banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

PORTRE: KATE WINSLET – DÜNYANIN EN ÜNLÜ FİLMİNİN BAŞROLÜNDEKİ KADIN


Hayatta başarılı olmak için pek çok engeli aşmak zorunda kalmış ve sonunda zirveyi kucaklamış insanlara rastladığınız oldu mu hiç? Eğer olduysa hikâyelerini de pekâlâ öğrenmiş ya da öğrenmek istemişsinizdir. Kaybetmeyi de göze alarak sonuna kadar gitmek pahasına kimi zaman çok yorularak, kimi zaman direnç göstererek ama asla pes etmeden ve nihayetinde zafer elde ederek bu noktaya gelmiş o insanlar, birçoğumuz için ilham kaynağı olmuştur. İşte böyle hikâyelerden birinin başkahramanı da Hollywood’un şüphesiz en önemli kadın oyuncularından biri olan Kate Winslet’ın ta kendisi. 2020’nin son aylarında “Ammonite” ve “Blackbird” filmiyle yeniden seyirciyle buluşan İngiliz aktrisin, henüz yolun başındayken söylediği sözler, kariyerini nasıl ateşlediğini kanıtlar nitelikte: “Benim için hazır mısın, dünya?

Yazı: Nilüfer Türkoğlu

“TİTANİK”LE FİLİZ VEREN BİR “İNGİLİZ GÜLÜ”

Henüz 7 yaşındayken oyunculuk yapmaya başlayan ve 1990’ların ortalarına kadar İngiltere’deki sahnelerde performans gösteren aktrisin hayatını değiştiren film, gişe rekortmeni, büyük bütçeli “Titanik” olsa da, kariyerinin zirvesindeyken planlı biçimde küçük bütçeli filmleri tercih etti. Aynı dönemlerde çekilen “Genç Kız ve Kral” ve “Aşık Shakespeare” gibi filmlerde oynamak yerine “Kutsal Duman” ve “Korkunç Muzur” gibi bağımsız yapımlarda rol aldı. Harvey Keitel’la başrolünü paylaştığı, Jane Campion imzalı “Kutsal Duman”da ilk defa fiziksel ve duygusal çıplaklığını beyazperdeye taşıdı. Yaptığı tercihlerin kariyerinde bambaşka bir yeri olduğunu söylemesi boşuna değil. “Hayatta başarılı olmak, farklı şeylerden beslenmek için arada şaşırtmanız gerekiyor; önce kendinizi sonra başkalarını… Ben hayatımın o döneminde Fas ve Hindistan’a giderek kendi adıma denenmemişi denemek istedim. Şimdi geçmişe dönüp baktığımda da ‘İyi ki yapmışım’ diyorum. Bağımsız filmlerde ya da mini dizilerde oynamak beni oyuncu olarak çok geliştirdi.”

“Titanik” filmiyle ilk defa birlikte başrol oynayan Kate Winslet ve Leonardo DiCaprio, kırmızı halının vazgeçilmez yüzleri.

HAYATININ EN ZOR ROLÜ HANGİSİYDİ?

“En İyi Film” ve “En İyi Yönetmen” dahil 11 Oscar’lı “Titanik”in Kate’e kazandırdığı şeyler yalnızca ün, şan, şöhret, para ve ilk Oscar adaylığıyla sınırlı değildi. Filmde büyük aşk yaşadığı Jack karakterine hayat veren aktör Leonardo DiCaprio, en iyi arkadaşlarından biri oldu. İkili, yıllar sonra dev ekranda bir kez daha bir araya gelerek hayranlarına selam verdi. 2008 yapımı “Hayallerin Peşinde”, gerçek hayatta da hayallerinin peşinden giden Kate’in sinema hayatında başarılı filmlerden biri oldu. Aynı yıl rol aldığı “Okuyucu” (The Reader) ise aktrisi 33 yaşında “En İyi Kadın Oyuncu” Oscar’ına taşıdı. Nazi dönemi Almanya’sında geçen filmde Winslet, Hanna Schmitz ismindeki bir kadın gardiyan rolüyle izleyici karşısına geçmişti. Gardiyanın kendinden epey genç bir erkekle yaşadığı ilişkisinin yıllar sonra ortaya çıkmasını konu alan film için aktris, Reuters’e şunları söyledi: “Hayatımın en zor rolü. Çünkü kendimle ilgili bir şey yakalamam çok zordu. Pek çok farklı sebepten ötürü izole bir hayat yaşamış karmakarışık bir kişinin derisinin altına girmek gibiydi. Çok zor ve yalnız dönemlerdi.”

Filmle ilgili bambaşka bir gerçekse 2017’nin sonlarında yine Kate’in ağzından döküldü. “Okuyucu” filminin Oscar konuşmasında pek çok kişiye teşekkür eden yıldız, tek bir kişinin adını telaffuz etmeyi reddetti; filmin dağıtım firması The Weinstein Company’nin sahibi Harvey Weinstein’a. Weinstein, Gwyneth Paltrow’dan Mira Sorvino’ya, Angelina Jolie’den Cara Delevingne’ye kadar pek çok kadına cinsel saldırıda bulunduğu iddia edilen yapımcı. Weinstein skandalının ortaya çıkmasının hemen ardından Los Angeles Times’a konuşan Kate, eğer Oscar’ı kazanırsa asla ona teşekkür etmeyeceğine kendini ikna etmeye çabaladığını anlattı. “Bunun minnettarlıkla bir ilgisi yok. Eğer insanlar iyi davranışlar sergilemiyorsa, neden onlara teşekkür edeyim? Yaşadığım en iyi şeylerden biri, bir daha bu adamla asla bir araya gelmeyecek olmamdır.”

Harvey Weinstein ve Kate Winslet

HARVEY WEINSTEIN KURBANLARINDAN 

Winslet’ın itirafı bununla da sınırlı kalmadı. 1994’te parladığı ilk film “Cennet Yaratıkları”ndan sonra Weinstein’ın sürekli kendisini meşhur ettiğini söylediğini ve bununla ilgili tehditler aldığını anlattı. “Tüm kariyerim boyunca, ne zaman Harvey Weinstein’la karşılaşsam, beni kollarımdan yakalar ve ‘Sana ilk rolü benim verdiğimi sakın unutma’ derdi. Sanki her şeyi ona borçluymuşum gibi. Aynı şey ‘Okuyucu’ filminde de oldu. Bana ‘Sana Oscar adaylığı sağladım. Senin kazanmanı sağladım’ diyerek sürekli önüme çıktı. Ama işte sonuç ortada. Zorbalık ve pislikle işi götürmeye çalışan bir adamdan başka bir şey değil. Bir daha asla itilip kakılmaya ya da aşağılanmaya izin veremem. Çocukken aşağılandım. Bir daha asla! Hele ki Harvey Weinstein tarafından!”

Ang Lee’nin yönettiği “Aşk ve Yaşam” filminden 20 yıl sonra bu defa oyuncu ve yönetmen Alan Rickman için “İngiliz Gülü” rolüne soyunan Kate için belki de en doğru tanımlardan birini Rickman’ın kendisi yapmıştı. 2015 yılında “Küçük Karmaşa” filminin galasında yönetmen, “Şu kadına bakın! Bakın ona ne olmuş! Evlenmiş, çocukları var ve hâlâ en iyi espri anlayışı onda. Hâlâ inanılmaz bir iş ahlakına ve doğru dengeye sahip.”


KENDİYLE BARIŞIK, YAŞ ALMAYAN KADIN

Tıpkı o meşhur İtalyan filminin ismi gibi, “La vita è bella” yani “Hayat güzeldir” felsefesini benimseyen bir kadın, Kate Winslet. Sabah uyanınca yaptığı ilk şey su ısıtıcısının düğmesine basmak. Bu kadar basit, bu kadar sıradan… En sevdiği şey ailesiyle yürüyüşe çıkmak. Aile demişken, başından üç evlilik geçti. Üç eşten üç bebek dünyaya getirdi. O, aşka âşık ve “Bay Doğru”yu arama fantezisinden asla vazgeçmeyen, tam bir umutsuz romantik. Ona göre bir insanı gerçek anlamda sevdiğinizde, onu değiştirme ihtiyacı duymazsınız ve hatta kendinizi de.

2013 yılında verdiği bir röportajda da romantizmini ve ilişkilere olan bakış açısını söyle anlatıyordu: “Aslına bakarsanız ben genellikle romantik karakterleri oynamaya eğilimliyim. Bunun sebebiyse ilişkileri fazlasıyla önemsemem. Her gün uyandığınızda, yanınızda yatan adama ilk günkü hissi beslemeyi tabii ki bekleyemezsiniz. O kişiyi sevme sebebiniz belki hiç değişmez ama ilişkiniz değişir, olgunlaşır ve siz de ilişkiyle beraber olgunlaşırsınız. Ben bu konuyu işleyen filmlere çok büyük ilgi duyuyorum ve bu tür karakterleri oynamayı çok seviyorum; içinde iyi ve kötüyü barındıran, dinamik ve gerçek karakterler…”

Kate Winslet ve ikinci eşi Sam Mendes, Vanity Fair dergisinden fotoğrafçı Annie Leibovitz’e böyle poz vermişti.

İlk evliliğini yönetmen Jim Threapleton’la yapan ve evliliğinin üçüncü yılında aldatılan Kate’in bu evlilikten Mia isminde bir kızı oldu. Jim’le henüz ayrılmadan bir başka yönetmen Sam Mendes’le yolları kesişti ve 2003 yılında dünya evine giren çiftin Joe isimli bir oğlu oldu. Bu evlilik ancak yedi yıl dayanabildi. 2012 yılında ise üçüncü kocası olan işadamı Ned Rocknroll’a “Evet” dedi. Kate’in ikinci oğlu Bear Blaze Winslet bu evlilikten dünyaya geldi.

Üç çocuğu ve sinema, Kate’in hayatının odağında. Hayatının her zaman güzel olmadığını ama yine de buna çabaladığını söylediği röportajları ise bir dolu. Çalışan anne olmanın zorluklarına değindiği, bunun için adeta bir hokkabaza büründüğünü söylemeden geçmediği röportajlar bunlar…

Bir yandan herkesi mutlu etmek, beslemek ve bunları yaparken aklı başında kalmak istiyor, bir yandan da bunun başa çıkılması en zor mücadele olduğunu iyi biliyor. “Dünyada en sevdiğim şey insanlarla birlikte eğlenmek. Eşim ve üç çocuğum, hayatımı güzel kılan şeylerin başında.”

Güzellik konusuna ise o kadar takıntılı değil. Çocukken yaşadığı travmatik denebilecek “şişko kız” krizini atlatmayı başardığı için kendini şanslı sayıyor. 2015 yılında L’Oréal markasıyla fotoğraflarının bundan sonra photoshop’lanmayacağı konusunda kontrat imzalayarak genç nesillerdeki kadınlara karşı bir sorumluluk hissettiğini açıkladı ve hemcinslerine bedenleriyle ilgili pozitif mesaj vermenin önemini vurguladı.

“Şişko kız” diye alay edilen o kızdan bugün Oscar’a yedi kere aday gösterilen en genç aktris unvanını elinde bulunduran bir Hollywood divasına… Kate Winslet, hayatta başarılı olmak için birçok engeli aşmak zorunda kalmış ve sonunda zirveyi kucaklamış insanlardan yalnızca biri. Üstelik çok şaşaalı, çok tanıdık, uluslararası… İlham kaynağı olacak kadar güçlü ve hayali kurulacak kadar başarılı bir sinema ikonu; ve evet, dünya onun için hep hazır.

KISA KISA KATE WINSLET

Burcu: Terazi.
Boyu: 1.69
Ayak numarası: 42
Oyunculuk: Genlerden geliyor; baba Roger Winslet ve anne Sally Bridges-Winslet da oyuncuydu.
Yüzük: Leonardo DiCaprio, “Hayallerin Peşinde” filminde yeniden bir araya geldikten sonra Kate’e arkadaşlık yüzüğü hediye etmiş.
Evlenirken: 
Son eşi Ned Rocknroll’la dünya evine girerken kolunda babası değil, Leonardo DiCaprio vardı.
Hayali: Uçabilmek.
Oynamak istediği rol: Bir erkeği canlandırmak.
Neyi değiştirirdi? Doğum yapmanın zorluğunu.
En sevdiği performansı: Jim Carrey’le birlikte rol aldığı “Sil Baştan” filmindeki Clementine rolü.
Genç kızlık öğüdü: “Kaşlarını alma!”
Güzellik sırrı: Yeterince uyumak, su içmek, açık pencereyle uyumak.
Yıllık kazancı: 90 milyon dolar.
Instagram takipçi sayısı: 788 bin

Bu yazı, Psychologies Türkiye için 2018 yılında kaleme alınmış ve Ajandakolik için güncellenerek yeniden yazılmıştır. 
YORUM YAP

You don't have permission to register