrona bağlı olmadan yeteneklerimi kullanarak hayatımı kazanmak anlamına geliyordu. Bunu başarabilmek için bazı denemelerim oldu. Bir çocuk giyim markası kurdum. Beş yıl boyunca başaramadığımı kabul etmeden çok uğraştım. Hayat bana her anlamda bu işin olmayacağını gösterdiği halde direndim. O yıllarda duyduğum bir cümle var. ”Eğer çok çaba harcadığın bir şey olmuyorsa gelecekte daha iyisi olacağı içindir.” O zamanlar pek takılmadıysam da şimdilerde buna çok  inanıyorum. Neyse sonunda benden girişimci olmaz deyip tekrar bir şirkete girip çalışmaya başladım. Bu süreçte iş hayatının sıkıntılarından ve İstanbul trafiğinden doğaya kaçıp rahatlamanın yollarını ararken İznik’ten küçük bir ev aldık. O zamana kadar ne İznik nede çini sanatı hakkında hiç bilgim yoktu. Bunu hayatımda ”ilahi bir kadersel dönüşümün durak noktası” olarak görürüm.

“İLK ÖNCE ÇİNİYLE SONRA SERAMİKLE TANIŞTIM”

Gerçekten de öyle olmuş. Yaşamaya başladığın şehir, seni bambaşka bir alana yöneltmiş. 

Evet evet. Çini, yüzyıllardır İznik halkının önemli bir geçim kaynağı, burada çini malzemelerine ulaşmak, yaptığınız işleri çini fırınlarında pişirmek çok kolay. Ben de bir tabağa illüstrasyonlarımdan birini çizip boyadım, aynı resim mantığı ile çalıştığımdan yanlışlıkla döktüğüm boyanın üzerini beyaz boya ile kapatmıştım. Tabağım fırından çıktığında çok şaşırdım. Bütün hatalarım görünür olmuştu, renklerse inanılmaz canlı ve parlaktı. O günden sonra çiniye büyük bir tutkuyla sarıldım. Artık yıllardır çizdiğim kadın illüstrasyonlarım daha somut bir anlama bürünmüştü. Etrafımda yaptığım işleri görenler bana sipariş vermeye başladılar. İnstagram sayfamda takipçilerim artmaya başladı. Ve ben artık sadece bu işi yapmak istiyordum. İşe gitmek benim için bir kabus olmuştu. Sonunda çalışma hayatım bir şekilde son buldu. Artık bütün zamanımı çiniye ayırıyordum. İstanbul’da bu işi yapan insanlarla tanıştım. Onlara yardım ederek nasıl sırlama yaptıklarını öğrendim. Zamanla boyaların dilini daha iyi anlamaya başladım. Başlarda oluşan sır atmaları, renk karışıklıkları zamanla düzeldi; her yaptığım iş bir öncekinden daha iyi oluyordu. Sonrasında bir seramik fırını alıp evimin balkonuna koydum. Artık tüm aşamaları kendim yapıyordum. İlerleyen zamanda çini ile birlikte seramik de çalışmaya başladım. Elimin çamura bulaşması tam olarak bu şekilde oldu.

Peki ya bu rengarenk kızlar nereden çıktı? Her biri kendisine has bir karaktere sahip sanki… Resim yeteneği nereden geliyor?

Kızlar kendimi hatırladığım zamandan beri var. Çocukken gazete kenarlarındaki boşluklara, lokum kutularına, boşluk bulduğum her kağıda, sonrasında bahçe duvarlarına hep kadınlar çizerdim. Malum bizler şimdiki çocuklar gibi şanslı değildik. Resim malzemelerimizi bile kendimiz yaratırdık. Çocukken inşaatlardan seramik yapmak için çamur topladığımı da çok net hatırlıyorum. Eğer bir şeyi içinizden gelerek yapıyorsanız ne imkansızlıklar ne de aileniz tarafından desteklenmemenizin önemi kalıyor.

Kızlar hep vardı yani… 

Zaman içinde çizdiğim kızların ifadeleri değişti, oranları değişti, ilhamlarım, çalışma tekniklerim değişti ama evet kızlar hep vardı. Hayatımın her döneminde onları çizmekten hiç vazgeçmedim. Konuşurken, düşünürken sürekli çizerim. Bir şeyler çizmeden geçirdiğim gün çok olağan dışıdır.

Ailemde resim öğretmenleri ve benim gibi Güzel Sanatlar okuyanlar var. Genetik olarak bir şeylerin olduğunu kabul etsem de becerimin çoğu çalışmaktan kaynaklı diye düşünüyorum.

O zaman şimdi yalnızca seramik ürünlerinden oluşan İllustranaggi markan var, öyle değil mi? 

23 yıl çeşitli şirketlerde çocuk giysi kolleksiyonları hazırladım, Nilüfer. O işi de çok severek yaptım ama artık  sürecini tamamladı. Şimdi sadece illustranaggi var.

Ürünlerin tam olarak nelerden oluşturuyor, tabaklardan başka?

Duvar tabakları, duvar heykelleri, mumluk heykeller, rüzgar çanları var ve aklımda yapmak istediğim tasarladığım çok daha fazla şey var.

Peki tabakları yemek tabağı olarak kullanabiliyor muyuz yoksa sadece duvarlarımızı süslemek ve dekoratif ürün olarak mı kullanıyoruz?

Duvar tabaklarım tamamen dekoratiftir. Aynı bir tablo gibi, siparişle tekrarlarını yapsam da, her biri farklıdır, tektir.

Bir yandan atölye çalışmaların da oluyor sanırım. Erkekler ilgileniyor mu? 

Kadınlar çok ilgili, erkekler ise şu ana kadar sadece satın almak amacıyla ilgilendiler. Aslında atölye çalışmaları yapmak gibi bir niyetim yok fakat 6-7 tane kadın bir araya gelip bana workshop teklif ettiklerinde kabul ediyorum. Ben de keyifli zaman geçiriyorum, onlar da. Belki içlerinden birilerine ilham olmuşumdur diye seviniyorum.

“SERAMİK, DİNGİNLİK ARAYAN BİR İNSAN İÇİN MUHTEŞEM BİR UĞRAŞ” 


Seramik yapımının incelikleri neler? Benim aklıma ilk gelen sabırlı olmak…

Benim seramikle olan ilişkim tamamen içgüdüsel bu işle ilgili eğitim almadım. O yüzden işin inceliklerini anlatmak sanırım bu işin ustalarına düşer. Sakinlik, sabır ve emek isteyen bir iş, sosyal hayattan yorulmuş, dinginlik arayan bir insan için muhteşem bir uğraş.

Pandemi sürecini de bol bol seramik yaparak ve ürünlerini geliştirerek, genişleterek mi geçirdin? Yoksa panikleyip bir süre durdun mu? Yani İllustranaggi’yi etkiledi mi koronavirüs?

Ben pandemi öncesinde de fazla evden çıkan biri değildim. Üretkenlik anlamında etkilenmedim. Bir de böyle korku ve panik dönemlerinde bir tür terapi yöntemi olarak kendimi daha fazla işe veriyorum.

Yaratıcılığın giderek de gelişiyordur. Sana esin kaynağı olan şeyler neler?

Tabii ki en önemli esin kaynağım kadınlar, yüzlerine yansıyan duygular, aşk, hüzün, masumiyet, tedirginlik ve tabii ki doğa, çiçekler, kuşlar, hayvanlar, masallar ve mitolojik hikayeler.

Seramik sanatının Türkiye’de ve dünyadaki durumunu nasıl değerlendiriyorsun? Yeterince ilgi çekiyor mu sence?

Dünyada ve Türkiye’de hayranlıkla takip ettiğim seramik sanatçıları ve illüstratörler var. Ancak şunu söyleyebilirim; ben heykelin, seramiğin, resimin daha fazla hayatın içinde olmasını isterdim. Keşke sadece metro istasyonlarında ya da resmi binalarda değil, sivil mimarinin içinde de olsa… O mimarinin içinde seramik duvar panoları kullanılsa, hani eski apartmanların dış duvarlarını, girişlerini süslediği zamanlarda olduğu gibi.

“TÜM BU KADIN PORTRELERİNDEN BÜYÜK DUVARLAR TASARLAMAK İSTİYORUM” 

İleride yapmayı hayal ettiğin, ürün portföyüne eklemek istediğin yenilikler var mı? 

Bundan iki yıl önce Paşabahçe’yle bir çalışmam oldu. Sonrasında devam ettirmedim. İşimi daha profesyonel hale getirmek için istihdam yaratmak istemiş olsam da, seri üretimin bana uygun olmadığını fark ettim. Ben tek ve özel işler yapmak istiyorum. Mesela kadınlarımı kullandığım büyük duvarlar tasarlamak istiyorum. Mekanların içinde yer almalarını istiyorum. Onlara bakan insanların enerjilerini hissetmek istiyorum.

Özellikle yakın zamanda daha çok gündeme gelen kadına şiddet haberlerinin bu kadar çoğaldığı bir dönemden geçerken tüm bunları çalışmalarına yansıtmayı düşünüyor musun? 

Bazı takipçilerim bana kendinizi mi çiziyorsunuz diye soruyorlar. Kızlar aslında benim çocukluktan gençkızlığa geçiş dönemimin bir yasıması. Ben de pek çok genç kız gibi hayatın bu en güzel dönemini üzerimdeki baskılara içten içe isyan ederek, sesizleşerek ve içe kapanarak geçirdim. Eğer bir de erkek kardeşiniz varsa ona tanınan özgürlüğü ve size gösterilen baskıyı daha net görürsünüz.

O yüzden benim kızlarım bu baskının kaynağını anlamlandıramazlar. Onlar masum, ürkek ve tedirgindirler. Belki bağırarak söylemezler ama bu haksızlığı bakışları anlatır.

İşte ben işlerimde, sürekli hizmet etmesi beklenilen, kahkahası susturulmuş, sesi kısılmış, ne giyeceğine karar verilmiş, ilk duygusu utanmak olan, kendini bulmakta zorlanan o genç kadını görünür kılmaya çalışıyorum.

“KADININ ÖZGÜRLEŞMESİNDEN, GÜÇLENMESİNDEN ÇEKİNEN BİR TOPLUMDA YAŞIYORUZ” 

İstanbul Sözleşmesi üzerine söyleyeceklerin neler?  

Tabii ki şiddete uğrayan her canlının kanunlarla korunması gerekiyor. Fakat İstanbul sözleşmesi zaten yıllar önce imzalanmış olmasına karşın kadına şiddette bir azalma olmamış. Demek ki kanunlar gerektiği gibi uygulanmıyor. Ya da şiddetin kaynağı toplumun çok daha derinlerinde yatıyor. Bakıyoruz ki söz sahibi birtakım insanlar, İstanbul Sözleşmesi için toplumu eşcinselliğe özendiriliyor, toplum cinsiyetsizleştirilmeye çalışılıyor ve Türk aile yapısı zedeleniyor diye eleştirilerde bulunuyor. Bu duşünce yapısını hangi anlaşma düzeltebilir ki? Kadının özgürleşmesinden, güçlenmesinden çekinen bir toplumda yaşıyoruz. Bu yüzden biz kadınlar birbirimizin yanında olmalı, birbirimizi dinlemeli, birlikte hareket etmeli, desteklemeli  ve haklarımızı korumalıyız.

Peki son olarak tek cümleden oluşan bir cevabın sorusunu sorayım sana: Seramik bir duygu olsaydı bu hangisi olurdu?

Seramik tabii ki aşk olurdu. Emek verdikçe büyüyen bir aşk…

Paylaş ki çoğalsın:

One thought on “Nagihan Bakay Arıoğlu: “Kendini bulmakta zorlanan o genç kadını görünür kılmaya çalışıyorum”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

Özden Dilek Karakışla yazdı: "Neden tiyatro değil de masal? diye soranlar oldu"

Oyuncu, masal anlatıcısı Özden Dilek Karakışla, kadınların evrensel dertlerini tiyatro sahnesine taşıyarak anlattığı “Kadın Dilinden Masallar”ı Ajandakolik’e yazdı.  Masallar çocukluğumdan beri hayatımda hep oldu. […]