ŞENAY GÜRLER’İN OYNADIĞI “MEDEA’YA GÖRE AHLAK” OYUNU ÜZERİNE İNCELEME…


Geçtiğimiz 21 Nisan’da Oyun Atölyesi’nde ilk defa seyirciyle buluşan Yeşim Özsoy’un yönettiği, Şenay Gürler ile Özgün Çoban’ın oynadığı “Medea’ya Göre Ahlak” oyunu, “kadın” ve “ahlak” konularını farklı bakış açılarıyla tartışmaya açıyor. Gürler’in, erkek egemen Yunanlıların arasına sızan, onlarla dövüşerek adeta bir “Amazon” olarak seyirci karşısına geçtiği oyunda Çoban da ahlak kavramının ete kemiğe bürünmüş hali olarak sahnede. Pınar Erol, Ajandakolik için oyunu inceleyip yazdı.

YAZI: PINAR EROL

pnrerol@gmail.com

BİRİNİN REST ÇEKMESİ GEREKİYORDU; O MEDEA OLDU

Medea, dünyanın kendi etrafında döndüğüne tastamam inanmış ataerkil yapıyı bozguna uğratan bir kahramandır. Euripides sayesinde MÖ 432 yılında metnin odağına yerleşir ve tragedyada kendine yer edinen ilk kadın karakter olur. Erkekler tarafından çizilen kaderine başkaldırır.

Feminizme, bilgili kadınların eşitsizliğe isyanı der ve izini sürersek, çağları atlaya atlaya 2500 yıl öncesine, Medea’ya kadar gidebiliriz. İsminin içerdiği “kurnazlık” ve “akıl” anlamları ile de örtüşür bu fikir. Euripides, kadını özne yapan metniyle tragedyanın kötü çocuğu olurken, Medea’nın payına da cadılık, büyücülük, evlat katilliği düşer. Öyle kolay değildir kahraman kabul edilmek. Yazar, yeryüzündeki adalet ve düzenin tanrılar yerine insanlar tarafından sağlanmasını konu ettiği için dine uygun düşünmemekle suçlanır. Bu yüzden MÖ 431’de sahnelenen bu eseriyle Dionysos ödüllerinde şampiyonluğu Euphorion’a kaptırır ve üçüncü olur. Rivayet o ki Yunanlıların rüşvetini kabul ederek filisid bir sonu reva görür Medea’ya. Kaçarken çocuklarını bırakmak zorunda kalan anne, onun kaleminde bir canavara dönüşür. O yüzden Euripides’e mizojin denir. Adlarını temize çıkarmak isteyen Korintosluların verdiği serveti kabul edip çocukları sonradan Medea’ya öldürttüğü için. Biz ise benzer vahşeti sergileyen erkek kahramanlara gösterdiğimiz hoşgörüyü bir türlü Medea’ya gösteremeyiz. Çünkü anneliğe atfedilen kutsallık, affedişin önünde sarsılmaz bir duvardır. Ve ikiyüzlülüğümüzün içine sinen devrancılığı yıkmak hiç kolay değildir.

MEDEA MİTİ 

Hatırlayalım ne yapmıştı bu aykırı kadın? Aşık olmuştu! Söylenceye göre İason da, Güneş Tanrısı Aietes’in kızı Medea’ya Tanrıların huzurunda sadakat yemini eder. Sevdiği adam uğruna yaşadığı Gürcü topraklarını terk eden, ailesine kafa tutan Medea, büyücülük (bilgelik) hünerleriyle İason’ın altın postu elde etmesini sağlar. Bu uğurda kardeşini öldürmekten çekinmez. İason savaşı kazanır, ancak ölen ailesinin peşine düştüğü için tahta geçemez. İason, zamanla Medea’dan sıkılır ve iktidar seviciliği yüzünden kral Kreon’un kızı Glauke ile ona ihanet eder. Tanrıların huzurundaki sadakat yeminini de baskı altındayken verdiğini söyleyip kurtulur yükünden. Kocası, savaşı onun sayesinde kazandığını unutmuş gibidir. Yüz çevirir Medea’ya. Aşkı uğruna vatansız kalan, sürgün edilen, hor görülen, itibarsızlaştırılan, tüm kimlikleri elinden alınan Medea’nın ödediği bedeller umurunda olmaz. O da intikama tutunur. Kocasının evlenmek istediği prensese (metrese) düğün hediyesi olarak zehirli bir gelinlik gönderir. Hem Glauke hem de kızını kurtarmak isteyen Kreon ölürler. Yaptıklarını, sadece aşık bir kadının içini kavuran acısıyla açıklayamayız.  Yaşananlar, yok sayılmanın, dışlanmanın, haksızlığa uğramanın patlamasıdır. Dev bir çığlıktır edimleri, ne yapsa kalbini soğutamadığı. Tarihin en çok tartışılan kadınıdır artık. Bitmeyen bir dilemmanın öznesi; “Medea Kompleksi”nin isim annesidir. Hakkında net bir hükme varılamaz. Peki, geride maktullerini bırakan bir seri katil denebilir mi ona? Ya da taş kalpli bir psikopat? Gözü dönmüş, histerik bir aşık? Peki ya öncü diyenler, mağdur sayanlar haklı olabilirler mi? Cezasını çekmeden ejderhaların çektiği arabayla dedesi Güneş tanrısı Helios’un yanına uçtuğundan akıbetini de öğrenemeyiz. Hakkında tereddütsüz cevaplar veremeyiz.

“MEDEA’YA GÖRE AHLAK” 

İşte tam burada Athena Farrokhzad’ın “Medea’ya Göre Ahlak”ı devreye giriyor. Yazar bize sizi gidi ahlak bekçileri sizi, orada bir durun bakalım; hesaplaşma sırası Medea’da diyor. Euripides’in antik metninin üzerine kendi şiirsel metnini kurguluyor. Özendiği kelimeleriyle şairliğini konuşturuyor. O kadim dile “profil”, “bumerang”, “popüler”, “ajitasyon” gibi gündelik sözcükler ekleyerek mitoloji ile bugünü birbirine bağlıyor. Ali Arda’nın çevirisi yazarın dilini, sahibinin sesini gözetiyor. Athena da savaş ve zulüm yüzünden İran’dan kaçıp yeni bir ülke buluyor kendisine. Zamanla anne oluyor ve elbette feminizmi savunuyor. Bu kadar benzerlikle Medea’nın çekim gücüne kayıtsız kalsa şaşardım. Doğaldır ki yazdıkları kendi yaşamından izler taşıyor. Bilgelik, sanat ve ilham tanrıçası anlamına gelen “Athena” adındaki her anlamın hakkını vererek metnini oluşturuyor. “Mülteci”, “anne” ve “kadın” kimlikleri üzerinden baktığı oyunuyla GalataPerform’ın repertuvarına giriyor. 21 Nisan’da prömiyer yapan ve “Medea”nın bittiği yerden başlayan bu taze oyun bize 2500 yıllık bir çığlığın yankısını taşıyor.

MEĞER ŞENAY GÜRLER DE BÜYÜCÜYMÜŞ! 

Sahnede sislerin arasında Medea rolünde Şenay Gürler’i görüyoruz önce. Bu gerçeküstü atmosferde tarihin tozlu sayfaları açılmak üzere. Kucağımıza bin yıllar öncesinden bırakılan sorular cevap bulacak mı artık? Şenay Gürler, ne denli zor bir rolü üstlendiğinin bilincinde olmalı. Ne badireler atlatıp geldi de Medea, lanetlerden, vurun kahpeye lincinden sağ çıkıp yorgun ruhunu Şenay’ın bedenine emanet etti. Onun da rol kişisinin ağzından dediği gibi “Birinin bu rolü oynaması gerekiyordu”. O Şenay oldu. Yıllar geçtikçe güçlenen fiziği ve güzelleşen yüzüyle öyle etkileyici ki… Meğer Medea’nın en bilinen fiziksel özelliği açık renk gözleriymiş. Şenay’ın simsiyah büyücü/cadı makyajının bile kapatamadığı o parlak yeşil gözleri iyice anlam kazanıyor bu yüzden. Oyunculuk enstrümanı olan vücuduna yatırımı ve hakimiyeti çok hoşuma gidiyor. Bildiğimiz hiçbir kadına benzemiyor, Medea. Evde kocasını bekleyecek, edilgen biri değil; tam bir başbelası! “Birinin bu rolü oynaması gerekiyordu” cümlesinin kadına biçilen rolleri de eleştirdiğini düşünürsek bu emsalsiz kadının hem dayatılan role hem dayatılan sona güçlü bir itirazı var. Daha da önemlisi kadının çağlar öncesinde bile çaresiz olmadığını söylüyor. Kendince bir çıkış yolu buluyor. Erkek egemen Yunanlıların arasına sızan ve onlarla dövüşen bir Amazon o. Tepeden tırnağa siyahlar içindeki kostümüyle hem bu savaşçı kişiliğini hem de karanlık ruhunu görüyoruz onda. Gecelerin büyüsünü kullandığı için de karanlıkla birlikte anılan Medea’nın kostümü, barındırdığı öfkenin dişiliğini de, birbiriyle çatışan mitolojilerin aynı bedendeki varlığını da kapsıyor. İstenmeyen kişi, tehditkar varlık, başkaldıran kimse olarak eril şiddete maruz kalıyor. Güçsüzleştikçe güçleniyor. Yurttaşlık ve kadınlık hakları elinden alınan, ihanete uğrayan Medea, karşılığında sevdiği adamın canını yakmak isterken kendi annelik hakkına da son veriyor. İntikamının şiddeti büyürken yaptığı fedakarlık da büyüyor. Bu aşırılık, onu hem gözünü karartan bir eşe hem de yaslı bir anneye dönüştürüyor. Büyü adı altında lanetlenen bilgeliği, sınıfsal olarak ötelenmesi, hakkının teslim edilmemesi, gereksiz görülmesi, ezcümle “öteki” oluşu, biriken bir çaresizliğe ve yıkıcı bir öfkeye düşürüyor onu. Tüm bu nedenselliklerle birlikte soruyoruz, bir insan ne kadar ileri gidebilir? Adaletin oynak terazisinde kendi adaletini sağlayabilir mi? Merak ediyorum oyuncu olarak Şenay hangi leit motife tutundu. Bu kötü şöhretli kadının katmanların hangilerini açtı, Ruhunun derinliklerinde hangi Medea’yla buluştu? Medea’yı akıl ve duygularla anlamak gerçekten mümkün mü? Çoklu bakış açısıyla neleri artı, neleri eksi hanesine yazdı? Karakterini soya soya nihayetinde “kadın” kimliğine indirgedi mi? Dolayısıyla oyunun dramaturgu Ferdi Çetin’in kılavuzluğunu, çözümleyişini de merak ediyorum

İKİYÜZLÜ AHLAKTA ÖZGÜN ÇOBAN 

Ahlak, oyunda tüm anlamlarıyla masaya yatırılıyor. Farrokhzad’ın önceki sahnelemelerinden farklı olarak bizde erkek oyuncu tarafından ama cinsiyetsiz yorumlanıyor. Kimi replikleri bana yer yer onun Medea’nın vicdanını oynadığını da düşündürtüyor. Bu fikre, cezasını çekmeyen birinin araftaki sıkışmışlığı ve bitmeyen ızdırabının tasvirinden kapılıyorum. Yargılayıcı tavrıyla seyircilerin arasından seslenen Ahlak’a Özgün Çoban can veriyor. Seyirciden aldığı cesaretle riyakarlığını gizleyebileceği bir siperlik buluyor kendine. Bizler de bilmeden Antik Yunanın korosunu, bugünün kamuoyunu oluşturuyoruz. Kimimiz bu yaftalayıcı tavırdan rahatsız olacak, kimimiz galeyana gelecek. Yüzleşmeyi Medea kadar biz de yaşayacağız. Özgün Çoban, fiziksel özellikleriyle heybetli bir Ahlak oluyor. Sesinin rengi, karakterinin iniş çıkışlarına göre kimlik değiştiriyor. Bazen dürüst, yerinde tespitleriyle bazen de kaypak, işine gelen çıkışlarıyla sıra dışı bir rolü üstleniyor. İyi ve kötüyü tartarken Ahlak’ın esneyebilen yapısını onun bedeninde görüyoruz. Onunla birlikte erdemi, sorumluluğu, ödevi, iradeyi, vicdanı kişinin seçimlerine göre tartışıyoruz. Bireysel ahlak ile toplumsal ahlakın çelişkilerini, sübjektifliğini fark ediyoruz. Ölçütleri neye, kime göre belirliyoruz, bunu bir kez daha düşünüyoruz. Dualiteyi onun kişiliğinde de, kostümünde de buluyoruz.

Melis Hafızoğlu, dekor ama özellikle kostüm tasarımında başarılı. Oyunun ağırlığını, gündeliğe taşıyarak dengeleyen de, seyirciyi gıdıklayan da, gülmeyi alan da Özgün oluyor. Her iki oyuncunun performatif, zorlu oyunculukları estetik bir seyirde ilerliyor. Burada Tuğçe Ulugün Tuna’nın koreografisine değinmek istiyorum. Tasarımıyla, hareket tekniğinden çok; oyuncuları harekete geçiren sebepleri açığa çıkarıyor. Bulduğu çıkışlarla iki kişilik oyuna nefes aldırıyor. Karakterlerin çatışmalarını bedenlerinde, devinimlerinde gösteriyor. Işık tasarımında Ayşe Sedef Ayter, oyuna beklenenden fazla katkı sağlıyor. İlk gösterimin sonunda herkesin onun ışıklarını konuştuğunu söylemeliyim. Birçok işine denk geldiğim Ayşe’nin bu tasarımının tüm işlerinin üzerine çıktığını, başyapıtının şimdilik bu oyun olduğunu da eklemeliyim. Yeşiller, maviler, sarılar, turuncular ve bilhassa kan kırmızılarla iç içe geçen tüm tonlar, oyunun dramaturjisini bir kez de ışık üzerinden kuruyor.

TAŞLAR YERİNE OTURDU 

Euripides, eserlerinde felsefe ve sofistik taşlara yer verir. Rejide de taşlar neredeyse üçüncü rol kişisi kadar yer kaplıyor diye düşünürken oyunun aslında Medea, Ahlak ve Taşlar olmak üzere üç rol kişisinden oluştuğunu öğreniyorum. İşte o taşlar tekrar tekrar medeniyetler kurdu, sınır oldu, yük oldu, yiyecek oldu, mezar oldu, anne rahmi oldu, çocuk oldu… Herkes öldüğünde Medea’yla birlikte taşlar kalınca geriye, bu sefer taşın kendisi oldu; günahsız olan varsa buyursun atsın diye. Bugüne kadar yirmi oyun yöneten Yeşim Özsoy’un bu dişil rejisinde dramdan kurtulan olmadı. Medea, zamanı geri saramadı, yaşam döngüsünü iptal edemedi ama onu bir kadın anlattı diye rahat bir nefes aldı. Tanrıçalığını hatırladı.

MEDEA’YA GÖRE AHLAK

Yazan: Athena Farrokhzad

Yöneten: Yeşim Özsoy

Oyuncular: Şenay Gürler, Özgün Çoban

Çeviren: Ali Arda

Dramaturji: Ferdi Çetin

Koreografi: Tuğçe Ulugün Tuna

Işık Tasarımı: Ayşe Sedef Ayter

Dekor ve Kostüm Tasarımı: Melis Hafızoğlu

Müzik Tasarımı: Gökçe Uygun

Afiş Tasarımı: Burçak Beşlioğlu

Video Teaser: Özgürcan Uzunyaşa

Reji Asistanı: Ezginur Köycü

Uygulayıcı Yapımcı: Nezih Cihan Aksoy

Teknik Koordinasyon: Umut Rışvanlı

Fotoğraflar: Noyan Ayturan

Işık Operatörü: Uğur Aksu

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media