Advertisement Advertisement
ayak analizi

NESLİHAN PERKER YENİ KİTABI “İSTANBUL’UN PARANORMAL MEKÂNLARI”NI ANLATTI


Köşkler, kilise duvarları, bir cami sokağı veya bir generalin evi… Sesler, çığlıklar, belli belirsiz siluetler ve bilinmezlikler…
Gazeteci yazar Neslihan Perker’in yeni kitabı, karşımıza hep bambaşka bir yüzle çıkan kalabalıkların şehri İstanbul’da yer alan paranormal yerlere odaklanıyor. “İstanbul’un Paranormal Mekânları – Gizemi Çözülemeyen Efsaneler”, bir solukta okuyacağınız, kimi zaman sizi ürpertecek bir kitap olarak karşınızda… Ben de aynı iş yerinde birlikte koridorları eskittiğim meslektaşıma sorularımı sormadan duramazdım elbette. Hem onunla gurur duydum hem görüşemediğimiz yıllara inat onu en azından böyle selamlamış oldum! 


SÖYLEŞİ: NİLÜFER TÜRKOĞLU

nilufer@ajandakolik.com 

İnsanın kaç yıldır görmediği arkadaşıyla bir kitap vesilesi ile bir araya gelmesi, üstelik söyleşi yapması ne güzel! Hoş geldin Ajandakolik’e, Neslihancım. Nasılsın görüşmeyeli, hayat nasıl gidiyor?
Aynen öyle… Öncelikle çok teşekkür ederim bu söyleşi için sana. İyiyim, her şey yolunda şükür. Şu sıralar tabii biraz daha hareketli bir dönemdeyim. Şehirdeyim, İstanbul’un nemli sıcak yaz günlerinden geçiyorum ve mutluyum.

Yeni kitabın “İstanbul’un Paranormal Mekânları” yakın zamanda Destek Yayınları’ndan çıktı. Bu bir araştırma kitabı. Üstelik ucu senin muhabirlik yıllarında yaptığın bir haber dosyasına dayanıyor. Hadi o yıllara gidelim biraz…
Evet… Bu kitap, üzerine bir seneye yakın bir zamandır çalıştığım bir içerikti. 2010 senesinde Aktüel’de muhabirken, Paranormal Activity serisinin devam filmlerinden biri gösterime girecekti; haber toplantısında film üzerine konuşurken Türk korku sinemasında mevzuların hep köy, kasaba gibi yerlerde geçmesinden bahsediyorduk. Sonra birden İstanbul gündeme geldi, benim bildiğim hikâyelerden konu açıldı. Derken “Neden İstanbul’da paranormal mekanlar, rivayetler var mı diye bir haber yapmıyorsun?” konusu gündeme geldi. Sonrasında hem kendi bildiklerim hem edindiğim bilgiler hem de saha araştırması sırasında tesadüfen edindiğim bilgilerle haber şekillendi. Kitapta ise bu bilgilerin yanı sıra farklı rivayetlerle daha da zenginleştirilmiş bir içerik bekliyor okuru.

Ben filmi hiç izlemedim ama ilk olarak 2007 yılında sinemalarda gösterilen “Paranormal Activity” epey ses getirmişti. Seni de etkilemiş miydi film?
Öncelikle, daha öncesinde izlediğim korku filmlerine benzememesi yani başta teknik açıdan “el kamerası” ile süreci izlediğimiz bir yapım olması fark yaratmıştı. Bu izleyicide daha bir reality şov etkisi yaratıyordu ki büyük ihtimalle çok ses getirmesinin sebeplerinden biri de bu. İzlerken adrenalinimin yükseldiğini, ani hareket anlarında yerimden hopladığımı hatırlıyorum. Ben başarılı bulmuştum.

Sonra Türk filmlerinde de sıkça karşımıza çıkar oldu cinli, perili, büyücülü filmler… Özellikle de senin de dediğin gibi kırsalda geçiyordu bu filmler… Aralarında ilgini çekenler, sevdiklerin oldu mu?
Aynen, pek şehirde olanına denk gelmedim. Bu türde epey de bir yerli yapım izledim. 2011 yapımı “Karadedeler Olayı” bunların arasında ilgimi çekmiştir mesela. Atmosferi, el kamerası ile çekim izlenimi bana diğerlerinden daha farklı hissettirmiştir. Her yerden sürekli fırlayan şeyler yoktur ama insanı geren sahneler vardır. Aniden ortaya çıkan bazı tuhaf durumlar başarılı yansıtılmıştır.

İstanbul bu tür olayların yaşanıp yaşanmadığını araştırmak için gerçekten de zengin, renkli ve bir o kadar gizemli bir şehir. Araştırırken karşına çıkanlar seni hayrete düşürmüş olmalı. İlk hangi bilgiyi öğrendin, merak ediyorum.
Beylerbeyi’nde çocukluğum geçtiği için zaten halihazırda bildiğimiz, duyduğumuz bazı rivayetler vardı, onlarla büyüdük. Boğaz semti olmasından dolayı köşk, metruk yapı, yalı, büyük bahçeli alanlar da boldu. Bunların dışında haberi hazırlarken birkaç yıl Büyükada’da ikamet etmiş olan o zamanki editörümün bana bahsettiği Büyükada’daki Alman generalin evi ile ilgili söylenti ve Molla Zeyrek Cami’nin sokağında eskiden var olan, oldukça da korkulan ahır rivayeti oldukça ilgimi çekmişti. O dönemlerde bunlardan haberimiz yoktu. Yani bizlerin haberi yoktu. Yapılara yakın oturan insanlar biliyordu ancak bir yerlerde okumamıştık veya birilerinden duymamıştık.

Tüm bunlar şehir efsanesinden öteye gidiyor mu, ne dersin? İnananlar çok inanıyor, inanmayanlar hiç inanmıyor olmalı!
Ötesine gidebildiğini hiçbir zaman iddia edemeyiz ama böyle şeyler hiç olmamış da diyemeyiz. Bu sebepten de efsane haline gelmişler. Evet “kesinlikle var, olmuş” diyenler de var “yahu ne alaka, olur mu hiç öyle şey” diyen de… Kendi adıma bir yorum yapmam gerekirse, ben çocukluğumdan beri dünyanın sadece gözlerimizde gördüğümüz yansıma olmadığına inandım. Tabii burada bahsettiğim şey kitaptakinden farklı olarak frekans, enerji gibi şeyler. Yani metruk bir yapıda yaşandığı söylenen ürkütücü şeyler aslında o mekânın enerjisindeki kasvet sonucunda beyinlerimizin bize oynadığı oyunlar da olabilir; ama bazı insanlar bu durumu daha gizemli, tekinsiz algılamaya meyillidir.

Ne güzel özetledin! Bu arada kitapta benim pek bilmediğim yerler de var. Mesela ilk paranormal mekân olarak açılışı Molla Zeyrek Camii’nin bulunduğu sokakta yer alan bir ahır ile yapıyorsun. Fatih’te burası. Hikâyesi tam olarak nedir?
Buradaki rivayet, haber dosyasını hazırlarken tamamen tesadüfen öğrendiğim bir şehir efsanesidir. Molla Zeyrek Camii’nin bulunduğu sokakta eskiden bir ahır varmış ama mahalleli, bu ahırdan bağladıkları hayvanlarını akşam olunca  almaya korkarmış çünkü geceleri önünden geçerken sesler, çocuk çığlıkları duyarlarmış.

Çok sinir bozucu gerçekten! Cemil Molla Köşkü’nden Burgazada’daki köşke, Yusuf Ziya Paşa Köşkü’nden Ragıp Baba Köşkü’ne… Köşkler normal dışı olayların yaşandığı yerler konuda başı çekiyor sanırım. Neden dersin?
Geçmişleri çok eski, yaşayan ailelerin bazılarının karmaşık hikâyeleri var… E tabii bazıları senelerce metruk kalınca da herkes bir şeyler söylemeye başlıyor. Bahçeleri kocaman, insanlar içine girmek istiyor, arazisinde ne var ne yok merak ediyor. En nihayetinde iki karga ötüp bir rüzgâr pencereyi kapatınca şenlik kopuyor.

Peki tüm bu mekânları nasıl araştırıp buldun?
Bazılarına çocukluğumdan biliyordum ki benim de ilkokul yıllarıma denk gelen olaylar vardır bizzat gözlemlediğim… Mesela Cemil Molla Köşkü gibi. Diğerleri hakkında hem 15 sene önce haber araştırmamı yaparken hem de sonrasındaki araştırmalarımda bilgi sahibi oldum.

Bu arada tüm bu mekânlar aslında İstanbul’un hafıza mekânları da… Unutulmamak için orada direnen yapılar ve tarihe ışık tutuyorlar… Aslında bu, aynı zamanda başka bir kitabın da konusu. Ne dersin?
Aynen öyle… İstanbul’un sokakları, yapıları, insanları başlı başına farklı kitap konuları aslında.

Gezerken yaşadığın tuhaf veya “paranormal” olaylar oldu mu hiç?
Atmosferden kaynaklı bir gizem veya seni her an tırstıracak bir şey varmış gibi hissediyorsun ancak şahsen ben birebir bir şeye şahit olmadım.

Senin bu konudaki inanışın nasıl? Doğaüstü güçlere inanıyor musun? Bu kitabı yazarken daha çok inandığını söyleyebilir misin?
Dediğim gibi ben yaşamdaki enerjilere ve frekanslara çok inanırım. “Doğaüstü güçlere inanıyorum”dan ziyade bu önemlidir benim için. Yaşamın tüm gerçekçiliğine inat bu fantastik konuların yaşamı daha heyecanlı hale getirdiğini düşünüyorum.

Tüm Türkiye’yi gezsen kim bilir neler çıkar ortaya… Hele o köyler, kasabalar… Bozkırın ortasında yalnız duran ahşap yapılar… Neler neler… Bir ansiklopedi kadar kalın bir kitap meydana gelir sanırım. Kitabın devamı olacak mı dersin?
Evet bu planlarım arasında… İçeriğini düşünmeye başladım bile… (Gülüyor.)

Peki üzerine çalıştığın başka bir kitap var mı?
Var. Detayları ile ilgili şimdilik çok fazla detay vermeyeyim ama hazırlanmaya başladım.

O zaman yeni kitaplara diyelim. Ama biz kitaplardan önce görüşelim. Okurun bol olsun.
Çok teşekkür ederim. Kesinlikle! Seni çok özledim.

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media