Söyleşi – Melike Aslı Kılan: “Taklit etmek yerine bende var olan Türkân Saylan’ı canlandırmayı tercih ettim”

ajandakolik


Bundan 11 yıl önce kaybettiğimiz değerli bilim insanı, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği eski Genel Başkanı Türkân Saylan’ın hayatı, Ayşe Kulin’in yazdığı “Tek Ve Tek Başına Türkân” romanından uyarlanarak  sonbaharda sahnelenmek için gün sayıyor. Bu tek kişilik oyunda Türkân Saylan’a hayat verecek olan İzmir Devlet Tiyatroları oyuncusu Melike Aslı Kılan, “Türkân” oyununu ilk defa Ajandakolik’e anlattı.

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu

Oyuncu, yönetmen, yazar Barbaros Uzunöner’in kurduğu Bu Tiyatro, biyografi serilerinden ilki olan “Türkân” oyunuyla Türkiye’nin çok değerli akademisyen ve bilim insanlarından Türkân Saylan’ın hayatını sahneye taşıyor. Hiç kuşkusuz yeni sezonun en merak uyandırıcı oyunlarından biri olan “Türkân”ın başrol oyuncusu Melike Aslı Kılan ile Türkân Saylan ve oyun üzerine söyleştik. Role hazırlanırken ikisinin benzer özellikleri olup olmadığını sordum ona. Kılan, Türkân Saylan gibi inatçı olduğunu söyleyip ekledi, “Fakat asla onun kadar sabırlı ve sosyal biri olamayacağım.”

Heyecanla beklediğimiz bir oyunun başrolündesiniz. “Türkân Saylan’ın hayatının anlatıldığı “Türkân”. Projeye nasıl dahil oldunuz, ne zaman “Ve sahne!” diyorsunuz?

Projemizin yapımcıları, Cumhur Saygı ve Hasan Özkaya. Cumhur Bey henüz 2020’nin Şubat ayında, böyle bir projeleri olduğundan ve Türkân Hanım rolü için beni düşündüklerinden bahsetmişti. Daha sonra yönetmenimiz Barbaros Uzunöner ile iletişime geçmemi sağladı. Bu sayede Barbaros Bey’in yönlendirmeleri ile oyuna heyecanla dahil oldum. Aslında biz “Perde!” demeye hazırız. Ancak hepimizin bildiği sebeplerden dolayı oyunu Ekim ayında seyirci ile buluşturmayı planlıyoruz.

Oyun, Ayşe Kulin’in “Tek Ve Tek Başına Türkân” romanından Barbaros Uzunöner tarafından oyunlaştırıldı ve yönetildi. Siz romanı daha önce okumuş muydunuz? Teksti okuyunca neler hissettiniz?

Proje söz konusu olur olmaz Ayşe Kulin’in romanının yanı sıra Türkân Hanım hakkında yazılmış diğer kitapları ve internette bulabildiğim belge bilgi ve haberleri okudum. Metni okuyunca çok heyecanlandım.

Böyle tarihi bir kişiliğin hayatını canlandırmak, hiç kuşkusuz diğer rollere göre daha zor olmalı. Nasıl geçti bu süreç, neler yaptınız, role nasıl hazırlandınız, nelere dikkat ettiniz?

Yakın tarihimizde yaşamış, önemli bir iz bırakmış ve topluma malolmuş bir karakteri canlandırmanın, hem avantajları hem de dezavantajları var.  Hele de söz konusu Türkân Saylan olunca…
Belgeseller, anılar, kitaplar, haberler… Elde çok kaynak var. Bu işin iyi yanı. Fakat canlandıracağımız karakterin yakın tarihimizden, çok tanınan bir insan olması ve seyircinin benzetme beklentisi, zorlayıcı unsurlar. Öykü bizzat, 73 yaşındaki hasta haliyle Türkân Hanım tarafından anlatılıyor. Plastik olarak, Türkan Saylan’ın o döneminin temel özellik ve benzerlikleri yansıtmaya elbette çalıştım. Fakat takdir edersiniz ki onu birebir taklit etmek tiyatro dili açısından tercih edilebilir bir yöntem olmazdı.  Ben, hayatını inceledikten sonra bende var olan Türkân Saylan’ı canlandırmayı tercih ettim. Bu sebeple sahnede göreceğiniz Türkân’ın, gerçek Türkan Saylan’ı çağrıştırdığını düşünüyorum ancak birebir taklit yoluna gitmedim.

Onunla hiç tanışma fırsatınız oldu mu?

Maalesef ben tanışma şansına erişemedim. Ancak yönetmenimiz Barbaros Uzunöner, aynı zamanda radyo programları yapıyor. Türkân Hanım’ı programına çağırıp ağırlamak şansı bulmuş.

“HAYATINDA HEP YAPICI OLMAYA YÖNELİM VAR, KAVGA YOK, UZLAŞMA VAR” 

Ne büyük şans gerçekten! Peki, sizi en çok ne etkiledi bu 74 yıllık hayatta?

Türkân Hanım, Cumhuriyet’i, Türk Ulusu için yeni bir milat kabul eden, Atatürkçü aydınların gerçek bir temsilcisi. Bu damardan beslenen bir ideoloji ile hep çözümden yana oluşu, neredeyse yaşamına temas ettiği herkes tarafından altı özenle çizilerek ifade ediliyor. Yaşamı boyunca pek çok alana ilgi duymuş ve ilgilendiği konu her neyse, her şeyden önce “Ne yaparım, nasıl faydalı olabilirim?” diye sorarak, yalnızca çözüme odaklanmış. Hayatında bu yüzden hep yapıcı olmaya yönelim var, kavga yok, uzlaşma var.

Melike Aslı Kılan, Türkân Saylan’a makyaj yardımıyla benzetilmiş.

Oyunun tanıtım fragmanında  “Benim gizli bir gücüm var dokunmak ve duymak. Ne olursa olsun insanlara temas etmek, onlara dokunmak” diyorsunuz. Türkan Saylan’ı hem bir bilim insanı hem de insan olarak iyi özetleyen bir ifade bu.  Bu cümleden yola çıkarsak sizce Türkan Saylan somut ve soyut anlamıyla dokunarak neleri değiştirdi?

Türkân Saylan, önce, binlerce cüzzam hastasının, sessiz çığlığını duyarak ve onlara temas ederek, bu ülkede  cüzzamı bitiren kişi oldu. Bunu yaparken hem genç meslektaşlarına hem devlete hem de topluma temas ederek gerekli farkındalığın yaratılmasını da sağladı. Giderek, dokunmak ve duymanın gizli gücünü eğitim alanında da hayata geçirdi. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği sayesinde birçok çocuğu aydınlık ve çağdaş bir geleceğe yönlendirdi. Bütün bu yaptıkları ile bizlere de, çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak için nasıl bir mücadele vermemiz gerektiği yolunda da ışık tuttu, yani bu anlamda bizlere de temas etti ve değiştirdi.

Evet,  ideallerinin peşinden koşmaktan bir an bile vazgeçmemiş bir kadın Türkân Saylan. Role bürünürken kendinizle benzer veya hiç benzemeyen özellikler olduğunu da hissetmiş olmalısınız. 

Türkân Hanım da ben de çok inatçıyız. Ancak ben buna daha ziyade azimli olmak anlamında bakıyorum. İdeallerimizin peşinden korkusuzca gitmek ve bunu bitmeyen bir hayat enerjisi ile yapmak konusunda ona benzediğimi düşünmek istiyorum. Fakat asla Türkân Hanım kadar sabırlı ve sosyal biri olamayacağım düşüncesindeyim.

“PANDEMİ SÜRECİNDE OYUNA VİDEO KONFERANS YOLUYLA ÇALIŞTIK” 

Bu role de pandemi sürecinde çalıştığınızı düşünüyorum. Nasıl geçti provalar, kolay oldu mu? Yoksa hep evde mi çalıştınız?

Hem Barbaros Bey hem de benim için çok ilginç bir süreç oldu. Video konferans yoluyla çalıştık. Oyunun son hali sahnede şekillendi. Şartların zorlaması ile seçmek zorunda kaldığımız bu yöntem zor gibi görünse de koşullar Türkân Hanım gibi bizi de çözüme odaklı düşünmeye teşvik etti. Sonunda bir çözüm yolu mutlaka bulunuyor.

Biraz önce biyografi demişken siz bir önceki oyununuz “Frida”da da hem Frida’yı oynamış hem de oyunu yönetmiştiniz. Sahnede güçlü ve bu dünyada iz bırakmış kadınları canlandırmak fikren ve his olarak daha mı iyi geliyor?

Her seferinde kadın olmanın zorluğu ve bereketi ile yüzleşiyorum. Bu bana güç veriyor.

Kadınlara yönelik şiddet dolu zamanlardan geçiyoruz. Türkân Saylan’ın genel başkanı olduğu Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin de bu dönem konuyla ilgili pek çok açıklaması oldu. Yaşasaydı hiç kuşkusuz kadınlar için daha çok mücadele verecekti, Saylan. Siz bu dönemi nasıl değerlendiriyorsunuz? Kadına şidetin kol gezdiği bir ülkede bir şeylerin değişeceğine dair umudunuz var mı?

Bir toplumun gelişmişlik seviyesi, kadının toplum içindeki yeri ile doğru orantılı. Yani kadının, sosyal, ekonomik, hukusal ve eğitimsel koşulları erkeğinkine ne kadar yakın veya eşitse o toplum o kadar ileridir.  Türkân Hanım’ın da kız çocuklarının eğitimi için verdiği mücadele bu gerçeğe dayanıyordu. Umuda gelince, o umut var olmasa bu oyun da olmazdı.

Biletler satışa çıktı. Bir yandan koronavirüs salgınında ikinci dalga söz konusu. Oyun nerede oynayacak merak ediyorum. Bir yandan da bu kadar değerli bir ismin hayatını konu alan bir oyun için doğru zaman mı biraz aklım karışmış durumda…

Açıkçası biz hazırız. Prömiyeri Eylül başında düşünmüştük. Ancak yaptığımız toplantı sonucunda ülkedeki gelişmelere bakarak Ekim ayını beklemek gerektiği konusunda fikir birliğine vardık. Oyunumuz, tüm Türkiye’de oynayacak. Prömiyer,  ya İzmir’de ya da İstanbul’da olacak. Henüz kesin değil.

Sol üst; İzmir Devlet Tiyatrosu “Yanık”, sol alt -“İkimizin Dünyası”, sağda “Çılgın Dünya” oyunlarından.

Aynı zamanda bu dönem özel tiyatrolar ve tiyatrocular için de zorlu geçti. Neredeyse 20 küsur yıldır sahnelerde olan bir oyuncu olarak bu dönemi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özel tiyatro, her dönemde yüksek özveri gerektiren bir uğraş olmuştur. Ancak içinde bulunduğumuz dönemin şartları göz önüne alındığında, kamusal bir destek söz konusu olmadıkça, tiyatro adına girişilecek özel teşebbüslerin gerçekten ayakta kalması çok zor olacak.

“SANAT, BU ÜLKEDEKİ TOPLUM VE DEVLETİN VAZGEÇİLMEZ BİR GEREKSİNİMİ MİDİR?” 

Daha geçtiğimiz günlerde Kadıköy’de tiyatro emekçileri meslek örgütlerine ve seyircilere, taleplerinin karşılanması için “Susuyoruz” eylemiyle destek verme çağrısı yaptı. Tiyatronun bu süreçteki geleceğini nerede görüyorsunuz? Nasıl bir değişim, dönüşüm olacak?

Sorunlar ve çözümleri, seyircinin ve yetkililerin dikkatini çekecek şekilde sürekli gündemde tutulmalı. Israrlı ve sabırlı demokratik eylemlerin sonuç getireceğine inanmak istiyorum. Bu şartlardaki değişim, ancak devlet ve seyirci desteği varsa gerçekleşebilir. Burada benim aklıma ilk gelen soru şu: Sanat, bu ülkedeki toplum ve devletin vazgeçilmez bir gereksinimi midir? Bu soruya vereceğiniz cevap, sonucu tahmin etmenizi kolaylaştırcaktır.

Çok teşekkür ederim. Merakla bekliyorum oyunu. Alkışınız bol olsun! 

Ben çok teşekkür ederim. Prömiyer ve diğer temsil tarihlerini bizzat haber vereceğim. Sağlıcakla, sevgiyle kalın, kolaylıklar dilerim.

Paylaş ki çoğalsın:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

Caz Kampı'nda online buluşuyoruz

Bu yıl dördüncüsü düzenlenecek olan Caz Kampı, 5-13 Eylül tarihleri arasında online olarak gerçekleştirilecek. 2017’den beri Bodrum Gümüşlük Festival alanında gerçekleşen Caz Kampı, içinde bulunduğumuz pandemi dolayısıyla bu yılı online eğitim vererek […]