KORKULACAK BİR ŞEYİ OLMAYAN KORKU HİKÂYELERİ


Mehmet Fırat Pürselim’in yazdığı “Kumsalda: Korku Hikâyeleri”, bir dönem herkesin diline dolanan korku dolu şehir efsanelerini, Pürselim’in kendi özgün korku hikâyeleriyle harmanladığı ancak her yönden eksik olduğu için korkulacak hiçbir şeyi olmayan bir kitap.

YAZI: BURAK SOYER 

soyerbrk@gmail.com

Edebiyatta korku ve mizah türünde yazmak biraz riskli bir iştir. Zira iki tür de fazlasıyla görselliğe ihtiyaç duyar. Bunu yapmak için de sağlam bir hikâyenin yanı sıra aynı kalıpta bir görsel yazın gereklidir. Yazdığınız satırların okurun kafasında net olarak canlanması elzemdir. Hikâyeniz ne kadar iyi olursa olsun, işin görsel anlatım kısmı eksikse, okura tesiri de o derece az olur. Hikâye kısmı zayıfsa da, onu okurun kafasında vücuda getirecek anlatımınızın güçlü olması gerekir ki bir yerden kurtarsın. En azından türe dâhil edilebilir olsun. Konuya böyle girmemin sebebi, Mehmet Fırat Pürselim’in İthaki Yayınları’ndan çıkan “Kumsalda: Korku Hikâyeleri” adlı kitabı. “Edebiyatımızda önemli bir boşluğu dolduracak bir kitap” gibi fazlasıyla iddialı bir nitelemeyle önümüze gelen “Kumsalda: Korku Hikâyeleri”, bir dönem herkesin diline dolanan “korku dolu” “şehir efsanelerini” Pürselim’in kendi korku hikâyeleriyle harmanladığı ancak her yönden eksik olduğu için “korkulacak” hiçbir şeyi olmayan bir kitap.

Üniversiteye gitmeden önceki son yaz tatilini geçirmek üzere ailesiyle birlikte deniz kıyısında bir yazlığa giden Tufan, ortamda arkadaşı olmadığı için bir gece dolaşmaya çıktığında ne tesadüftür ki (!) kumsalda ateş yakmış dört genç görür. Tatili tek başına geçirmek istemediği için de hemen yanlarına sokulur. Ufak tanışma faslından sonra gençler birbirilerine korku hikâyeleri anlattığını söylerler ve Tufan da muhabbetten ayrı kalmamak için el mecbur onlara katılır. Yeni arkadaşları Murat, Itır, Taygun ve Sesil, “O da bir şey mi?” kabilinden hikâyelerini sıralamaya başlar. Kimisi kendini uykusunda havaya zıplatan ayakları ters dönmüş birilerini görmüştür, kimisi mezarlıkta dolaşan yaşlı teyzelere denk gelmiştir, içlerinden biri karganın laneti (karga şart) yüzünden hayalindeki işi kapamamıştır, ötekinin gece evinde kaldığı adam seneler evvel ölmüş biridir vs.

2000’lerin başlarında hastası olduğum “Şehir Efsaneleri” diye bir internet sitesi vardı. Sitede anlatacak bir hikâyesi olan üyeler, bazılarını o dönem birçok kişinin bildiği, bazıları da şehirlerdeki türbe, kilise, camii, mezarlık vs. ile ilgili hesapta “orijinal” olan korku hikâyelerini yazarlardı. Mehmet Fırat Pürselim’in kitabındaki “korku” hikâyeleri de bahsettiğim internet sitesindekilerle fazlasıyla örtüşüyor. Hatta ters dönmüş ayaklar, gecenin bir vakti Karacaahmet’te gezinen tuhaf teyzeler aynı ve evet, bunlar birer “şehir efsanesi.” Ancak Pürselim’in bunların arasına eklediği kendi “özgün” korku hikâyeleri, korkunun hiçbir öğesini taşımadığından fazlasıyla eğreti duruyor ve sonu çok önceden tahmin edildiği için de “özgün” tanımını karşılamıyor. Yinelemeye gerek yok ama hatırlatmak adına yazalım: Korku, gerilim, polisiye gibi türlerde olaylar henüz gelişme aşamasının başındayken, mevzuya aniden eklenen “biri” ya da “bir şey” varsa; hikâyenin sonunun da ona bağlanacağı kesindir.

Pürselim’in kitabındaki “özgünlük” iddiasının ortadan kalkması da, bütün hikâyelerinde böyle karakterler ve “şeyler”in çıkagelmesinden kaynaklanıyor. Bunların haricinde standardın çok altında bir “teen slasher” filmindeki esprilerin Türkçe versiyonlarının hikâyelere, “Gerek var mıydı?” diye sordurarak dâhil edilmesi, az buçuk bir temele sahip bu hikâyeleri konudan iyice uzaklaştırarak kendinden soğutuyor. Özellikle de arka kapak yazısındaki, “Gizem, korku ve maceranın eksik olmadığı, her yaştan okura hitap eden Kumsalda: Korku Hikâyeleri, edebiyatımızda önemli bir boşluğu dolduracak bir kitap,” açıklamasının ise yanından bile geçmiyor. Elde kala kala, sonuna zar zor gelinen bir kitap kalıyor.

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media