“ORMAN OLMAK” KİTABINDA YAN YANA ÇİÇEKLENEN İKİ KADIN: YAZAR BENGİSU GENÇAY VE ÇİZER GİZEM GÖZDE UÇAR

Bu defa bir çiçeğin dünyasına dalıyoruz çocuk edebiyatında… Bir camgüzelinin öyküsünü şiirsel bir dille kaleme alan Bengisu Gençay’ın “Orman Olmak” kitabı, son dönemde okuduğum en farklı çocuk kitaplarından biri. Aslında yalnızca çocuk kitabı demeye de dilim varmıyor pek. Yaşsız bir öykü bu, herkesin içinde kendinden bir şeyler bulacağı… Siz de tanışın, siz de okuyun isterim. O yüzden de kitabın yazarı Gençay’ı ve duygusal bir hayal gücüyle resmedilen çizimlerin illüstratörü Gizem Gözde Uçar’ı Ajandakolik’e davet ettim. 

SÖYLEŞİ: NİLÜFER TÜRKOĞLU
nilufer@ajandakolik.com

İki kadının yeteneklerinin de çiçeklendiği bir çiçeklenme öyküsü bu. Uçan Fil Yayınları’ndan geçtiğimiz aylarda çıkan “Orman Olmak”, çiçekler dünyasını kişileştiren hikâyesiyle hem yazarının derin anlatımının hem de çizerinin duygu dolu resimlerinin birleşimiyle pek çok kişinin severek okuyacağı bir kitap olarak karşımıza çıkıyor. Yazar Bengisu Gençay ile “Orman Olmak” fikrini ve hayatının maceralarını, çizer Gizem Gözde Uçar ile de okuyucuya duyguları aktarabilmek için kullandığı ışığı, renkleri, açıları konuştuk. 

BENGİSU GENÇAY – “ORMAN OLMAK” KİTABININ YAZARI

Bir camgüzelinin hikâyesini anlatmak nereden geldi aklına? “Orman Olmak” ne zaman filizlendi de geldi kondu satırlarına?

Yeni evimize henüz taşınmıştık. Eş zamanlı olarak, yakın arkadaşlarımız Kanada’ya yerleşecekleri için bütün bitkilerini bize bıraktı. Onlar gittikten sonra çiçeklere uzun uzun baktım, sanki benimle konuşuyorlardı. Özellikle de camgüzeli. Bir yandan yerleşmemiz gerekiyordu, yapılacak tonla iş vardı. Ama yok! Çiçekler susmadı. Sonunda bir gece vakti, henüz boşaltamadığım kolilerle dolu evde oturup yazmaya başladım, çaresiz. Hikâyenin kaba kurgusu bittiğinde nihayet yerleşmeye hazırdım. Hiç ideal bir ortamda yazılmadı diyebilirim yani. (Gülüyor.)

Sahibi Serra Hanım’ın ilgisiyle çiçeklenip çoğalan bir çiçek camgüzeli ancak bir gün eve başka bir bitkinin bonsainin gelmesiyle hayatı hatta hayata bakışı da değişiyor. Sonrasında kapıdan giren başka bitkiler, camgüzelini daha da üzüyor, mutsuzluğa kapılmasına neden oluyor. Burada da kıskançlık ve yetersizlik duygusu devreye giriyor. Devamını senden dinleyelim…

Camgüzeli tamamen solmak üzereyken, arı şahini ile tanışıyor. Arı şahinleri bilge kuşlar… Yolculuk rotaları, İstanbul üzerinden geçip Afrika’ya dek uzanıyor. Kim bilir yol boyunca neler görüyorlar? Bizim arı şahinimiz de camgüzeline kendi biricikliğine sahip çıkması gerektiğini hatırlatıyor.

Orman Olmak” sadece başkalarının beğenisiyle kendimizi değerli hissetmememiz gerektiğini anlatan bir hikâye. Yazmaya başlarken bunu anlatmayı hedefledin yoksa yazarken mi şekillendi her şey?

Uzun zamandır bu konuda yazmak istiyordum ama hikâyesini, imgesini henüz bulamamıştım. Derken herhangi bir hedefim olmaksızın camgüzelinin hikâyesine başladım bir de baktım, yazdıklarım kendiliğinden oraya akmış.

Camgüzelinden yola çıkarak insanın kendi biricikliğini fark etmesi ve bunu sevmesi için sence ne yapması gerek? 

“Ya yeterliysem?” diye sorması gerek. Bizi yetersiz olduğumuza inandırdıkça kazanan bir ekonomik sistemde yaşıyoruz. Başkalarına ideal görünmek için hırpalanan ruhlar korosuyuz. Peki ya yeterliysek? Eyvah! Bu soruyu sorunca, bütün yaşam kurgumuz tepetaklak oluyor. O zaman kimseye borcumuz, verecek hesabımız, ispat edecek davamız kalmıyor. Her şeyi kendi istediğimiz için, varoluşumuz bunu gerektirdiği için yapmamız mümkün. Aslında hem yeterli hem de özgürüz ama bunu fark etmek sarsıcı bir deneyim çünkü bize şimdiye dek hep tersi öğretildi.

 Zamanın birinde senin hiç camgüzeli gibi hissettiğin bir an ya da anlar oldu mu?

Olmaz mı hiç? Çok!

Bundan iki yıl önce tam da pandemi döneminde sanırım ilk çocuk kitabın Zem Sesini Arıyor” çıktı, Epsilon Yayınevinden. Bu senin ikinci çocuk kitabın. Gerçi Orman Olmak” için yaşsız bir hikâye de diyebiliriz. Yalnızca küçük okurları değil, yetişkinleri de içine alan bir dünyası, ayna tutan bir gerçeği var. Edebiyatla ilişkin nasıl başladı? Çocuklar için yazmaya nasıl karar verdin?

8 yaşındayken okul pikniğine gitmiştik. Ertesi gün öğretmenimiz bize bir komposizyon ödevi verdi. Gezide yaşadıklarımızdan bahsedecektik. Ben, çocukların yokluğunda kendini yalnız ve üzgün hisseden sıraları ve kara tahtayı yazdım. Yani gidenlerin değil kalanların hikâyesini anlattım. İşte ilk metni yazarken kendimi gerinen bir kedi, koşan bir çıta, kuyruğunu açan bir tavus kuşu falan gibi hissetmiştim. Zaten yapmam gerekeni yapıyorum, olmam gerekeni oluyorum duygusu. Çok sade, temiz, net bir histi.

Büyüdükçe hayat o hisle arama girip görüntümü bulandırdı. Sonra, çok okuyan bir dostum (Selma), bana çocuklar için yazmayı denememi önerdi. Sözünü dinledim. (Gülüyor.)

Bengisu Gençay ve eşi Patagonya’da.

İyi ki de Selma’yı dinlemişsin o zaman! “Zem Sesini Arıyor”u yazmadan hemen önce Güney Amerikada bir buçuk yıllık bir maceran var eşinle. Amazon Ormanları’nın, Kutsal Vadinin ve Uruguay’ın ilhamıyla çıktığın yazın yolculuğunda ufukta yeni yollar ve senin yazacağın kitaplar görünüyor mu?

Eşimle Brezilya’dan yola çıkıp Uruguay, Arjantin, Patagonya, Şili ve Bolivya’ya uzanan, Peru’da ise geçici yerleşikliğe dönüşen uzun bir yolculuk yaptık. Bu sırada geçimimizi günlük işler yaparak sağladık, çiftliklerde gönüllü çalıştık. Peru’da And Dağları’nda Quechua yerlilerinin yaşadığı bir köye yerleştik. Zem Sesini Arıyor’u işte orada yazdım. Bizim için çok şey öğrendiğimiz, kendimizi ilmek ilmek söküp baştan ördüğümüz bir deneyim oldu. Bundan sonra yeni yollar var mı? Henüz bilmiyorum. Ama yeni kitaplar gelecek.

Senin reklamcılığın dışında sinema geçmişin de var. Zem Sesini Arıyor” gibi hayal gücünün sınırsız olduğu kitapların çocuk sinemasına veya belgesellere ilham vereceğini düşünenlerdenim. Kitaplarını filmleştirmek gibi hayallerin var mı?

Kitaplarımın filme dönüşmesini çok isterim. Ancak animasyon film üretimi oldukça pahalı bir süreç olduğundan bu hayal, çok az çocuk kitabı için gerçek olabiliyor. Bundan daha çok gerçekleşmesini istediğim hayal, kitaplarımın başka ülkelerde yayınlanarak oradaki çocuklarla buluşması.

Umarım bu hayalin en kısa sürede gerçek olur! Çocuk edebiyatında üretimler veren bir yazar olarak günümüz Türk çocuk edebiyatını uluslararası edebiyat düzleminde nasıl buluyor, değerlendiriyorsun? Aynı zamanda çocuğuna kitaplar seçen ve alan bir anne olarak da düşünceni merak ediyorum.

Üzerinde yaşadığımız topraklar yeryüzüne çok önemli öykücüler yetiştirmiş. Elinde davullarıyla dengbejler, şamanlar, aşıklar… Bazı coğrafyalar sihirlidir, Anadolu da bunlardan biri. Günümüzde de sırtını tüm bunlara yaslamış, heyecan verici modern zaman hikâyecileri, çizerleri var. Üstelik tüm dünyayla temas halindeler ve evrensel meseleleri konu ediyorlar. Önümüzdeki yıllarda, uluslararası arenaya çıkan kitapların sayısında hızlı bir artış göreceğiz.

Bir anne olarak oğluma kitap seçerken çok mutlu oluyorum. Anadilinde bu kadar çeşitli ve nitelikli kitap okuyabildiği bir dönemde büyüdüğü için çok şanslı.

Ajandakolik’in klasik bir sorusu var. Ajandan ya da not defterin var mı?

Yok. (Gülüyor.) Zihnim aynı zamanda not defterim.

Bu yleşiden sonra ilk işin ne olacak, nereye yetişmeye çalışacaksın?

Söyleşi sonrası ilk işim, bir mobil hikâye uygulaması için seslendirilmek üzere çocuk hikâyesi yazmak olacak.

Son olarak başa dönecek olursak Orman Olmak”ta yalnız değildin. Hikâyene resimleriyle ruh veren illüstratör Gizem Gözde Uçar da sana bu sayfalarda eşlik etti. Ona ne söylemek istersin?

Benimle birlikte bir orman olduğun, yan yana çiçeklendiğin için çok teşekkür ederim Gizem!

GİZEM GÖZDE UÇAR – “ORMAN OLMAK” KİTABININ ÇİZERİ

Bengisu Gençay’la yolunuz nasıl kesişti?

Bengisu Gençay ile yollarımız yayınevinin bana kitap için ulaşması ile kesişti. İyi ki de kesişmiş. (Gülüyor.)

“Orman Olmak”ın hikâyesini konuştuğunuzda aklında ilk belirenler nelerdi? Nasıl, ne şekilde çizeceğine yolun neresinde karar verdin?

Genellikle ne çizeceğimi, nasıl çizeceğimi ana hatlarıyla yolun en başında, hikâyeyi ilk okuduğumda belirlemiş oluyorum. Okudukça kafamda görseller canlanıyor, sonrasında da üzerinde çalıştıkça son halini buluyor. Benim için hikâyenin duygusunu yansıtmak ve kelimelerin ötesine götürmek çok önemli. Bu yüzden kitabımızın karakteri camgüzeli gibi mimikleri ve yüz ifadeleri ile duygularını belirtemeyen bir karakteri çizerken ışığı, renkleri ve açıları, bu duyguları okuyucuya aktarabilmek için kullandım.

Örneğin, camgüzelinin kıskançlığını hissettiğimiz sayfada göze garip gelen dramatik bir açı kullandım ki baktığınızda garipseyin ve bir şeylerin ters gittiğini hissedin. Ve tabii ki odağınız hemen camgüzelinin yapraklarında yayılan kırmızıya yani kıskançlığa odaklansın.

Ya da cam güzelinin diğer bitkileri tehdit olarak gördüğü sahne. Bitkiler onu köşeye sıkıştırmış gibi olsun, onun ile aynı korkuyu hissedin istedim. Dikkatli baktığınızda yaprakların gölgelerine gizlenmiş suratlar göreceksiniz. Bu sayfaya dışarıdan bir okuyucu gözüyle katılmıyorsunuz, bir sıkışmışlık hissi yaşıyorsunuz. Aynı camgüzeli gibi. Ancak bunun aksine, camgüzelinin diğer bitkilerle orman olduğu sayfaya bir bakın! İşte bu sayfa da diğeriyle tam bir zıtlık oluştursun istedim. Ferah ve güzel bir sayfa. Tüm bitkiler kendi güzellikleri ile oldukları gibi görünüyorlar. Çünkü artık cam güzeli de onları öyle görüyor. İkisine yan yana baktığımızda ışık, renk ve açının duyguları nasıl yansıttığını çok net görebiliyoruz.


Camgüzelinin ancak başkalarının onu beğenmesiyle çiçeklenmesi aslında insanlar arasında, kendi hayatlarımızda da çok sık rastladığımız bir durum. Belki de çoğumuzun kimi zaman böyle hissettiği çok oldu. Sen ne düşünüyorsun?

Kesinlikle, zaten hikâyenin bu kadar içimize dokunmasının da sebebi bu. Bu kitap ile kendi için çiçeklenme yolculuğuna başlamaya ilham alacak çocukları ve büyükleri düşünmek beni çok mutlu ediyor.

Kitabın sonunda hem yine senin çizdiğin bir harita hem de kitapta adı geçen bitkilerle ilgili bir dolu bilgi var. Senin bitkilerle aran nasıl? Daha önce bu kadar bilgiye sahip miydin? Evinde bir bitkin var mı?

Bitkiler ve genel anlamıyla doğa benim çok ilham aldığım ve ilgi duyduğum bir konu. Ev bitkileri ile de aram iyidir ve evimde bir sürü bitkim var. Ama bir zamanlar böyle değildi tabii. Bundan belki on sene önce üniversite yıllarımda yaşadığım evimde hiç bitkim yoktu, bakamam diye hiç almayı düşünmemiştim. Ancak anneannem bana şimdilerde “anane çiçeği” dediğim bir çiçek vermişti saksıda. Ben gerçekten de o çiçeğe bakamadım. Aradan zaman geçti, pencerenin bir köşesinde unutuldu o çiçek, sarardı kurudu. Atayım diye elime aldığımda bir de ne göreyim, uzun zamandır susuz, güneşte kuruyan bitkinin altından küçük, yeşil yapraklar çıkıyor. Nasıl da her şeye rağmen hayata tutunmuştu! İşte o an oturdum ağladım ve bitkilerden öğrenecek ne kadar çok şeyim olduğunu fark ettim. İçimi kocaman bir saygı ve sevgi doldurdu. İşte o günden beridir evimin içini olabildiğince bitki arkadaşlarımla doldururum, her birinin anlatacaklarını dikkatle dinlerim. Çok ama çok şey katıyorlar bana. Bu arada o kuruyan çiçeği tekrar canlandırdım ve öyle bir çoğaldı ki arkadaşlarımın evlerinde bile var artık. Saksılar dolusu bir çiçek oldu.

Ah ne güzel olmuş! Şimdiye dek pek çok çocuk kitabı için resimler çizdin. Nasıl başladın, hikâyenin başına dönelim biraz…

Hikâyenin başında minik bir Gizem ve siyah pastel boyayla kendine kopyalama kağıdı yapıp, yazıp çizdiği hikâyesini çoğaltmaya çalışması var. (Gülüyor.)  Sonra Koç Üniversitesi İngiliz Dili ve Karşılaştırmalı Edebiyat ve Uluslararası İlişkiler okuyarak çift anadal tamamladım. Sonra editör oldum. Sonra sevdiğim şeylerin etrafında dolaşmayı artık bırakıp içine dalmaya karar verdim ve istifa ettim. Zaten en başından beri yaptığım gibi yazıp çizmeye başladım. Daha doğrusu yazıp çizdiklerimi yayınevleri ve çocuklarla paylaşmaya başladım demeliyim.

Sence bir çizer olarak çizgilerinle yeterince özgür hissedebiliyor musun? Yoksa kendini sınırlandırdığın, baskıladığın oluyor mu çocuklar için?

Çocuklar için sınırlandırdığım olmuyor. Çocuklar için sınırlandırmak gerekiyormuş gibi düşünen büyükler bazen bu sınırları talep edebiliyorlar. Oysa çocuklarla onların dilinden konuştuğunuz, çizdiğiniz sürece sınırsızsınız. Çocuklara kalpten bir hikâye verdiğinizde onu hemen kabul ediyorlar. Bir sürü değişkene takılan genellikle büyükler oluyor. Ben çocuklar ve onlar gibi bakabilen büyükler için yazıp çiziyorum. Zaten onlarla göz göze gelip konuştuğunuzda kurulan bağ her şeyi anlatıyor.

Ajandan ya da not defterin var mı? Varsa içlerinde neler var?

Pek çok not defterim ve çizim defterim var. Aklıma gelen düşünceler, gördüğüm güzellikler, üzerine yazacağım ve çizeceğim şeylerin notları ya da kitapların ilk taslaklarını ayarlayıp sayfalarını çıkardığım defterler var. Yakın zamanda da yeni bir resimli günlük tutmaya başladım. Gün içinde gördüğüm, esinlendiğim şeyleri çiziyorum. Size oradan bir sayfa göstereyim.


Bir çizerin defterine bakmak ne güzel! Peki, bu söyleşiden sonra ilk işin ne olacak, nereye yetişmeye çalışacaksın?

“Yetişmek” o kadar doğru bir fiil ki… (Gülüyor.)  Kalbimin çoktan yazıp çizdiği hikâyeleri ellerimle kağıda işlemeye gideceğim. Bir nevi kendime yetişmeye çalışacağım diyebilirim.

Son olarak hikâyesine rengarenk bir ruh kattığın Bengisu Gençay’a ne söylemek istersin?

Ona bu güzel hikâyesi ve kalbinden, ruhundan gelecek daha bir sürü güzel hikâye için teşekkür etmek istiyorum. Onun gibi çocuk edebiyatımıza böyle değerli bir eser veren bir yazar ile çalışmak benim için çok büyük bir mutluluk.

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media