Nejat Uygur en çok neye üzüldü derseniz…

ajandakolik


Çocukluğunda Nejat Uygur’u sahnede izlemiş bir nesil olanlar şanslıydı. Onunla büyüdü bir kuşak, onunla güldü. O, bizim Charlie Chaplin’imizdi. Biraz “Palyaço”ydu, epeyce “Miğferine çiçek eken asker”di.  Türk Tiyatrosu’nun gelmiş geçmiş en büyük ustalarındandı, 10 Ağustos 1927’de Kilis’te, bundan 93 yıl önce doğdu. Artık armaızda olmasa bile alkışı ne sahnede ne hayatta hiç eksilmedi…

“hayat geçiyor ağlamakla gülmekle, ben zaten bi’ komiklik yaptım, böylesine bir dünyaya gelmekle…” 

Sadece yüzündeki mimiklerle bile güldürmeyi başaran büyük üstat Nejat Uygur! “Cibali Karakolu, Zamsalak” oyunları kimin gözünden yaş getirmedi o dönem, kimler hıçkırıklara boğulmadı gülmekten! Döneminde kendine ait bir mizah üslubu geliştiren, bazıları tarafından eleştirilen Nejat Uygur, bugün hatırlanıyorsa hiç unutulmamasından… O, tuluatın günümüzde sahneye uyarlanmış versiyonuydu. Seksen kuşağı stand up ismiyle anılan gösterilerin ilk örneklerini veren Nejat Uygur ve Ferhan Şensoy’dan başkası değildi. Bir devrin mizah kültürünü oluşturmada, o mizahı ileri taşımada büyük bir isim, gerçek bir tiyatrocu, dev bir komedyendi.

Nejat Uygur, çocukluğa duyulan özlemdi. Şimdi onun yaptığı mizahı komik bulmayanlar olacaktır. Olsun varsın…  Nejat Uygur yeri gelmiş ağlatmış yeri gelmiş düşündürmüş bir tiyatro emekçisidir, koskoca bir tiyatrodur, okuldur.

18 Kasım 2013 yılında vefat etmeden önce yazdığı mektupla onu bir kez daha anmak ve “İyi ki doğdun Nejat Usta!” bir kez daha demek boynumuzun borcu…

***

İşin hep mizahi tarafını görün. Çocuklarıma da bunu öğrettim. Şimdi de hasta yatağımda “Nasılsınız?” diyenlere “İyiyi oynuyorum” diyorum.

En çok söylediğim şey “Turneye çıkacağım.” Bazen de kendimi turnede gibi anlatıyorum “Akşam oyun var, oyuna yetişeceğim” diyorum. Ekip arkadaşlarımın o kadar sorumluluğunu aldım ki hep onları soruyorum, “Nasıl, iyiler mi?” diye? Yoğun bakımda bile gözümü ilk açtığımda “Oyun kaçta?” dedim. Bu kadar tiyatroyla yaşayan bir insanım; hasta yatağımda da tiyatroyu düşünüyorum, eski repliklerimi tekrar ediyorum. Bazen o repliklere yeni cümleler ekliyorum. Hastalanmadan bir gün önce de Ankara’da sahnedeydim.

Hastalanmasaydım hâlâ oynuyor olacaktım. 60 seneden fazla tiyatro sürdürdüm. Sürdürürken bir sürü acılar, darbeler savaşlar yaşadım. Her şey değişirken Nejat Uygur Tiyatrosu hep vardı. Bir şekilde ayakta tuttum. Bir turnede darbe oldu ekip aç kaldı. İskenderun’daydık; Celal Bayar’ın maskını yapıp sattım. “Sıkıysa almasınlar” dedim. Şu tarafın, bu tarafın değil; her kesimin sanatçısıyım. İstediğim herkesi eleştirdim ama eleştirirken kimsenin gururuyla oynamadım.

“Nejat uygur en çok neye üzüldü?” derseniz, İzmir Fuarı’ndaki büstümün bir köşeye atılması hastalanmadan önce beni çok üzdü.

İnsanları hep güldürmeye alışmış bir insanım. Bu kadar güldürmeye alışmış bir insan olarak hep sağlam, sağlıklı, güldürürkenki halimle görülmek istiyorum. İzleyicilerim için “akrabalarım” derim. onları çok özledim.

Nejat Uygur

Paylaş ki çoğalsın:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

Söyleşi - Fatih Küçük: "Bir çizgi film okulu kurmalıyım dedim ve The Cartoon Mill'i kurdum"

Gitmesek de görmesek de orada bir çizgi film okulu var! Üstelik Türkiye’nin ilk bağımsız çizgi film okulu! Zor şartlarla hayat bulup binden fazla çocuğa eğitim olanağı sunan bir okul, The Cartoon Mill. […]