Advertisement Advertisement
ayak analizi

OĞUZ DEMİR: “İKLİM KRİZİ ÇOCUKLARA EĞLENCELİ BİÇİMDE ANLATMAK İÇİN ZOR BİR KONU”


Biz meğer zaten sosyal medyada arkadaşmışız da bunu söyleşiyi yapacağım zaman fark ettim! Ödüllü çizer Oğuz Demir’i uzun bir süredir takip ediyorum. Kimi zaman karikatürlerini paylaştığım da oluyordu. Şimdi ise hem kendisi hem de Can Yayınları için çok özel bir kitabı paylaşıyorum. Üstelik bu defa onunla söyleşi yaparak! Küresel ısınma, iklim krizi, ortak yaşam gibi konular üzerine yazdığı ve çizdiği çizgi romanı “Küçük Şirin Bir Gezegen”, Taşkafa ve robot Fincan ile bizi tanıştırıyor. Siz de bence onları tanımalısınız.

SÖYLEŞİ: NİLÜFER TÜRKOĞLU
nilufer@ajandakolik.com 

Sevgili Oğuz, Ajandakolik’e hoş geldin… Küçük şirin kitabın “Küçük Şirin Bir Gezegen”i kelimenin tam anlamıyla bayılarak ve kahkahalar atarak okudum! Öncelikle seni tebrik ederim, ellerine sağlık.  Can Yayınları’nın da ilk çizgi romanına imza atmış olmuşsun böylece. İlk olarak neler söylemek istersin?
Beğenmene  çok sevindim, ben de çizerken çok eğlendim. Can Yayınları’nın ilk çizgi romanını çıkarması, üstelik bu çizgi romanın benim kitabım olması çok mutluluk verici ve bundan sonraki projelerim için cesaretlendirici oldu.

Hikayeyi oluştururken aklında beliren şey neydi, merak ediyorum.
İklim krizinin etkilerini bizim kuşak görmeye başladı ve bu konuda bir şeyler yapılmazsa şimdinin çocukları, büyüdüklerinde iklim değişikliğinin çok sert etkilerine maruz kalacaklar. Karikatürlerimde benzer konuları işlemiş olsam da önlem alınmadığı takdirde konunun asıl mağdurunun bizden sonraki kuşaklar olacağını düşünerek, onlara bunu anlatmaya çalıştım.

İklim krizi, çocuklara anlatmak için, üstelik de eğlenceli biçimde anlatmak için oldukça zor bir konu. Gezegenimize neler olduğunu, ondan biraz uzaklaşıp uzaydan bakarak anlatmanın iyi bir yol olduğunu düşündüm.


Peki Taşkafa figürünü ilk defa ne zaman çizdin? O nasıl ortaya çıktı?
Kaptan Taşkafa figürü, hikaye oluştuktan sonra ortaya çıktı. Hikaye daha başlarken, ortada mahvolmuş bir gezegen ve gezegenden kaçan bir adam var. Oldukça post apokaliptik bir ortam. Kaptan Taşkafa, bu ortamda hayatta kalmaya çalışan bir uzay gemisi kaptanı. Aklımda Mad Max filminden karakterler var ama ana karakter tam olarak öyle biri de değil. Kötü biri değil bir kere. Kaptan Taşkafa, aslında her insan gibi mutlu bir hayat sürmek isteyen ama mutluluk arayışında sürekli yanlış kararlar veren, çok da zeki olmayan biri. Onun kararları, bazen komik anlar yaşanmasına neden oluyor, bazen de yaşadığı gezegeni yok edecek olaylara yol açıyor. Kaptan Taşkafa’yı ortaya çıkarırken kafamda bunlar dönüyordu. Kaptan Taşkafa, tüm insanlığın ortalaması alınıp tek vücutta toplanmış hali gibi…

Sürekli bir gezegenden diğerine giden ve geride bıraktıkları gezegeni adeta çöpe dönüştüren bir ikili var karşımızda… Gerçi tüm suç hep Taşkafa’nın sanırım! Sanırım diyorum çünkü son gezegende sanki Fincan bir şeyleri düzeltme derdine düşmüş gibi geldi bana… Hikayeyi biraz senden dinleyelim mi?
Hikaye, Kaptan Taşkafa’nın ve Robotu Fincan’la birlikte mahvolmuş gezegenlerine son kez bakıp, “Birdenbire ne oldu bu gezegene hiç anlamadım. Yazık güzel gezegendi” diyerek gezegenlerini arkalarında bırakıp uzay gemilerine binip kaçmasıyla başlıyor. Amacı daha yaşanılabilir bir gezegen bulup o gezegende sonsuza dek mutlu yaşamak. Tabii ki bu arayışın sonunda yaşamak için “küçük şirin bir gezegen” buluyorlar ve hemen bir ev yapmaya başlıyorlar… Bu gezegende mutlu olup olamayacaklarını, bir önceki gezegene de ne olduğunu ve Kaptan Taşkafa’nın verdiği yanlış kararların sonuçlarını ilerleyen sayfalarda öğreniyoruz.

Fincan da Taşkafa’nın yaveri gibi bu arada biraz… (Bu ikili bana bir tutam Don Kişot ile Sancho Panza’yı anımsattı nedense ilk bakışta.) Normalde robotların dünyayı mahvedeceği gibi senaryolar yazılır. Ancak Küçük Şirin Bir Gezegen’de gezegeni koruyan bir robot yani Fincan. Bu ironiyi çok sevdim. Ne dersin, yoksa dünyayı gerçekten robotlar mı kurtaracak?
Don Kişot ile Sancho Panza… Bunu hiç düşünmemiştim, evet benzerlik var. Bu eğlenceli bir karşılaştırma.
Robotlar dünyayı kurtarabilir mi? Bilmem. Şu an temizlik robotları hâlâ halının iplerine dolanıp kalırken bu kadar önemli bir görevi üstlenmeleri zor ama gelecekte neler olabileceğini kestirmek zor.

Öte yandan dünya hala kendini kurtarabilecek güçte. Mutluluğu tüketimde aramaktan vazgeçip bu çabanın önünde bir engel olmamak bile dünyanın kurtuluşu için önemli bir adım olabilir..

Gerçek hayattaki “Taşkafalar”a bu vesileyle söyleyeceklerin var mı?
Kaptan Taşkafa’nın tek istediği, mutlu bir yaşam. Bütün sorun aslında Kaptan Taşkafa’nın mutluluk tanımında. Başlangıçta tek ihtiyacı, barınabileceği bir ev ve karnını doyurmakken, bunu başardığı anda biraz daha fazlasını istiyor… Sonra biraz daha fazlasını… Kaptan Taşkafa ihtiyaçlarını kontrol edebilmekte başarısız. Onun tüketim alışkanlıkları, yaşadığı gezegene zarar veriyor.

Kaptan Taşkafa’ya söyleyebileceğim şey, mutluluk tanımını yeniden gözden geçirmesi olabilir.

Bu hikayeyi okurken çizgi romanların çocuklarda ve gençlerde çevre farkındalığı oluşturmak için diğer edebi türlere göre çok daha önemli ve kolay anlatan bir rol üstlendiğini düşündüm. Sen ne dersin?
Çizgi roman, kendini ifade etmenin en etkili ve eğlenceli yollarından biri. Ben çocukken, okumayı olumsuz yönde etkilediği savıyla bu anlatı sanatına çok da sıcak bakılmadı. Ders kitaplarının arasında gizlice okunarak var olabilen çizgi romanın, şimdi çok daha iyi bir yerde olduğunu düşünüyorum.

Ayrıca çizgi roman, çok emek ve zaman gerektiren bir alan ve çizerlerin bu emeğin karşılığını alamaması, yayınevlerinin de bunun maliyetini karşılayamaması nedeniyle ülkemizde biraz daha az anılan bir sanat dalı.

Çocukluğunda pek çok kitabıyla hayatını renklendirmiş bir yayınevi olduğunu biliyorum, Can Çocuk’un. Dördüncü kitabın “Küçük Şirin Bir Gezegen” ile bu yayınevi çatısı altındasın artık. Çok heyecan verici olsa gerek…
Erdal Öz’ün “Arkadaş Kitaplar” serisi ve onun harika logosu (bir çocuk ve bir köpek oturmuşlar, arkadan görüyoruz) çocukluğumla ilgili hatırladığım en güzel şeylerden biriydi. Sonrasında Can Yayınları’nın “Kardeş Kitaplar” serisinden çıkan Palaracı Baron, Fedor Amca, Beyaz Yele… Bir sürü klasik roman ve bir sürü güzel hatıra.

Yıllar geçtikten sonra bir öykü yazdım ve bunu Can Çocuk Yayınları bastı. Bu benim için çok heyecan verici.

Şimdi hikayeyi başa saralım o zaman ve senin karikatürle olan ilk tanışmanı ve ilk ne zaman, nasıl çizmeye başladığını senden dinleyelim…
Benim için karikatürden önce çizgi romanlar vardı. Çizgi romanın, anne-babadan gizlenerek okunduğu zamanlar… Bir şeyler çizmeye başlamamın sebebi, çizgi romanlar oldu. Sonra ortaokul yıllarında mizah dergileriyle tanıştım. Üç dergi vardı o zamanlar; Gırgır, Fırt ve Çarşaf. Az çizgiyle derdini anlatma fikri çok hoşuma gitmişti. Okulda olan şeyleri, öğretmenlerimi, içine komiklik de katarak çizmeye başladım. Çizdiğim şeyler arkadaşlarımı çok eğlendiriyordu.

Sonraki hedefim, çizdiklerimin bir yerde yayımlanmasıydı. Tam da lise ikinci sınıfta kimya sınavından 2 aldığım güne denk gelmişti, bense neşe içinde eve girmiştim. Anne babama müjdeyi verdim; Denizli’de yayınlanan Tebessüm adlı dergide ilk çizimim yayınlanmıştı (Evet 1985 yılında Denizli’de yerel bir mizah dergisi çıkaracak cesarette insanlar vardı).  Sonrasında Gırgır’ın, o yıllarda amatör çizerlere yer verdiği “çiçeği burnunda karikatürcüler” köşesine haftada 8-10 karikatür göndermeyi aylarca sürdürdüm ve nihayet Oğuz Aral, birini basmaya değer gördü ve üstüne telif bile ödemişlerdi.

Ooo süpermiş! Peki, yarattığın ilk karakter neydi, kimdi?
1999 yılında askere gittiğimde bir şeyler yazıp çizmek için bolca zamanım oldu. Kirpi isimli bir çocuğun komik hikâyelerini yazmaya başladım. Askerlik bittiğinde bunları 6 sayfalık çizgi hikâyelere dönüştürüp Milliyet Kardeş dergisine götürdüm ve uzun süre devam edecek bir seriyi dergide çizmeye başladım. Sonrasında bu hikâyelerin bir kısmını kitap olarak da çıkardım.

Çizerken özel olarak dinlediğin bir şeyler var mı?
Çizeceğim konu üzerinde düşünürken, eskiz çizerken, sessiz çalışmayı tercih ediyorum.

Yazı çizi masanın fotoğrafını görmek istesem… Benim için fotoğrafını çeker misin?
Tabii:

Doğanın içindesin, Dalyan’da yaşıyorsun. Nasıl geçiyor Dalyan’da hayat? Bir küçük not: İstanbul’dan Ayvalık’a göç etmiş birinden geliyor bu soru! 
1993’te az önce söylediğim işlerle ilgili nedenlerden dolayı İstanbul’a geldim. İstanbul hayatım eğlenceli geçti. Ama yirmi yılın sonunda İstanbul, verdiğinden fazlasını istemeye başlayınca, kendime küçük, şirin bir gezegen aramaya başladım. Motosikletle Assos – Kaş arasında birkaç kez gittim geldim ve benim için uygun yerin Dalyan olduğuna karar verdim. 2015’te Dalyan’a taşındım. Eşim ve kızımla birlikte 10 yıldır burada yaşıyoruz.

Bahçemizde kendi yiyeceğimiz kadar bir şeyler ekip dikebiliyoruz, ahşaptan bir şeyler yapmayı seviyorum. Evde kullandığımız birçok eşyayı (masa, sandalye, kitaplık, raflar…) ben yaptım. Bir yandan yayınevleriyle çalışmayı sürdürüyoruz ve bu bizi mutlu ediyor.


Her yıldan olduğu gibi 2025 yılından da umutluyuz ama (hemen üstteki karikatürüne istinaden) sence aydınlığa varacak mıyız bir şekilde? Yolun sonu ışıklı mı?
Ben şu an “2025 yılından umutluyum” yazarken, iklim değişikliğinin körüklediği Los Angeles’taki yangın büyüyor. Umut etmek güzel ama yeterli değil.

Kitaba geri dönelim hadi! Ben bu ikilinin hikayesinin bir seriye dönüşmesini istiyor ve umuyorum. Taşkafa ve Fincan’ın maceralarını yazmaya, çizmeye devam edecek misin?
Kaptan Taşkafa’yı çizerken çok eğlendim ama devamı konusunda emin değilim, zaman gösterecek. Şu an üzerinde çalıştığım, ana hatları ortaya çıkmış yeni bir çocuk kitabı projem daha var: Tüketim ve mutluluk ilişkisi üzerine bir hikâye.

Şu sıralar okuduğun bir şeyler var mı?
“Bu Cenazeyi Bana Lütfeder misiniz?” Eşim Didem’in yayınlanmak üzere olan kitabının adı. Kapağını tasarlıyorum ve şu an onu okuyorum.

Aaaa ne güzel! Merak ettim o kitabı da! Yolu açık olsun… Peki, senin için yaşamış ve/ya yaşayan en büyük karikatürist / çizer(ler) kim?
Bu zor bir soru. Bir sürü var; Mikhail Zlatkovsky, Turhan Selçuk, Roland Topor, Igor Smirnow, Ralph Steadman, Shaun Tan ilk aklıma gelenler… Liste çok uzun ve hepsinden öğreneceğim şeyler var.

Ajandakolik’te konuğum olduğun ve Küçük Şirin Bir Gezegen’e bizi de götürdüğün için teşekkür ederim. Okurun bol olsun. 
Ben teşekkür ederim, benim için de çok keyifliydi.

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media