PROF. DR. VEDAT GÖRAL: “LONGEVITY KİTABIM UZUN YAŞAMAK İÇİN TÜRKİYE’DEKİ EN İYİ KİTAP”

Prof. Dr. Vedat Göral, uzun yıllara dayanan klinik deneyimlerini ve uluslararası tıp bilgisini yeni bir kitapta bir araya getirdi.” Longevity”, sadece ömrü uzatmanın değil, kaliteli ve bilinçli yaş almanın yollarını da okura sunarken yeni bilgilerle geliyor. Söz konusu uzun yaşamak olunca Göral’a sorulacak elbette ki çok soru var. Henüz kutladığım 43 yaşımı alıp karşısına geçtiğimde diyor ki “40’lı yaşlarda ciddi bir hastalığınız yoksa ve ailenizde genetiksel bir kanser öykünüz yoksa, haftada 5 gün 45 dakika düzenli yürüyüş yapıyorsanız, kan, check-up testleriniz normal ise, stresten uzaksanız veya depresif değilseniz, büyük bir olasılıkla 100 yaşı bile görebileceksiniz.” Umarım hocam, umarım!
SÖYLEŞİ: NİLÜFER TÜRKOĞLU
nilufer@ajandakolik.com
Yeni kitabınız “Longevity – Sağlıklı, Mutlu ve Güzel Yaşlanmak”, bu kadar umutsuz bir devirde insana umut aşılayan bir kitap. Öncelikle bunu söylemek isterim hocam. Ancak bunca umutsuzluk, savaşlar, kayıplar, geçim derdi arasında uzun yaşamayı geçtik ama iyi yaşamayı hayal etmek biraz zor sanki. Ne dersiniz?
Kitabım gerçekten uzun yaşamak için Türkiye’deki en iyi kitap. Son derece yeni ve faydalı bilgilere sahip. Bu kitabım, insanların, sağlıklı ve daha uzun ömürlü olabilmesi için öncelikle onların bakış açılarını değiştirecektir, buna eminim. Ben bile bu kitabı hazırlarken yeni bilgiler edindim ve benim de beslenme şeklim değişti, uzun ömürlü olma isteğim arttı. Tüm bu bilgileri hazırlarken mutlu ve neşeli olmamı sağladı, bu kitap. Bence dış dünyayı çok ciddiye almamak, kendi iç dünyamıza ve sevdiklerimize bakmak lazım. Çünkü bu dünyada, savaşlar, mutsuzluk, umutsuzluk bitmeyecek, ancak geçim derdi ve yakınlarımızı kaybetmek çok üzücü. Eldekilerle yetinmek, ayağımızı yorgana göre uzatmak gerek.
“İNSANLAR 44 VE 60 YAŞLARDA YAŞLANMA VE DEĞİŞİM YAŞIYORLAR”
Geçtiğimiz günlerde 43. yaşımı doldurdum. İçimde her şeye inat, sonsuza kadar yaşama arzusu var. Bunda kızımın 3 yaşında olmasının da etkisi var kuşkusuz. Ömrü uzatmak, en az bi’ 43 yıl daha yaşamak, bilinçli yaş almak için en başta yapmam gerekenler neler?
Öncelikle yolun yarısındasınız. Nice sağlıklı ve mutlu, uzun ömürler diliyorum. Umutlu olmanız ve yaşama arzunuzun olması, bir 43 yıl daha yaşamak için çok önemli bir faktör. Sevgili kızınızın olması, sizi daha daha çok hayata bağlamış veya bağlayacaktır. Cahit Sıtkı Tarancı, yaş 35 yolun yarısı demiş. Ben de, yaş 45 yolun yarısı diyorum. Çünkü ömür uzadı. Özellikle, erken tanılar, daha iyi ilaçlar, daha iyi tanı yöntemleri ve daha iyi tedavi yöntemleri gelişti. 43 yaşında ciddi bir hastalığınız yoksa ve ailenizde genetiksel bir kanser öykünüz yoksa, sigara içmiyor, alkol, fast food ve paketli ürün
tüketmiyorsanız, büyük bir olasılıkla, ikinci 43 yıl şimdiden garanti durumda. İnsanlar, genellikle, 44 ve 60 yaşında yaşlanma veya değişim yaşıyorlar. Yani yolumuzda, 2 tane büyük çukur var ve bu çukurları, kazasız atlatırsak, 85 ve 100 yaşına ulaşmak çok daha kolay olacak.
100’üncü yaş gününe ulaşanlar, 60’lı yaşlarından itibaren; daha düşük glikoz, kreatinin ve ürik asit değerlerine sahip olan kişilerdir. Yani 60’lı yaşlarınızda, kreatin testi ve ürik asit normalse, şekeriniz yüksek değilse, uzun ömürlü olmak çok daha kolay olacaktır.
“Longevity” (uzun yaşam) artık bir tıp dalı ve giderek gelişmekte. Ancak insanlar bunu yalnızca uzun yaşamak olarak algılıyor. Sağlıklı bir uzun yaşamı mümkün kılmak için bu kitap bir rehber niteliğinde. Kitabın sayfalarını birlikte karıştıralım… 100 yıl yaşamak mümkün mü mesela, ilk ondan başlayalım.
Biraz önce de söylediğim gibi 40’lı yaşlarda ciddi bir hastalığınız yoksa ve ailenizde genetiksel bir kanser öykünüz yoksa, haftada 5 gün 45 dakika düzenli yürüyüş yapıyorsanız, kan, check-up testleriniz normal ise, stresten uzaksanız veya depresif değilseniz, büyük bir olasılıkla 100 yaşı bile görebileceksiniz.
100’ler Kulübü’nün sırrı ne?
Harvard Profesörü David Sinclair, 250 yaşına kadar yaşamanın mümkün olduğunu savunuyor. Yaşlanmayla mücadelede etkili adımlar atarsak, insanların 250 yaşına kadar yaşayabildiği ve 120 yaşındayken hâlâ tenis oynamaya devam edebildiği bir dünyanın mümkün olduğuna inanıyor. Sinclair’e göre, insanların daha uzun yaşamak için yapması gereken ilk şey, beslenme sıklığını azaltmaktır. “Sağlıklı yaşam süresini artırmak için yapılacak en önemli şey, daha az yemek…” diyen Sinclair, şöyle devam ediyor: “Günde üç öğün yemek yemeyin.” Gerçekten de bizler mecburmuş gibi her gün 3 öğün yemek yemeyelim. Acıkınca yemek yiyelim. Bu çok önemli. Ayrıca hareketli olmalısınız. Sosyal bağlar ve aile ilişkilerine önem verin, sevdiklerinizle olun. Bol su içmek, alkol ve sigaradan uzak durmak gerek. Hep pozitif düşünmek ve bol bol gülmek lazım. Gülünce, mutluluk hormonu salgılanıyor. Gereksiz yere bile gülmek, beyni kandırır ve sizi daha mutlu eder.
Aşılarınızı ve check-up kontrollerinizi yaptmayı ihmal etmeyin. Zihinsel aktiviteler yapın. Özellikle demansa karşı korunmada, zihni aktif halde tutmak, gazete, kitap okumak, günlük hayatın içinde olmak, sosyalleşmek, internet kullanmak çok önemli. Fırsat buldukça tavla, satranç, briç ve sudoku gibi oyunlarla zihninizi açık tutun. Şekeri, ekmeği ve unlu mamülleri hayatımızdan mümkünse çıkarmalıyız.
Peki yaşlandıkça vücudumuzda neler bizi bekliyor? Bunların olmaması için biraz olsun direniş gösterebilir miyiz?
Yaşlandıkça, bağışıklık sistemi de dâhil olmak üzere vücudun tüm bölümleri, bazı değişiklikler yaşar. Yaşlanmak, bağırsak fonksiyonunu etkiler. Yaşlandıkça, hücreleriniz gençken olduğu kadar hızlı veya güvenilir bir şekilde çoğalmaz ve bu da sindirimi yavaşlatarak kabızlığa ve şişkinliğe neden olabilir. Enerjiniz azalabilir. Kemiklerde erime, hareketlerde azalma, kireçlenme, hormonal değişiklikler ve kas kayıpları zamanla oluşabilir. Görme ve duymada problemler, hafızada problemler oluşmaya başlayabilir. Bu kitap, yaşlılığa meydan okuma yollarını görebilirsiniz.
“YAŞADIĞIMIZ COĞRAFYA SAĞLIĞIMIZI ÇOK ETKİLER”
Yaşadığımız coğrafya da hayat şartlarımızı ve ömrümüzün uzunluğunu belirliyor gibi. “Coğrafya kaderdir” ifadesi, kaliteli ve sağlıklı bir yaşam için de geçerli sanki. Bu konuda siz neler düşünüyorsunuz?
Çok haklısınız. Yaşadığınız coğrafya sağlığımızı çok etkiler. Savaş bölgelerinde yaşamak, stres, gerginlik, erken ölümler, açlık, eğitimsizlik gibi olaylara neden olur. Örneğin Afrika gibi ülkelerde yaşamak, suyun ve hijyenin, hastane ve koruyucu hekimliğin olmadığı toplumlarda yaşamak, enfeksiyon ve erken ölüm nedeni. Özellikle bebek ve çocuklarda görülüyor. Temiz ve hijyenik toplumda yaşamak, iyi sağlık hizmetine ve iyi sağlık koşullarına sahip olmak, daha kaliteli bir hayatı garantiliyor.
İkinci beyin olarak kabul edilen bağırsağın sağlıklı olması da ömre ömür katıyor. Bağırsak sağlığı için
neler yapmalıyız? Önerileriniz neler?
Özellikle rastgele antibiyotik ve ağrı kesici kullanmamak, pre-probiyotik kullanmak, bu amaçla turşu, özellikle lahana turşusu, şalgam, kefir, ev yoğurdu, ayran ve bol sebze tüketmek lazım. Bağırsaklarımız, bitkisel ve lifli gıdaları görünce mutlu olur. Paketli ve hazır ürünler bağırsaklarımızı mutlu etmez.
Hep karşımıza çıkan “dengeli beslenme”yi siz biraz açar mısınız? Her yaş grubu için farklı dengeli beslenme formülleri mi olmalı?
Yaşa ve cinse bağlı olarak, sağlıklı beslenmek gerekir. Bu amaçla şekeri azaltıp, lifli, proteinli, yağdan az, karbonhidrat yani unlu gıdalardan uzak bir diyet uygulamak gerekir. Porsiyon kontrolü, aşırı işlenmiş gıdalardan kaçınma ve yeterli sıvı alımı yer alır.
Bu kadar kimyasalın içinde yaşarken… Sebze ve meyvelerde görünen pestisitle nasıl başa çıkacağız?
Haklısınız. Pestisit büyük ve genel sorun. İyi tarım veya organik tarım yazılı yerlerden alışveriş yapmak çok daha sağlıklı. Kabuklu gıdalarda sorun gözükmeyebilir. Örneğin, elma, portakal, salatalık, domates, kavun ve karpuz gibi. Bunları iyice yıkayıp, kabuklarını kesip tüketebiliriz. Ancak, marul, maydanoz, roka, taze fasulye, ıspanak gibi kabuksuz gıdaları tüketmeden önce, sebze ve meyveleri bol suyla yıkamak, karbonatlı veya sirke eklenmiş suda bir süre bekletmek yarar sağlayabilir.
“BU KİTABI HAZIRLAMADAN ÖNCE VEGANLIĞA KARŞIYDIM”
Bir iç hastalıkları ve gastroenteroloji uzmanı olarak vejetaryen ve vegan beslenmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Sağlıklı ve dengeli beslenmenin içinde görüyor musunuz? Hayatı uzun ve sağlıklı yaşamak için bu gibi beslenme biçimleri sizce yeterli mi?
Bu kitabımı hazırlamadan önce veganlığa karşıydım Ancak, bu kitap bana yarı vegan olmanın faydalarını öğretti. Kırmızı eti azaltıp bol lifli ve sebzeli gıda tüketiyorum. Vegan veya yarı vegan beslenme, daha sağlıklı bir yaşam sebebidir. Ancak, stres, hava kirliliği, gürültü ve yoğun yaşam gibi olumsuz faktörlerin de olmaması gerekir.
Hareket de hayatımızda çok önemli bir yer tutuyor. Hareketsiz bir hayat da ömrü kısaltan etkenlerden. Örneğin günde kaç adım atmalıyız, hayat boyu spor yapmalı mıyız?
Hareket çok önemli. Özellikle günde 45 dakika ve haftada en az 5 gün yürüyüş şart. Düzenli yürüyenlerde, kalın bağırsak kanseri ve kalp damar hastalık riski de azalmaktadır. Günde minimum iki bin iki yüz ve ortalama dört beş bin adım olmalı, ancak günde on bin adımı da geçmemelidir.
Peki ya hafıza kaybını yavaşlatmanın ve önlemenin yolu nelerden geçiyor?
Yaşınız ne olursa olsun, hafızanız ve konsantre olma yeteneğiniz dalgalanabilir. Hafızanızı nasıl geliştireceğinizi öğrenmek istiyorsanız, dil kullanma, anlama, karar verme, sorun çözme ve hatırlamayı artırmanın kanıtlanmış dayalı birkaç yolu vardır. Fiziksel aktiviteyi artırmak, diyetinizi iyileştirmek ve zihinsel yeteneklerinizi beyin oyunlarıyla “egzersiz yapmak” bu hayati işlevi korumaya ve geliştirmeye yardımcı olabilir. Beyin oyunları, sosyalleşmek, Akdeniz, Japon mutfağı veya Endonezya-Hindistan diyeti (ekmek yok, asitli içecekler, fast-food yok, zencefil, zerdeçal ve kırmızı etten fakir, sebze ağırlıklı beslenme) çok sağlıklıdır. İyi uyku, kolinden zengin beslenme (yaban mersini, sakatat, balık, omega-3, yumurta, kinoa, enginar, süt, kuruyemiş, baharat vs) yapılmalıdır.
Kitabınız öyle kapsamlı ve katmanlı ki… Elbette çok sorum var ama pek çok başlıktan oluşan “Longevity”nin en çok önemsediğiniz bölümleri merak ediyorum. Okurlarımıza bu bölümlerden birkaç tüyo verir misiniz?
Kitabımın başlığı olan Longevity kelimesi artık dilimize de girdi. Bu kitabımın bu faydası da oldu. Kitapta gerçekten son derece faydalı, yeni ve dolu dolu bilgiler var. Yaşlanmaya ve hafıza kaybına karşı neler yapılmalı, kalp, karaciğer, bağırsak ve beyin sağlığı için nelerin faydalı olduğunu anlatan şeyleri yine kitaptan öğrenebilirsiniz.
İnsanın kendi iç huzurunu, dengesini kurmaya çalışmasını da, çok değerli buluyorum. Uzun ve iyi yaşamak için belki de en gerekli olan şeylerden biri bu. İşte bu noktada uykuyu ve stresi nasıl yönetmeliyiz? Olumsuz dış etkenlere karşı kendimizi kapatarak “hayatta kalmayı” nasıl başarabiliriz?
Mutlaka gece 7 saat uyumalıyız. Uyku saati; gece 23.00 ile sabah 06.30-07.00 arası olmalıdır. Geç saatte uyuyanlarda, uykusuzluk, demans, hafıza kaybı, Alzheimer ve jkalp hastalığı riskleri artmaktadır. Stresi yönetmek için, müzik, yürüyüş, spor, belgesel izlemek, iyi dostlarla görüşmek, yoga gibi aktiviteleri denemeliyiz. Gerekirse, psikolog desteği de almalıyız. Bazen de yalnız kalmak, strese iyi gelebilmektedir.
Siz bir uzman olarak tüm bunları yapabiliyor musunuz?
Yapmaya çalışıyorum. İstanbul trafiği ve insanlarda hoşgörü, tolerans ve sevgi eksikliği beni üzüyor. Aslında bu konuda bir dernek de kurmak istiyorum. Özellikle İstanbul’da sanatçı, yazar, hukukçu, öğrenci, psikolog, sosyal bilimci, tiyatrocu ve politikacılardan oluşan bir dernek kurup sevgi ve hoşgörüyü topluma kazandırabilecek güzel projelerim var.
Bu sohbet hiç bitmez. Teşekkür ederim Ajandakolik’te konuğum olduğunuz için. Uzun bir ömür için anahtar niteliğindeki kitabınız dilerim herkese ilham versin, okurunuz bol olsun.
Beni çok mutlu ettiniz. Sorularınıza hazırlanırken kendimle ve herkese faydalı olabilecek kitabımla sayenizde gurur duydum. Sorularınıza samimi, içten ve bilimsel yollarla cevap verdiğimi bilmenizi isterim. Her zaman yanınızdayım.