banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

Logo üzeri reklam

AjandaKolik Reklam

GÜLÇİN ERGÜL: “WHITNEY HOUSTON BENİ CENNETTEN İZLİYORDUR UMARIM”



Gülçin’in sesini dinlemeyi her zaman sevdim. Müzikte bireysel olarak yoluna devam etme azmi, istikrarı ve sürekliliği, ona olan sevgimi daha çok artırdı. Sesi çok güçlüydü ve hemen fark ediliyordu ama duruşuyla sesine daha da güç kattı. 2011 yılında ilk solo albümü “Bravo”, alkış seslerinin giderek çoğalacağının habercisiydi. O yüzden adına yaraşır bir ilk albüm olduğunu söylemeliyim! Hep üretti, dans etti, renkli klipleriyle özellikle çocukları ve gençleri mest etti, onlara ilham verdi. Ortalama olarak her iki yılda bir çıkardığı yeni albümleriyle müzikte kalıcı olmanın yolunu açtı. Şimdi peş peşe gelen “Davet” ve geçtiğimiz hafta yayınladığı İngilizce albümü “Invitation” ile yine iddialı bir Gülçin Ergül olarak karşımızda. Çok geç olmadan yeni şarkılarını ve bu ara nasıl olduğunu konuştuk.

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu
nilufer@ajandakolik.com 

Öncelikle yeniden geçmiş olsun dileklerimi gönderiyorum. Umarım daha iyisindir. Zorlu bir dönemi atlattın. Her şeyi yolunda mı, nasılsın?

Koronayı atlattım ama şimdi ses ve nefes performansım üzerinde biraz emek vermem gerekiyor. Öksürmekten sesim çok etkilendi ve nefes egzersizleri yapmak çok önemli korona sonrasında. Onun dışında pandemide müzik sektöründe ne kadar iyi olunabilirse o kadar iyiyim. Müzisyenler intihar ediyor. Ben de zor dönemler geçiriyorum. Çalışmamak çok zor. Umarım olabildiğince çabuk atlatırız bu pandemiyi. Teşekkür ederim, Nilüfer.

Galiba pandemi boyunca en yaratıcı işlerinden biri “Invitation” albümü, ne dersin? Açıkçası ben çok beğendim, bayıla bayıla dinleyip mutlu oluyorum, masa başında çalışırken yerimde duramıyorum dinlerken!  Bu bir disco pop albümü mü? Dans etmeden duramıyor insan… (Bu konuyla ilgili düşüncelerini yazabilirsin…)

Focus track olarak seçtiğimiz “Beni Bu Rüyadan Uyandırma” şarkımın İngilizcesi “Don’t Wake Me Up” disco pop. Onun dışındaki şarkılar aynen R&B, pop, neo soul gibi benim beslendiğim tarzda. Beğenmene çok sevindim, çok güzel yorumlar alıyorum ve bu beni çok mutlu ediyor.

Bu albümün ekim sonunda yayımlanan “Davet” albümünle bir ilgisi var mı? Albüm isimlerine bakınca insan ister istemez bir bağlantı kuruyor. Galiba bazı şarkıların İngilizcesi var Invitation’ın içinde. Yoksa hepsi mi? 

Üç tane Türkçe şarkımın İngilizce versiyonu dışında, bir  Whitney Houston cover’ı ve benim yazdığım dört yeni İngilizce şarkı yer alıyor. Aynı anda iki albümü birden bitirdik. İngilizce albümü bir süre elimizde tuttuk. Davet albümüm doğum günümde çıkmıştı ama zor bir döneme denk geldi; çıktığı gün deprem oldu, bir süre promosyon yapmadık. İki albümün süreci ve için enerjisi aynı olduğu için isimleri de aynı. Eğer dinlemeyen varsa iki albümü de dinlemeye davet ediyorum.

İngilizce bir albüm çıkarman, senden İngilizce şarkılar dinlemek aslında kulağa hiç yabancı gelmiyor. Çünkü sen bunu zaten bize alıştırmış gibisin. Kendini İngilizce şarkı söylemeye daha yakın hissettiğini söyleyebilir misin? Sound’un, tavrın, tarzın… 

Dün bir anket yaptım “Beni Bu Rüyadan Uyandırma” ve “Don’t Wake Me Up” arasında bir seçim yapmaları gerekirse hangisi seçilir diye merak ettim. İngilizce versiyonu tercih ettiler. Benim müziğim İngilizceye çok uyumlu; benim tarzımda müzik dinleyenlere kendi dilinde müzik dinleme olanağı sağlıyor. Bu boşluğu doldurmak benim için büyük bir zevk ama anlayamayanlar oluyor bunu. Çünkü arabesk içerikli pop müzik çok popüler ülkemizde; benden de bazen o tarzda şarkılar isteyebiliyorlar. Ama ben o değilim.

Albüm skalan çok geniş, renkli ve cesur. 2018’de üzerine söyleşi de yaptığımız “Arabesk” mesela…  Kendi yorumunla yıllanmış şarkıları başka bir yere taşımıştın. Şimdi de ana dilinde olmayan parçalarla dinleyiciyle adeta “flört ediyorsun.” Bu mütevazı özgüven de takdire şayan öte yandan…

Arabesk albümüm aslında daha çok yapımcıların hatrına yaptığım, kendi tarzımın sentezlenmiş bir halini sunduğum, arşivlik bir albüm oldu. Yapmaktan çok kaçtığımı itiraf edebilirim. Ama yaptığım her şeyin arkasındayım; güzel de oldu ve dinleyeni de çok. “Davet” ve İngilizce albümüm “Invitation”, beni son derece güzel yansıtan albümler oldu, aslında en güvenli alanım orası. Daha sürdürülebilir bir tarz, çünkü içimden böylesi geliyor. Müzik konusundaki cesaretim, gerçekten nereden aldığımı bilmediğim bir cesaret gibi görünse de zamanla sadece kafamın dikine gitmem gerektiğini öğreniyorum. Kendim olmak bana güven veriyor.

O özgüvenin kaynağı belli ama bence; güçlü bir sese sahipsin! Invitation’da Whitney Houston’ın “I Wanna Dance With Somebody” cover’ına da rastlıyoruz. Whitney Houston’a olan hayranlığını tahmin ediyorum. Senin için nasıl bir anlamı var?

Çocukluğumda Kevin Costner ile başrolünü paylaştığı “Bodyguard” filmi ve filmin müzikleri çok ünlüydü ve ben de o şarkıları söylemeye çalışırdım. İngilizce bilmediğim halde hatta… Ve bu ailem tarafından ilgiyle karşılanırdı. Küçüklüğümden beri belli bir tarzım var. Bunun özel bir şey olduğunu düşünüyorum ve bu konuda Whitney Houston gibi bir divanın etkisi büyük. Cennetten izliyordur umarım.

Mariah Carey’yi de sever miydin? Ben de çocukken ona özenerek şarkı söylemeye çalıştığımı hatırlıyorum. (Şarkıcı olmadım, orası ayrı.) Senin de ilk gençliğinde, çocukluğunda büyük seslere imrenmişliğin, onlar gibi söylemeye çalışmışlığın vardır. Sana ilham verenler kimlerdi, aynadaki Gülçin nasıldı?

Mariah Carey de bir ekol bence. Bir diğer etkilendiğim isimdir. Narinliği ve o naif bakışları, beni kendisine hep yakın hissettirir. İlk başta öğrenme süreçlerinde taklit ederek şarkı söylemeye başlamak çok mühim. Bence gelişimde önemli rol oynuyor. “Çocukken ben Gülçin’dim” diyen ve benim gibi şarkı söylemeye çalışan kişilerin olması da beni bu nedenle çok mutlu ediyor. Ve böyle başlayıp çok iyi vokal olan kişiler tanıyorum. Bir yerlerden onları etkilemiş, kalplerine dokunmuş olmak inanılmaz bir onur.


Peki ya dans? Sahnede yalnızca şarkısını söyleyen bir kadın yok. Bir “show girl”sün de! Kliplerinde iddialı kostümlerle dans ediyorsun. Bu albümün ilk klibinden bahsedelim mi biraz? Yenileri de olacak mı?

“Don’t Wake Me Up” ve “Beni Bu Rüyadan Uyandırma” aynı gün Murat Joker yönetmenliğinde çekildi. Şimdi davet albümünden “Bulut Falı” isimli bir şarkıma klip çekme planımız var. Ama kendimizi riske atmadan…  Korona olma tehlikesi yaşamak istemiyoruz.

Haklısın. Kimi zaman burlesk kimi zaman disco bazen “jazzer” bir Gülçin var sanki seyirci karşısında. (Instagram hikayelerindeki Gülçin’den de yola çıkarak…) Sen kendini en çok hangi türe, hangi müziğe, hangi Gülçin’e yakın hissediyorsun?

Davet ve Invitation albümlerimde kendimi olduğum gibi ifade ediyorum aslında Nilüfer. Tarifi bu albümlerde. Ama her geçen gün daha iyisini yapmak için çalışacağımı biliyorum ve söz veriyorum. İlerideki projelerim şu andan planlanıyor ve çok güzel hayallerim var. Bu süreçte benimle olan, ailem haline gelen tüm dinleyicilerimize teşekkür etmek istiyorum.

Şimdi hatırladım da kedin Dudi için de şarkı yapmıştın. Belki bir albümde yer alır. (Yer almadı sanırım.) İlham verenlerden biri Dudi sanırım.

Kedim annemle beraber kalmak zorunda kalmıştı, ben İstanbul’a geri dönmüştüm. O yaz benim için büyük bir eksiklik oldu, Dudi’nin yokluğu. Evimin huzurunu kedim yaratıyor gibi bir şey benim için. Özlemimden böyle esprili bir şarkı yazdım ve YouTube kanalıma yükledim. İsmi Dudi Blues. Hatta yetenekli ve tatlı küçük bir kız bu şarkımı yorumladı, benim için izlemesi çok mutluluk vericiydi.

Bu arada yoga ve pilates yapıyorsun. Hatta annenle yaptığın bir video hatırlıyorum. Yalnızca fit görünmeye değil de dans ve müzik için de bedenine iyi baktığını düşünüyorum. İleride ders vermeyi falan düşünüyor musun? Nasıl gidiyor istikrarın, iç disiplinin?

Aslında yoga ve meditasyon üzerine eğitimler aldım, öğretebilirim fakat o konuda kendimi cesur hissetmiyorum. Arkadaşlarıma ders verdiğim oluyor ama şu sıralar daha çok kendi pratiklerim için bilgilerimi kullanıyorum ve online derslerle pratiklerimi uyguluyorum. Benim bedenim küçüklüğümden beri dans ve spora alışkın. Bir süre onlardan uzak kalırsam bedenim büyük ölçüde değişime giriyor. Ama devam ettiğim zaman hemen cevap veriyor çünkü belli bir altyapısı var. Ben de dolayısıyla kendime iyi bakmakta yükümlü olduğumu düşündüğüm için kendimi aktif tutuyorum.

Başka ilgi alanların var mı? Pandemide  bu anlamda keşfettiğin yeni şeyler oldu mu?

Ben zaten çok yönlü biriyim. Yemek yapmaya başladım daha çok, onun dışında yeni bir hobi ya da ilgi alanı olmadı.

Bu dönemin ruhuna ve yaratıcılığına mutlaka kattıkları olmuştur. Neler sence?

Zorluklar her zaman yaratıcılığı tetikler diye düşünüyorum. Biz de kendimizi küçük şeylerle mutlu etmeyi öğrenmek mecburiyetindeydik. Kendimizle yalnız başımıza mutlu olmak zorunda kaldık. Pandeminin başından bu yana aylarca yalnız başıma kaldım. Ve bu piskolojim için (yalnızlığı ne kadar da seviyor olsam) bir yerden sonra zor olabiliyor. 

 

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media